Trafik

1248 Kelimeler
Cumartesi sabahı erken saatlerde Burak ve Gözde, İstanbul’a doğru yola çıkmışlardı. Yol boyunca Burak sessizdi, gözlerini yoldan hiç ayırmıyor, dikkatle etrafı gözlemliyordu. Gözde ise arabadaki müzikle keyiflenmiş, ara sıra Burak’a takılarak sohbet etmeye çalışıyordu. İstanbul’un yoğunluğuna yaklaştıkça, araç trafiği yavaşlamaya başlamıştı. "Burası her zamanki İstanbul... Trafik olmadan olmaz," dedi Burak, direksiyonu yavaşça çevirip bir şeritten diğerine geçerken. Gözde, yanındaki torpido gözünden güneş gözlüğünü çıkarıp taktı. “Pekâlâ, madem böyle bir trafik var, biraz düğünden bahsetsek mi? Hangi şehirde olacak mesela? Bodrum mu, İstanbul mu, yoksa Sapanca mı? Senin şaşaalı planların vardır kesin,” diye sordu Gözde, hafif bir alayla. Burak, gözlerini dikiz aynasında bir anlığına gezdirdi. Arkalarında ve çevrelerinde ilerleyen araçları inceledi. Siyah bir SUV, sol şeritte kalabalığın arasında dikkatini çekmişti. Ancak herhangi bir tehdit algılamadı. Hafifçe gülerek, “Planlarımı bir bir açıklarsam sürpriz kalmaz. Ama emin ol, unutulmaz olacak. Sade ama özel bir şey düşünüyorum,” dedi. Bu sırada trafik iyice durmuştu. Araçlar arka arkaya dizilmiş, klakson sesleri havayı dolduruyordu. Yan şeritten büyük, siyah, lüks bir araç yavaşça Burak ve Gözde’nin yanına yanaştı. Araç, pürüzsüz ve dikkat çekici bir şekilde parlıyordu. Camları koyu filmle kaplıydı, dışarıdan içerisi görünmüyordu. Gözde, Burak’a dönerek, “Bence açık havada, deniz kenarında bir düğün harika olurdu. Hem sade hem de romantik,” dedi, hayallerini paylaşırken yüzünde bir gülümseme belirdi. Burak ise onun söylediklerini duyuyor gibi görünse de gözleri, yanlarındaki siyah araca odaklanmıştı. Ansızın, siyah aracın ön yolcu camı yavaşça aşağı indi. Burak, dikkatini çaktırmadan camdan dışarıya kaydırdı. Camın ardından Emre’nin yüzünü seçebiliyordu. Emre, sakince bir sigara içiyor, çenesinin sert hatları ve soğuk bakışları aracın içinde karanlık bir siluet gibi görünüyordu. “Burak? Sen beni dinliyor musun?” diye sordu Gözde, farkında olmadan Burak’ın düşüncelerini böldü. Burak, sakin bir şekilde başını çevirip Gözde’ye baktı. “Elbette dinliyorum. Açık hava düğünü mü? Fena fikir değil. Ama önce biraz daha detaylı düşünmek lazım,” dedi. Bu sırada, Emre sigarasından bir nefes çekti ve izmariti camdan dışarı doğru savurdu. Burak’ın gözleri, izmaritin yere düşmesini izledi. Emre’nin bakışları bir an için dışarıya yöneldi, ama Burak’ın farkında değildi. Burak, soğukkanlılığını koruyarak Gözde’ye dönüp sorusunu devam ettirdi. “Peki, davetli sayısını nasıl ayarlayacağız? Büyük bir düğün mü olsun yoksa daha küçük, samimi bir şey mi?” dedi, sesinde hiçbir tedirginlik olmaksızın. Gözde, onun bu sakinliğine karşılık, “Bence küçük bir düğün güzel olur. Gerçekten özel insanlarla kutlamak istiyorum. Ama... Senin aklında başka bir şey var gibi,” diye şüpheyle Burak’a baktı. Burak, hafifçe gülümsedi. “Hayır, yok. Sadece her şeyin mükemmel olmasını istiyorum,” dedi. Ancak zihninde tamamen farklı bir plan dönüyordu. Yanlarındaki araç hâlâ ileriye doğru ilerliyordu ve Burak, Emre’nin arkasında oturan şoför dahil diğer yolcuları da göz ucuyla inceledi. Ardından, siyah araç bir şerit değiştirerek Burak ve Gözde’nin önüne geçti. Burak, ani bir hızlanma ya da tehditkâr bir hareket bekliyordu, ama araç sıradan bir şekilde ilerlemeye devam etti. “Sanırım bu trafik bizi daha da yakınlaştırıyor,” dedi Gözde, Burak’ın dikkatini yeniden dağıtmak için. “Düğün konusunda bu kadar çok düşündüğünü bilmiyordum. Belki de gerçekten mükemmel bir eş adayıyım, ha?” diye ekledi, gülerek. Burak, direksiyonu sıkıca kavradı, ama gülümseyerek ona baktı. “Kesinlikle öylesin. Ama mükemmel bir düğün için mükemmel bir plan gerekiyor. Her şeyin yolunda olduğundan emin olmalıyım,” dedi. Gözde, onun bu sözlerine karşılık, “Senin hep bir planın var zaten. Ama bana da biraz ipucu versen fena olmaz,” diye karşılık verdi. Burak, aklında dönen düşüncelerle Gözde’nin söylediklerine yarım bir gülümsemeyle cevap verdi. Emre’nin aracını izlerken, zihninde detaylı bir plan şekillenmeye başlamıştı. Şimdi, bu adamı adım adım izlemek ve en doğru anda harekete geçmek gerekiyordu. “Sürprizleri bozmayı sevmem,” dedi Burak, direksiyonu çevirirken. Ancak bu sırada aklında yalnızca bir şey vardı: “Emre’yi nasıl bitirebilirim?” Trafik, İstanbul’un o meşhur kaotik sabahlarından birine daha sahne oluyordu. Burak ve Gözde’nin aracı, siyah SUV’un birkaç metre arkasında durmuştu. Gözde, düğün detaylarından bahsederken Burak’ın aklı tamamen önündeki araca odaklanmıştı. Emre’nin aracını dikkatlice izliyor, en ufak bir hareketi bile kaçırmamaya çalışıyordu. “Bence gelinliğim sade ama zarif olmalı. Hani şu prenses model var ya? Ama çok kabarık değil, daha ince işlemeli bir şey...” diye heyecanla konuşuyordu Gözde. Fakat onun bu hayalleri, bir anda yan şeritten ilerleyen iki dilenci kılıklı adamın Emre’nin aracına yönelmesiyle yarıda kesildi. Adamlar eski püskü montlar giymiş, kafalarına çekilmiş kapişonlarla yüzlerinin bir kısmını gizlemişti. Ellerini açarak, sanki para isteyen dilenciler gibi Emre’nin aracına doğru yaklaşıyorlardı. Biri sağdan, diğeri soldan yaklaşırken dikkat çekmemeye çalışıyorlardı. Fakat bu durum Burak’ın gözünden kaçmamıştı. “Bu normal bir şey değil,” diye düşündü içinden. “Burak, dinliyor musun beni?” diye sordu Gözde, biraz sinirli bir tonla. Ancak Burak’ın yüzündeki gergin ifadeyi fark edince sustu. “Bir şey mi oldu?” diye ekledi. Tam o sırada, dilenci kılığındaki adamlardan biri montunun içine elini attı. Gözde, adamın hareketini fark etmişti ama ne olduğunu anlayamadan, adamın montunun altından bir Uzi hafif makineli tüfek çıkardığını gördü. “Burak! O adam—” diye bağırmaya başladı Gözde, ama cümlesini bitiremeden silah sesleri İstanbul’un sabah sessizliğini yırtarcasına yankılandı. Uzi’den çıkan mermiler, siyah SUV’un camlarına ve kaportasına yağmur gibi yağıyordu. Silahın namlusundan çıkan her mermi, adeta birer ışık hüzmesi gibi havada süzülüyordu. Gözde, olan biteni şok içinde izliyordu. Sanki zaman yavaşlamış, silahtan çıkan kovanlar havada ağır çekimde süzülüyormuş gibi bir an yaratılmıştı. Burak ise tamamen soğukkanlılığını koruyordu. Gözde’nin panik dolu gözlerine baktı ve “Sakın hareket etme,” diye fısıldadı. Gözde, Burak’ın bu kadar sakin kalmasına anlam veremiyordu. Emre’nin aracı bir anda sarsıldı. Camlar patladı, kaporta delik deşik oldu. Emre içeride paniğe kapılmış, bir yere saklanmaya çalışıyordu. Ancak dilenci kılığına girmiş adamlar acımasızdı. Her iki taraftan da araca ateş açmaya devam ettiler. Emre’nin şoförü, mermilerden kurtulmak için kapıyı açıp dışarı çıkmaya çalıştı ama yere yığılmıştı bile. Son mermi yere düşmeden önce, adamlar tüfeklerini montlarının altına geri soktular. O kadar hızlı ve profesyonel hareket etmişlerdi ki, neredeyse bir rüzgâr gibi gelip geçmişlerdi. Aracın hemen arkasında bekleyen iki motosikletli, hızlıca yanlarına yaklaştı. Adamlar motosikletlere atlayarak hızla olay yerinden uzaklaştılar. Gözde, olayın şokuyla donup kalmıştı. “Burak... Bu... Bu neydi? Kimdi bu insanlar? Ne oluyor?” diye sordu, sesi titreyerek. Burak, gözlerini siyah SUV’a dikti. Araç hareketsizdi. İçinde Emre’nin cesedi olduğunu biliyordu. Derin bir nefes aldı ve yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. “Hiçbir şey, Gözde. Sadece İstanbul’un sıradan bir sabahı,” dedi, sanki bu olanları hiç umursamıyormuş gibi. Gözde, onun bu rahat tavrına daha da şaşırdı. “Sıradan bir sabah mı? Bir adamın öldürüldüğünü gözlerimle gördüm! Sen nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun?” diye bağırdı. Burak, bir an için sessiz kaldı. Gözde’nin yüzüne baktı, ama ona gerçeği söylemek için zamanı olmadığını biliyordu. Eğer şimdi her şeyi açıklarsa, Gözde’nin güvenliği tehlikeye girebilirdi. “Sakin ol. Bize bir şey olmadı. Şimdi en iyisi bu konuyu unutmak ve yolumuza devam etmek,” dedi, direksiyonu tekrar kavrayarak. Bu sırada Gözde’nin aklında bin bir soru dönüyordu. “Burak bu kadar soğukkanlı nasıl olabiliyor? O öldürülen adamı tanıyor muydu?” diye düşündü. Ancak Burak’ın yüzündeki gülümseme, cevaplarını bulmasını daha da zorlaştırıyordu. Burak, Emre’nin ölümüyle bir yükten kurtulmuş gibiydi. Ama kafasında yeni bir plan şekilleniyordu. “Kim bu dilenciler? Onlar kimin adamıydı? Ve eğer Emre’yi bitiren onlar ise sıradaki hedef kim?” diye düşünüyordu. Aracın içinde sessizlik hâkimdi. Sadece trafik sesi ve uzaklardan gelen siren sesleri duyuluyordu. Gözde, Burak’a bir şeyler sormak için ağzını açtı ama Burak, “Gözde, düğün planlarımızı konuşmaya devam edelim mi? Sence İstanbul’da mı olsun, yoksa Sapanca’da mı?” dedi, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Gözde, onun bu davranışına daha da şaşkınlıkla baktı. “Sen gerçekten... çok tuhaf bir adamsın, Burak,” dedi, ama başka bir şey sormadı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE