Yok

1173 Kelimeler
Ne duydun?" Diye sordu Leyla, sessizce yanında oturmuş yüzüne bakıyordu. Birkaç gün içerisinde nasıl da sararmıştı böyle? "Sesini.." dedi, yavaşça bankta geri geri gidip kafasını genç kızın dizine bıraktı. Yan dönüp cenin pozisyonunu aldı, deli gibi üşüyordu. Elini usulca kafasına bırakıp yavaşça okşamaya çalıştı Leyla, belli ki yine nefessiz kalıp buraya gelmişti. Kısık bir soluk verip pozisyonunu bozmadan üstündeki montu çıkardı, yavaşça üzerine örttü, gece boyunca oldukça üşümüş olmalıydı. "Sana engel olamamaktan çok korkuyorum Ulaş" dedi fısıltıyla, gözlerini yavaşça ona çevirdi. "Seni bırakmak durumunda kalmaktan çok korkuyorum." Kısık bir soluk verdi, elini yavaşça kafasında gezdiriyordu. Sessizdi Ulaş, bakışları dalgındı. Kalbi deli gibi çarpıyor, kulaklarında sadece ses kaydındaki ince tiz ses yankılanıyordu. Annesi onu gerçekten de böyle güzel mi seviyordu, 'Emir'im' mi diyordu. Kafasının üstünde hissettiği parmaklarla gözlerini yavaşça kapattı. Bir yanı o ses kaydını defalarca tekrarlıyor, bir yanıda kafasını şevkatle okşayan eli hissetmeye çalışıyordu. Öyle bir araftaydı ki, gözlerini yavaşça araladı. Annesinin Emir'i olamamış, insanların zalimliği ile başka birine dönüşmüş, ismi kimliği değiştirilmişti. Yanağına yavaşça bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti, Leyla'nın gözleri yanağına kaydı. "Ulaş.." dedi, gözleri dolu dolu oldu. Baş parmağıyla yavaşça yaşı silmeye çalıştı. Genç adam yavaşça gözlerini aralamaya çalıştı, kalbinin duracağını hissediyordu. "Emir.." dedi fısıltıyla, Leyla'nın gözleri duyduğu anda ona döndü. "Emir Oğuz olursam.. beni yine sevebilir misin?" diye ekledi. Genç kızın yüzünde şaşkınlık oluştu. "Ne?" "Ulaş olmazsam.. beni bırakacak mısın?" Leyla'nın yanağına ufak bir damla yaş süzüldü, onun için isminin hiç önemi yoktu. Sevdiği, onu gördüğü her anda lal olan, elleri titreyen, gözlerine bakma cesareti bile gösteremeyen o adamdı. "Benim için.. " dedi, kısık bir soluk aldı. "İsminin önemi yok." Yüzünde ufak ve buruk bir tebessüm belirdi genç adamın, biraz da olsa rahatlamıştı. Gözlerini yavaşça kapattı, dinlenip toparlanmaya ihtiyacı vardı. .... Telefonun titrediğini hissetti Nazlı, yavaşça cebinden çıkarıp ekrana baktı. 'Burak - Arıyor' yazıyordu. Defalarca arayışlarından sadece biriydi. Kalbinin deli gibi çarptığını hissetti, elleri titriyor, parmaklarındaki ve bileklerindeki yaralar sızlamaya başlamıştı. Derin bir nefes aldı, cesaretini toplayıp aramayı reddetti. Telefonu kapatıp cebine bıraktığında genç adamın gözleri ona döndü. "Biri mi aradı?" Diye sordu Uygar, odanın kapısında ayaktaydı. Genç kız karşısındaki koltukta oturuyordu, kafasını hızla iki yana salladı. "Hayır.. hayır kimse aramadı." Uygar yavaşça yaklaşıp yanına oturdu. "Kardeşin seni merak etmiş olabilir." dedi, telefonun çaldığını gördüğünü belli etmeye çalışarak. Nazlı kısık bir soluk verdi, "Etmez." Elini eline yaklaştırıp sıkıca tuttu genç adam, "Aranız düzelmedi mi?" "Hayır, düzelmez." Kafasını yavaşça adamın omzuna dayadı. "Kardeşsiniz, düzelecektir." "Hayır." Deyip sustu, gözleri dolu dolu olmuştu. Eve girdiği her an ona kabustu, derin bir nefes alıp toparlanmaya çalıştı. Unutmak, sadece burada, genç adamla kalmak istiyordu. "Uygar.. dışarı çıkalım mı?" "Dışarı mı?" "Evet, yürümek istiyorum." "Elbette." Hızla ayağa kalktı, isteğini kesinlikle geri çevirmeyecekti. ... "Ulaş.." dedi Leyla fısıltıyla, elini yavaşça adamın yüzünde gezdiriyordu. Hava oldukça soğuktu, burada uyumaya devam etmesi durumunda kötü hastalanacaktı. Gözlerini yavaşça aralamaya çalıştı genç adam, gözleri ilk olarak genç kızın gözleriyle buluştu. Bir bankın üzerinde, kafasını dizine bırakmış yatıyordu. "Leyla.." dedi, yavaşça doğrulmaya çalıştı. Üstündeki ceketi fark edip hızla kaldırdı, genç kız oldukça üşümüş olmalıydı. "Üşümüşsün." Diye ekleyip hızla giyinmesine yardımcı oldu. "Hayır üşümedim ama sen hasta olabilirsin." Umursamadı bile genç adam, genç kızın kollarını tek tek ceketten geçirip fernuarı sıkıca kapattı. "İyiyim." Dedi Leyla, biraz üşüse de gayet iyiydi. Yavaşça gözlerini onun gözlerine çevirdi Ulaş, alnına dökülen kahküllerine, toplanmış at kuyruğu saçlarına ve yorgun gözlerine baktı. Gece boyunca nöbetçi olduğu yetmezmiş gibi bir de burada onun için beklemek zorunda kalmıştı. "Özür dilerim.." dedi, Leyla hızla kafasını iki yana salladı. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamıştı, onun yakınında olmak çok güzeldi. "Özür dileme sadece bir isteğim var, yerine getir." Ulaş'ın gözleri ona döndü, itiraz etmeden kafasını olumlu anlamda salladı. "Nedir?" "Uygar.." dediği anda genç adam doğrulup geriye bir adım attı. "Hayır.." diye fısıldadı. Leyla ayağa kalkıp yanına yaklaşmaya çalıştı, kardeşinin ismini duyduğu anda çok başka birine dönüşüyordu. "Ulaş.. lütfen Uygar'la bir kez bile olsa konuşmalısın." "Hayır.." dedi, geriye bir adım daha attı. "Sana anlatacağı şeyler olduğunu söyledi." "Hayır, dinlemek istemiyorum." "Lütfen.." dedi Leyla yalvarırcasına. Yaklaşıp bir elini sıkıca tuttu, genç adam bedeninin deli gibi titrediğini hissetti. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Kafasını yavaşça iki yana sallayıp yaklaştı. Dudağını genç kızın alnına bastırıp yüzünü iki elinin arasına aldı. Dudaklarını yavaşça kulağına yaklaştırıp "Özür dilerim.." diye fısıldadı. Seslenişlerine aldırmamaya çalışarak arkasını döndü, koşar adımlarla birkaç dakika içerisinde gözden kayboldu. Derin bir nefes verdi genç kız, kalbi endişeyle çarpıyordu. Ona nasıl engel olacak, nasıl durduracaktı? .... Elinden sıkıca tutuyordu Uygar, ağır adımlarla yürüyorlardı. Bir caddedeydiler, "Yorulmadın mı?" Diye sordu, yaklaşık bir saattir bu şekildeydiler. Genç kız kafasını iki yana salladı, onun yanında iken hiçbir şey etki etmiyordu. "Hayır yorulmadım." Gözlerini çevrede gezdirdi genç adam, birkaç adım ötede bir kafe vardı. "Bir şeyler içelim" dedi, yönünü oraya çevirdi. Genç kız itiraz etmeden eşlik etti, içeri giriş yaptıkları anda adımları durdu. Kafenin giriş kısmının sağında, duvarın dibinde bir piyano vardı. Gözleri parıldadı, uzun zamandır hiç çalmamış, dokunamamıştı. Bakışları yavaşça genç adamın gözlerine kaydı, acaba elini bırakıp piyanoya gitse ne derdi? Rahatsız mı olurdu? Yada yanlış mı anlardı? Kalbinin deli gibi çarptığını hissetti, en iyisi gitmemeli, hiç piyanoya yaklaşmamalıydı. Derin bir nefes verip kafasını çevirdiğinde, Uygar'ın gözleri önce piyanoya sonra da ona kaydı. Yüzünde koca bir şaşkınlık vardı, neden piyanoya heyecanla bakmasına rağmen yaklaşmamıştı? Acaba parmakları mı hala iyileşmemişti? "Parmakların kötü mü?" Diye sordu, Nazlı'nın gözleri ona döndü, piyanoya bakmamaya gayret ediyordu. "Hayır, çok iyi." "O zaman benim için çalabilir misin?" Genç kızın gözleri büyüdü, kalbi heyecanla çarpmaya başlamıştı. "Ne? Piyano mu?" "Evet, seni hiç izlemedim." Yüzünde koca bir gülümseme oluştu Nazlı'nın, kafasını hızla onaylar anlamında salladı. "Hemen.. hemen çalarım." Arkasını döndü, piyanoya doğru tek adım atıp durdu. Gözlerini yavaşça genç adamın mavi gözlerine çevirip koşmaya başladı. Yaklaşıp kollarını boynuna sıkıca doladı. Düşündüğünün ve endişesinin aksine, bu adam piyanodan da sesinden rahatsız olmuyor, aksine tıpkı onun gibi oldukça mutlu oluyordu. "Sadece senin için bu müzik." dedi fısıltıyla. Arkasını dönüp piyanoya yaklaştı, koltuğa otururken uzun zaman sonra kalbinin huzura erdiğini hissetti. İlk defa bu koltuğa otururken endişe hissetmiyordu. Derin nefes verip ellerini piyanonun üzerine bıraktı, parmaklarının dokunuşuyla kafede sesi yankılandı. Tüm müşteriler ve çalışanların gözleri o yöne döndü. Piyanonun tam önüne yürüdü Uygar, genç kızı hayranlıkla izliyordu. Yüzünde gurur dolu bir ifade vardı, bakışlarını bir an bile onun gözlerinden ayırmıyordu. Yavaşça baş parmağını çok az doğrultup beğendiğini işaret etti, genç kız daha heyecanla tuşlara dokunmaya başladı. İlk defa bir yakını onu piyano başında izliyor, takdir ediyordu. .... Ağır adımlarla yürüyordu Ulaş, ayakları onu sadece bir yere getiriyordu. Bir kapının önündeydi, koca harflerle bir mezarlığın ismi yazıyordu. Bahçeye sadece birkaç adım atmıştı, gözleri tek bir yerdeydi. Sağ ve solda olmak üzere dört mezar vardı, gözleri iki tarafa kayıyordu. Biri yıllarca aile bildiği, her fırsatta dualar okuduğu; biri de hiç bilmediği, bir defa bile gelmediği öz ailesiydi. Yaklaşmaya cesareti yoktu, mezarlarla arasında yaklaşık on metre vardı. Sessizce izliyordu. Gözleri dolu doluydu, ellerini deli gibi sıkmıştı. Yavaşça öz ailesine döndü, önce annesinin sonra da babasının mezar taşına bakıp durdu. Tek bir şey yer aldı zihninde, ablasının mezarı neredeydi? Gözleri deli gibi büyüdü, neden burada değildi ki? Hızla cesaretini toplayıp yaklaştı, dört mezarın da etrafını deli gibi gezinti, küçük bir tanesini bulmaya çalıştı, yoktu. ....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE