Karşılaşmalar

1374 Kelimeler
En ufak bir eğim belirtisi göstermeden dikilen Arel, omuzlarını indirmemeye kararlı bir şekilde duruyordu. Araç yoluna araba park etmediği için nasıl geldiğini çokta merak etmeyen zaten merak etse de açıklama yapmaya gerek duymayacak iki karşıt kişilik olarak kısa bir an bakıştık. Üzerinde görmeye alışkın olduğum siyah kıyafetler yerine gri bir kazak vardı. Saçları rüzgardan birbirine karışmış ve sanki uçlarını biraz kısaltmıştı. Onu incelemeyi kesmek için gözlerimi kırpıştırdım. "Gördüğün gibi iyiyim," dedim. Kapıyı suratına kapatsam bile Arel bu hareketime alınmazdı hatta görevi çabucak sona erdiği için mutlu bile olabilirdi. Geçen saniyeler, ağızdan çıkmadığı için paslanan sözcükler bunun gerçekleşme ihtimalini azaltıyordu. Kararsızlığı yüzünden okunmasına rağmen birkaç adım geriye gittiğimde, gözlerimi ondan ayırmadan içeri girmesi için kapıyı daha geniş açtım. Bunu neden yaptığıma emin değildim ama dağılan ortalığı artık toplayamazdım. Arel ise eskisini unutturacak yeni bir dağınıklık ekleyip gidebilirdi. Böylesine mahcup vaziyette onu içeri almam konukseverliğimden kaynaklanıyor olamazdı. Merakından mı yoksa kayıtsız kalamamasından mı bilemesem de sessizce içeriye girdi. Arel'in adımları her zaman genişti ve böyle hayret verici bir durumda çekingenlikle yürüyemezdi. Kısa bir zamanda görüş açısına ulaşan salonun yabancı kalabalığı suratında anlamsız bir ifade oluşturdu. Henüz kendine gelmediği için oturduğu yerden kalkmamış olmasına rağmen Alexander da fark etmişti gelen konuğu. Hafifçe başını salladığında, Demre olduğu için asıl konudan bahsetmemesi gerektiğini biliyordu. İşin trajikomik tarafı, benimle ilgili kontrol dışında paylaşabilecekleri ya da merakla konuşabilecekleri başka bir konu yoktu. Tekli koltuğa oturan Arel, neler döndüğünü bilmese de her birimizin rahatsız hissettiğini görebiliyordu. Fakat onu neden içeriye davet ettiğimi henüz anlamış değildi. Demre'yi çekinmeden incelerken ilk bakışından itibaren haz etmemiş şekilde bakıyordu. Yeni gelen iri adamdan gözlerini alamayan Demre de şaşkın görünüyordu. Ona hak veriyordum. Arel kuvvetli bedeni ve karakteristik yüz hatlarıyla yaşı çok da büyük olmamasına rağmen hayatını savaşa adamış askerler gibi soğuk, düzenli olarak ağırlık çalışan bir yetişkin gibi kusursuz görünüyordu. Heyecanla bana baktığında artık tanıştırmam için bir atak bekliyordu Demre. Her şeye sebebiyet veren de yine bendim. Arel'i bana iyi geleceği için içeriye almamıştı. Asıl istediğim gittikçe amacından uzaklaşan fal ortamına bir son vermekti. Şimdi bunun nereye varacağını bilemiyor, kısa süreli de olsa bazı eziyetleri bitirebileceğini düşünüyordum. Tam karşısında oturan Arel'e doğru, "Ben Demre. Vera'nın en yakın arkadaşıyım," dedi heyecanlı bir sesle. Arel kendini tanıtmak yerine Demre'nin suratına çürümüş peyniri koklar gibi tiksintiyle baktığında yanaklarımın içini ısırdım. Görgü kurallarından bihaber olabilirdi, bu yüzden sessizliğini korumasını da anlardım. Yüzündeki buruşmuş ifadesi ise onun sadece benimle değil yeni olan herkesle tanışmaya kapalı olduğu sonucuna varmamı sağladı. "Peki sen kimsin?" Demre bu soruyu ikimiz arasında mekik dokuyan gözleriyle destekleyerek sormuştu. Arel öncelikle Alexander'a baktı, suratına yapışan yorgunluğu görünce onunla uğraşmayı sonraya bırakarak bu defa bana yöneldi. Demre böylesine keyifliyken bizim bitkinliğimizi anlaması mümkün değildi. "Ben kimim, Vera?" İrkildiğimde ismimi onun ağzından duyunca sanki geldiğini yeni fark etmiş gibi silkelendim. Alexander'ın yardımcı olmayacağını bildiğim için doğrudan Arel'e bakıp gülümsemeye çalışarak, "En yakın arkadaşlarımızdan birisin," dedim doğru olmadığını bilmeme rağmen. Demre'ye dönüp lacivert kazağını parmak uçlarına kadar çekip, çenesini ellerine dayayışını izlediğimde dinleme pozisyona girdiğini anladım. "Aslında Alexander ve Arel önceden tanışıyormuş, bundan haberim yoktu. Yakın bir arkadaşım aracılığıyla önce Arel ile tanışmıştım ardından aynı ortamda bulunan Alexander'ı görünce, ikisinin de birbirlerini tanıdıklarını öğrendim." Arel'in yeşil gözlerini dikip imayla bakması, ellerini havaya kaldırıp alkışlama hareketi yapmaya yeltenmesi fakat bundan vazgeçip kollarını indirmesi saç diplerimin bile yanmasına sebep oldu. Daha fazla bu şekilde oturamayacağımı fark edince, "İçecek bir şeyler getirsem iyi olacak," dedikten sonra kimseye ne istediğini sormadan hızla ayağı kalktım. Adımlarımı döşemede yankılanırken Demre'nin peşimden gelmemesi iyi bir durumdu. Onun Arel ile ilgili sorularına cevap vermem mümkün değildi. Alexander hakkında bir şeyler uydurup söylemek daha kolayken, Arel için kesin doğruluk teşkil eden bilgileri sunmaktan bile çekinirdim. Dolaptan çıkardığım sürahiyi, tepsiye dizdiğim dört bardağa dikkatle boşaltırken bu takımın nasıl bir araya geldiğini anlayamıyordum.  "Vitamin dolu bir içecek." Korkuyla başımı kaldırdığımda kollarını birleştirmiş Arel'i gördüm. Yüzünde hınzır bir ifade vardı. Tepsiye yaklaştığında istemsizce geriye çekildim. Başını hafifçe eğip bardakları kokladığında uzaklaşmadan yeşil gözlerini bana doğru kaldırdı. "Sen ve büyücü arkadaşın bu şeylere zehir dökmediniz, değil mi?" Kaşlarımı çatarken bir bardağa bir onun kötücül suratına baktım. "Sana etki edecek kadar büyük zehir depomuz yok." "Ah, ne acı." Doğrulduğunda mutfaktan çıkarken omzunun üzerinden suratıma dümdüz bir ifadeyle baktı. "Zencefil kokusu aldım. Belki bu defa iksir yerine bir kış kürü yapmışsındır. Onu benim için hazırlaman şerefine içeceğim." Arkasından bakarken afallamıştım. Oysa dış kapıdan çıkıp gideceğini ya da Demre'yi göndermemi söyleyeceğini zannetmiştim. Onu tanıtmak için yalan söylemek  zorunda kaldığım gerçeğini idrak ederken, Arel'in bana bakışları yanaklarıma asla silinmeyecek utanç pembeliklerini doluşturmuş olmalıydı. Orta sehpaya bardakları dizerken Arel'in önüne neredeyse çarparak bırakmıştım. Bu da ne, demek isteyen bir bakışla bana baktığında, "Kış meyvelerinden oluşan lezzetli bir karışım," cevabını verdim. Başını sağa sola sallayan Arel, "Arkadaşının zencefilden nefret ettiğini nasıl bilemezsin?" dedi hayal kırıklığına uğradığını belirterek. "Ben genelde enerji içeceği tercih ederim ve her zaman dışarı çıktığımızda tükettiğimi görmüşsündür, öyle değil mi?" Tuttuğum bardağın içindeki sıvıyı suratına boca etmek isterken, Demre burada olmasa bile bunu yapmayacağımı biliyordum. Sinirli bir gülümsemeyle, "O içecekleri kullanmadan da ne kadar enerjik olduğunu biliyorum. En azından bize acı ve hiç değilse bugün vücuduna enerji depolama," dedim sakin kalmaya ve onu çok yakından tanıdığımı göstermeye çalışarak. Bunu iltifat olarak değerlendirip oturduğu yerden kalkan Arel, "Enerji içeceği yoksa sevgili arkadaşın da yok," diyerek esprili bir dille söylendi. Ona verilen sürenin sonuna gelindiğini belli ettiğinde, merak ettiği kısımlar olsa da bu ortama daha fazla katlanamayacağını biliyordum. Gereksiz yere kafasını meşgul eden anılarla doldurmuyordu kafasını. Yolcu etmek için peşinden yürüdüğümde Demre'nin sormak isteyeceği soruyu bakışlarında görmüştüm. Arel güya arkadaşımızdı fakat çok kısa süre kalmış, geldiğinde merhaba demediği gibi giderken hoşça kalın da dememişti. Kapıyı açışını, özgürlüğe kavuşmuşçasına dışarıya süzülüşünü seyrederken ilk kez onun yerinde olmak istedim. En azından Arel özgürdü ve bunu kimsenin bozmasına izin vermeyecek kadar kendinden emindi. Büyük bir kararlılıkla onu takip edip arkasından araç yoluna çıktım. Dalların kopmasına sebep olacak gibi esen rüzgar, eyaleti alıp götürmek isteyen bir güçtü adeta. Kırmızı kazağımın kollarını çekiştirirken üzerime bir hırka almadan inatlı bir hisle dışarı çıktığım için pişmanlık duydum. "Kısa bir süre bazı şeylerin yolunda gitmesini sağlayacağını düşündüğüm için özür dilerim. Omuzlarına bu hafif ağırlığı koymam bile seni yerle bir eder halbuki." Arel fazla uzaklaşmamıştı, adım seslerimi ilk andan itibaren ayırt edebilecek kadar yakınımdaydı. Geriye dönüp mesafeyi koruyacak kadar yaklaştı. Rüzgar yüzünden sesini yükselterek, "Hangi yollara girdiğin beni elbette ilgilendirmiyor," dedi. "Değil omuzlarıma yük koymana, var olan herhangi bir ağırlığı indirmene bile müsaade etmem." Arel'in saçları uçuşup, gözleri canlı bir yeşille bana bakarken söyledikleri karşısında şaşırmamış olmama rağmen dile getirecek bir karşılık bulamadım. İçimden onu iteklemek geliyordu, bir taraftan elimi dahi sürmemek. Sessiz kalışım üzerine, biliyordum diyen bir tavırla arkasını dönmesini, gitmeye kararlı attığı adımları izledim. "İçindeki siyah öfkeyi püskürtebileceğin bir tuval değilim ben!" diye haykırdım. Arel hızlı adımlarla tekrardan geriye döndüğünde mesafeyi daraltarak fısıldadı, "Başkalarının önünde oynayacağın bir oyuncak değilim ben." Rüzgarın sesine rağmen duyulmuştu söylediği ve sanki ağzından çıkanlar saçlarımın daha çok uçuşmasına sebep olmuştu. Yüzüm soğuktan bembeyaz kesmekle içinde bulunduğum durumdan dolayı kırmızı kalmak arasında gelip gidiyor olmalıydı. "Eğer bir oyuncak olsaydın seni asla elime almazdım." Bu bakış açısına alayla gülümserken aniden ciddileşti. "Eğer ben bir ressam olsaydım seni asla çizmezdim." Saçları daha koyu, gözleri daha canlıydı. Yeryüzünde başka bir ruhun yaşıyor olmasına izin vermeyecek kadar delice bir canlılıktı. Onu artık gitmesi için iteklemek istiyordum. Hayalimi kurgulamaya gerek kalmadan geriye doğru bir adım atan Arel, bu sefer kesin bir kararlılıkla yüzüme baktı. "İşte tam olarak bu yüzden, Vera Kuntay. Başına gelenlerden kaçtığını düşündüğün bu evde istediğin kadar yalancı şeyler çizebilirsin. Özgür olduğun hayalini, Alexander'ın doğru olduğu varsayımını, neden bunca şeye kalkıştığın gerçeğine gözlerini kapatıp bir ütopist gibi görmek istediğin tonla şeyi resmedebilirsin." Adem elması hareket ederken başını dikleştirdi. "Ben bunların hiçbirinde yer almıyorum. Paletindeki en karanlık renge bile Arel diyerek fırçanı dokundurma." İçimden sinirden ağlamak geliyordu. Avucuma sığabilecek en büyük taşları ona fırlatmak, geri dönmemesi için adeta mühürlülerle anlaşma yapmayı planlıyordum. Fırtına getireceği belli olan rüzgarın altında diz çöküp hıçkırmak, tepemden şimşekler çakarken yok olmak istiyordum. Onun sevgisine muhtaç olmadığım gibi nefretinden de geri durmalıydım. Gittikçe uzaklaşırken sinirden titreyerek baktım. "Arel!" İsmin sahibi tekrardan geri dönmese bile duraksamıştı. Arkası dönük bir şekilde kalıp konuşmamı bekleyen adama olabildiğince güçlü bir sesle haykırdım. "Kendine dikkat etme! Başına bir şey gelsin!" Samimi dileklerim son bulduğundan Arel'in tepkisi yürümeye devam etmek olmuştu. Yüzüme yağmur damlaları düşmeye başlarken orada bir süre daha kalarak, ormanın yeşilleri arasına karışıp gözden kayboluşunu izledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE