Burak ve gözde birlikte olacağı zaman pencereden vızıltı sesine benzer bir şey dikkatini çekmişti. Bu bir drondu fakat bomba yüklü bir dron Patlamanın etkisiyle odaya dolan yoğun duman ve alevlerin hışırtısı etrafı sarmışken, Burak hızla gözdeyi kucaklayıp yatağın altına soktu. Patlama o kadar şiddetliydi ki bir an için her şey sarsıldı, duvarlardan sıvalar döküldü ve camların tümü tuzla buz oldu. Odanın içinde yankılanan patlama sesi kulakları sağır edecek kadar yüksekti. Yatak altındaki dar alanda, nefes almak neredeyse imkânsızdı. Gözde, gözlerini sımsıkı kapatmış, titreyen bedeniyle Burak’a sokulmuştu.
Burak, yatağın altına yaptırdığı sürgülü kapağı ittiğinde, serin bir hava içeri dolmuştu. Gözde, bir an olsun umutlanarak derin bir nefes aldı. "Alt kata geçiyoruz," dedi Burak, sesi kararlı ama zayıftı. Gözde, onun bu cesaretine hayranlık duysa da aynı zamanda Burak’ın ne kadar zayıfladığını fark edebiliyordu. Alt kata indiklerinde, Burak bir anda sendeledi. Gözde, onun kolundan tutarak destek olmaya çalıştı.
Burak’ın Yaralanışı ve Gözde’nin Korkusu
Alt kata indiklerinde, Gözde’nin gözü Burak’ın sırtından aşağı süzülen kanlara takıldı. İlk anda fark edememişti, ama şimdi Burak’ın nefes alışverişinin hızlanmasından ve yüzündeki solgunluktan durumu daha net görüyordu. Burak, yüzünü buruşturdu, ama acısını belli etmemeye çalışıyordu. Gözde, "Burak, neyin var?" diye fısıldadı, ama Burak kafasını iki yana sallayarak onu susturdu. "Şimdi zamanı değil. Devam etmeliyiz," dedi. Gözde, bu sırada Burak’ın ayağından damlayan kanların zeminde bıraktığı izlere baktı ve kalbi sıkıştı.
Burak, gözleriyle banyonun karşısındaki aynayı işaret etti. "O aynayı çek. Oradan bir alt kata geçeceğiz," dedi. Gözde, elleri titreyerek aynaya doğru ilerledi. Aynanın altındaki gizli menteşeyi bularak çektiğinde, arkasında dar bir geçit belirdi. "Burak, hadi!" dedi aceleyle. Burak, Gözde’nin kolundan destek alarak bu dar geçitten ilerledi. Her adımında yüzü acıdan kıvrılıyor, kan kaybı nedeniyle dengesini zor sağlıyordu. Gözde, onun bu halini gördükçe gözyaşlarını tutmakta güçlük çekiyordu.
İki kat aşağı indikleri sırada, Burak sert bir şekilde yere düştü. Gözde, hemen onun yanına çöktü. "Burak! İyi misin?" diye seslendi, sesi panikle doluydu. Burak, dişlerini sıkarak ayağa kalkmaya çalıştı. "Devam etmeliyiz. Buradan çıkmamız lazım," dedi. Salonun köşesindeki tekli koltuğu işaret etti. "Onun altında bir kapak var. Oradan birinci kata geçeceğiz."
Gözde, koltuğun yanına koştu ve kapağı buldu. Burak’ı kolundan tutarak bu geçide sürüklerken, adamın yüzündeki acı dolu ifadeye dayanmakta zorlanıyordu. Birinci kata indiklerinde, Gözde bir an için Burak’ın yüzündeki ter damlalarına ve solgunluğa baktı. Artık neredeyse gözlerini açık tutmakta bile zorlanıyordu. Gözde, "Burak, seni kaybetmek istemiyorum," dedi, sesi titriyordu. Burak, hafif bir gülümsemeyle, "Beni kaybetmeyeceksin. Ama şimdi otoparka ulaşmalıyız," dedi.
Son katın gizli geçidinden otoparka çıktıklarında, loş ışıkların altında Tesla marka siyah bir araç onları bekliyordu. Burak, Gözde’ye dönerek, "Şimdi bu araca binmeliyiz. Merak etme, araba otomatik pilotta. Seni güvenli bir yere götürecek," dedi. Gözde, korkuyla, "Ama ben araba kullanmayı bilmiyorum!" diye itiraz etti. Burak, onun omzuna elini koyarak, "Buna gerek yok. Her şey ayarlandı. Rotayı daha önce belirledim. Profesör Mert bizi bekliyor. Bana yardım edecek," dedi.
Gözde, Burak’ı sürükleyerek arabanın kapısını açtı ve onu koltuğa oturttu. Burak’ın yüzü artık iyice solgundu, ama dudaklarındaki inatçı ifade hâlâ canlıydı. Gözde, direksiyona geçti ve elleri titreyerek arabanın çalışmasını izledi. Tesla, sessizce hareket etmeye başladığında, Burak gözlerini kapatarak hafifçe arkasına yaslandı. Gözde, her an Burak’ın bilincini kaybedeceğinden korkarak ona doğru eğildi. "Sakın beni bırakma, Burak," diye fısıldadı. Burak, gözlerini hafifçe açarak, "Söz veriyorum," dedi ve araç, geceyi yararak hızla ilerledi.
Gece karanlığı, İstanbul’un bilinmeyen bir köşesinde, terk edilmiş gibi görünen ıssız bir yolda ilerleyen Tesla’nın farlarının aydınlattığı dar patikayı kucaklıyordu. Gözde, direksiyon başında, elleri titrercesine sıkı sıkıya tutuyordu. Arka koltukta zorlukla nefes alabilen Burak, bir an için camdan dışarı baktı ve uzaktan gelen vızıltı seslerini fark etti. Gözlerini kısmış, bu sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu. Çok geçmeden farların aydınlattığı karanlık yolda, gökyüzünden üzerlerine doğru yaklaşan iki silueti fark etti.
"Gözde! Dronlar! İkisi de bomba yüklü. Bizi takip ediyorlar!" dedi Burak, sesi ciddiyetle doluydu.
Gözde, bir an için arkasına dönüp bu silüetleri görebilmek için dikkatini yoldan ayırdı. Kalbi sıkışıyordu. "Ne yapacağız Burak? Onlardan kurtulmamız lazım!" diye panikle sordu.
Burak, derin bir nefes alarak, "Bagajda bir pompalı tüfek var. Arka koltukları yatır, tüfeği çıkar. Onları düşürmek zorundayız," dedi. Gözde, ilk şaşkınlığını üzerinden atar atmaz harekete geçti. Direksiyonu hızlıca kenara kırarak Tesla’yı toprak bir yola sürdü. Araç durduğunda motorun uğultusu ve dronların vızıltısı dışında tüm dünya sessizdi.
Gözde, arka koltukları hızla yatırdı ve bagajdaki silahı çıkardı. Burak, zayıf bir sesle, "Fişekler de bagajda, çantanın içinde," dedi. Gözde, silahı eline aldığında, pompalı tüfeğin ağırlığı karşısında biraz şaşırmıştı. Elleri hâlâ titriyordu, ama Burak’ın durumunun ciddiyetini gördükçe, korkusunu bir kenara bırakmaya çalıştı. Çantayı açtı, fişekleri buldu ve tüfeği doldurmaya koyuldu. Ancak bir şeyler ters gidiyordu.
Burak, Gözde’nin tüfeği yanlış bir şekilde doldurduğunu fark etti. Gözde’nin panik dolu hareketlerini izlerken, "Dur, yanlış yapıyorsun," diye güçlükle konuştu. Gözde’nin elinden tüfeği aldı, ellerinin ne kadar ağırlaştığını hissetti. Fişekleri doğru şekilde yerleştirdi ve silahı tekrar Gözde’ye uzattı. "Artık senin ateş etmen gerekiyor. Ben bu halde yapamam," dedi, sesi çatallıydı.
Gözde, korku ve kararlılık dolu bir ifadeyle tüfeği aldı. "Tamam, Burak. Sana güveniyorum. Beni yönlendir," dedi. Dronların vızıltısı artık iyice yaklaşmıştı. Gözde, arka koltuktan doğruldu ve tüfeği omzuna yerleştirdi.
Dronlardan biri, Tesla’nın hemen arkasına kadar gelmişti. Gözde, tetiğe dokunmadan önce derin bir nefes aldı. Burak, zayıf bir sesle, "Hedefe odaklan. Hızlı hareket etme. Nefesini tut ve ateş et," dedi. Gözde, dediklerini yaparak tetiği çekti. Tüfekten çıkan saçmalar, havada bir anlığına parladı ve drona doğru hızla ilerledi. İlk atış, dronun pervanelerinden birine isabet etti. Küçük bir patlama sesiyle dron irtifasını kaybetti ve birkaç metre ötede yere çakıldı. Gözde’nin yüzü biraz umutla dolmuştu.
"Başardım!" diye bağırdı, ama çok geçmeden diğer dronun hızla üzerlerine doğru geldiğini fark etti.
Burak, hâlâ arka koltukta oturuyordu ve her hareketi ona işkence gibi geliyordu. Gözde’ye bakarak, "Diğeri daha hızlı. Hedefin çok daha zor olacak," dedi. Gözde, tüfeği tekrar omzuna dayadı, ama bu kez elleri daha çok titriyordu. Burak, onun bu halini görünce, "Sakin ol. Beni dinle. Derin bir nefes al. Tetiği çekmeden önce hedefin tamamen görüş alanında olsun," dedi.
Gözde, başını sallayarak onayladı. İkinci dron, Tesla’ya doğru hızla yaklaşırken, Gözde tüfeği doğrulttu. Tetiği çektiğinde, tüfekten çıkan saçmalar dronun gövdesine isabet etti. Büyük bir patlama sesiyle dron havada infilak etti. Patlamanın ışığı, geceyi bir anlığına gündüze çevirdi. Gözde, tüfeği bırakarak derin bir nefes aldı.
Burak, Gözde’ye zayıf ama gururlu bir bakış attı. "İşte bu kadar. İyi iş çıkardın," dedi, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Gözde, Burak’ın yanına oturarak, "Sen olmasaydın bunu yapamazdım," dedi.