Cam kubbe şeklindeki yüksek tavanı ve antik desenli duvarları olan bu geniş holde yürürken, kendimi yirmi birinci yüzyıldan eski bir sindirella masalına düşmüş biri gibi hissetmekten alıkoyamıyorum. Üzerimdeki pantolon tişört ikilisi geniş kabarık bir elbiseye dönüşüveriyor ve karşımdan bana doğru gelmekte olan adam bir prense evriliveriyor. Beyaz atlı bir prens; fakat atını dışarıya park etmiş olmalı. Elinde camdan bir stiletto, yüzünde ise hayranlık dolu bir bakış; bakışlarının sahibi benim. Kadınların sahip olmak istediği her şey onda; yakışıklı bir yüz, fit bir vücut, centilmen bir kişilik ve zengin bir gelecek. O nasıl reddedilebilir ki? Tüm o kalıplar bir bir yıkılırken yirmi birinci yüzyıla geri döndüm. Bana doğru gelen adam, elinde stiletto varken daha masum duruyordu. En azında

