Ses o kadar güçlü ve yakındı ki mutfak camı hafifçe titredi. İkisi de bir anlığına dona kaldı, gözleri birbirlerine endişeyle kenetlendi.
"Bu da neydi?" diye fısıldadı Gözde, sesi titrek ve gergindi.
Burak, camdan dışarıya doğru gözlerini dikti, yüzündeki rahat ifade yerini ciddi bir ifadeye bırakmıştı. "Bilmiyorum," dedi, sesi sakin ama dikkatliydi. "Ama öğrenmemiz gerekiyor."
Sandalyesinden hızla kalktı, mutfağın köşesindeki gizli çekmeceyi açarak tabancasını aldı. Şarjörünü kontrol ettikten sonra Gözde’ye dönüp ciddi bir şekilde konuştu: "Sen burada kal. Kapıyı kilitle ve hiçbir şekilde dışarı çıkma. Bu sadece bir ihtimal, ama tedbirli olmalıyız."
"Burak, ya sana bir şey olursa?" diye sordu Gözde, sesi endişe doluydu.
Burak, hafifçe gülümsedi, ama bu gülüş daha çok onu rahatlatmak için yapılmış gibiydi. "Merak etme, bana bir şey olmayacak. Sadece kontrol edeceğim," dedi ve kapıya doğru ilerledi.
Bahçeye çıktığında, çevresine dikkatlice bakmaya başladı. Ormanlık alan sessizdi, ama bu sessizlik tehlikeli bir sessizliği andırıyordu. O an, sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye karar verdi.
Evin arka tarafına vardığında, yere düşmüş birkaç dal parçası fark etti. İleride, ağaçların arasında hafif bir hareketlilik vardı. Gözlerini kısarak dikkatle baktığında, birkaç metre ötede ellerinde tüfeklerle iki kişinin olduğunu gördü. Adamlar, yerde hareketsiz yatan büyük bir yaban domuzuna doğru ilerliyorlardı.
Burak, derin bir nefes aldı ve biraz rahatladı. Silahını beline koyduktan sonra adamlara doğru birkaç adım attı. "Hey! Burada ne yapıyorsunuz?" diye seslendi.
Adamlar, Burak’ın sesini duyunca irkilip ona döndüler. Biri tüfeğini omzuna astı, diğeriyse elini havaya kaldırarak "Kusura bakmayın, kardeşim. Biz avcıyız, yaban domuzunu gördük ve ateş ettik. Sizin evi fark etmemiştik," dedi mahcup bir şekilde.
Burak, kaşlarını çatarak adımlarıyla aradaki mesafeyi daralttı. "Burası özel mülk. Çevrede yerleşim yerleri olduğunu bilmiyor muydunuz? Böyle bir mesafeden ateş etmek tehlikeli!"
Adam, başını sallayarak özür diledi. "Haklısınız. Ama domuz buraya zarar veriyordu. Daha dikkatli olacağız."
Burak, bir süre daha onları göz hapsinde tuttuktan sonra derin bir nefes aldı ve "Bir daha bu kadar yakında ateş etmeyin. Başka yerlere gidin," dedi ve evine doğru geri döndü.
Eve vardığında Gözde hâlâ mutfağın penceresinden onu gözlemliyordu. Burak içeri girdiğinde Gözde hemen yanına geldi, yüzünde hem endişe hem de merak vardı. "Ne oldu? Kimdi?" diye sordu hızlıca.
Burak, tabancasını çekmeceye geri koyarken hafifçe gülümsedi. "Avcılarmış. Bir yaban domuzunu vurmuşlar. Hedef biz değildik, merak etme."
Gözde derin bir nefes alarak rahatladı. "Ah, korktum bir an. Ama bu kadar yakın avlanmaları çok tehlikeli, değil mi?"
Burak, başını salladı. "Haklısın. Onlara gerekli uyarıyı yaptım. Bir daha bu kadar yakına gelmeyeceklerdir."
Gözde, Burak’ın bu sakin tavrına hayranlıkla baktı. "Sen gerçekten her şeyi kontrol edebiliyorsun, değil mi?" diye sordu, hafifçe gülümseyerek.
Burak, onun gözlerine bakarak omuz silkmiş gibi yaptı. "Kontrol etmem gerek. Çünkü seni korumam lazım," dedi ve mutfak masasının başına oturdu.
Gözde, Burak’ın bu sözleri karşısında hafifçe kızarırken tekrar kahvaltıya döndüler. Dışarıdaki tehlike bertaraf edilmişti, ama Gözde’nin aklında hâlâ Burak’ın ne kadar kararlı ve koruyucu olduğu düşüncesi vardı.
Burak, masaya tekrar oturmuş, önündeki sucuklu yumurtaya bakıyordu, ama az önceki silah sesi ve yaşananlar keyfini kaçırmıştı. Her zaman büyük bir iştahla yediği bu yemeği şimdi sadece tabağa bakarak kararsız bir şekilde ittiriyordu. Gözde ise hemen onun halini fark etmişti. Burak’ın bu gibi durumlarda içine kapanan bir tarafı olduğunu anlamıştı ve biraz da onu rahatlatmak için konuyu değiştirmeye karar verdi. Fakat bunu yaparken eğlenceli ve alaycı bir yol seçti.
Masadaki kahve fincanını eline alıp bir yudum içtikten sonra, hafif bir gülümsemeyle Burak’a döndü. "Burağım," dedi, sesindeki şakacı ton hemen dikkat çekiyordu.
Burak başını kaldırıp ona baktı, kaşları hafifçe çatılmıştı. "Ne var, Gözde?" diye sordu, ama yüzündeki ifade Gözde’nin rahatlaması için uğraştığını belli ediyordu.
Gözde, sandalyesini biraz daha Burak’a doğru yaklaştırdı ve yüzüne sevimli bir ifade takınarak konuşmaya devam etti. "Beni gerçekten seviyor musun?" dedi, sesinde ciddi bir ton varmış gibi yaparak.
Burak, bir anda şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. "Bu da nereden çıktı şimdi? Tabii ki seviyorum. Bu bir soru mu şimdi?"
Gözde, onun bu savunmacı tavrından keyif almıştı. Hafifçe gülerek devam etti. "E peki, biz şimdi evleneceğiz ya... Düğünü nerde yapacağız? Belki İstanbul’da, belki burada. Ama eminim ki senin kafanda bir plan vardır, değil mi?"
Burak, tabağından bir parça ekmeği alıp daldırdı ve ağzına götürmeden önce bir iç çekti. "Gözde, düğün planlarını daha sonra konuşabiliriz. Şimdi mi bunları düşünmeye başladın?"
Ama Gözde durmaya niyetli değildi. Sesini biraz daha şakacı bir tona çevirerek başka bir soru patlattı: "Peki, Burak Bey, nasıl oluyor da hiç paran bitmiyor? Sürekli lüks yerlerde geziyoruz, her şeyin en iyisine sahipsin. Yoksa sen gizli bir milyarder misin? Türkiye’nin her şehrinde evin mi var? Söyle bakalım, ben neler kaçırıyorum?"
Burak bu sefer gerçekten gülmeden duramadı. Kahkaha atarken başını iki yana salladı, sonra kahve fincanını eline alıp bir yudum içti. "Gözde, bu sabah beni darlamaya mı karar verdin? Planın bu mu?"
Gözde, yüzünde muzip bir ifadeyle masaya yaslanarak cevap verdi. "Evet, aynen öyle. Hadi ama, itiraf et. Senin bu zenginlik sırların neler? Bir insan nasıl olur da her durumda bu kadar hazırlıklı olabilir? Yoksa bir ajan mısın? Belki de süper kahramansındır, kim bilir?"
Burak, Gözde’nin bu oyunbaz tavırlarına alışkındı, ama yine de onun bu kadar üstüne geleceğini tahmin etmemişti. Tabağındaki son parçayı ağzına attıktan sonra sandalyesine yaslanarak Gözde’ye bakmaya başladı.
"Bak Gözde," dedi, sesi ciddi ama gözlerinde belli belirsiz bir gülümseme vardı. "Bir kere, Türkiye’nin her şehrinde evim yok. Ama ne zaman ihtiyaç duyarsam, rahat edebileceğimiz bir yer ayarlayabiliyorum. Bu bir yetenek meselesi. Ayrıca milyarder falan da değilim. Sadece iyi birikim yapmayı biliyorum. Ve evet, seni seviyorum. Şimdi bu sorularına yeterince cevap verdim mi?"
Gözde, Burak’ın bu açıklamalarından tatmin olmuş gibi görünmüyordu. "Hımm, pek inandırıcı gelmedi," dedi, kollarını göğsünde birleştirerek. "Ama tamam, şimdilik seni daha fazla zorlamayacağım."
Burak, gülümseyerek ona baktı ve masadan kalktı. "Eğer beni rahat bırakacaksan, sana bir teşekkür borçluyum. Ama unutma, bu sabah seni atış eğitimiyle darladım diye intikam alıyorsan, karşılığını alırsın."
Gözde kahkahayla güldü ve eliyle Burak’a hafifçe vurdu. "Peki, peki. Ama sabahları daha keyifli olmanı beklerim, Bay Dalgın."
Burak gülerek mutfaktan çıkarken, Gözde onun ardından bakıp kendi kendine mırıldandı: "Bu adam bir sırlar kutusu. Ama bu kutuyu açmak eğlenceli olacak."
Burak ve Gözde için, hafta sonu yapılacak olan İstanbul ziyareti sıradan bir gezi değildi. Bu, Abdullah Zengin'in en sadık elemanlarından biri olan Emre'yi izlemek ve bir sonraki adımlarını planlamak için önemli bir adımdı. Emre, genç yaşına rağmen Abdullah Zengin'in en pis işlerini yapacak kadar sadık ve acımasız birisiydi. Çocuk yaşta işlediği suçlar, onun vicdanını yitirmesine neden olmuştu. Abdullah’ın kirli planlarında en güvenilir isimlerden biri olması, onu hedef haline getiriyordu.
Ancak bugün Çarşambaydı ve hafta sonuna daha birkaç gün vardı. Bu süre, Burak ve Gözde için hem hazırlık yapmak hem de bu tehlikeli mücadelede kendilerine biraz olsun nefes aldırmak anlamına geliyordu.
Gözde, erken uyanmıştı. Burak hala derin bir uykudaydı, yüzünde hafif bir huzur ifadesiyle yatıyordu. Gözde, onun bu halini izlemekten keyif alıyordu. Sessizce mutfağa gidip kahve hazırladı ve Burak için de bir fincan doldurdu. Kahveleri tepsiye yerleştirirken aklına hafta sonu yapacakları geldi. İçinde garip bir heyecan vardı. Burak’la bu iki günü paylaşmak, onunla birlikte olmak huzur verici bir düşünceydi.
Fincanları alıp odalarına yöneldi. Perdeleri hafifçe araladı ve güneş ışığı odaya dolarken, Burak’ın yanına oturdu. Kahvesini yatağın yanındaki komodine bıraktı ve Burak’ın yanağına bir öpücük kondurdu. "Uyan bakalım, Bay Plan Yapıcı. Kahve hazır."
Burak, hafifçe mırıldandıktan sonra gözlerini açtı. Gözde’yi görünce gülümsedi. "Sabah sabah ne kadar enerjiksin, Gözde," dedi, kahvesini alıp bir yudum içtikten sonra yatağında doğruldu.
"Seninle plan yapacağımızı düşünmek bile beni enerjiyle dolduruyor," dedi Gözde, göz kırparak.