''Kadınlar hep aynı yerden kırılır. Kimileri düşüncelerinde kimileri de düşünmediğinde.''
| Fleurie- Love and war |
Kazanan kimdi? Bütün nefretiyle alnıma silah dayamış, öfke dolu adam mı? Yoksa kazandığımı düşünüp hayal kırıklığı yaşayan ben mi? Bunu yalnızca görenler ve duyanlar bilebilirdi. Peki bu hikayede gören kimdi? Hani aşk bütün duyuları kapatır ve çevreden soyutlardı ya işte bu anda öyle bir andı. Ne yazık ki aşkın en ateşli anında, yangınlar çevrelemişti bedenimi. Sarı otların içine atılan kibrit az önce alev aldı. Nefretle bakıyordu Altan.
Alnımda duran cismin soğukluğuyla eziliyordum. Biraz dokunsam sakinleştirebilirdim. Kendinde olmadığını düşünüyordum. Onu yatağa zorla soktuğumu mu düşünüyordu? Kahretsin bunu düşünecek kadar mı kafası yerinde değildi dün gece. Oysa tek bir suçum yoktu.
Bileklerimi tutan adama bakışlarımı çevirdim. Gözlerimden sicim sicim yaşlar akıyordu.
Yastık sırtımın arkasındaydı. Arkamda duran yastığa yanaştım ve iyice yatakta büzüldüm. Altan'ın ruhundaki öfkenin ağırlığı bugün bana yetmişti. Tek bir ana geri dönmek isterdim. Bunun rüya olmasını diledim içinden.
Sadece susuyordum. Çünkü büyük bir hayal kırıklığıyla ezilmiştim. Bütün duygular gelip geçti beynimden. Saçlarımdan akan terleri umursamadan bu anın bitmesini bekledim.
''Ağzını açacağım ve sen bağırmayacaksın tamam mı? Eğer çığlık atarsan yemin ederim ki acımadan vururum alnının ortasına'' Dişlerinin arasından konuşarak parmaklarını tek tek çekti.
Dizinin üstüne çömeldi. Yatağın üstünden kalkmadan sadece bana doğru eğildi ve geceden kalmış kuşağı aldı. Silahı diğer eline götürdü. Kuşağı ağzına alıp tek eliyle bileklerime tekrar yapıştırdı ardından bağlamaya başladı. Yüzünde tek bir ifade yoktu. Sanki her gün bunu yapıyormuş gibi davranıyordu.
''Bak rahat dur kıvranıp durma Şehrazat''
''İsmimi ağzına alma. İğrenç bir adamsın...''
''Sus yalnızca şu ağzını iki dakika kapat. Sadece bileklerini bağladım, emin ol ağzını bağlarsam canın acıyacak.''
Derin bir nefes aldı. Gömleğinin kollarını yukarıya doğru kıvırdı. Yataktan kalkıp dolaba doğru yürüdü. Karşıda bir dolap olduğunu şu an fark etmiştim. Dün gece, onca yaşanmışlıktan sonra kendimi kaybetmiştim. Nasıl görebilirdim ki odanın içindeki eşyaları?
Altan dolabın arka kısmından bir çanta çıkardı ve içini hızlıca yere boşalttı. Çanta çanta değildi. Dışı deriyle kaplanmış ve içinde kartonlar vardı. Eline aldığı kamerayı izledi Altan. Çatanın ucunda küçük bir delik kameranın merceğine denk geliyordu.
''Bana bunu nasıl yaparsın? Beni öldürecek misin? Bana bunun şaka olduğunu söyle. Ne olduğunu anlamıyorum''
Bana bakmadan cebinden bir sigara çıkardı ve aceleyle yaktı.
''Bak ağzını kapatmamak için zor tutuyorum kendimi.''
Üzgün bir suratla: ''Bu kamera ne mana?'' Dedim
Sesleri duyuyordum. Altan parmağıyla üst düğmeye dokundu. Dolabın içinden bilgisayarı çıkardı ve flash belleği taktı. Hareketleri yine sakindi. Az önce o silah tutan adam yokmuş gibi davranıyordu.
''Sen ne yapıyorsun Altan? Bizi videoya mı aldın?''
Hiçbir şey demiyordu. Elinde duran kameraya baktım. İçinden Sd kartı çıkarıp bilgisayara taktı. Görüntüler gözüküyordu. Oynatılan videoyu izliyordum. Adam yalnızca orada durmuş ve birkaç oynama yapıyordu.
''Bak çöz şu ellerimi! Bunu bana nasıl yaparsın? Sen gerçekten iyi değilsin. Bizim görüntümüzü...''
Elini havaya kaldırıp flash belleği ayağının altında ezdi. Videoyla oynamıştı. Canım yanıyordu. Daha fazla dayanamayacaktım. Sadece ağlamaya devam ettim. Karşımda duran adam başka Altan'dı. Belki son yıllarda eskisi gibi değildik ama bu başka yüzdü. Gözleri başka bakıyordu. Öfkeli bir adamın öfkesi geçer sakinleşirdi. Altan nefret ediyordu.
''Beni kullandın'' Fısıldadım.
Videoyu kaydetti. Klasöre attı. Bilgisayarı tekrar eski yerine bıraktı. Bir caniden farkı yokmuş gibi davranıyordu. Ellerini saçlarından geçirdi ve telefonunu masanın üzerinden kaldırdı.
''Alo komiserim dediğiniz şeyi hallettim.''
Polis mi? Şaşkınlıkla bakmaya başladım. Ellerimi yukarıya ve aşağıya sallamaya başlamıştım. Lanet olası kuşak asla bir milim kıpırdamamıştı. Ayağa kalkmaya çalıştım. Bu sefer de demirlikler engel oluyordu.
''Evet yanımda, hareket edemiyor bile'' Bakışları bana çevrilmişti.
Dolabı kapattı.
''İki gün verin bana. İki gün dediğiniz işi halledeceğim''
Telefonu kapattı. Polisten bahsediyordu. Altan beni neyle cezalandırıyordu.
''Benim Seda'yı öldürdüğümü mü düşünüyorsun? Seninle beraber olmak için kız arkadaşını mı öldürdüm ben?''
Kapıya doğru yaklaştı ve parkeye bakarak iç geçirdi. Silahı tuttu yukarıdan, tetiğe bastı. Bütün ses odada yankılanmıştı. Az önce ses çıkarma diyen adam parkeye ateş atmıştı. İki kez daha aynı hareketi sergiledi. Tahtaları birbirinden ayırdı ve birini eline aldı. Evin parkesini parçalamıştı. Beni tahtayla mı öldürecekti? Her şeyi bir gecede yaşadım. İhaneti, sevgiyi, aşkı... Bir gecede yok olmuştum. Omuzlarımın ağırlığı göğsümü kaldıramadı. Damlalar dudağımdan aşağıya doğru akıyordu. Burnumu çektim. Bana yaklaşan adamı izledim. Tahtayı elindeydi.
''Beni öldürecek misin? Ben yemin ederim ki öldürmedim. Bir insana kıyabilir miyim? Ama sen yaparsın biliyor musun?''
Derin derin nefes aldım. Odanın içinde boğuluyordum. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Sessizce tekrar köşeme yaslandım. Tahtayı aldı ve damarlarına tuttu. Akan kan odanın etrafına yayılmıştı. Altan kanını akıtıyordu ama neden?
''Yalvarırım bana bir şey yapma. Sen şu an kendinde değilsin.''
Olanları düşündüm. O karıncaya zarar vermezdi. Kollarında olan kanı bir bezle sildi ve duvara yaydırmaya çalıştı. Artık delirdiğini düşünüyordum. Muhtemelen rüya görüyordum. Kendimi öyle telkin etmeye çalıştım. Birazdan uyanacaktım, her şey unutulacaktı.
''Bana neden böyle yapıyorsun? Hiç mi değerim yok? Beraber olduk, senin oldum ben dün gece. Şimdi ise...''
Altan tahtayı cama fırlattı. Cam kırılmamıştı ama hasar gördüğü kesindi. Bana bakmadan yatağın kenarına oturdu. Elinde silah vardı. Artık gördüklerim bambaşka boyuta evrilmişti. Yüzümün aldığı şekil bile korktuğumu gösteriyordu. Ölmekten korkmuyordum sadece yaşadığım hayal kırıklığı canımı yakmıştı. Beni öldürecek miydi?
Gözyaşlarım içinde; ''Biliyor musun? Hayatımda daha önce hiç bu kadar kırılmamıştım.'' Dedim.
Sustu. Boş boş yere bakıyordu.
''Canımın yandığını hissediyorum. Ruhumu parçaladın teşekkür ederim. Kırk kişinin gelip yapamayacağını sen bir gecede yaptın''
Sesimde hayal kırıklığı gizliydi. Dudaklarımı ıslattım ve akan yaşlarımı silmek için elimi kaldırdım ama bağlı olduğumu unuttuğumu fark etmiştim. ''Görüyor musun? Eskiden gözyaşımı kendim silerdim şimdi ben bu faaliyeti bile yapamıyorum.''
Telefonunu çıkardı. Kanayan koluna da dokunmuyordu. Seda'yı öldürdüğümü mü düşünüyordu? Sahi böyle cani bir kadın mıydım? Ortada bir katil vardı fakat ben olduğum düşünülüyordu. Gözlerimi yumdum. Tekrardan açtım. Bütün görüntüler bulanık bulanık görünüyordu irislerime.
''Kötü bir adamsın eserinle gurur duy. Sana ne oldu böyle anlamıyorum. Sadece aptal bir gece yüzünden yaşattığına bak. Sen de istedin benimle yatmayı. Lanet olası geçmişimizde mi umurunda değil?''
''Sus artık''
İki kelime ortalığı yakmaya yetmişti.
Burnumu çekerek; ''Beni öldürecek misin? Polisi neden aradın? Yoksa öldürüp, teslim mi olacaksın?''
Burnunu kırıştırdı. ''Tekrar yineliyorum cümlemi, biraz sus yoksa ağzını kapatacağım inan bana yaparsam bir daha konuşamazsın.''
''Planlı programlı mıydı?'' Sustum tekrar devam ettim. ''Gerçi planlı olamaz baksana habersiz geldim sana üstelik bu evde olduğunu bile bildiğimi bilmiyordum eminim. Hazır ayağına gelmişken hırpalayayım dedin değil mi? Sen bir de doktorsun güya. Resmen can alıyorsun can.'' Bağırdım
Bağırmamla yerinden kalktı. Cama doğru yaklaştı ve derin derin nefes almaya çalıştı. Tuhaf bir sabahın tuhaf olayları yaşanmıştı. Ne olduğunu asla anlamamıştım. Bir şey dese belki tamamlayacaktı kafamdaki eksiklik. Potansiyel katil mi görünüyordum?
Çalan telefonu kulağına götürdü. ''Hala ulaşmaya çalışmadılar mı komiserim?''
Dudağını dişledi. ''Videoyu gönderdim size. Atmadınız mı onlara? Çoktan peşine düşmeleri lazımdı.''
Telefonu sıktığı, beyazlaşan parmaklarından belli oluyordu. ''O zaman kadını öldüreceğini söyleyin. Muhakkak gelirler.''
Telefonu kapattı. Komodinin üzerine bıraktı. Bana uzak olduğu için asla alamazdım telefonu. Zaten kaçmak gibi bir planım yoktu. Artık ne olacaksa olsun istiyordum. Ölümden korkmazdım ki? Ölüm, insanları bedenen temizleyen tuhaf bir soyut kavramdı. Kişi doğar ardından ölür ve artık dünyadan temizlenirdi.
Sadece sorularıma cevap bulmadan ölmek istemiyordum. Altan'ı asla affetmeyecektim. Eğer bu odada son nefesimi verirsem kırgın ayrılacaktım. Kulağımda mırıldanan uğultuyu önemsemedim. Saat kaçtı ve en önemlisi ne zaman bitecekti bu işkence? Saate bakamayacak kadar ağırlaşmıştım. Sadece odayı dolduran yağmur sesleri vardı.
''Benim Seda'yı öldürdüğümü düşünüyorsun değil mi? Onu bu kadar çok mu seviyorsun? Çocukluk arkadaşının sevdiğin kadını öldürme düşüncesi kafanda nasıl yer edindi bilmiyorum ama büyük saçmalıyorsun. Pişman olacağın şeyler yapma''
Altan sustu. Cama doğru yaklaştı.
''Öldür hadi korkak! Tahtayı eline batırıp ortalığı kan gölüne çevirmeye benzemez öldürmek! Bir şey yap.''
''Küçükken de hep böyle konuştukça susmazdın!.'' Sesini yükseltti.
''Hani insanlar değişirdi?''
Arkasına döndü Altan. O da en az benim kadar yorgun görünüyordu Dağınık saçları ele vermişti. Gözlerindeki nefret ise sabitti. Oysa nefret ne tuhaf bir duyguydu? Öyle herkese verilmezdi ki. Bir kuralı vardı. Altan'ın nefretini kazanacak hiçbir hata yapmadığıma emindim. Seda'yı öldüremezdim.
''Eğer beni öldürmezsen bugün, söz veriyorum fırsatını bulduğum ilk anda hemen polise gideceğim.''
Altan güldü. ''Polisler seni arıyor, ne gitmesinden bahsediyorsun Şehrazat?''
Bu da ne demek oluyordu? Kafam iyice karışmıştı. Yalnızca bu lanet sabahın bitmesini istiyordum. Bekledikçe derinleşiyordu mevzu. Polisler beni tutuklayacak mıydı?
''Ben sevgilini öldürmedim.''
Güldü tekrardan Altan. Ortada komik bir şey olduğu için gülmüyordu. Kızdığı için güldüğünün farkındaydım. Elinde duran silaha bakış attım.
''Bir şey söylemek için henüz çok erken.''
''Benim onu öldürme ihtimalim imkansız. Neden böyle bir canilik yapayım hah?''
Cevap gelmedi.
Bir şey söylese parçaları birleştirecektim ama tek bir ipucu ağzından çıkmıyordu. Altan beni nasıl da kolay bırakabilmişti. Önce sevişmişti benimle ardından hiçbir şey olmamış gibi bağlamıştı yatağa. Karşımda duran yabancı bir adam olsa, yaptığı şeye bir anlam verebilirdim ama ne yazık ki ailenin biricik çocuğuydu. Annem, Altan'ı çok severdi. Seda'yla bile ilk tanışan benim annemdi
Ailemin de mi hatrı yoktu?
''Bırak beni, çöz bileklerimi beni teslim et polise. Eminim bir açıklamaları vardır. Ben de ifademi veririm en azından buna hakkım var.''
''Global olarak, yakalatma kararı çıktı. Şu an bu evden çıktığın an seni bekleyen koca bir polis ordusu var. Eşkalini de biliyorlar o yüzden sus biraz''
Yüzlerimiz birbirine yakındı. Dün öptüğüm dudaklardan şimdi bambaşka cümleler çıkıyordu. Kalbimdeki ağrıyla ayağa kalkmaya çalıştım. Artık ağlamamalıydım. Muhtemelen yanlış anlaşılmıştım. ''Beni dünya neden arasın? Daha dün dışarıdayım. Bak eğer koca bir şaka yapıyorsan hiç hoş değil.''
Yumruk yaptığı elini yatağa bastırdı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Sarılmıştık, şimdi ise düşmanı olmuştum.
''Seda'yı öldürdüğümü düşünüyorlar ve beni tüm dünya mı arıyor öyle mi? Benim bildiğim bizim Seda daha Paris'e gidememişti. Ne yaptı? Eyfel kulesine bomba mı attı? Ya Amerika Büyükelçililiği mi bastı? Ne yaptı da onun ölümü benimle alakalı.''
''Çok soru soruyorsun''
''Sen de polisçilik oynuyorsun herhalde? Gizli bir istihbarata üye de değilsin. Lanet olsun gerçekten bu yaptığın şerefsizlikten başka bir şey değil''
Altan derin nefesler halinde yerinden kalktı. Sırtını incelemeye başladım. Belki ona benzeyen bir adam benimle oyun bile oynuyor olabilirdi? Tüm ihtimalleri düşünmek zorundaydım. Elim kanasa yarabandıyı uzatacak kişi sevdiğim adamdı.
Burnumu çektim. ''Planlı mıydı bu yaptığın?''
''Evet''
''Evine geleceğimi nereden biliyordun?''
Elini cama yasladı ve dışarıyı izlemeye başladı Altan. Sahi yağmur yağdığını düşünmüştüm? Şimdi ise karın beyaz beyaz yağışına tanık oldum. Yılın ilk karını uzaktan izliyordum. Altan'a baktım, geçmişime hatta bugününe... Nerede hata yaptığımı düşünmeye başladım. Hayat gerçekten karmaşıktı. Karın her bir damlası cama yaslanıyor ve aşağıya düşmeden eriyip gidiyordu. Üşüdüğümü hissettim. Şömine yanmıyordu ki? Belki de acıkmış olduğumdandı böyle üşüme hissi.
''Geleceğini biliyordum.''
''Çip mi taktın bana ne yaptın sen?''
''Sen hep gelirsin Şehrazat''
''Sevişecek olmamız planlı mıydı?''
''Değildi''
Elini camdan çekti ve bana baktı. Yüzü tekrar eski haline dönmüştü. Nefretin en koyu halini taşıyordu mimikleri. Yalnızca bir an yumuşadığını düşünmüştüm çünkü insan gibi cevap vermişti. Gözlerimi yumdum. Burnumu çekmeye devam ettim.
''Seda'yı ben öldürdüm hatta beynini de ben çaldım. Yatağımın altına sakladım ama koktuğu için annem koyun beyni sanıp yemiş, pişirerek.''
''Komik değildi.''
''Bari öldüreceksen adamakıllı suçlama yap da gözüm açık gitmesin. Seda ile bir sorunum hiçbir zaman olmadı. Onu öldürecek kadar cani değilim. Fakat şunu da bil Altan! Eğer olurda sağ çıkarsam buradan bil ki gerçekten katil olacağım.''
Sözlerim belki yalandı. Sadece düşüncelerimi kapatmak için saçmalamayı tercih ettim. Gözlerimdeki yorgunluk artık kirpiklerimi taşıyamıyordu. Bir şey olsun istedim. Bunların yalan olduğu söylensin ve gitsin istiyordum. Hayalini kurduğum bu gecenin böyle kapanacağını asla bilmiyordum. Boğaz manzarasına kafamı çevirdim. Arabaların yoğunluğuna baktım. Muhtemelen bu saatlerde takside olup evime dönerdim. Şimdi ise Altan'ın yanında rehin gibi bir şeydim.
Ailenin sevilen çocuğu canımı yakacaktı besbelli.
Peki şimdi yaşananlar? Bu ağrıyı artık ne dindirirdi? Ruhumu hapseden prangaları elimle nasıl çözecektim? Altan öyle bir düğüm atmıştı ki bağlanan kuşak değil sanki özgürlüğümdü. Gözlerimi kapattım. Dizimi kendime doğru çektim ve kafamı gömdüm bacaklarıma. Üstümde pijama vardı. Gece bir ara uyanmış ve Altan'ın bana verdiği pijamayı giyinmiştim. Gece üşümeyeyim diye ısıtan adam şimdi tuhaf davranıyordu.
''Canımı yakıyorsun.''
Sustu.
Bir arpa boy yol alamamıştık. Ağzından çıkacak söz benim için önemliydi. Çünkü hiçbir şeyden haberim yoktu.
''Babam duyarsa seni mahvedecek biliyorsun değil mi?''
''Haberi var''
Bütün cümleler o an geri çekildi zira bu daha kritikti.
Omuzlarım gerilince kafamı kaldırdım. ''Babamın bu halde olduğumdan haberi mi var?''