Sıcak Ekmek

1781 Kelimeler
Sabahın ilk ışıkları Sapanca’daki gizli evin camlarından içeri süzülürken Burak, çoktan uyanmış, bahçede bir şeylerle uğraşıyordu. Tahtalar, çiviler ve bir çekiçle çalışıyor; odaklanmış bakışları ve kol kaslarının hareketi, adeta bir sanatçının eserini yaratırkenki ciddiyetini yansıtıyordu. Hafif serinlikte, üzerindeki beyaz tişört sabah rüzgarında hafifçe dalgalanıyordu. Gözde ise yatakta zar zor gözlerini araladı. Yorgun bedenini hafifçe esneterek yastığa tekrar gömülmek istedi, ama bahçeden gelen hafif çekiç sesleri ve Burak’ın varlığı, onu yataktan kalkmaya zorladı. Dün geceyi hatırladıkça yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı. Burak’ın enerjisi ve tutkusu onu tamamen bitap düşürmüştü, ama bu yorgunluktan asla şikâyetçi değildi. Bir süre yatakta oturup bahçeye bakan camdan Burak’ı izledi. Gözleri onun her hareketini takip ederken, “Nasıl oluyordu da bu kadar enerjik olabiliyordu?” diye düşündü. Dünkü performansını ve sabah bu kadar dinç olmasını bir türlü bağdaştıramıyordu. Elleriyle saçlarını hafifçe düzeltti, ardından derin bir nefes alıp mutfağa yöneldi. Küçük mutfakta kahve yapmak için cezveyi ocağa koydu, iki bardak alıp içine kahve hazırladı. Suyun kaynamasını beklerken bir yandan mutfak penceresinden Burak’ı izlemeye devam etti. Onun odaklanmış yüz ifadesi, büyük bir sabırla tahtalara şekil verişi, Gözde’nin kalbini bir kez daha çarptırdı. Burak, bahçede bir hedef tahtası yapıyordu. Çivilerin tahtaya girerken çıkardığı ses, evin içindeki sessizliğe bir tür melodi katmış gibiydi. Gözde, Burak’ın güçlü ve kararlı duruşuna hayran kaldı. “O, sadece bir adam değil,” diye düşündü kendi kendine. “O, benim her şeyim.” Çalışkanlığı, azmi ve aynı zamanda ona gösterdiği sevgi, Gözde’nin gözünde Burak’ı adeta kusursuz bir adam yapıyordu. Bir an durup kahveyi ocağın üzerinden aldı, iki kupaya doldurdu. “Bu kadar kendine hayran bırakmayı nasıl başarıyorsun?” diye sessizce mırıldandı. Ardından kahveleri alıp Burak’ın yanına gitmek için mutfaktan çıktı. Bahçe kapısında durup ona bakarken, Burak da kafasını kaldırıp göz ucuyla ona baktı ve sıcak bir gülümsemeyle, “Günaydın, uykucu,” dedi. Gözde’nin yüzünde istemsizce bir gülümseme belirdi. Bu adamın her hareketi, her sözü onu daha da derinden etkiliyordu Gözde, kahvelerden birini Burak’a uzatırken bahçedeki hafif sabah esintisi saçlarını usulca dalgalandırıyordu. Kahve kupasını alan Burak, ona kısa bir teşekkürle gülümsedi. İnce bir buhar kahveden yükselirken, taze kahve kokusu bahçeye yayıldı. Burak, kupayı dudaklarına götürüp bir yudum aldıktan sonra derin bir nefes aldı ve gözlerini Gözde’ye dikti. “Lezzetli kahve,” dedi Burak, kupayı hafifçe kaldırarak. Gözde, yüzünde küçük bir gülümsemeyle karşılık verdi ve yanındaki ahşap tabureye oturdu. Onun yanına yerleşirken Burak’ın odaklandığı tahtalara ve yerdeki malzemelere bir göz attı. “Bu neyin hazırlığı?” diye sordu merakla. Burak, kahvesinden bir yudum daha alıp kupayı kenara koyduktan sonra hafifçe eğilerek bir çivi çaktı. “Hedef tahtası,” dedi sanki çok sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi. Ardından çekiçle tahtaya bir iki vurduktan sonra Gözde’ye dönüp, “Seni silah konusunda eğitmek istiyorum,” diye ekledi. Gözde, ilk başta bu teklife şaşırdı. Kahvesini tuttuğu eli biraz gevşedi, ama Burak’ın gözlerinde ciddi ve kararlı bir ifade vardı. “Silah mı?” diye sordu hafif bir tereddütle. Burak, “Evet,” diye yanıtladı. “Dün gece dronları nasıl düşürdüğünü gördüm. Bu konuda doğal bir yeteneğin var. Ama bunu sadece bir kez başarmak yeterli değil. Daha çok pratik yapman gerekiyor.” Sesi sakin ama bir o kadar da otoriterdi. Gözde, Burak’ın onu sadece korumak için değil, aynı zamanda kendini savunabilmesi için eğitmek istediğini anladı. Kahvesinden bir yudum alıp düşünceli bir ifadeyle Burak’a baktı. “Peki,” dedi sonunda. “Eğer senin için bu kadar önemliyse, kabul ediyorum.” Burak’ın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. “İyi karar verdin,” dedi kısa ve net bir şekilde. Hedef tahtasını göstererek, “Bunu bunun için hazırlıyorum. Önce sabit hedeflere ateş etmeyi öğrenip kendine güveneceksin. Sonra hareketli hedeflere geçeceğiz,” diye ekledi. Gözde, Burak’ın planını dinlerken onun ne kadar detaylı düşündüğünü fark etti. Bu, sadece bir eğitim değil; aynı zamanda Burak’ın ona duyduğu güvenin ve onu tehlikelerden koruma arzusunun bir ifadesiydi. “Yani, hedef tahtası benim için mi?” diye sordu Gözde hafif bir gülümsemeyle. Burak başını sallayarak, “Evet,” dedi. “Ama bu sadece bir başlangıç. Sana, sadece düşmanlarını değil, korkularını da hedef almayı öğreteceğim.” Gözde, Burak’ın bu sözlerinden etkilenmişti. Kahvesinden son bir yudum aldıktan sonra kupayı kenara bıraktı ve Burak’a daha da yaklaştı. “Tamam, öğretmen,” dedi alaycı bir ifadeyle. “Hazırım.” Burak, onun bu cesur tavrından hoşlanmıştı. Gözde’nin kendini geliştirmeye olan isteği, aralarındaki bağın daha da güçlenmesini sağlıyordu. Hedef tahtasına son dokunuşlarını yaparken, gözleri bir an için Gözde’ye kaydı. Onun yanında olması, her şeyin biraz daha anlamlı ve güzel olmasını sağlıyordu. Burak, hedef tahtasını bahçenin biraz ilerisindeki geniş bir ağacın önüne yerleştirdikten sonra Gözde’yi yanına çağırdı. Hedef tahtası oldukça basitti; dairesel çizgiler ve tam merkezde kırmızı bir nokta vardı. Gözde, Burak’ın yanına yaklaşırken eline aldığı silaha dikkatle bakıyordu. Şekli ve ağırlığı ona yabancıydı. Elleri biraz terlemişti, ama Burak’ın kararlı duruşu ona güven veriyordu. Burak, Gözde’nin ellerine silahı yavaşça yerleştirirken yumuşak ama otoriter bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Tamam, önce silahı nasıl tutacağını öğrenelim.” Elleriyle onun ellerini kavrayarak silahı doğru pozisyonda tutmasına yardımcı oldu. “Bak, bu kısım tetiğin olduğu yer,” dedi ve işaret parmağını nazikçe tetiğin üzerine yerleştirdi. “Ama sakın tetiğe basma, henüz değil.” Gözde, Burak’ın konuşmalarını dikkatle dinlemeye çalışıyordu, ama Burak’ın ellerinin sıcaklığı ve kokusunun ona bu kadar yakın olması, odaklanmasını zorlaştırıyordu. Derin bir nefes aldı, ama Burak’ın arkasına geçip kollarını onun kollarına dolaması, tüm dikkatini dağıtmıştı. “Şimdi, gez ve arpacık dediğimiz iki önemli noktayı göreceksin,” dedi Burak, Gözde’nin ellerine rehberlik ederken. Silahın üst kısmındaki iki noktayı işaret etti. “Bu iki noktayı hizaladığında hedefinle tam bir çizgi oluşturman gerekiyor.” Gözde’nin yüzü hafifçe buruştu. “Gez ve arpacık mı?” diye sordu, belli belirsiz bir gülümsemeyle. “Sanki yabancı bir dil konuşuyorsun.” Burak hafifçe güldü, ama ardından ciddi bir ifadeye büründü. Ellerini biraz daha sıkı tutarak Gözde’nin pozisyonunu düzeltti. “Ciddiyetini koru, Gözde,” dedi, sesi daha otoriter bir tona bürünerek. “Bu bir oyun değil. Eğer bu işi ciddiye almazsan, gerçek bir durumda silahı eline aldığında ne yapacağını bilemezsin.” Gözde, onun bu ani ciddileşmesi karşısında bir an duraksadı. Gözlerini Burak’ın yüzüne dikti; kaşları çatılmış, gözlerinde kararlı bir ifade vardı. Bu hali Gözde’yi hem etkiliyor hem de biraz korkutuyordu. “Haklısın,” dedi hafif bir sesle. “Özür dilerim, dikkatim dağıldı.” Burak başını sallayarak onayladı. “Önemli değil. Şimdi tekrar deneyelim.” Gözde’nin omuzlarını hafifçe geriye çekerek duruşunu düzeltti. “Rahat ol. Omuzlarını kasma. Nefes alırken hedefi gözlerinle takip et.” Gözde derin bir nefes aldı ve Burak’ın dediği gibi yapmaya çalıştı. Ancak elindeki silahın ağırlığı ve Burak’ın yakınlığının yarattığı gerginlik, hala odaklanmasını zorlaştırıyordu. “Tamam,” dedi Burak, onun azmini fark ederek. “Şimdi hedef tahtasına doğru yavaşça nişan al. Dediğim gibi gez ve arpacığı hizala.” Gözde, Burak’ın talimatlarına uymaya çalıştı. Silahı kaldırdı ve hedef tahtasına doğrulttu. Ama bu sırada Burak’ın ses tonu ve onun ciddiyeti, kalbinin daha hızlı atmasına neden oluyordu. Nişan almayı başardığında, Burak kulağına doğru eğildi ve alçak bir sesle, “Şimdi derin bir nefes al, nefesini tut ve tetiği yavaşça çek,” dedi. Gözde, Burak’ın sesindeki sakinlikten cesaret alarak derin bir nefes aldı. Tetiği çektiğinde silahın çıkardığı sesle hafifçe irkildi, ama merminin hedef tahtasına tam isabet ettiğini görünce yüzünde şaşkın bir gülümseme belirdi. “Vurdum!” diye bağırdı heyecanla, Burak’a dönerek. Burak, sakin bir ifadeyle başını salladı. “Evet, vurdun. Ama bu sadece başlangıç. Daha çok çalışman gerekiyor.” Gözde, Burak’ın bu kadar soğukkanlı olmasına hayranlıkla bakarken, “Ama senin sayende oldu,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Beni gerçekten iyi yönlendirdin.” Burak, ona bakarak hafifçe gülümsedi. “Ben sadece sana cesaret verdim. Gerisi senin işin. Şimdi tekrar deneyeceğiz ve bu sefer daha iyi olacak.” Gözde, onun ciddi ama teşvik edici tavrından etkilenmişti. Burak’ın rehberliğinde, kendini daha güçlü ve özgüvenli hissettiğini fark etti. Atış eğitimi sona erdiğinde Gözde, silahı masaya koyup derin bir nefes aldı. Hafif alaycı bir ifadeyle, "Benim karnım açıktı, aç karnına burada atış yapıyorum," dedi ve Burak’a yan bakarak kaşlarını çattı. Burak, onun bu şikâyetini gülerek karşıladı. "Tamam, canım," diye başladı, yüzüne hafif bir tebessüm yerleşirken. "Sucuklu yumurta çekti. Benim için yapar mısın?" Gözde, gözlerini devirdi ama yüzündeki hafif gülümsemeyi saklayamadı. "Peki, madem öyle, yapayım da karnımız doysun," dedi ve mutfağa doğru yöneldi. Burak, onun mutfağa geçişini izlerken arkasından seslendi: "Mutfağın penceresinden bak, biraz ileride bir fırın var. Ben de sıcak ekmek alıp geliyorum." Gözde, mutfağın penceresinden başını uzatıp Burak’ın işaret ettiği yere baktı. Hafifçe başını sallayarak, "Tamam, o zaman acele et," dedi. Burak, bahçedeki bisiklete doğru yürürken, Gözde mutfaktaki dolaba yönelip ağzına kadar dolu olan buzdolabını açtı. Raflarda her şey düzenliydi; sebzeler, meyveler, etler... Uzun süreli bir yaşam için her şey düşünülmüştü. Gözde, raftan bir paket sucuk ve dört yumurta aldı, ardından tezgâha koyarak hazırlığa başladı. Bu sırada Burak, bahçedeki bisikletin yanına geldi. Eski ama bakımlı, siyah renkli bir dağ bisikletiydi. Pedallara sert bir şekilde bastı ve yola koyuldu. Sapanca’nın huzurlu sokaklarında, hafif esen rüzgârın yüzüne çarpmasıyla keyiflenmişti. Yollar sakin, çevresi yemyeşildi. Ağaçların dalları arasından sızan güneş ışıkları, yola ince parıltılar bırakıyordu. Burak, bisikletiyle fırına doğru ilerlerken, yoldan geçen birkaç kişi ona selam verdi. O da başını hafifçe sallayarak karşılık verdi. Fırına vardığında, sıcak ekmek kokusu burun deliklerini doldurdu. Dışarıdaki küçük tabelada “Taze Ekmek” yazısı dikkat çekiyordu. Burak, bisikletini fırının önündeki demir korkuluğa yasladı ve içeri girdi. Fırının içi oldukça küçüktü ama sıcak ve samimi bir havası vardı. Duvarlara yerel manzara resimleri asılmıştı. Tezgâhın arkasında, beyaz önlüklü yaşlı bir adam Burak’a bakarak sıcak bir şekilde selam verdi. “Hoş geldin evlat, sıcak ekmek mi istiyorsun?” diye sordu adam, Burak’a doğru yaklaşarak. "Evet, iki tane alayım," dedi Burak, gözlerini tezgâhın arkasındaki sıcak ekmeklerin buğusuna dikerek. Adam, bir sepetten iki somun ekmeği dikkatlice alıp bir kese kâğıdına koydu. Burak, teşekkür ederek ekmekleri aldı ve bisikletine geri döndü. Eve dönerken, Burak kafasında Gözde’nin mutfakta neler yaptığını hayal etti. Onun neşeli ama biraz da alaycı tavırlarını düşündükçe yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Bahçeye geri döndüğünde, bisikleti yerine bırakıp mutfağa doğru ilerledi. Kapıyı açtığında, mutfağı mis gibi sucuk kokusu sarmıştı. Gözde, ocağın başında hızlıca çalışıyordu. Tavadaki sucuğu çevirirken, ocak üstündeki diğer tencerede yumurtaları kırıyordu. Burak’ı elindeki ekmeklerle mutfağa girerken görünce, "Hah, tam zamanında geldin," dedi. Burak, elindeki sıcak ekmekleri masanın üzerine koyarken, "Kokusunu buradan alıyordum zaten," diye takıldı ve ekledi: "Hadi bakalım, şefin elinden sucuklu yumurta yemeye hazırız." Gözde, hafifçe gülerek, "O zaman otur ve bekle," dedi, ardından tavadaki sucukları son bir kez çevirerek masaya doğru yöneldi. Burak, sandalyesine oturup Gözde’nin yaptığı sucuklu yumurtayı sabırsızlıkla beklerken, masaya koyulan sıcak ekmeklerin buğusunu içine çekti ve kahvaltının tadını çıkaracağına dair kendine söz verdi. Burak, tavaya daldırdığı ekmek parçasını ağzına götürmek üzereydi ki aniden oldukça yakın bir yerden silah sesi duyuldu. Ses o kadar güçlü ve yakındı ki mutfaktaki cam hafifçe titredi. İkisi de bir an için dona kaldı, nefeslerini tutarak birbirlerine baktılar. Gözde'nin eli, masanın kenarını sıkıca kavramıştı, gözleri korkuyla büyümüştü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE