Mirza’nın o iğrenç tehdidi odada asılı kaldığında, Zümrüt’ün içindeki bir yay sanki yerinden koptu. O narin bedeni, bir volkanın patlaması gibi titremeye başladı. Gözleri devleşti, dudakları titredi ve bir an sonra, o ana kadar bastırdığı her şey feryat olup döküldü.
"Yeter!" diye bağırdı Zümrüt, ses tellerini yırtarcasına. "Yeter Mirza, yeter!"
Zümrüt, avuç içlerini kulaklarına bastırıp başını iki yana sallarken adeta bir sinir krizi geçiriyordu. Mirza’nın ellerini itti, etraftaki parfüm şişelerini, aynanın önündeki takıları bir hışımla yere savurdu. Cam kırıklarının sesi, Zümrüt’ün hıçkırıklarına karışıyordu.
"Ben senin malın değilim! Ben senin her istediğinde dize getireceğin o aciz kadın değilim! Beni öldür Mirza, duyuyor musun? Beni sikeceğine öldür daha iyi! Çünkü ben senin o kirli arzundan da, o zehirli dilinden de nefret ediyorum!"
Zümrüt, göğsü hızla inip kalkarken, tırnaklarını kendi kollarına geçirdi. Mirza şaşkınlık ve dehşet içinde onu durdurmaya çalışırken, Zümrüt’ün öfkesi bir anda yerini derin bir öğürtüye bıraktı. Bedeni aniden iki büklüm oldu. Eliyle ağzını kapattı, gözleri yaşardı.
"Zümrüt... Ne oluyor?" Mirza, öfkesini unutup ona doğru hamle yaptı.
Zümrüt, Mirza’yı eliyle durdurup banyonun kapısına doğru sendeledi ama yetişemedi. Olduğu yerde, dizlerinin üzerine çöktü. Öğürtüsü odanın sessizliğini parçalarken, midesi dışarı çıkacakmış gibi sarsılıyordu. Mirza, büyük bir korkuyla yanına çöküp saçlarını geriye çekmek istediğinde, Zümrüt onu tekrar itti.
"Dokunma bana! Kokun... Kokun midemi bulandırıyor!"
Hızla banyoya yetişip yüzünü yıkadı. Mirza, onun bir oyun oynadığını sanıp tam kolunu kavrayacaktı ki aynanın önüne bırakılmış o küçük beyaz çubuğu gördü. Mirza’nın gözleri karısına değil, hamilelik testine kilitlendi. Üzerindeki çift kırmızı çizgi, Mirza’nın tüm dünyasını bir saniyeliğine durdurdu.
"Bu..." dedi Mirza, sesi bir fısıltıya dönüştü. Az önceki o kükreyen dev gitmiş, yerine eli ayağına dolaşan bir adam gelmişti. "Zümrüt, bu ne?"
Zümrüt, gözlerinden süzülen bir damla yaşla başını yana çevirdi. "Senin az önce 'malım' dediğin beden, şimdi senin soyunu taşıyor Mirza. Ama sen o kadar körsün ki, sadece yok etmeyi biliyorsun."
Mirza’nın damarlarındaki o kirli ateş, yerini buz gibi bir ürpertiye bıraktı. Dizlerinin bağı çözüldü. Az önce Zümrüt’ü duvara yaslayıp canını yakmak isteyen o eller, şimdi büyük bir titremeyle Zümrüt’ün dizlerinin dibine çöktü.
Zümrüt şaşkınlıkla ona bakarken; Mirza, o mağrur ve sert başını Zümrüt’ün karnına yasladı. Az önce hırsla sıktığı o teni, şimdi kutsal bir emanete dokunur gibi parmak uçlarıyla okşadı.
"Benim mi?" diye fısıldadı Mirza, sesi titriyordu. "Burada... Bizden bir parça mı var?"
Zümrüt cevap vermedi ama hıçkırığını da tutamadı. Mirza, geceliğin üzerinden, Zümrüt’ün süt beyazı tenine dudaklarını bastırdı. Önce küçük, ürkek bir öpücük kondurdu karnına. Sonra sanki az önceki tüm günahlarının affını diliyormuş gibi, alnını Zümrüt’ün göbeğine yaslayıp derin bir nefes çekti.
"Özür dilerim..." dedi Mirza, hala diz çökmüş haldeyken. "Zümrüt, yemin ederim... Bilmiyordum."
Mirza, başını kaldırıp Zümrüt’e baktığında gözleri buğulanmıştı. Bir eliyle hala karısının karnını sıkıca ama incitmeden tutuyordu. Az önceki o canavar gitmiş, yerine doğacak evladına şimdiden esir olmuş bir baba gelmişti.