Saklı Cennet

1461 Kelimeler
Burak ve Gözde, Mert’in evinde son hazırlıklarını tamamlamıştı. İkisi de birer sırt çantasıyla kapıya yaklaşırken, Mert onları uğurlamak için bekliyordu. Yüzünde bir gülümseme vardı, ancak bu gülümsemenin ardında derin bir endişe ve özlem hissi gizliydi. Gözde, Mert’in yanına yaklaştı, yüzünde buruk bir ifadeyle: “Mert, size ne kadar teşekkür etsem az. Bize sadece bir dost değil, bir aile oldunuz. Sizi tanımak benim için çok değerliydi.” Mert, hafifçe tebessüm etti ve Gözde’nin omzuna nazikçe dokundu. “Sen güçlü birisin, Gözde. Burak’ın yanındasın, ama her şeyden önce kendin için güçlü olmalısın. Ona iyi bak. O, dışarıdan sert görünse de içindeki yaralar hâlâ derin.” Burak, birkaç adım geride duruyordu. Sırtındaki sargılar hâlâ taze olmasına rağmen, kararlı bir duruş sergiliyordu. Mert’e yaklaşıp elini sıktı. “Mert, ne desem az. Hayatımı kurtardın, bizi korudun. Ama artık kendi yolumuzu çizme zamanı. Seni unutmayacağım.” Mert, Burak’ın elini sıktıktan sonra hafif bir kahkaha attı. “Burak, unutmak senin işin değil. Dikkatli ol. Sapanca’daki evi çok iyi seçmişsin. Orası gerçekten bir cennet. Ama dikkatli olmayı bırakma, özellikle Abdullah Zengin’in adamları hala çevredeyken.” Burak başını salladı, derin bir nefes alarak, “Haklısın. Ama bu sefer, her şey daha farklı olacak,” dedi. Ardından, Mert’e bir kez daha teşekkür etti ve Gözde ile arabaya yöneldi. Gözde, araba hareket ettikten kısa bir süre sonra başını cam kenarına yasladı. Gözleri yorgunluk ve düşüncelerin ağırlığıyla kapanmaya başladı. Arabayı kullanan Burak, bir an için ona baktı. Onun bu kadar huzurlu bir şekilde uyuduğunu görmek, içinde garip bir his uyandırdı. Belki de bu yeni ev, gerçekten onların aradığı huzurun başlangıcıydı. Gözde, arabada uyurken dışarıdaki manzara hızla değişmeye başlamıştı. İstanbul’un betonlaşmış binaları ve gürültüsünden uzaklaşıp Sapanca’nın huzur veren ormanlarına doğru ilerliyorlardı. Ağaçların yoğunluğu artmış, yollar daha kıvrımlı hale gelmişti. Havanın kokusu bile değişmişti; temiz, serin, taze bir hava. Yaklaşık iki saat sonra Burak, arabayı durdurdu. Gözde, motorun durmasıyla gözlerini araladı. İlk başta nerede olduğunu anlamasa da camdan dışarı baktığında gözleri büyüdü. “Burası… inanılmaz,” diye fısıldadı. Burak, arabanın kapısını açıp onun dışarı çıkmasına yardım etti. “Sapanca’ya hoş geldin,” dedi sakin bir sesle. “Burası bizim yeni evimiz.” Gözde, çevresine bakarken büyülenmiş gibiydi. Yemyeşil orman, dağların eteklerinden akan berrak dereler, kuş sesleri ve tertemiz hava… Hepsi bir araya gelmiş, burayı adeta bir cennete dönüştürmüştü. Derin bir nefes aldı ve yüzünde huzurlu bir tebessüm belirdi. “Burak, burayı nasıl buldun? O kadar huzurlu ki, sanki başka bir dünyadayız,” dedi, gözlerini çevrede gezdirirken. Burak, Gözde’nin elinden tutup onu eve doğru yönlendirdi. “Burası bir sır, Gözde. Bu evden sadece senin ve benim haberim var. Kimseye söylemedim ve asla söylemeyeceğim. Burada güvendeyiz.” Eve vardıklarında Gözde, daha da şaşırmıştı. Ev, ahşap bir tasarıma sahipti. Doğayla uyum içinde inşa edilmiş, basit ama oldukça sıcak bir havası vardı. Geniş verandasındaki sandalyelerden biri, etraftaki yeşilliği izlemek için mükemmel bir yerdi. İçeri girdiklerinde küçük ama işlevsel bir alanla karşılaştılar. Şömine, kitaplık ve sade bir mutfak… Her şey, burada huzurlu bir hayat için yeterliydi. Burak ve Gözde, Sapanca’daki eve vardıklarında, ilk işleri eşyalarını yerleştirmek oldu. Evin içinde sessiz bir telaş vardı; her biri kendi düşüncelerine dalmış, bir yandan da işleri çabucak bitirmenin peşindeydi. Gözde, mutfağa yerleşirken Burak, yatak odası ve salonla ilgileniyordu. Ahşap dolapların içine kıyafetlerini dikkatlice yerleştiren Gözde, bir ara durup camdan dışarı baktı. Ormanın derinliklerine bakan manzara onu büyülemişti. Havadaki temizliği ve çevredeki huzuru hissedebiliyordu. Burak, salondaki kitaplığın önünde durdu. Yanında getirdiği birkaç kitabı dizerek düzenlemeye çalışıyordu. Kitapların arasında, eski bir defteri eline aldı. Kapağını açıp içindeki notlara baktığında yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi. Ancak bu hüzün, kısa sürede bir kararlılığa dönüştü. “Her şey hazır gibi görünüyor,” dedi Gözde, mutfaktan Burak’a seslenerek. “Sen ne durumdasın?” Burak, hafif bir tebessümle cevap verdi. “Biraz toparladım. Ama asıl düzeni buraya alıştıkça kuracağız.” Gözde başını salladı ve mutfaktan çıkıp salona geçti. Gözleri, şöminenin hemen yanındaki koltuklara takıldı. “Burası gerçekten çok güzel,” diye fısıldadı. Gün batarken, evin içinde farklı bir hava hâkimdi. Şömineyi Burak yakmıştı; odunların çıtırtısı ve yayılan sıcaklık, ortamı daha da samimi hale getiriyordu. Gözde, koltuğa oturmuş, ellerini şöminenin sıcak alevlerine doğru uzatmıştı. Burak, iki fincan çayla salona geldi ve birini Gözde’ye uzattı. “İyi bir seçim yapmışız,” dedi Burak, alevlere bakarken. “Burası sadece bir sığınak değil; düşünmek ve toparlanmak için de ideal bir yer.” Gözde, Burak’a dönüp gülümsedi. “Haklısın. Ama burada sadece durup düşünmek istemiyorum. Aynı zamanda birbirimizi daha iyi tanımak istiyorum. Çünkü bu savaşı birlikte kazanmamız gerekiyor.” Burak, Gözde’nin gözlerindeki kararlılığı gördüğünde hafifçe başını salladı. “Birbirimize güvenmek zorundayız, Gözde. Bu yolda yalnız olmadığını bilmeni istiyorum.” Bir süre sessizlik oldu. Şöminenin çıtırtıları ve dışarıdan gelen hafif rüzgâr sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Bu sessizlik, ikisinin de rahatlamasına ve düşüncelerini toparlamasına olanak sağlıyordu. “Burak,” dedi Gözde, sessizliği bozan ilk kişi olarak. “Beni bu hayattan kurtardın. Ama hâlâ içimde bir şey eksik gibi hissediyorum. Kendimi tamamlamak için ne yapmam gerektiğini biliyorum. Ve bu da intikamımı almak.” Burak, gözlerini şömineden çevirip Gözde’ye baktı. “İntikam almak seni tamamlamayacak, Gözde. Ama seni bu yolda destekleyeceğim. Çünkü bu, senin yolun.” Koltukta yan yana oturan ikili, konuşmalarını sürdürürken bir yandan da birbirlerini daha iyi anlamaya çalışıyordu. Gözde, Burak’ın sakin ve güçlü yanını fark ederken, Burak da Gözde’nin içindeki cesareti ve kırılganlığı aynı anda görüyordu. Gece ilerledikçe, ikisinin de göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Gözde, başını Burak’ın omzuna yasladı. “Burak, burada kendimi güvende hissediyorum,” diye fısıldadı, gözleri kapanırken. Burak, hafifçe gülümsedi ve şöminenin alevlerine bir kez daha baktı. “Huzur burada, Gözde. Ama unutma, bu sadece bir ara. Daha yapacak çok işimiz var.” Konuşmalar yavaşça yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Şöminenin karşısındaki koltukta, Gözde ve Burak yan yana, huzurlu bir şekilde uykuya daldılar. Alevlerin sıcaklığı, onları çevreliyor; dışarıdaki soğuk ve karanlık, evin içindeki bu huzurlu atmosferden çok uzakta kalıyordu. Bu an, onların hem dinlenmesi hem de birbirlerine olan güvenlerini pekiştirmesi için önemliydi. Çünkü bu kısa mola, gelecek günlerde karşılaşacakları zorluklara karşı daha güçlü olmalarını sağlayacaktı. Sabah olmuş, güneş ışıkları Sapanca’nın yemyeşil doğasından süzülerek evin perdelerinden içeri sızıyordu. Kuş cıvıltıları ve hafif bir rüzgârın ağaç yapraklarında yarattığı hışırtılar, sabahın huzurunu hissettiriyordu. Gözde, mutfakta kahvaltıyı hazırlarken, içerideki sessizlikte yalnızca bıçakla kesme tahtasının hafif tıkırtısı duyuluyordu. Gözde, masayı özenle hazırlıyordu. Taze demlenmiş çayın buğusu, evin havasını doldurmuştu. Fırından çıkardığı sıcak ekmekler, bal, tereyağı, zeytin ve peynirle birlikte masada yerini almıştı. Doğal bir ortamda olduklarını hissettiren reçeller, mevsim meyveleri ve mis kokulu bir demet taze nane de masaya eklenmişti. Gözde, her detaya dikkat etmişti; bu, Burak için hazırladığı ilk kahvaltıydı ve her şeyin mükemmel olmasını istiyordu. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra mutfağa son bir kez göz atıp derin bir nefes aldı. Ardından oturma odasına, şöminenin karşısındaki koltuğa baktı. Burak, hala orada, battaniyeye sarılmış bir şekilde huzurlu bir uyku çekiyordu. Yüzü, her zamankinden daha rahat görünüyordu; belki de sonunda birkaç saatlik huzurlu bir uyku bulmuştu. Gözde, Burak’ın uyuduğu koltuğa doğru sessizce ilerledi. Onu uyandırmaya kıyamıyordu ama hazırladığı kahvaltının sıcaklığını kaybetmesini de istemiyordu. Hafifçe eğilip, Burak’ın yorgun yüzüne baktı. Yaralarının verdiği ağrı yüzünden kaşları zaman zaman çatılıyor, ama yine de yüzünde bir huzur izi kalıyordu. Gözde, usulca eğilerek Burak’ın yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Bu, onu nazikçe uyandırmanın en doğru yolu gibi gelmişti. “Burak, uyanma zamanı,” diye fısıldadı yumuşak bir sesle. Burak, hafifçe inleyerek gözlerini araladı. Gözde’yi gördüğünde, yüzüne bir tebessüm yayıldı. “Sabah mı oldu?” diye mırıldandı, hala tam olarak uyanamamış bir sesle. Gözde, ona gülümseyerek başını salladı. “Evet, sabah oldu. Kahvaltı hazır, ama sen hala uyuyorsun. Güneşten bile tembelsin,” dedi, hafif bir şakayla. Burak, yavaşça doğrulmaya çalıştı, ama sırtındaki yaraların verdiği hafif ağrı yüzünü buruşturmasına neden oldu. Gözde hemen yanına oturup ona destek oldu. “Yavaş ol,” dedi endişeli bir sesle. “Hâlâ iyileşme sürecindesin, kendine dikkat etmen gerek.” Burak, derin bir nefes alıp başını salladı. “Haklısın. Ama bu yaralar beni durduramaz, biliyorsun.” Gözde, ona dik bir bakış attı. “Beni dinlemezsen, seni burada yatağa bağlarım. Hadi şimdi kahvaltıya gel, enerji toplaman lazım.” Burak, hafifçe gülerek başını salladı. “Peki, küçük tehditkar kadın, dediğin gibi olsun.” Burak ve Gözde, kahvaltı masasına oturduklarında, ortamda bir huzur vardı. Burak, masadaki çeşitliliği görünce şaşkın bir ifadeyle Gözde’ye baktı. “Bunu gerçekten sen mi yaptın?” diye sordu. Gözde, alaycı bir şekilde kaşlarını kaldırdı. “Evet, neden bu kadar şaşırdın? Kadınlar sadece savaşmaz, aynı zamanda harika kahvaltılar da hazırlar.” Burak, tebessüm ederek başını salladı. “Bunu itiraf etmeliyim; kahvaltı hazırlamak savaşmaktan daha zor görünüyor.” İkisi de kahvaltıya başladıklarında, bu anın ne kadar değerli olduğunu hissediyorlardı. Savaş ve intikamla geçen kaotik hayatlarının içinde, bu tür küçük anlar, onların insanlıklarını ve birbirlerine olan bağlarını hatırlatıyordu. Bu küçük cennet köşesinde, her şeyden uzak, yalnızca birbirlerine odaklanmışlardı. Onlar için bugün, şimdilik sadece huzur ve birbirlerini tanımak için bir fırsattı. Ama her ikisi de biliyordu ki, bu sessizlik uzun sürmeyecek, çünkü savaş daha yeni başlıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE