Kusursuz Plan

1590 Kelimeler
Kahveler içildikten sonra Burak ve Gözde, salona geçtiler. Masanın üzerine İstanbul’un haritasını ve Burak’ın hazırladığı dosyaları yaydılar. Burak, Emre’nin son birkaç aydaki hareketlerini araştırmıştı. Nerelere gittiğini, kimlerle görüştüğünü ve Abdullah Zengin için hangi işleri yaptığını detaylı bir şekilde not almıştı. "Emre, genç olmasına rağmen Abdullah Zengin’in en sadık adamlarından biri," dedi Burak, dosyadan bir fotoğraf çıkararak masanın üzerine koydu. "O, Abdullah’ın emirlerini sorgulamadan yerine getiriyor. Bu onu hem tehlikeli hem de tahmin edilebilir yapıyor." Gözde, fotoğrafa dikkatle baktı. Emre’nin sert yüz hatları ve genç görünümü, onun tehlikeli tarafını gizleyemiyordu. "Bu kadar genç biri nasıl bu kadar acımasız olabilir?" diye sordu. "Genç olması, onu hem cahil hem de kolay yönlendirilebilir yapıyor," dedi Burak. "Abdullah bunu çok iyi kullanıyor. En pis işleri ona yaptırıyor; çocuk öldürmek gibi. Bunu bilmek bile yeterince mide bulandırıcı." Gözde’nin yüzü ciddileşti. "Peki, hafta sonu ne yapacağız? Emre’yi nasıl izleyeceğiz?" Burak, masadaki haritayı işaret ederek planını anlattı. "Onun genelde takıldığı yerler var. Birkaç gece kulübü, gizli toplantılar yaptığı bir depo ve Abdullah’la görüştüğü bir malikane. İlk durağımız gece kulübü olacak. Onu uzaktan izleyip hareketlerini analiz edeceğiz. Nereye gittiğini, kimlerle buluştuğunu öğrenmeliyiz. Daha fazla bilgi olmadan harekete geçmek riskli olur." Gözde, başını sallayarak onayladı. "Anladım. Yani bu hafta sonu sadece izleme ve bilgi toplama aşamasındayız." Burak, ona hafifçe gülümsedi. "Evet. Ama bu süreçte dikkatli olmalıyız. Emre sinirli ve fevri birisi. Eğer fark edilirse, işler çok çabuk karışabilir." Planlama bittikten sonra Gözde, Burak’a dönüp gözlerinde bir parıltıyla konuştu. "Hafta sonuna kadar biraz rahatlayabilir miyiz? Sonuçta iki günümüz var ve ben bu zamanı seninle geçirmek istiyorum." Burak, onun bu isteğine kayıtsız kalamazdı. "Tabii ki. Hatta bu iki günü sadece seninle geçireceğime söz veriyorum." Gözde, onun bu sözüne gülümseyerek karşılık verdi. "İşte duymak istediğim şey buydu." Böylece, hafta sonuna kadar olan iki gün, hem planları gözden geçirmek hem de birbirlerine daha fazla vakit ayırmak için bir fırsat olacaktı. Bu bekleyiş, onları büyük bir tehlikeye yaklaştırsa da birbirlerine olan sevgilerini de güçlendiriyordu. Burak, günün ilk ışıklarıyla gözlerini açmıştı. Yanında derin bir uykuda olan Gözde’nin huzurlu yüzüne baktı ve hafif bir tebessümle doğruldu. Saat sabahın 5:30’unu gösteriyordu. Gözde'yi nazikçe omzundan dürterek uyandırdı: "Hadi uykucu güzeli, kalk bakalım. Antreman zamanı!" Gözde, gözlerini aralayıp Burak’a baktığında, bu kadar erken bir saatte uyandırılmanın şokuyla yüzünü buruşturdu. "Ne antremanı? Daha sabah bile olmadı!" dedi, yorganını kafasına çekerek dönmeye çalıştı. Burak gülerek, "Bu sefer kaçış yok. İki gün boyunca ağır bir antreman seni bekliyor. Umarım pişman olmazsın!" dedi ve kahkahalarla odadan çıktı. Gözde, Burak'ın bu ani neşesine ve ciddi tavrına anlam veremedi. Ama Burak'ın kararlılığı karşısında direnmenin bir faydası olmadığını da biliyordu. Büyük bir iç çekişle yataktan kalktı, yüzünü yıkadı ve spor kıyafetlerini giydi. Evin geniş bahçesine çıktıklarında, sabah serinliğinin tenlerine dokunduğu o an, Gözde’nin içini bir üşüme kapladı. Burak, bahçenin sonuna kadar işaret ederek, "Hadi, ısınma turuna başlıyoruz. Koş bakalım!" dedi. Gözde, önce yavaş yavaş koşmaya başladı, ama Burak çoktan öne geçmişti bile. "Bu kadar yavaş koşarsan daha sabah olmadan yorulursun," diye seslendi Burak, geriye dönüp Gözde’ye bakarak. "Ben zaten yoruldum!" diye bağırdı Gözde, ama koşusuna devam etti. Saatler ilerledikçe koşu temposu arttı. 6:30’dan itibaren, bahçenin her köşesinde ter dökülüyordu. Gözde’nin nefesi sıklaşmış, yüzü kızarmıştı. Her adımında “Uff, puff,” diye mırıldanıyor, Burak ise onun bu haline hem gülüyor hem de içten içe üzülüyordu. "Gözde," dedi Burak, yanına yaklaşıp, "bu antreman seni zorlamam için değil, seni güçlü kılmam için. Hayatımız artık sadece romantik sahnelerden ibaret değil. Eğer bir gün yalnız kalırsan, kendini savunabilecek kadar güçlü olmalısın." Bu sözler Gözde’nin içindeki inadı kırdı. Zorlansa da Burak’ın temposuna ayak uydurmaya çalıştı. Ancak 7:00’ye doğru artık bacakları titremeye başlamıştı. Yine de pes etmedi ve Burak’ın işaretiyle koşuyu bitirdi. Koşudan sonra Burak, bahçenin ortasında hazırladığı bir alanı işaret etti. Burada temel savunma tekniklerini göstermek için birkaç minder ve bir kum torbası hazırlamıştı. "Koşu tamam, şimdi sıra teknik çalışmada," dedi Burak, Gözde’nin yanına gelerek. Gözde, nefes nefese kalmış halde ellerini kalçalarına koydu. "Burak, bu benim için biraz fazla ağır olmuyor mu?" diye sordu. "Sen her zaman fazlasını yapabilecek güçtesin, Gözde," dedi Burak, onun omzuna hafifçe dokunarak. "Şimdi bana güven ve dediklerimi yap." İlk olarak, Burak Gözde’ye nasıl yumruk atacağını ve nasıl kendini savunacağını öğretti. Onun arkasına geçip ellerini yönlendirdi, "Bak, hedefe kitlenirken bileğini doğru bir şekilde sabitlemelisin," dedi ve kum torbasına doğru birkaç nazik vuruş yaptırdı. Gözde’nin her hareketini dikkatle izliyor ve gerektiğinde düzeltmeler yapıyordu. Ancak Gözde’nin dikkati, Burak’ın yakınlığı ve odaklanmış yüz ifadesinden dolayı sürekli dağılıyordu. “Burak, bu kadar ciddisin ki beni korkutuyorsun,” dedi, hafifçe gülerek. Burak, ciddiyetini bozmadı ve "Eğer dikkatli olmazsan, bir gün bu ihmalkarlık başına büyük dert açabilir," dedi. Ancak bunu söylerken sesi yumuşaktı. Gözde, onun ne kadar korumacı bir tavırla yaklaştığını anlamıştı. Saat 9:00’a geldiğinde, Gözde tamamen bitkin düşmüştü. Burak, son bir çalışmanın ardından antremanı bitirdi ve Gözde’ye su şişesini uzattı. "İyi iş çıkardın. İlk gün için harika bir performanstı," dedi, hafifçe gülümseyerek. Gözde, suyu içtikten sonra Burak’a baktı ve "Bir dahaki sefere beni bu kadar zorlamadan önce kahvaltı yapmamı sağla," dedi, yarı ciddi yarı şaka bir tonda. Burak, onun bu sözlerine kahkahayla karşılık verdi. "Tamam, söz. Ama bir gün bu çalışmaları yapmamızın ne kadar önemli olduğunu anlayacaksın," dedi ve elini Gözde’nin omzuna koyarak eve doğru yöneldi. Bu sabah antremanı, sadece fiziksel bir mücadele değildi; Burak ve Gözde için birbirlerine olan güvenlerini ve dayanışmalarını güçlendiren bir deneyimdi. Gözde, her ne kadar bu zorlu sabahı unutmamaya yemin etse de, Burak’ın yanında olduğu sürece her şeye dayanabileceğini bir kez daha anlamıştı. Duştan sonra Burak ve Gözde, enerjik bir şekilde kahvaltı hazırlığına koyuldular. Mutfağın geniş penceresinden sabah güneşi içeri süzülürken, ikisi de mutlu bir şekilde işe girişti. Burak, kahvaltının protein açısından zengin olmasını istiyor, omlet için yumurta kırarken Gözde’ye sürekli takılıyordu. "Sen neden hep bu kadar yavaşsın? Yumurta kırma konusunda bile hızlanman lazım," dedi Burak, hafif bir tebessümle. Gözde, elindeki peynir dilimlerini tezgâha bırakıp ona gözlerini devirerek baktı. "Yavaş değilim. Sadece titizim," dedi, ardından Burak’ın yanına yaklaşıp eğildi. "Ama dilersen, senin şu yumurtaları çırpma hızını geçebilirim," diye ekledi. Bu tatlı atışmalar kahvaltı boyunca devam etti. Masaya oturduklarında, meyvelerden oluşan bir tabak, protein dolu omletler, taze sıkılmış portakal suyu ve cevizli ekmekle dolu bir sofra kurmuşlardı. Burak, yemeğe başlarken Gözde’ye bakıp, "İşte böyle bir kahvaltı, güne başlamak için gerekli olan enerji," dedi. Gözde, gülümseyerek cevap verdi. "Bana enerji lazım çünkü dün gece sen beni mahvettin," dedi alaycı bir tonda. Burak, bu sözlere kahkahalarla karşılık verdi. Kahvaltıdan sonra Gözde, kendini bitkin hissetti. Biraz daha uyumak için koltuğa uzandı ve gözlerini kapatmaya çalıştı. Ancak Burak, bu durumun uzun sürmesine izin vermeyecekti. Yanına yaklaştı ve Gözde’yi usulca kucakladı. "Hey! Ne yapıyorsun?" diye sordu Gözde, gözlerini açarak. "Uyku yok. Antreman vakti," dedi Burak, ciddi ama sevgi dolu bir ifadeyle. Gözde, istemsiz bir şekilde gülümseyip kollarını Burak’ın boynuna doladı. "Beni uyutmuyorsun ama umarım buna değecek bir şeyler öğretirsin," dedi. Burak, onu bahçeye götürdü. Sabah serinliği hâlâ hissediliyordu ve güneş bahçeyi hafifçe ısıtıyordu. Bahçenin bir köşesinde Burak’ın daha önce kurduğu hedef tahtası duruyordu. Yanında birkaç silah ve atış pratiği için hazırladığı ekipmanlar vardı. Gözde’nin içindeki inadı ateşledi. Burak’ın rehberliğinde atışlarına devam etti ve birkaç denemeden sonra mermiler hedef tahtasının daha merkezine isabet etmeye başladı. Bu başarısı, Gözde’nin yüzüne bir gülümseme getirdi. "Başardım!" diye bağırdı, Burak’a dönüp kollarını havaya kaldırarak. Burak, ona gururla baktı. "Sana demiştim. Senin içinde bir savaşçı var," dedi ve ona alkışladı. Atış eğitimi yaklaşık bir saat sürdü. Gözde, eğitim boyunca yorulmuş ama bir o kadar da kendine güven kazanmıştı. Burak, eğitimi bitirirken ona bakıp, "Bugün harika bir iş çıkardın. Şimdi biraz dinlenmeyi hak ettin," dedi ve Gözde’nin elinden silahı alıp ekipmanları toplamaya başladı. Gözde, Burak’a minnetle baktı. "Sen gerçekten inanılmazsın. Bana bunları öğrettiğin için teşekkür ederim," dedi. Burak, gülümseyerek onun başını okşadı. "Benim için senin güçlü olman önemli, Gözde. Çünkü hayat, her zaman kolay olmayacak," dedi ve onu eve doğru yönlendirdi. Bu eğitim, yalnızca bir başlangıçtı, ama Gözde ve Burak için çok şey ifade ediyordu. Gözde ve Burak, yoğun bir günün ardından eve dönmüş, bahçedeki antreman ve atış eğitimi yorgunluğuyla akşamı karşılamışlardı. Gözde, duşunu alıp rahat bir pijama giydiğinde, Burak hâlâ odanın köşesindeki küçük bir masada haritalar ve belgelerle ilgileniyordu. Gözde, onun bu yoğun halini izlerken yüzünde bir gülümseme belirdi. “Bu kadar ciddi olmasan da olur, biliyorsun değil mi? Birlikte yemek yesek mi artık?” diye sordu Gözde, Burak’ın dikkatini dağıtmak için. Burak, başını kaldırıp hafif bir tebessümle ona baktı. “Yemek mi? Sen bugün kahvaltıyı yaptın, öğle yemeğinde bahçede bir savaşçı oldun, akşam yemeğinde ise mızmızlandın. Hâlâ enerji mi var sende?” diye takıldı. Gözde, kaşlarını çatarak Burak’a doğru yürüdü. “Evet, var! Ve bu enerjiyle seni mutfağa sürükleyebilirim,” dedi ve elini tutup onu masadan uzaklaştırmaya çalıştı. Birlikte mutfağa geçip hafif bir akşam yemeği hazırladılar. Yemek boyunca Burak, planlarından bahsetti. Sabahın erken saatlerinde, alarm çalmadan önce Burak uyanmış ve sessizce hazırlanmıştı. Gözde’nin saçlarına düşen ilk sabah ışığını izlerken birkaç saniye duraksadı. Onu uyandırmaya kıyamasa da görevlerinin ağırlığı her şeyden önce geliyordu. “Gözde… Uyan artık,” diye fısıldadı, elini nazikçe omzuna koyarak. Gözde, gözlerini aralayıp huzursuz bir şekilde mırıldandı. “Çok erken… Daha biraz uyuyamaz mıyız?” Burak, gülümseyerek onun saçlarını düzeltti. “Hayır, uykucu. İstanbul bizi bekliyor. Hadi kalk ve hazırlan,” dedi. Gözde, biraz homurdanarak yataktan çıktı. Üzerine rahat bir kıyafet giyip, kahve kokusunu takip ederek mutfağa yöneldi. Burak, kahveleri hazırlamış, sırt çantasını masanın yanına koymuştu. “Her şey hazır mı?” diye sordu Gözde, kahvesinden bir yudum alırken. Burak, başını salladı. “Evet. İhtiyacımız olan her şeyi arabaya yükledim. Yol uzun olmayacak, ama dikkatli olmalıyız. Emre, beklenmedik bir şekilde hareket edebilir.” Kahvelerini içtikten sonra, Burak ve Gözde arabaya binip İstanbul’a doğru yola çıktılar. Sabah güneşi, yolları altın rengine boyuyordu. Sessizliği yalnızca motorun hafif uğultusu bozuyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE