Külden Portre

4187 Kelimeler
Hava, nefesini buhara dönüştürecek kadar soğuk olmasa da elmacık kemiklerine keskin rüzgarlar çarpıyordu, bu sene Lotus'ta kış zor geçecek olmalıydı. Rotan'da şimdiden fırtına habercisi olan sert rüzgarlar esmeye başlamış, güneş de kendini seyrek gösterir olmuştu. Fakat orası tabiatı gereği hep böyleydi, dağın tepesindeki akademi her daim kasvetli atmosferi hissettirirdi. Sıcak veya soğuk olması bir şey ifade etmezken bu durum sadece okula yeni gelenleri rahatsız ederdi. Neyse ki artık öğrenci kabulü şerefine erişemediklerinden bunların hiçbiri dert değildi. Herkesin, tüm dünyanın, iki tarafın da çok daha büyük sorunları vardı. Kendisine verilen sorumluluk da hayatını yakından ilgilendirdiği için yani bu eyalete gelmek zorunda kalmasından dolayı istemeden de olsa küçük çaplı değerlendirmeler yapıyordu. Tam olarak hangi günlerde gelmesi gerektiğine bile kendisi karar veremezken onun adına onaylanan hükümlerden hayatının hiçbir evresinde hoşnut olmamıştı. Oysa suratına bakanlar hiçbir şeyi beğenmeyen, memnuniyetsiz bir duruş sergilemesinden yakınırlarken düşünmedikleri bir şey vardı. Sorun onları sevmemeyi seçmesi değil, böyle bir şeyi öğrenmemiş olmasaydı. Mont giymekten hoşlanmadığı için üzerindeki deri ceketin ceplerine koyduğu elleriyle etrafını izleyerek yol alan Arel, burayı kolaçan etmeyi önemsememesi gerektiğini biliyordu. Kiralık arabasını yine otoparkta bırakmış, ormanın kıyısından yürümeyi tercih etmişti. Darga'da neler döndüğü gerçek anlamda umurunda değildi. Merkezinde kuralcı bir canlılık hüküm sürerken güvenlik güçleri ekip araçlarıyla gezmeye bile yeltenmezlerdi. Alexander'ın evi unutulan bir bölgede kaldığından dolayı kimsenin uğramadığını sadece uzağından arabayla geçtiğini defalarca görmüştü. Otoyola yakın, geri kalan her şeye uzak gibiydi. Ev sahibinin de bundan rahatsız olmadığını bildiğinden düşünmekten vazgeçip omuz silkti. Sonsuzluğa uzanan ormandaki ağaçlar budanmamıştı çünkü insanlar burayı işgal etmeye çalışmıyordu. Sabah yürüyüşlerine bile yapay parkların renkli asfaltlarında çıkar, oksijen aldıklarını düşünürken şehrin dumansı gazında boğulurlardı. Böyle tercih ettikleri için onları suçlayıp kızamazdı, en güvenlisini yaptıklarını bilirken hep bu şekilde devam etmelerini istedi. Hiçbir yer hiçbir zaman güvenli olmasa da karanlık güçlerin ıssız ormanlarda durduk yere birilerini öldürmek istemeyeceklerinden de emindi. Yine de bazı heyecanlı çaylaklar bunu yapmaya yeltenmişti ve arkalarını toplamak oldukça zordu. Bu nedenle, onlara asla güvenmediğinden sırf iyilikleri uğruna tüm insanlığa yabancılarla konuşmayın diye bağırabilirdi. Görüş açısına giren üç katlı malikâneye bakarak yol alırken son gelişinin üzerinden birkaç gün geçmişti. Haftada iki kere uğrayacağını söylemişti ve bunu tek sefere düşürmenin mümkün olup olamayacağını sonrasında düşünmüştü. Hiç istemese de Delfin olayları İren'e anlattığı için ondan kaçışının olmadığını biliyordu. Gelmeyi istememesinin en büyük sebebi de Alexander'dan hoşlanmamasıydı. Haz etmediği birinin yanında kalan Vera'ya karşı da hangi duyguları beslediğini bilmiyordu. Sadece ona verilen bir görevdi ve başarılı bir şekilde sonlandırmalıydı. Salonun balkonuna yaklaşmıştı, güneyde kaldığından kapıya yönelmesi için evin diğer tarafına yürümesi gerekiyordu. Aslında tıpkı Sare'nin evinde yaptığı gibi balkondan girebilme şansı olsaydı onları şaşırtıp bunu yapabilirdi. Oysa herkes Sare kadar sabırlı ve anlayışlı olmadığından dileğini gerçekleştiremeyeceğinin farkındaydı. Balkonun yakınından geçerken, yan duvardaki pencere dikkatini çekti. Daha önce salondaki bu camı tam anlamıyla görmemiş, perdenin arkasında kaldığından önemsememiş olmalıydı. Şimdi ise kalın kumaşlar yerine ince tüllerle kapanmıştı. İçeride bulunanları görebileceği şekilde kırık beyaz tüllerle. Vera, büyük bir tuvalin arkasında hafif yan şekilde duruyordu. Saçlarını gelişigüzel toplamış, üzerine giydiği siyah jile elbisenin omuzlarına seyrek tutamlarla dökülmesini sağlamıştı. Elinde ince bir fırça tutuyor, mimiklerini okumakta zorlansa da kaşlarını çatar halde bir şeyler çizmeye çalıştığı anlaşılıyordu. Alexander onun yerine paleti tutarken omzunun gerisinde duruyordu. Bu haliyle de anlayabiliyordu ki Vera her rengi kullanmayı denemişti ve kocaman sayfayı mahvedip üzülmesin diye o da basit bir şekilde kontrolü ele almıştı. Bazı yerler hakkında işaret parmağını uzatarak ona fikir veriyordu ya da yanlışlarını düzeltiyordu. Eğer geliştirmesine izin verilseydi kendisinin de çocukken bu alanda yeteneği vardı.  Arel dışarıdan gözetlemeye devam ederken anlayamadığı duygular tüm benliğini sardı. Alexander, onun omzunun dibinde dururken parmak uçları saçlarına dokunuyordu. Tuvale eğilirken gülümsüyor, kokusunu duyumsayabildiği için mutlu hissediyor olmalıydı. Nasıl böylesine yakın olabildiklerini düşünürken belki de hiç uğramamış gibi geri çekilmeliydi. Vera iyiyken ve her şey yolundayken sorgulaması gereken başka bir konu kalmıyordu. Burnundan soluyarak adımlarını attığında sırf onları rahatsız etmek uğruna da olsa romantik anlarına ara vermeleri şansını asla kaçırmayacağını biliyordu. Kırmızının açık tonunu geniş dairenin içine dikkatle yediren Vera, "Siyah boyayı elimden aldığına inanamıyorum," dedi. Elbisesinin içine giydiği beyaz kazağın kollarını sıvamış, resim uğruna lekelenmesini istememişti. Alexander fırçayı batırması için paleti ona uzatırken, "Tüm sayfayı kanatlarla kaplayacağına eminken bunu yapmam imkânsızdı," dedi bir kez daha. Dün gece olanlar tazeliğini korurken kafasını dağıtmasının en basit yolunun resim yapmak olduğunu düşünüp bu fikre sıkı sıkı sarılmıştı. Vera da onaylayıp tuvalin önünde yer alınca koyu renk boyalarla bakışması içini karartacak şekilleri resmedeceğini göstermişti. Bu yüzden ilk dersleri orta sehpadaki elmayı gerçeğe yakın şekilde çizebilmekti. Vera serçe parmağının ucuyla kırmızılığı buharlar gibi dağıtmaya çalışırken, "Açıklığa kavuşturman gereken noktalar var," dedi gözlerini işinden ayırmadan. "Dün gece aynı kuş tüylerini cebinde gördüğüme emindim. Onları alıp bana gerçekten kabus gördüğüm konusunda direttin ve bir bardak su getirmek için ortadan kayboldun. Geri döndüğünde elbette ceplerin boştu ama ben daha önce orada durduklarına emindim."  Sözlerinin burasında arkasını dönüp Alexander'a baktı. Oturduğu için gözlerini sonuna kadar kaldırması gerekmişti, adamın boyu fazlaca uzun olduğundan kendisi oturup o ayaktayken sorguya çekmesi çok garipti. Mavi gözleri kendinden emin bakışlarını göndermeye çalışırken, "Bir hayal olduğunu konuşmuştuk," dediği sırada kapı çaldı.  Gelenin kim olduğunu bilemese de konuğu olduğuna minnettar şekilde arkasını dönüp, elindeki paleti bırakmadan yürümeye başladı. Demre'nin gelmemiş olmasını dilerken çok daha büyük sorunlar çıkaran konuğuna kapıyı açtığında gülümsemek için çaba harcamayarak, "Merhaba Arel," dedi kuru bir sesle. İsmini duyunca ilgiyle girişe doğru bakan Vera ile Alexander'ın omzunun arkasından yönelttiği gözleri buluştu Arel'in. Anı çok kısa süre tutarak tekrardan ev sahibine yöneldiğinde içeri girmesi için verdiği yolun darlığından bunu aslında yapmak istemediğini anlayabilmişti. Elinde tuttuğu boya cümbüşünü kusursuz gömleğine yapıştırmayı hayal ederken gülümseyerek eşikten adımını attı. Bir önceki gelişinde de davet edildiğinden her karşılaşmanın böyle gerçekleşeceğini düşünüyordu. Büyük adımlar atarak salona ulaştığında tuvale ilk kez görmüş gibi büyük bir ilgiyle baktı. "Buranın ruhsatsız bir yetenek okuluna dönüştüğü ihbarını aldım ve baskına geldim." İşte yine şu alaycı sesi, diye içinden geçiren Vera, onu incelemeyi bir kenara bırakıp tekrardan tuvaline döndü. "Zaten faydalı olan her şeyi yıkmak isteyeceğin için bu konuda da seni görevlendirmelerine şaşırmamalı." İçerisi sıcak olduğundan ceketinin fermuarını indirirken rahat bir sesle, "Görevlerimden bahsetmeyelim, Vera. Çünkü benim için hayli sıkıcılar," dedi ona bakmadan. Vera fırçanın ucunu dişlemeden önce Alexander'a baktı ve rahatsız olduğunu fark edince omuz silkip gözlerini devirdi. Arel yanlarındayken uğraşlarına devam etmeleri çok zordu ama denemekten başka çaresi de yoktu. En azından Alexander yakınında bir koltuğa kurulmuştu. Paleti de Vera'ya uzatmak yerine orta sehpaya bırakışına bakılırsa gerginliği fazlasıyla belli oluyordu. Arel'in geniş koltuklardan birinin ucuna, Vera'yı görecek şekilde oturması kısa bir süre de olsa konuşmaları gerektiğini ima ediyordu. Derin bir nefes alırken, "Akademiden ne haber?" diye sordu. Suratını buruşturan Arel, oradan böylesine normal bir yer gibi bahsedilmesine şaşırmaması gerektiğinin bilincindeyse de engel olamamıştı. "Duvarlarının dışına çıkınca ölüm seni kovalamaya devam ediyor, yani gayet sıradan." Oturuşunu dikleştiren Alexander, "Behman durumu sezinlemedi, değil mi?" diye sordu kuşkuyla bakarak. Dudaklarının içini kemirirken başını sağa sola salladı. Behman elbette henüz olanlardan haberdar değildi, bu gerçeği ondan saklamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Her şeyin sorumlusu Vera gibi görünse de aslında bela yükleri üzerine devrilen taraf da yine oydu. Arel ona doğru baktığında kısa bir an da olsa fırçayı eline almak isteyeceğini düşündü. Resim çizmeyi denemeyeli yıllar olmuştu ve daha da önemlisi beyaz bez parçasına neyi yansıtacağını merak etti. Kıvrımlı kahve saçlar, aynı renk keskin bakışlar, kararlı bir dudak mı? Gözlerinin onun üzerinde çok fazla oyalandığını düşünerek hızlı bir biçimde tavandaki avizeye odaklanmaya çalıştı.  "Noyan sana kucak dolusu selam göndermemi istemişti." İsmini duymak bile Vera'yı gülümsetti. Kalbinde Noyan'ın yeri onu gerçek manada tanıdığından beri çok büyüktü. Özlediğini hissettiği her anda burnunun direği sızlar, beraber geçirdikleri kısa zamanı düşünürken acı bir tebessümle anımsardı. Yine de selamın gönderildiği kucağın güvensiz olduğunu dile getirmemeye çalışarak küçük bir teşekkür etti. "En kısa zamanda onu yeniden görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum." Arel'in bunu iletip iletmeyeceğinden emin olamasa da hakkında güzel geri dönüşler yapacağını Noyan her zaman bilirdi. Arel bakışlarını pencereye çevirdiğinde, içeriye buyur edilmeyen ama duvarların dışında kalan rüzgarın yaprakları öldürmek ister gibi esmeye başladığını fark etti. Hava şartları vücuduna etki etmezken nasıl olduğunu görüp, Noyan'ın selamını ilettikten sonra gitmesi gerektiğini biliyordu. Yine de nedense biraz daha kalabilir, hayatının tamamını geçirdiği okulundan çıkmışken sıradan dünyada vakit geçirmeyi deneyebilirdi.  "Delfin yeni oluşturulan takımın başına geçti ve bu defa Noyan gibi yaşı küçükleri kabul etmeyeceğini söyledi." Arel'in söylemek istediğini anladığı için gözlerini yarım çiziminden ayırmadan gülümsedi. "Bunun ne anlama geldiğini biliyorum," diye mırıldandı. Sorumluluklar Noyan'ın omzuna binerken suç payları eşit olsa da arkadaşının bunu önemsemeyecek şekilde güçlü, hatasını tekrar etmeyecek kadar kararlı olduğunu biliyordu. Çizmeye çalıştığı elma, normal boyutlarından biraz daha iriydi bu yüzden fırçanın ucunda kalan renk onu komple boyamaya yetmeyecekti. Arel tekrardan gidene dek resim çizmeye devam etmesi onu rahatlatıp kafasını dağıtacak, düşünce sistemini zararsızca uğraştıracaktı. Oturduğu tabureden kalktığında orta sehpadaki paleti almak için kısa adımlarda yürüdü. Gayet sıradan biçimde yaptığı eyleminde kendini garip bir şekilde iyi hissediyordu. Beyaz paleti masadan alıp oturduğu yere dönmeden Alexander'a kayan bakışlarında onun ciddi duran ve bu haliyle gittikçe koyulaşan mavi gözleriyle karşılaştı. Sebebinin hoşnutsuz konuklarının varlığından dolayı olduğunu bilip, kendisi de aynı duyguları hissederken yine de Arel için üzülmeye engel olamadı. Herkes ölçüsü farklı değerde olmak üzere ondan nefret ediyor, yanında rahatsızlık duyuyor, tam anlamıyla sağlıklı ilişkiler kuramıyordu. Küçük taburesine kurulurken istemsizce mutsuzluğa bürünen bakışları Arel'in oturduğu koltuğa yöneldi. Görmek istediği adam da ona bakıyordu. Kalın bir sarmaşık ipindeki her bir yaprağın tonunu alan eşsiz gözler neden böylesine katı bir bedene bahşedilmişti ki? İyi biri olmayı seçebilirdi, ağzından faydalı kelimeler dökülebilirdi, insanların neye kırılabileceğini hesaplayıp ona göre hareket edebilirdi. Oysa siyah ağacın kara gölgesinde doğmuştu, kızıl boyalar sürülmüştü, başka bir bölgede başka bir kuru ağacın altında çocukken defalarca yalnızlığına ağlamıştı. Vera bunların hiçbirini bilemese de hisseder gibi yutkundu. Fırçanın ucunu, Alexander'ın tembihlediği gibi eğimli açıyla küçük kırmızı çukura batırırken, "Beni ne zaman liderinizin karşısına çıkaracaksınız?" diye sordu. Boynuma ilmeği ne zaman geçireceksiniz demek yerine. Başını yana eğerken, "Gelmek istiyorsan şimdi beraber gidebiliriz," diyen Arel, Alexander'ın huzursuzca kıpırdandığını fark edince ona bakmadan gülmemeye çalıştı. Cevabını yalnızca Vera'dan beklediğini gösterirken sadece bunu gerçekten kabul edip etmeyeceğini merak ediyordu. Duydukları karşısında teklifinin ciddiyetten uzak olduğunu ayırt etmek zorundaydı. Sesinin davetkar olduğunu kabullenmemeliydi. Eğer heyecanla atılırsa onun dalgalarına maruz kalacak bunun sonucunda Alexander'ın kalp kırıklığıyla karşılaşacaktı. Şimdi bile kilitlemeye çalıştığı dudaklarından gitmemelisin demek için haykırmak istediğini hissedebiliyordu.  "Doğru zamanı bekleyebilirim," diye fısıldadı kibirli bir tonlamayla. Elbette Arel ile beraber gitmeyi güvenli bulmuyordu. Sırf ondan kurtulmak için ormanın derinlerindeki iri bir ağaca gövdesini bağlayıp kaderine terk edebileceğini dahi düşünüyordu. Böyle biri olmadığını dile getirmek istese de insanlarda uyandırdığı bakış açısı değişmeyecekti. Arel yumruklarını sıkıp gülümsemeyi denerken, keyiften dört köşe olan Alexander'a bakmamaya çalıştı. Şu anda Vera'nın hareketleri daha önemli, yalancı duruşu fazlaca mühimdi. Tuvalden kaldırdığı bakışları masaya çarpınca ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlayamasa da sonrasında parlak kırmızı elmayı, fırçayı kavrayan parmak uçlarındaki kızarıklığı fark etti. Masaya doğru eğilmeden önce, "Misafirperverliğinize hayranım," dedi imayla. Onun ne yapmaya çalıştığını ilk önce anlayamayan Alexander, hareketini gözetlerken hedefinin elma olduğunu fark etti. Nasıl engelleyebileceğini düşündüğü sırada salonda yankılanan ısırık sesi kulaklarını doldururken başını sağa sola sallayarak, "Afiyet olsun," diye kısık sesle söylendi. Gözlerini birbirine bastırırken, "Sana inanamıyorum!" diye haykırdı Vera. Konu mankenini fütursuzca parçalayan adam iştah kabartan lokmaları çiğnerken oldukça memnun görünüyordu. Elmayı düşünüp çizmekten daha basit bir şey olmazdı, boyalarla aktarabilmesi için gözünün önünde durmasına ihtiyacı yoktu. Fakat Arel'in göz göre göre bunu yapması şaşırtmasa da öfkesine sebebiyet verdi.  "Ben tam olarak onu çiziyordum!" dedi fırçayı dikkatle tutup kollarını birbirine bağlarken. Çatılan kaşlarına mahcubiyetle bakıp, lokmalarını ağzında çevirirken ellerini havaya kaldırdı. "Affedersin, Vera. Böylesine basit bir resim yapmaya çalıştığını nereden bilebilirdim?" diye sorarken bile elmayı ısırmaya devam ediyordu. Üzerine fırçayı konumlandırdığı paleti, yakınındaki komodine bırakışını keyifle seyretti. "Hem neden bu kadar sorun ettiğini anlamıyorum, diğerlerinden farksız sonuçta. Eğer son derece önemliyse ve kesinlikle çizmen gerekiyorsa biliyorsun, Alexander sırf bunun için sana bir elma bahçesi satın alabilir." Mavi gözlerini kendisine bakmayan konuğuna yöneltip, "Asıl konuları dağıtmaya son ver de bize önemli birkaç söyle. Tabii eğer varsa," diyen Alexander onun artık gitmesinin gerektiğini, süresinin dolduğunu ima ediyordu. Söyledikleri ikisinde de bir etki yaratmazken yanakları utançla pembeleşen Vera, meydan okuyan gözlerle Arel'e bakmayı sürdürdü. Çevresindeki herkes Alexander'ın kendisi için birçok fedakarlık yapacağını, dünyayı ayaklarının altına sereceğini ima ediyordu. Sarah'ın mutluluğu da ilgisinden kaynaklanıyor, Delfin'in yakıştıklarını söylediğini anımsayabiliyor, Demre'nin abartılı bakış açıları bile tüm bunları doğruluyordu. Arel ise sırf bunu dile getirdiği için bahsettikleri büyü adeta bozulmuştu. Vera'nın ise bunların hiçbirine zaten ihtiyacı yoktu. Yalnızca her şeyin yolunda gitmesini bunun sonucu olarak da kimsenin hayatına burnunu sokmamasını diliyordu. "En başından beri bir cadı olduğumu yüzüme karşı söylerken şimdi tehlikeli elmayı yediğine inanamıyorum. Zehirli olması ihtimali nasıl aklına gelmez?" dediğinde keyifli görünüyordu. Söylediklerini dikkatle dinlerken elmayı bitirmek üzereydi ve hayatında bu kadar taze bir meyve yememişti. "Pamuk prenses olmadığım için şanslıyım o halde." Boyalı parmaklarının kaşındığını hissederken, "Kesinlikle," dedi rahat bir tavırla. "Ne bir pamuk prenses ne de herhangi bir prens olmadığın için tüm masal efsaneleri şanslı." Arel elmasını dişlemeden önce söylediği her şeyi ışık hızından bile daha süratli unutup konuyu değiştirmek amacıyla Alexander'a baktı. "Bileklerini laciverte boyayan direnişçi bir takım vardı, bilirsin. Tekrardan San Diego'da göründüklerine dair ciddi bir duyum aldık. Behman sokak başına mühürlü dikmeyi hedeflese de sayımız yetmeyeceği için ve Meksika'daki grup daha yakın olduklarından bu belayla ilgileneceğini söylediler. Sen onları tanımış olmalısın, eskiden isimlerini kazıyacak savaş hileleri bilen şimdilerde ise üyeleri yaşlı olan, takma isimlere sığınan bir avuç büyücüden oluşuyormuş." Vera ile laf dalaşına girmeyi bir kenara bırakıp gerçek konulara dönmesi Alexander'ı şaşırtsa da bahsettiği şeyler gerçekten ilgisini çekmişti. "Elbette her birinden haberdarım ne zaman ortadan kaybolsalar öldükleri söylenir, mühürlülerin peşlerini bıraktıklarını hissederlerse hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkarlar. Hangi mağarada saklandıklarını kimse bulamaz, yok oldukları ihtimaline bile tam olarak sevinemezdik. Yine de hepimizin bildiği şekilde lanet iblis topluluğu Kızıl Mühürlülere izlerini kaybettirmek için cehennemin dibine gömülmeyi kabul ederler, onlar geriye çekilince de her yere ateş savurmayı ilk günkü gibi isterler." Onaylayan Arel, şekilli dudaklarında kalan şireli tadı yalarken susmayı tercih etti. Alexander'ı her ne kadar sevmese de bedensel ve ruhsal gücü sorgulanamayacak boyuttaydı. Dışlanıp dışlanmaması onu tanıyanlar tarafından içten içe çok kötü bir şey ifade etmese de kurallar gereği ilişiklerini bu adamdan koparmaları gerekirdi. Vera ise böyle birinin yanında, iyi ve de kötü olmayan savaşçının evinde kalmak zorundaydı. "Yeni üye eklemediklerini tahmin edebiliyorum ama alt tabakalarını da oluşturmaya başlamışlardır. Fazla yaşlandılar ve ortadan kaybolduklarında onu besleyen bir sığınaklara artık ihtiyaç duyuyor olmalılar." Eğer Arel birazcık dostane bir tutum sergileseydi haklarında çok daha fazla bilgi verebilirdi Alexander. Elmayı tamamıyla bitiren Arel, başını sallamakla yetindi. Her bir karanlık takımın ne yapmaya çalışacağını düşünecek olsaydı bugüne değin uyku uyumaması gerekirdi. Peçete arayan bakışlarını masanın üzerinde gezdirirken, "Kendi türlerine güvenmemeleri gerektiğini de en çok onlar bilirken, mezara adım kala bunu yapacaklarını pek düşünmüyorum," dedi. "Ayrıca mühim olan bileklerini kimlerin maviye boyayacağı değil, bu emri gerçek anlamda kimin vereceği." Bunamış olan grup yarım asır öncesinde tehlike yaratsa da şimdi sadece isimleri kullanılıyor, basit bir kukla olmaktan ileriye geçemiyordu. Vera'ya bakmasa da büyülenmiş gibi durarak onları dinlediğini, büründüğü sessizliğinden anlayabiliyordu. "İşte her şey duyduğun gibi, bizim masallarımız bundan ibaret. En başından beri prenses olmaya çalışan ya da prensliğe heves eden bireylerden yoksunuz." Cevapsızlığını yenilmişliği olarak değerlendirip ekledi. "Bu konuda da bir şeyler söyleyebilirsin, sevgili dinleyici." Sinirle dudaklarını kemiren Vera, gülmeye çalıştı. Tabureden kalkıp onu kapı dışarı etmek istese de adeta oturduğu yere mıhlanıp kalmıştı. "Hikayede yerim gelene kadar katılmayacağım." Elindeki elma kalıntısını tutarak bacak bacak üstüne atan Arel, "Sen gereksiz detaylardan birisin," dedi tekdüze şekilde. Vera nasıl bu kadar soğukkanlı olduğunu anlayamadan merakla onu izledi ve keskin bir sesle cevapladı. "Kötü karakter olmaktan iyidir." Arel her zaman kötü karakter olacaktı. Arel'in yer aldığı masal bile masallıktan çıkıp korku destanlarına dönüşürdü. Yeşil gözlerinde bir girdap vardı ve masumca onu tanımak isteyip, doğayı görebildiğiniz o iki noktaya bakmaya karar verdiğinizde girdabın içinde kaybolabilirdiniz. Koyu yeşilin katmanlarında erirken elinizi uzattığınızda size yardım edecek birileri olmazdı çünkü hiç kimse Arel'e göründüğü kadar yakın değildi. Sizi hapsetmesi veya en başından girdabına katmaması her daim kendi tercihiydi. İlk defa birisi kendi cesurluğuyla atılıyor o da engelleyemeden içeriye alıyordu. Elma çöpünü havaya kaldırırken, "Bunu yediğim için hâlâ kızgınsın bu yüzden kalbimi kırıyorsun," dedi üzgün bir sesle. "Oysa şimdi daha çok detay barındırıyor ve olduğu gibi yansıtmayı başarabilirsen gerçek bir ressam olduğunu düşüneceğim. Diş izlerimi eklemeyi unutma," dedikten sonra sırıtarak, elma çöpünü dik kalacak şekilde eskiden bir bütün olarak durdurduğu yere tekrardan konumlandırdı. "Hadi ama Arel," diyerek araya giren Alexander, bu adama daha fazla katlanamayacağını anlamıştı. "Aranızdaki samimiyet ölçüsünü ya da karşılıklı hukuki boyutunuzu bilemem, buna da karışamam. Fakat Vera'nın suratının düşme sebebi beni tahmin edildiğinden daha fazla ilgilendirir." Sırıtarak ikisi arasında gezdirdiği bakışlarını son olarak Vera'ya yöneltti. Elbette suratı düşmüştü, elmadan vazgeçip boş bir sayfa açıyordu. Bu sefer ciddi bir şeyler çizeceğine eminken eğlendiğini hissetti. "Böylesine parlak boyları ve devasa tuvali gerçekten sadece sıradan bir elma çizmek için mi kullanıyordun?" Karşısındaki bomboş sayfayla bakıştı Vera. Ne çizmeliydim diye haykırmak istiyordu. Yaprakları kılıç gibi önüne dikilen ağaçları, bilmediği duvarları, insanların kuşkulu suratlarını, tanıdıklarının yabancıya dönüşmesini, eskimiş lunapark oyuncaklarını, gerçekte bir cadı olan martı kızı ve onun kuştan ailesini, gördüğü diğer karanlık kabuslarını mı? Zaten bunu yapmak istemişti, sayfayı siyaha boyamayı dilemişti. Alexander buna engel olmasaydı şimdi ağlayarak karalamaya devam edecekti. Gözleri dolarken bunu belli etmemeye çalıştı, Alexander'ın Arel'i bir kez daha uyaran sesini de duymazdan geldi. Hayatı bir kemana benzetecek olursa yapacağı en büyük yanlış güzel bir ses çıkarmasını beklemekti. Ya telleri koparılmıştı ya da onarılmayacak kadar parçalanmıştı. Kocaman bir keman da çizebilirdi elbet, hiçbiri gerçekten ne hissettiğini anlamazdı. Oysa elma çizmeyi tercih etmişti, içini yiyip bitiren avuç dolusu kurdu da kimse göremezdi. Düşünceli bir şekilde taze sayfayla bakışmaya devam etti. "Dünyanın en kusursuz portesini çizsem de onu asla beğenmezdin. Sırf yok olsun diye evi ateşe vermekten de çekinmezdin." Abartılarını, yüksek imalarını, sanata ve hatta herkese olan saygısızlığını dile getirip örneklendirmesi Arel'i şaşırtmadı. Yaftalanmaya ve kalpten edilen sitemlere alışkındı. Bir şeyleri değiştirmeye ömrünün yetmeyeceğini düşünürken, "Seni ve neler yaptığını hayal ettiğin kadar umursamıyorum," dedi. Vera başını yana eğerek zafer kazanmış gibi gülümsedi. "Ya, o yüzden şimdi buradasın öyle değil mi?" Her işe burnunu sokar vaziyette görünmek istemese de görevlerine itaat etmek zorunda kalışını hiçbiri anlayamazdı. Duvardaki gösterişli saate bakınca öğle vaktini daha yeni geçtiğini gördü ve burada zamanın nasıl böylesine yavaş işlediğini anlayamadı. Alexander'ın ona avına bakan bir kaplan gibi baktığını biliyor ve dayanamayıp üzerine atlayarak birbirlerini boğazlayacaklarını düşünüyordu. Vera'ya bakacağı sırada içeriye misafir olan minik bir kelebeğin, salonda heyecanla uçuştuğunu fark etti. Hava bu güçsüz canlının barınamayacağı kadar soğuktu. Şanslıydı, şöminesi hafiflemeden yanan bu eve girebilmeyi başarmıştı. Söylenildiği gibi bir gün yaşayıp yaşamadıklarını bilemese de ve eğer bu halk efsanesi doğruysa en azından kelebeğin bundan haberi yoktu. Eğer bilseydi saatlerdir kanat çırparak yorulmaz, yerden yaprakları kaldıran güçlü rüzgarın onu savurmasına izin verirdi. Belki de daha yaşayacak çok günü vardı, mücadeleden vazgeçmek hata olabilirdi. Masum canlıdan kimse haberdar değildi, Arel ise sessizce onu izlemeye devam ediyordu. Kahverengi sıradan kanatlarını çırparken yakınındaki soluklanma yerine doğru aynı yönde uçtu. Vera'nın omzunun arkasına konan kelebek, bu bedenden asla korkmuyor gibi duruyordu. Kızın stresli hareketlerine, oturuşunu düzeltmesine aldırış etmiyordu. Hafifliğinden dolayı varlığı hissedilmezken odada bulunan en masum kişinin üzerinde olmanın rahatlığındaydı. Büyülenmemeye çalışırken kendini bir aptal gibi hissetti. Vera'nın ne çizdiği önemli değildi, bedeninin durduğu açıya bakmak yersizdi, çevresindeki kelebeği incelemek gereksizdi. Elmaysa gayet kabul edilebilir bir mankendi. Arel'i kızdıran durum, Alexander'ın bunu tavsiye etmiş olması ihtimaliydi. Yapması gerektiği şeyleri söylemeye hakkı olmamalı, Vera'yı her konuda özgür bırakmalı, fikirlerine böylesine tesir etmemeliydi. "Daha farklı çizimler yapabilirsin Vera," dedi kelebeğe bakarken. "Önüne kocaman bir sayfa açılmışken bambaşka şeyler düşünmelisin. Mesela kusursuz bir porte, dünyanın en güzel manzarası, başını göğe kaldırdığında göremediğin ama varlığından emin olduğun o gezegenleri, hayatın dışını ya da bizzat yaşadıklarını." İşaret parmağını sihirli bir değnek gibi havaya doğrulttu ve anlaşılmaz dairesel örüntüler çizdi. "Yalnızca hayal et, Vera." Onu izlerken insanların neden sürekli bir şeyler yapması konusunda telkin edici önermelerde bulunduklarını anlayamadı fakat durum her defasında karşısına çıkan bir matematik problemi gibi bıktırmış hissettirdi. "Sana ressam olduğum yalanını kim uydurmuş bilmiyorum ama söylediklerini yapacak kadar yetenekli değilim. Eğer bu güce sahip olsaydım senden fikir almama gerek kalmadan çoktan resim sergimi açmıştım." Ona yaptığı önermeleri çizebilmeyi çok defa istemişti. Sığınakta Alfan ile beraber küçük parşömen kağıtlarına melek şekilleri yaparlar, onları bir uçak gibi üst kattan gökyüzüne bırakırlar ve kötü ırkı çok fazla korkuttuklarına inanırlardı. Alfan böyle basit olmadığını bildiği için sadece inanmış gibi yaparak Arel'i heveslendirirdi. Kendisi de bir zamanlar çocuktu, çocuk olmanın getirdiği tüm masumluğa sahipti. Evlatlık verildikten sonra yaptığı en büyük hatanın küçük valizine boya kalemleri doldurmak olacağını bilemezdi. Okula gitmek güzel olsa da ağır tarla işlerinde çalıştırılmak, evin temizliğini öğrenmek, kasabada gazete dağıtmak ve hafta sonları bölgede bulunan tek barda içki servis etmek ömrünün en masumane zamanlarını çürütmüştü. Katı ailesi istediği için para kazanmış, büyük bir şehirde üniversite okuduğundan hiç görmediği sözde abisine harçlık göndermek uğruna küçük bedeni defalarca uykusuz düşmüştü. Bu yoğunlukta sanatla uğraşmak çok zorken zaten buna izin de verilmiyordu. Mühürlülerden biri iki ayda bir kez onu gözetlemeye gelir, ailesiyle görüşüp giderdi. Ailesinin suratına yapışan yapay gülücükler ve hoş sözcükler gelen mühürlüye her şeyin yolunda olduğu yalancı tabloyu çizerdi. Çabucak inanıyorlardı, mutsuzluğunu görmüyorlardı. Bu yüzden onları suçlamamayı büyüyünce öğrendi, duyguları körelten amaçla var oluyorlardı. O mühürlülerden hiçbiri Alfan olmamıştı. Arel'in sorun çıkaracağını, onunla gitmek için direteceğini bildiğinden -tam olarak öyle yapardı- yıllar boyunca asla yüzünü göstermemişti. Ateşe atılan çizimlerinden, kırılıp yok edilen boya kalemlerinden hiçbir zaman haberi olmamıştı. Büyük bir suç teşkil edip yasak olmasına rağmen büyücüleri yok etmesi gereken bir savaşçı olduğunu keçi sakallı babasına hışımla anlattığında, suratından uzun zaman gitmeyecek tokat izine sebebiyet vermişti. Oysa korkması gerekeceğini düşünmüştü. Küçük Arel tüm işlerini bitirdikten sonra ayağı aksak köpeğiyle oynayıp şarkı mırıldandığını duyduğunda dilini kesmek, onu da tıpkı bu köpek gibi bir ayağından mahrum bırakıp kulübede yatıracağını söylediği o iğrenç tehditlerinden vazgeçeceğini zannetmişti. Bütün bunları sona erdiremediği gibi tüm eğlencesini gün geçtikçe yok etmişlerdi. Hastalıklı bir görünüme sahip olan annesi asla kıyafetlerini yıkamaz, sadece akşamları tek tabaktan ibaret olan yemeğini verirdi. Geri kalan tüm işlerini kendi başına halleder, açlığını bastırmak için fazladan çalışırdı. İşkenceleriyle yaşamayı öğrenirken tek bir şey istemişti: Hayatının küçük bir kısmına karışmamalarını. Örneğin resim çizmek için tepeye çıkması gerekirdi ve oldukça tehlikeliydi. Bir defasında inişini gerçekleştirirken düşmemek için attığı heyecanlı adım, ayağının burkulmasına sebep olmuştu. Birkaç gün yatması, ailesinin gözünde hiçbir işe yaramaması demekti. Evlat değil köle alan acımasız insanlar bir süre dinlenmesine bile zor müsaade etmişti. Babası bunun hayatındaki tek tatil olduğunu söylerken çizdiği manzara resmini yırtıp küçük şömineye atmıştı. Odasındaki tuğlanın ardına gizlediği diğer resimleri bulan annesi ise kucağında kağıtlarla döndüğünde bir hazine bulmuş gibi iticilikle gülümsemişti. Yıllar geçtikten sonra onu geri almak isteyen akademiye döndüğünde, cebinde tek bir boya kalemi, kafasında en ufak hayal gücü yoktu. Hepsi o gece şöminede yanmıştı. Geçmişte çizdiği ve gelecekte çizmek isteyebileceği her şey küle dönmüştü. "Sana bunları tamamıyla çiz demiyorum," dedi anılarını başından def etmeye çalışarak. "Sadece hayal et, kafanın içinden geçmeleri bile yeterli olabilir." Uykuluymuş gibi çıkan sesine, yerdeki halının desenlerini izler duruşuna bakılırsa kafasından çok düşünce geçtiği anlaşılıyordu. Arel'in yeni bir söz savaşına hazırlandığını düşünen Vera buna çabucak yenilmemeye kararlıydı, daha başlamadan kazanmak istiyordu. "Kafamın içinden güzel şeyler geçmesini istiyorsan ikimiz arasında garip anılar inşa etmemelisin. Mesela buraya gelip beynimi bulandırmamalı, bir yılan gibi karşıma geçip tıslamamalı, hiçbir şeyin olmamama rağmen her şeye karışmaya kalkışmamalısın. Senin ne yaptığın benim umurumda değilken, benim de ne yapmaya çalıştığım aynı şekilde senin umurunda olmamalı. Bir de neler çizmem gerektiğini söylemeye yeltenme, bu konuda senden fikir almamı bekleme. Senin gibi duygusuz biri eline kaç defa fırça almış olabilir ki?" Diliyle dudaklarını ıslatan Arel, ağır hareketlerle yerinden kalktı. Vera'nın söylediklerine çok fazla takılmamıştı çünkü biliyordu ki acıyla suratına baksa anında pişman olurdu. Bunu yapmasını, onun için üzülmesini, söylediklerinden dolayı utanç duymasını istemiyordu. Çünkü gözlerinin önüne geçip bir melek gibi dikilmesini, yeryüzünde onu anlayabilecek tek bir insan olarak karşısına çıkmasını istemezdi. Güzel kalbi işlerini zorlaştırırdı. Senin gibi duygusuz biri eline kaç defa fırça almış olabilir ki, sorusunu sanki yeni duymuşçasına yanıtladı. "Belki birkaç defa." Yanından geçip giderken omzundaki kelebeğin artık orada durmadığını gördü. Sanki Vera'nın fevri çıkışını tasnif etmemiş gibi ortadan kaybolmuştu. Ayaklarını döşemenin üzerinde sürüklerken Alexander'ın onu yolcu etmek için peşinden yürüdüğünü biliyordu. İçinden, bu herif gerçekten iyi biri, diye geçirdi. Kavgayla ayrıldığı evlerden hışımla çıkarken arkasından kapıyı kapatan olmazdı. Şimdi ise onun son haline dayanamadığından bu davranışı çok görmemiş olmalıydı. Rüzgarlı havaya adım atarken arkasını dönüp gitmeden önce Alexander ile göz göze geldi. Safir mavisi ve kimi zaman bataklık yeşiline dönüşen gözler tehditle bakışırken uzaklarda bir yerde şimşek çaktı. "Ona dikkat et," diye tısladı Arel. Omuzlarını geren Alexander, açık renk kaşlarını çatarken, "Düşündüğün kadar kötülük barındırmıyor. Zarar verecek bir tür değil," dedi kararlı bir sesle. Dişinin arasında kalmış elmayı çiğner gibi görünürken gözlerini kıstı. "Sana bir şey olmasından değil ona bir şey olmasından bahsediyorum. Ona dikkat et, çünkü eğer dikkat etmezsen ömür boyu bu dikkatsizliğinden pişmanlık duyabilirsin." Gözlerini kırpıştırmadan önce dudaklarını bir yay gibi genişleten Alexander, iyi dilekleri karşısında başını salladı. "Şimdi buradan def olduğun için başına herhangi bir şey gelmesi mümkün değil." Arel de dişlerini gösterecek kadar gülümserken hafif bir baş selamıyla arkasını döndü. Arkasını döndüğünde suratına yerleşen gerçek ifadesi, onu gören ağaçlardaki yaprakları sanki rüzgardan değil de yaydığı soğukluktan titretmişti. Kaşlarını çatıp yürürken tepesinden düşen küçük damlalar saçlarına karışmaya bile çekiniyordu. Uzaklardaki şimşekleri dinleyerek, burnundan solur halde adım attığı zemini titreterek yürüdü. Kendini ormanın tenha bir köşesine çekip, içinde kalan çığlığı koparıp, güçlü bir ağaca birkaç yumruk atıp, herkesten gizli bir şekilde öfkesini yok etmeye ihtiyacı vardı. Vera'nın yanındayken kafasına hücum eden neşeli duygulardan kurtulması gerektiğini düşünürken, görüş açısını bulandıran yağmur damlalarını suratından hızla sildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE