Akşamın bir vaktiydi, yatağının kenarında oturuyordu genç bir adam. Elinde bir telefon vardı, bir video açıktı. Genç bir kız bir piyonun önünde oturmuş, parmaklarıyla ustaca bir müzik sergiliyordu. Her tuşa vuruşunda yüzünde koca bir gülümseme beliriyordu, ömrünün en büyük hobisi, amacıydı. Ufak ufak gösterilerinin yerini bir gün binlerin izlediği koca bir konsere çevirmek en büyük hayallerinden biriydi, binlerce insan onu izleyecek ve o usta parmaklarıyla piyanosunu çalacaktı.
"Mükemmel." Dedi Ulaş, kapı pervazında duruyordu. Dakikalardır sessizce orada bekliyor, piyanonun evin içerisinde yankılanan sesini dinliyordu.
Uygar'ın gözleri yavaşça ona döndü, derin bir nefes alıp videoyu durdurdu. "Ne oldu?" diye sordu, kardeşi uyumak için odasına girmişti, ne olmuştu da yeniden buradaydı.
"Evin içerisinde böylesine eşsiz bir ses yankılanırken nasıl uyuyabilirim?" Ağır adımlarla yürüyüp kardeşine yaklaştı, yanına oturup gözlerini telefona çevirdi. Sağlam olan başparmağıyla dokunduğu anda videonun sesi yeniden odanın içerisinde yankılandı. "Çok profesyonel" diye ekledi.
Kardeşinin gözleri videoya döndü, bakışları genç kızın yüzüne kaydı. Her tuşa vuruşunda yüzünde çiçekler açıyor, gözleri parıldıyor, gülümsüyordu. "Çok mutlu" dedi Ulaş, genç adam gözlerini yüzüne çevirdi. "Çok seviyor." Diye cevap verdi Uygar, bu tuşlar genç kızın hayatının en değerlisiydi.
"Onu bir daha görebildin mi?" diye sordu Ulaş, hastanenin önünde genç kızı kovmuş, bir daha görmek istemediğini söylemişti.
"Hayır."
"Haklı olarak bir daha karşına çıkmadı."
"Çıkmamalı."
"Neden peki? Söylediğin yalan yüzünden mi?"
Derin bir nefes verdi Uygar, daha fazla konuşmak istemiyordu. Ayağa kalkıp videoyu kapattı. Bir daha izlememeli, onu artık aklından da zihninden de kulağından da çıkarmalıydı.
.....
Hızla evin kapısını açtı Ulaş, sabahın oldukça erken vaktiydi. Ayağına ayakkabılarını geçirip bahçeye geçti, lapa lapa kar yağıyordu. Hızla üzerinde bulunan hırkanın kapuşonun kafasına geçirdi. Mevsimin en soğuk günlerinden biri olmalıydı, bir an önce kırdığı odunlardan alıp sobayı yakmalıydı. Hızla bahçenin sağ köşesine geçti, bir köşede üst üst yığılmış odunlar vardı. Kollarını hızla doldurup arkasını döndüğü anda kapının sesini duydu, gümbür gümbür çalıyordu.
Şaşkınlıkla elindeki odunları kapının önüne bırakıp arkasını döndü, kim bu saatte kapıyı çalabilirdi. Leyla olamazdı, daha az önce hastaneye gideceğini mesaj atarak bildirmişti. Kardeşi de olamazdı, yaklaşık bir saat önce tamirhaneye gitmek üzere evden çıkmıştı.
"Kim o?" diye seslendi, kapıya hızlı hızlı adımlarla ulaşmaya çalışırken, ses yoktu. Merakla yaklaşıp derin bir nefes verip elini kapının çengeline bıraktığı gibi hızla geriye çekti. Gözleri anında kaldırıma kaydı, kimse yoktu. Yüzünde şaşkınlık belirdi, daha birkaç saniye önce bile gümbür gümbür çalıyordu.
Kaldırıma bir adım atıp gözlerini sokakta gezdirdi, öylesine soğuktu ki tek bir insan bile yoktu. Merakla geriye çekildiği anda gözlerine bir şey takıldı. Kapının kulpunun üzerinde, demirlerin arasına beyaz bir zarf sıkıştırılmıştı. Şaşkınlıkla yaklaşıp eline aldı, "Ulaş Ilgaz." Yazıyordu. Merakla gözlerini yeniden sokakta gezdirdi, görünürlerde hiç kimse yoktu. Mektubu sıkıca tutup geriye çekildi. Kapıyı örtüp bahçeye girdi.
Gözleriyle dikkatle incelediği sırada bedenini soğuğun da etkisiyle şiddetli bir soğuk esir aldı. Hızla hırkasının cebine bırakıp içeri koştu. Bir an önce sobayı yakıp ısınmalıydı. Koştur koştur kapıya yaklaşıp yere indirdiği odunları yeniden kucakladı. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi, sobaya yaklaşıp kapağını açtı, bir an önce ateşlendirmeliydi.
....
"Eksik parçanın bugün alınması gerek" dedi Ali, gözlerini iş arkadaşına çevirdi. Uygar bakışlarını önündeki araca çevirdi, tamiri için gerekli bir parça vardı, bir an önce temin edip sorunu gidermeliydi. "Tamam ben hallederim." Arkasını dönüp küçük odaya ilerledi. Önce üzerindeki tulumu çıkardı, deri ceketini üstüne çekip beresine yaklaştı. Eline aldığı anda bakışları önündeki aynaya kaydı, görüştükleri gün genç kızın kafasına takmıştı.
Derin bir nefes alıp hatırlamamaya çalışarak kafasına geçirdi. "Çıkıyorum, yarım saate dönerim." Dedi, arkasını dönüp araçlardan birine yaklaştı. "Arabayı alıyorum." Diye ekleyip müşterilerden birinin aracında sürücü koltuğuna yerleşti. Son model beyaz bir bmw'ydi. Kemerini bağlayıp çalıştırdığı gibi tamirhaneden çıkış yaptı.
Dikkatle kullandığı arabayla önce bir caddeye geçti, gözlerini yoldan hiç ayırmadan ilerliyordu. Trafik yoğun olduğu bir caddede durdu, kırmızı ışık yanmıştı. En öndeydi, mavi gözlerini yavaşça önce sola çevirdi. Sola döndüğü anda bakışları tek bir şeye yoğunlaştı. Sadece birkaç araç ileride bir araba vardı, önce plakasına kaydı gözleri. Ortadaki harflerde 'NZL' yazıyordu. Bakışlarını gördüğü anda istem dışı kaldırdı, sürücü koltuğunu görmeye çalıştı, aradaki araçlar sebebiyle görmek mümkün olmadı.
Yeşil ışık yandı tam o anda, araçlar tek tek ilerlerken genç kızın aracı durmuştu hala. Korna seslerine rağmen hiç hareket yoktu. Şaşkınlıkla önündeki araçların gidişini gördüğü anda yavaş yavaş ilerleyerek diğer araçlara yol verdi Uygar, tam hizasında duraksadı. Gözleri sürücü koltuğuna kaydı.
Nazlı görünüyordu, tek başınaydı. Yüzü solgun, gözleri bitkindi. Sessizce beklerken kafasını hiç oynatmıyordu. Tıpkı bir heykel gibi önüne bakıyor, araçların geçişini bekliyordu. Ne kulakları kornaları duyuyor, ne gözleri yanında duran aracı görüyordu. İki eliyle sıkı sıkı direksiyonu tutmuştu. Üzerinde ince, gözleriyle aynı renklerde bir bluz vardı, saçları özenle düzleştirilmişti.
Alt dudağını yavaşça ısırdı genç adam, arabayı hareket ettirip uzaklaşmak isteyen bir yanına rağmen yapamadı. Eli yavaşça camı açmak için tuşa gitti, çok aç indirdiği anda bakışları genç kıza kaydı. Yan profilinde sadece yüzünün bir kısmını görüyordu. Sesler yankılandı o anda caddede, arkada beklemeye maruz kalan her aracın sürücüsü öfkeyle söyleniyordu.
Genç adam derin bir nefes verip kafasını yavaşça camdan çıkardı. "Nazlı.." dedi, bir an önce ona sesini duyurup hareket etmesini söylemeliydi. Duymadı genç kız, öylesine dalgındı ki algıları tamamen kapalıydı. "Nazlı.." diye yineledi, yine duyuramadı.
Kornaların ve seslenişlerin yükseldiği gördüğü anda hızla arabasını hareket ettirdi genç adam, daha fazla bekleyemezdi. Sürücüler geçen her dakika da daha da öfkeleniyordu. Kendi aracını ilerletip uygun bir yere park ettikten sonra hızla inip geri döndü. Genç kızın aracının önünden dolandığı anda Nazlı'nın bakışları ona kaydı. "Uygar.." dedi fısıltıyla.
Genç adam sürücü kapısına yaklaşıp açtı, bakışları anında buluştu. "İner misin?" deyip elini uzattı. Genç kız itiraz etmeden elinden tutup indi, anlam vermeye çalışıyordu. Bakışlarını geriye çevirdiğinde öfkeli sürücüleri görüp kornaları duydu.
Elinden sıkıca tutup yan kapıyı açtıktan sonra binmesine yardımcı oldu. Sürücü koltuğuna yerleşip arabayı hızla çalıştırdı Uygar, bir an önce buradan uzaklaştırmak istiyordu. Arabayı hareket ettirip park edebileceği bir köşeye çekip durdurdu. Trafik anında rahatladı, araçlar hızlı hızlı ilerlerken gözlerini yavaşça yanındaki koltuğa çevirdi.
Genç kız şaşkın ve tepkisizdi, sessizce yüzüne bakıyordu. "Uygar.." dedi fısıltıyla. Genç adam derin bir nefes verdi, "Biraz daha orada beklemiş olsaydın, büyük bir arbede çıkacaktı." Diye cevap verdi genç adam.
"Ben... farkında bile değildim."
"Önemli değil ama dikkatli olmalısın." Diyerek arkasını döndü, inmek için kapıya dokunduğu anda Nazlı hızla kolundan tuttu. "Biraz daha kalamaz mısın?" diye sordu. Genç adamın gözleri önce kolunu tutan ele kaydı, iki parmağı sargılı gözüküyordu.
"Ne.. ne oldu?" diye sordu, hızla elini geriye çekti genç kız. Gözleri anında dolu dolu oldu, iki gündür piyanonun tuşlarına dokunamıyordu. "Önemsiz." Kafasını yeniden önüne çevirdi.
"Yaralanmışsın." Dedi Uygar, istemsiz bir endişe sarmıştı her yanını.
"Ufak bir kaza, önemi yok."
"Piyano çalabiliyor musun?" diye sordu, genç kızın hayatının en büyüm amacıydı. Dolu gözlerine hakim olmaya çalışarak kafasını yavaşça iki yana salladı. "Dinleniyorum." Gözleri öylesine dalgındı ki adamın deli gibi özlediği yüzüne bir an bile bakmamaya gayret ediyordu.
Hızla elini çenesine bırakıp kafasını çevirdi genç adam, bakışları anında buluştu. "Ne kadar sürecek dinlenme?"
Genç kızın yanağına ufak bir damla yaş hızla süzüldü, eliyle silmeye çalıştı. "Kısa.." dedi, derin bir nefes alıp kafasını çevirdi. "Gitmeliyim artık." Diye ekledi. Arabadan hızla indi, Uygar da aynı şekilde inip önüne geçti. Elini yavaşça kaldırıp genç kızın yanağına bıraktı, az önce süzülen yaşın izini dikkatle silmeye çalıştı.
Kısık bir soluk verip elini yavaşça genç kızın sargılı eline yaklaştırıp tuttu. Dikkatle inceledi, oldukça özensiz sarılmıştı. "Hastaneye gitmedin mi?" diye sordu, bunu yapan kesinlikle bir sağlık personeli değildi. "Gittim." Dedi genç kız titrek dudaklarının arasında.
Uygar kafasını hızla iki yana salladı, "Gidiyoruz." Diyerek hızla arabaya yaklaştırıp önce genç kızı bindirdi, kapıyı örtüp önünden dolanarak sürücü koltuğuna yerleşti. Çalıştırdığı gibi bir hastaneye ilerledi.
....
"Leyla." Dedi Uygar, acile giriş yaptığı anda gözleri sadece onu aramıştı. Bakışlarını duyduğu anda hızla o yöne çevirdi genç kız, üzerinde her daim olduğu gibi beyaz bir önlük vardı. "Uygar." Deyip endişeyle yanına yaklaştı. Yine kardeşine mi bir şey olmuştu, bu yüzden mi buradaydı.
"Bir şey mi oldu, neden buradasın?" diye sorduğunda gözleri Nazlı'ya kaydı, sessizce bekliyordu. "Bakabilir misin" diye sordu Uygar, genç kızın elini işaret ederek.
Leyla kafasını sallayarak selam verip yavaşça oturması için sedyelerden birini işaret etti. Oturduğunu gördüğü anda malzemeleriyle yaklaştı. Önce elindeki özensiz sargıyı açtı, baş ve orta parmağın tamamı yaralanmış gözüküyordu. "Bu.." dedi, gözlerini hızla genç kıza çevirdi. "Nasıl oldu?" diye ekledi merakla.
Nazlı tek kelime etmedi, gözlerini bir an bile genç adamın üzerinden ayırmıyordu. Onu yeniden görmeyi ne çok istiyordu. "Önemli bir şey var mı?" diye sordu Uygar, endişe doluydu. "Önce doktorun görmesi gerek, çok az bekleteceğim sizi." Diyerek arkasını döndü. Genç adamın gözleri ona döndü, parmaklarındaki yaralara rağmen hiç tepki vermiyordu.
"Acıyor mu?" diye sordu, genç kız kafasını iki yana yavaşça salladı. Hiçbir şey hissetmiyordu.
....
"Piyano" dedi Uygar, gözlerini muayene eden doktora endişeyle çevirdi. "Piyano çalabilir mi?" Doktorun gözleri önce kıza sonra da ona döndü. "Bir süre çalamayacaktır." Dediği anda genç kızın yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. Elini yavaşça geriye çekti, tedavinin hiçbir önemi yoktu o halde, o tuşlara dokunamadığı sürece nefessiz kalacaktı zaten.
Leyla'ya bir şeyler söyleyip uzaklaştı doktor, Nazlı hızla ayağa kalktı. "Gitmeliyim." Dedi, Uygar hızla kolundan tuttu. "Şimdi değil." Dedi, tedavi olmadan gitmesine asla müsaade edemezdi. "Bırak.." dedi genç kız, yanakları yaşla doldu. "Bırak Uygar." Diye ekledi.
Genç adam kafasını iki yana sallayıp elleriyle yanaklarını silip derin bir nefes verdi, "İhtilal." Dedi. Nazlı'nın gözleri hızla ona döndü, bu ona armağan ettiği videoda çalan şarkının ismiydi. Bakışları anında buluştu, "Buldun.." dedi fısıltıyla. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı. Günler önce genç adam onu bir daha görmek istemediğini söylemişti. Ne çok özlemiş ne çok hasret kalmıştı sesine, yüzüne.
Uygar kafasını olumlu anlamda salladı, büyük çaba harcayıp şarkıyı bulabilmişti. Telefonun yavaşça çıkarıp müzik listesini açtı. İndirdiği tek şarkıya yavaşça tuşladığında bir müzik yankılandı.
"İyi ki o kuyuya indim
İyi ki o şiiri sevdim
İyi ki o sınırı aştım
İyi ki kokuna bulaştım
İyi ki bana bunu yaptın
Sana şunu anlatmama lazım
İhtilalden önce yalnızlığa hayrandım"
Genç kızın yüzünde istem dışı ufak bir tebessüm belirdi, sessiz bir soluk aldı. "Evet" dedi. Uygar hızla yanına yaklaşıp önünde durdu. "Hala bana mı bu?" diye sordu. Genç kız şarkıyı çalarken sadece ona armağan etmişti.
Dolu gözleriyle kafasını yavaşça iki yana salladı, "İstiyor musun ki, kovdun beni." Dedi.
Derin bir nefes aldı Uygar, "İstiyorum."
"Sadece sana." Genç adamın yüzünde koca bir gülümseme oluştu, derin bir nefes verdi. Böylesine kısa bir sürede nasıl hayatının merkezine oturmayı başarmıştı.
...
Not: Uygar ve Nazlı'nın şarkısı : İhtilal - Alifiru