6. Bölüm

841 Kelimeler
"Yumuşak içim olsun mu?" Karşımdaki orta yaşlı kadının siparişini alırken kendimi gülümsemeye zorladım. Bu normalde efor sarf etmeksizin her gün yapabileceğim bir eylem olsa da, son yaşadıklarım buna izin vermiyordu. İzmir'in hafta sonu içimdeki soğuğa ve bulunduğumuz mevsime inat, güneşliydi. Kordon Boyu’na yakın düşen Starbucks da bu havadan nasibini almıştı. Karşımda bekleyen kadının ismini kartona yazarken, gittikçe kalabalıklaşan sıranın altından kalkabilmeyi umuyordum. Bastıran sıcak ile boynumdan kayan fularımı hareketlendirerek sıradaki müşteriyle ilgilenmeye başladım. Yirmi yaşında bir yetişkin olarak, okurken ailemin üzerindeki yükü hafifletmek istemiştim. Çünkü ailem orta halliydi ve benden beş yaş küçük olup henüz ergenliklerinin baharında olan, birbirlerinden süslü ikiz kız kardeşlerim vardı. Ben de hafta sonları burada çalışarak ve bir yayınevinde son seviye ingilizce sertifikamla çevirmenlik yaparak en azından kendi harçlığımı çıkartıyor ve onlara yardımda bulunabiliyordum. Birkaç saat sonra mekandaki kalabalık azaldığında ben de iyice yorulmuştum. Birlikte geldikleri belli olan bir grubun siparişlerini aldıktan sonra karton bardakları yanımdaki baristaya doğru ittirdim. Son kalan kişinin bardağını da elime alıp yüzüne bakmadan "Adınız nedir?" diye sordum. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra boğuk bir ses "Iron Man." diye mırıldandı. Refleksle yazmaya girişecekken birden durdum. Kafamı şaşkınlıkla yukarı kaldırdığımda bunu söyleyen kişinin gizemli maskeli olacağını beklemiyordum. Bana ters ama ucundan da çekinik bir bakış atarak "Ne?" diye söylendi. "İstediğim gibi yazdıramaz mıyım? İlla nüfusa kayıtlı adımı mı söylemek zorundayım?" Onun takıldığı isimden ziyade ben onun ta kendisine takılmıştım. Kaşlarım hızla çatıldığında "Senin ne işin var burada?" diye istemsizce kaba bir ifadeyle sordum. "Beni mi takip ediyorsun?" "Hayır?" Masum bir edayla kaşlarını kaldırdı. Siyah maskesinin altından konuşurken sesi boğuklaşıyordu. "O halde nasıl yeniden karşılaşabiliyoruz? Bu da tesadüf olamaz." İlk iki karşılaşmamızın tamamen tesadüfi olduğunu bilsem de bunun da aynı şekilde olabileceğine inanmazdım. O da bunu inkar etmeyerek "Tesadüf değil zaten." dedi ve beni daha fazla şaşkınlığa sürükledi. Vücudum gerilirken arkasına bakıp ondan başka bekleyenin olmadığını teyit ettim ve tekrar ona döndüm. Ona anlattıklarım en yakınlarıma bile anlatmadığım özel hayatımdı ama o bunun aksine, özel hayatımda hiçbir yer kaplamayan tanımadığım bir adamdı. Ben bunun tezatlığıyla daha da tedirgin olurken o devam etti. "Burada çalıştığını biliyorum." "Nasıl biliyorsun?" Ellerini rahatlıkla kotunun cebine koyarak kafasıyla ileriyi gösterdi. "İki bina ötede oturuyorum, arkadaşlarımla her hafta sonu buranın karşısındaki parkta halı saha maçı yaparız, her gün bu mekanın önünden geçiyorum; daha fazla açıklamam gerekiyor mu?" Omuzlarını silkti. "Senin burada çalıştığını fark etmek için bir çabaya girişmedim yani. Muhtemelen kafanda kurduğun gibi bir sapık da değilim." Gözlerimi ondan kaçırdığımda siparişlerini alan arkadaşlarının ona seslenerek masaya oturacaklarını işaret ettiklerini gördüm. O da başıyla onayladığında tekrar bana döndü. Ona her şeyi anlatırken o kişilerin kim olduklarıyla ilgili hiçbir isim vermesem de anlık utancımı engelleyemedim. Çünkü tüm acizliğimi biliyordu ve dahası görmüştü. Gerginlik sarı saç diplerimi terletirken "O halde niye geldin?" diye sordum. Gelişinin tesadüf olmadığını söylemişti. Ciddi bir ifade takınarak duruşunu dikleştirdi. Siyah tişörtünün üstüne geçirdiği koyu mavi, düğmeleri açık gömleği açık tenine renk vermişti. "Hikayenin devamını merak ettiğim için geldim." "Devamı?" "Sadece onların senin hakkındaki planlarını anlattın. Ama kendi planlarını anlatmadın." "Bunu sana neden anlatayım?" "Çünkü buraya kadar olan kısmı anlattın?" Gerginlik ve utançla karışık soludum. "Sana bunu unutmanı söylemiştim." "Ama ben daha cevabımı vermemiştim ki. Unutmamı istiyorsan neden başta anlattın?" "Çünkü o an anlatmak istedim. Bu şekilde rahatlayacağımı düşündüm." "Rahatladın mı peki?" "Evet." Kirpiklerimin altından bakarak kısık sesle konuştum. "Teşekkürler." Konuşmak yerine sesli bir iç çekti. Bir süre sonra, "Ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum." diye konuştu. "Muhtemelen sana asılan o eski sevgiliyle bir olup, sana tuzak kuran o kızı süründürmeyi planlayabilirsin ama bu doğru değil çünkü-" Sözünü kestim. "Böyle bir şey planlayabileceğimi de nereden çıkardın? O kız da eski sevgilisi de benim umrumda değil ki?" Şaşkınlıkla konuştu. "Umrunda değil mi? Ama bunca şeyi başlatan asıl ikisi değil mi?" Yenik bir nefes verdim. "Bunca şeyi kimin başlattığı umrumda değil. Benim umrumda olan tek şey, hoşlandığım kişinin bu oyunu kabul etmesi. Beni asıl yaralayan da bu." Kalbim... Bak, yine acımıştı işte! Hep acıyordu. Dolan gözlerimi kırpıştırırken tiksintiyle konuştum. "O kızın ya da bu oyuna sebebiyet veren eski sevgilisinin hiçbir ayrıntısıyla ilgilenmiyorum. Yüzlerini gördükçe bile midem bulanıyor. Sadece benden uzak olsunlar, yeter." Bana afallamış bir şekilde bakarken hikayemin onu etkilediğinin bilincine vardım. Utanması gereken kişinin ben olmadığını biliyordum ama yine de karşısında utanmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Bu yüzden bu anı daha fazla uzatmamak ve onun merakını gidermek adına "Bir planım yok." diye mırıldandım. "Hiçbir şey yapmayacağım, sadece onun ne kadar ileri gidebileceğini görmek istiyorum. Belki bu ondan vazgeçebilmemde bana daha çok yardımcı olur." Mavileri yeşillerime ne yapacağını bilemez bir şekilde bakarken "Ama ben bunu unutamam ki." diye mırıldandı. İçimi anladığı için ona teşekkür etmek istedim fakat o an tek yaptığım, fularımı boynumdan çıkartmak oldu ve el bileğine uzandım. Fuları bileğine sararken onunla hâlâ tanışmadığımızı fark ettim. Aynı anda maskesini neden hiç yüzünden indirmediğini de ilk kez merak ettim. Hareketlerimi sessizce izliyordu. Fulara düğüm atarken, "Bundan böyle birbirimize karşı kör ve sağır iki insan olalım." diye mırıldandım. "Ben seni görmüyorum, sen de beni duyma." Elimi bileğinden çektim. "Bir kişisel gelişim kitabında okumuştum. Bu fulara baktıkça hatırla. Ama beni değil; sana anlattıklarımı unutman gerektiğini..." Gözlerimi ondan çekip karton bardağına Iron Man yazarken onun fulara takılı kalan bakışlarını önemsemedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE