Ameliyat odasındaki yoğun ve stresli saatlerin ardından sessizlik çökmüştü. Gözde, koridorda beklemek yerine, kendini Burak’ın odasında bulmuştu. Ameliyat sonrası dinlenmesi için taşındığı bu küçük, loş odada, Burak’ın yatağının yanına oturmuş, onun hareketsiz bedenine bakıyordu. Kalbi sıkışıyor, gözlerinden bir damla yaş istemsizce süzülüyordu. Yavaşça elini uzattı ve Burak’ın soğuk ellerinden birini tuttu. O an, onun ne kadar güçlü ama bir o kadar da kırılgan olduğunu düşündü.
“Burak… Lütfen dayan,” diye fısıldadı. “Beni burada yalnız bırakma.”
Tam o sırada kapı sessizce açıldı. İçeriye uzun boylu, keskin hatlara sahip, beyaz önlüklü bir adam girdi. Üzerinde hala kan izleri taşıyan eldivenleriyle, yorgun ama kararlı bir ifadeyle Gözde’ye doğru ilerledi. Adamın varlığıyla odadaki hava bir anda değişmişti. Gözde, başını kaldırıp ona baktı, ama elini Burak’ınkinden çekmedi.
“Sen Gözde olmalısın,” dedi adam, sert ama nazik bir ses tonuyla. “Ben Mert. Burak’ın… en yakın arkadaşı.”
Gözde, şaşkınlıkla başını salladı. Burak’ın Mert isimli bir arkadaşı olduğundan haberi yoktu. Ama adamın duruşu, konuşması ve üzerindeki kan izleri, onun sıradan biri olmadığını açıkça belli ediyordu.
“Burak sizden hiç bahsetmedi,” dedi Gözde, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak. “Ama yardımınız için minnettarım.”
Mert, Burak’ın yatağına yaklaşarak ona baktı, ardından derin bir nefes aldı. “Bahsetmez. Burak, geçmişini pek anlatmayı sevmez. Ama benim ona borcum büyük. Yedi can borcum var. Bugün burada olmamın tek sebebi, onun zamanında hayatımı kurtarmış olması.”
Gözde’nin kaşları merakla çatıldı. “Yedi can borcu mu?” diye fısıldadı.
Mert, hafif bir tebessümle başını salladı ve Burak’ın uyuyan yüzüne bir an daha baktı. “Yıllar önce, ben hedefteydim. Dünyanın dört bir yanında farklı gruplar beni kaçırdı. Beni ya rehine olarak kullanmak istediler ya da yeteneklerimi kendi çıkarlarına alet etmeye çalıştılar. Her seferinde Burak, hayatını hiçe sayarak beni kurtardı. O olmasaydı, şu an burada olmazdım.”
Gözde, Burak’ın elini sıkıca tutarken derin bir nefes aldı. Onun hep sırlarla dolu olduğunu biliyordu, ama bu kadar büyük, bu kadar karanlık bir geçmişe sahip olduğunu tahmin etmemişti.
“Neden bahsetmedi?” diye sordu gözlerini Burak’tan ayırmadan.
“Çünkü seni korumak istedi,” dedi Mert, açıkça. “Bu dünyada ne kadar az şey bilirsen, o kadar güvende olursun. Ama belli ki, Burak artık sana güveniyor. Ve bu, onun için çok şey ifade eder.”
Gözde, Burak’ın elini bırakmadan başını kaldırdı. “Ben… Burak’ın kız arkadaşıyım,” dedi kararlı bir sesle.
Mert’in yüzündeki ifade yumuşadı. Bir anlığına Gözde’ye baktı, ardından sessizce başını salladı. “O zaman sana şunu söyleyeyim,” dedi. “Burak kolay bir insan değildir. Onun yanında olmak, onun yüklerini paylaşmayı da gerektirir. Ama eğer onunla birlikte olmayı seçtiysen, bu, onu gerçekten sevdiğini gösterir.”
Gözde, bir süre sessiz kaldı. Ama o sırada, Burak’ın parmaklarının hafifçe kıpırdadığını hissetti. Gözlerini hızla ona çevirdi. “Burak?” diye fısıldadı.
Mert, Burak’ın hareketini fark edip hızlıca başucuna eğildi. Burak’ın gözleri yavaşça aralandı ve Gözde’nin yüzüne odaklandı. Onu görür görmez dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. “Gözde…” diye mırıldandı, sesi zayıf ama tanıdık bir sıcaklıkla doluydu.
O an, Gözde’nin gözyaşları kontrolsüzce yanaklarından süzüldü. “Burak! Sen iyileşeceksin. Her şey yoluna girecek,” dedi kararlılıkla.
Mert, Burak’a baktı ve hafifçe gülümsedi. “İşte bu, Burak,” dedi. “Sana bir can daha kazandırdım. Ama artık biraz daha dikkatli olsan iyi olur.”
Burak, zayıf bir şekilde gülümsedi ve gözlerini bir kez daha Gözde’ye çevirdi. “Yanımda olduğun için teşekkür ederim,” diye fısıldadı.
Odanın içinde sessiz bir gerilim vardı. Burak, gözlerini nihayet açmış ve zayıf bir şekilde gülümseyerek karşısında oturan Gözde’ye bakıyordu. Gözde'nin gözyaşları yanaklarından süzülüyor, yüzündeki endişe yerini derin bir rahatlamaya bırakıyordu. Burak’ın yorgun sesi, odadaki tek ses olmuştu:
“Gözde…”
Bu küçük kelime bile Gözde’nin kalbine işlemişti. Burak’ın bu an için hayatta kalmasına tanık olmak, onun için bir mucizeydi. Ancak odada sessizce bekleyen bir başka kişi vardı: Mert.
Mert, Burak’ın uyanışını görmüş, ama o anki etkileşimden kendini biraz dışlanmış hissediyordu. Burak’ın gözleri, ameliyatı boyunca onun hayatını kurtarmak için saatlerce uğraşmış olan en yakın arkadaşını değil, karşısındaki genç kadını arıyordu. Hafif bir alayla iç çekti ve biraz kenara çekilip kollarını göğsünde bağladı.
“Ah, tabii,” dedi Mert, sesi alaycı bir şekilde dolu ama hâlâ dostça bir tını taşıyordu. “Burak’ın gözlerini açar açmaz beni değil de seni görmesi gerekirdi, değil mi Gözde? Sonuçta o ameliyat masasında saatlerce sen çalıştın. Şarapnel parçalarını çıkaran, kan kaybını durduran, kalbini yeniden çalıştıran kişi sen olduğuna göre, tabii ki seni hatırlaması çok doğal.”
Gözde, Mert’in bu alaycı sözleri karşısında ne diyeceğini bilemedi. Hafifçe kızardı ve mahcup bir şekilde Burak’a bakmaya devam etti. Burak ise zayıf bir gülümsemeyle başını çevirip Mert’e baktı.
“Mert… Beni hayatta tuttuğun için teşekkür ederim,” dedi Burak, yorgun bir sesle. “Ama biliyorsun ki seni görmek için değil, Gözde’yi görmek için uyanmayı bekliyordum.”
Mert, sahte bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. “Ah, elbette! Seni ameliyat ederken sürekli onun ismini sayıklıyordun zaten. ‘Gözde, Gözde…’ diye durmadan mırıldanıyordun. Bir ara, onun burada seni ameliyat etmesi gerektiğini düşünmeye başladım bile.”
Burak hafifçe güldü, ama kahkahası yarım kaldı; acıyla elini göğsüne götürdü. Gözde hemen eğilip onu desteklemek için elini uzattı. Gözlerindeki endişe, Burak’ın yarım gülümsemesiyle biraz yatıştı.
“Mert,” dedi Burak, zorlukla konuşarak, “ne olursa olsun, her zaman senin hakkını teslim ederim. Ama şunu da kabul et; bazen sadece birinin yanında olduğunu bilmek, hayatta kalmak için yeterlidir.”
Mert, dostça bir tavırla başını salladı, ama gözlerinde hafif bir kıskançlık vardı. “Evet, Burak. Sanırım bu konuda haklısın.
Burak, gözlerini tekrar Gözde’ye çevirdi. Onun yüzündeki sevgi dolu ifadeyi görünce, zayıf bir şekilde gülümsedi. “O el, Mert… O el olmasaydı, belki de sana bir kez daha teşekkür edemezdim. Ama haklısın, bir kez daha hayatımı sana borçluyum.”
Mert, hâlâ alaycı bir tonda olsa da gerçek bir sevgiyle, “Bunu her zaman hatırla, tamam mı? Ama bir dahaki sefere, Gözde’nin ismini sayıklamak yerine, ameliyat masasında bana bir teşekkür etmeyi dene,” dedi ve hafifçe güldü.
Bu sırada Gözde, Burak’a sessizce bakıyordu. Onun yorgun ama gülümseyen yüzünden gözlerini alamıyordu. Burak’ın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha anlamıştı. Gözlerini bir an olsun ondan ayıramıyor, sanki baktıkça onu hayatta tutabileceğini hissediyordu.
Mert, Burak’a son bir kez baktıktan sonra hafifçe sırtını dikleştirdi. “Tamam, sizi baş başa bırakıyorum. Ama unutma, Burak, bir canımı daha kurtardım. Ve Gözde, seninle tanıştığım için mutluyum. Onu hayatta tutmaya devam et, tamam mı?”
Gözde, hafifçe başını salladı ve Mert’e teşekkür edercesine baktı. Mert, eldivenlerini çıkartarak odadan çıktı. Sessizlik yeniden çöktüğünde, Gözde Burak’ın elini sıkıca tuttu ve fısıldadı:
“Senin yanındayım, Burak. Her zaman.”
Burak, gözlerini zar zor açık tutarak, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi: “Biliyorum, Gözde. Ve bu, bana her şeyden daha fazlasını ifade ediyor.”
Gözde, elini sıkıca tutarak, “Her zaman,” dedi.