Siyahlar

2578 Kelimeler
Gerçekten kim olduğunu bilebilmesi mümkün müydü? Demre değişken bir ruh haline her zaman müsait olsa da karanlık taraftakilerin yöntemlerinden biri olan fallara ve medyumculuğa ilgi duyması, kılığının hayatı boş vermiş gibi bir resim çizmesi beni endişelendirdi. Onlarla bir bağı olup mühürlülerin varlığını bilmesi, mutlaka kızılı ya da siyahı seçerek yaşamından vazgeçercesine bir takıma dahil olması demekti. Eğer Demre mühürlü olup Arel'i görünce hatırlasaydı aynı duyguyu hem Arel hem de Alexander hissederdi. Bunu da benimle paylaşmaktan çekinmez, birçok şeyi öğrenmek zorunda kaldığım için kimin mühürlü olduğu bilgisini esirgemezlerdi. Oysa geleceği görmeye meraklı Demre, korktuğum ırkın özelliklerini sergiliyordu. Ellerimi yumruk yaparak izler bırakmasına sebep olacak şekilde tırnaklarımı avucuma bastırdım. Bu halime keyiflenen Demre, istediği tepkiyi görmüş gibi gülümsedi ve geri çekildi. Birbirine bağladığı kollarını çözdü, iki işaret parmağını da bana uzattı. "Eski sevgilin!" Düşüp bayılmak ile ellerimi kalbime götürüp dua etmek arasında gidip geliyordum. Duyduğum bakış açısı gerçeklerden bu kadar uzak olamaz, dünya tersine dönerse bile Arel'in duruşunun aynı düzende devam edeceğini bilirken Demre'nin söyledikleri bizi tanıyanları ufacık etkilemezdi. Çekiştirme platformunun kapısının açıldığını fark ettiğimde, kızıl saçlarını savurarak içeri girmesi tahminin doğruluğunun neşesini saçıyor gibiydi. Birkaç adımda onu takip edip küçük yaşam alanına girerken eğer bunu kabul edersem Arel ile aramızda geçen uydurma bir ilişkiden söz etmem gerekeceğini biliyordum. Bu konuda kısa da olsa bir şeyler düşünebilmem, sağlıklı olmayan fikirlerin dilimden dışarıya dökülmesi, sonucunda da Demre'yi açık kapı bırakmayacak şekilde inandırmam hayal edemeyeceğim kadar zordu. Alexander'ın uyumlu özelliklerini yansıtarak konuşmak eğlenceliyken, Arel'in soğukluğunu anlatmak ve kendimi de yanına konumlandırmak oldukça güçtü. "O benim hiçbir şeyim," dedim kahverengiye boyanmış masaya yaklaştığımda. "Gerçekten Alexander ile yaşadığım eve eski sevgilimi de davet edebileceğimi mi düşündün?" Kitap rafını karıştırırken elindeki not defteriyle arkasını dönen Demre, "Bu da ne demek?" diye merakla sordu. "Arel'in söylediğiniz kadar sıradan biri olmadığını, arkadaşlıktan uzak halinizden kolaylıkla anlayabildim. Aranızda birbirinizi tamamlayan bir zıtlık, şeffaf bir perde var gibiydi. Tam olarak eski sevgiliden beklenen garip davranışları sergilerken böyle olmadığına ısrar ediyorsun. Öyleyse kim?" Kim sorusunu yine ela gözlerini kısarak sormuştu ve neden bunu kabullenircesine pes etmediğimden pişmanlık duydum. Dudaklarımı birbirine bastırırken başımı hafifçe yana yatırıp yuvarlak masadaki parlak fırça darbelerini inceledim. "Eski sevgilim değil çünkü beraber olmamız için sunduğu teklifi kabul etmemiştim." Sözlerim havaya karıştırdığında sanki odanın pencereleri kırılacak ardından Arel içeri girip suratını buruşturacak gibi hissetmiştim. Kabul etmeliydim ki aynı fikir bende de böyle tepkilere sebebiyet verse de Arel açısından abartılarak çok daha farklı boyutlarda gözler önüne serilirdi. "Şimdi oldu!" dedi Demre tekrardan raflara dönerken. "Zaten aklımdan geçen ikinci fikir de tam olarak buydu, onun seninle mutlaka olmak isteyeceğini hissetmiştim. Kesinlikle Alexander da sırf kendisi kazandığı savaştan dolayı bunu görmezden geldi ya da gerçekten tam olarak bilmiyor. Fakat anlamıyorum Vera," diye mırıldanırken dizleri üzerine çökmüştü, aradığı her ne ise derinlere gömülmüş olmalıydı." Arel geldiğinde gözlerin ya onun üzerinde ya da yere serilmiş harika halıdaydı. Bir düşünelim bakalım, koyu renk halı mı seni daha çok etkilerdi yoksa Arel'in yanı başındaki oturuşu mu?" "Bu kadar büyütme, Demre." Eğer aramızda geçenleri bilseydi tüm bunların imkânsızlığını anlayabilirdi. Fakat söylememek zorunda olduğumu biliyor, daha fazla şüphelenmesin diye ağzımdan çıkanlara uyum sağlamaktan başka yolu kalmadığımı fark edebiliyordum. Sesini yumuşatıp, "Düşündüğün kadar etkilenmedik birbirimizden," dedim masanın ucuna oturarak. Demre de sırtını kitaplığa yaslayıp, "Her ne olursa olsun bunu benden saklamak istediğine inanmak istemiyorum," dedi üzgün bir sesle. Eğer bunlar normal şekilde yaşanmış olsaydı Demre'ye daha ilk dakikalardan anlatacağımı biliyordu. Şimdiye kadar hep böyle devam etmiş, en ufak duyguları birbirimizden gizlememiştik. Köşeye sıkışmışlık hissini def etmeye çalışsam da başaralı olamadım ve onun haklı olduğunu belirtircesine sessiz kalmayı tercih ettim. İki yakın arkadaş olarak ağımıza kilit vurarak dakikalarca durgunlaştık. Dışarıda yağmur damlaları pencereye çarpıp, kolaylıkla silikleşen bir çizgi bırakıp kendi yollarını çizerken bulunduğum yer daha da soğuk hissettiriyordu. Hayatım boyunca kendi ruhuma yabancı yaşamış olmam Demre'den uzaklaşmamla kıyaslandığında çok daha önemsiz kalabilirdi fakat böyle değildi. En azından şimdiki durumuz sayesinde biraz eşitlenmiş, Demre gelmesi gereken zamanda gelmeyerek beni yarım bırakırken, ben de söylemem gerekenleri saklamış gibi görünerek ondan hayatımın bir kısmını gizlemiştim. Demre küçük adımlarla yatağının yanında bulunan komodine ilerleyince gözlerimle onu izledim. Neyse ki bu konuda birbirimize kızmak aklımıza gelmemiş, farklı zamanlarda yüz üstü bırakılan dostluktan suçluluk payını bölüşebilmiştik. Demre çekmeceden siyah renkte iki adet kemik zar çıkardı. Kapadığı avucunu havada çalkalayıp bana bakarak neşeli görünmeye çalıştı. Ardından elimden tutup oturduğum yerden indirdi ve tiz bir gıcırtıyla yuvarlak masayı odanın merkezine çekti. Ne yapmaya çalıştığını anlamadığım için kaygıyla onu süzmeye devam ederken metal sandalyeyi kitaplık tarafına yasladı. Avucunu saniyeler boyunca sallarken zarların birbirine çarpma sesi duyuluyor, boyutlarının büyük olmasına rağmen yere düşürmemesi de elini profesyonelce kapattığını gösteriyordu. "Kısa zamanda yaşayacağın olayları veya tuttuğun dileklerin gerçekleşme olasılığını sana söyleyebilirim." Harika bir şey yapıyormuşçasına dile getirdikleri Alexander'ın burada olmaması için onun adına sevinmemi sağladı. Ne yazık ki artık ben de böyle yöntemlere ilgi duymuyor, sırf eğlence uğruna da olsa tüm bunlardan uzak durmak istiyordum. Başımı sağa sola sallaması üzerine Demre'nin ona dönmesi, omuzlarını iki yana düşürmesi, ağırlığını diğer ayağına vermesi bir kez daha hayal kırıklığına uğrattığını gösteriyordu. Mızıkçı bir ses tonuyla, "Bunu yapmanı istemiyorum," dedim. İlgi duyduğu bir konudan böylesine kaçmam gücenmesine sebep oldu. "Pekâlâ, yeteneklerime güvenmiyor olabilirsin ama beni oyalandıran yoldan kendi adıma memnunum." Ayak uçlarına bakarak zarları isteksizce sallamaya devam etti. "Yine de sürekli zaten ne olacağını bildiğim için şahsım için bir şeyler öğrenmeye çalışmak sıkıcı gelmeye başladı." Onun yerinde kıpırdanmasına, bir kız çocuğu kadar ince sesle yakınmasına dayanamadığımdan, "Şu küçük zarlara inanmadığım için bir defa savurmana izin verebilirim," dedikten sonra Demre her şeyi unutmuş gibi neşelendi. "Ama sadece tek sefer!" "İnançsız bakılan falların ne kadar işe yarayacağını bilemesem de etkisini merak ediyorum." Gözlerini devirmesi zaten kaçmaya hazır durumuma daha fazla alıştırmak demekti ve bunu bildiği çabucak toparlanarak gülümsemesini korumaya çalıştı. "Önce sol avucunu aç," dedikten sonra tereddütlü duruşuma rağmen isteği gerçekleştim. "Sırada sağ avucun var," derken bu sefer ki karar sürem daha uzun sürse de diğer avucumu açmaya da ikna oldum. Demre zarların birini sol elime, ikincisini ise sağ elime yerleştirip parmaklarımı zarların üstü kapanacağı şekilde kenetlendirdi.  "Sadece kendi hayatına odaklan." Zarlar belki de dünyadaki en hafif objeler olabilirdi fakat ellerimde durduğu ilk andan itibaren ağırlığı katlanarak artmıştı. Kendi hayatına odaklanmam demek yine ruhumun yükler altında kalmasını gerektiren eziyetli bir durumdu. En güzel anlarımı düşünmem gerekirse seneler öncesine gitmem gerekirdi ve bunu yapamayacak kadar karanlık anlarla doluydu kafamın içi. Düşünce sistemim izin verdiğince, Demre zarları geri isteyene kadar güzele dair günlerini düşündüm. "Şimdi onları benim avucuma bırak." Söylediğini gerçekleştirince Demre zarları güçlü bir biçimde salladı. "Avucundayken hangi kombinasyonda durduğu önemli değildi çünkü zarlar ve üzerindeki noktalar senin enerjini almaya yetecek süre boyunca kaldı." Masaya doğru yaklaşırken şimdi ne yapacağına dair merak uyandırması bile güç vermiş gibiydi. Öğrenmeye can atmasam da kendini açıklamak zorundaymış gibi görünerek öğretici bir ses tonuyla konuştu. "Beyaz noktalar dileklerinin gerçekleşme olasılığını, yakın zamanda yaşayacağın olayların iyiye mi kötüye mi işaret edeceğini gösteren rakamları temsil ediyor." Ardından odaklanarak zarları atmak için yeltendi. Tüm bunlardan etkilenmediğimi söylesem bu yersiz olurdu. İnanmama rağmen Demre'nin güçlü araştırmalar yaptığı, heves ettiği alana olabildiğince kafa yorduğu ortadaydı. Zarları derin bir nefes aldıktan sonra dikkatle yuvarlak masaya atan Demre, işini kendinden emin yapan profesyonellere benziyordu. İleriye doğru sürüklediği siyah zarlar masanın üzerinde birbirine çarparak ilerledi. Hem kavuşmak isteyen hem kaçıp uzaklaşmayı dileyen iki küçük nesne aralarında verdikleri mücadele ve vuruşmaların etkisiyle farklı yönlere adeta savruldu. Biri masanın sağ ayağına doğru düşerken diğeri kitaplığa çarptıktan sonra zeminle buluştu. "Hay aksi," diye mırıldandı Demre. Bakışlarımı ona yönelttiğimde beceriksiz olduğunu dile getirmeyi hedeflerken yılgın duruşunu gördüm. Her şey yolunda gitseydi ya da atış başarılı olsaydı zarların durması gerektiği kahverengi masaya odaklanmış halde kalmıştı. "Belki de övündüğün zarların bozuk," dedim ortamı yumuşatmaya çalışarak. Demre, hayır anlamında başını sağa sola sallarken zarları uç noktalardan topladı. "Bu iyiye işaret değil," dedi birkaç kez. Saçlarımı geriye doğru iterken Demre göremeyecek şekilde gülümsedim. "Kendini öğrenmek zorunda hissediyorsan deneme atışlarıyla önünde sonunda zarları doğru yere konumlandırabilirsin." Arkadaşımın başarısız olduğu hiçbir konuda onun eksikliğiyle alay etmezdim fakat tehlikeli bölgelere yanaşmaktan vazgeçmesi için böyle davranmak ve içten içe hiçbir zarı doğru düzgün atamamasını istemeye mecburdum. Demre geriye dönüp yanıma geldiğinde zarları da kitaplığın bir köşesine bırakmıştı. Gözlerini kaldırıp kendi inancına göre bunun ne anlama geldiğini söylemeye çekiniyor, söylemesi gerekenler her ne ise bunların haberini vermekte keyifli bir yan göremiyordu. "Zarları kullanmayı çok iyi biliyorum," dedi ellerine bakarak. "Yalnızca doğru kullanmam, birkaç kez karıştırıp atmam da elbette tek başına yeterli değil. Rakamların hangi durumlara eş değer olduğunu bildikten sonra yorumlamak da aslında yapabildiğimi düşündüğüm bir diğer detay."  Bakışlarını kaldırıp kahvemsi gözlerime baktı. Onu belki de her şeyden çok severken, inatlaştığımız tüm olayları düşüncelerimde geri plana atmayı başardım.  "Zarların düşmesi iyiye işaret değil. Kötü olarak neyi söylemek istediğini bilmem sınırlarımı aşar ama kesinlikle kötü bir şeyler olacak." Yutkunsam da çarpık bir şekilde gülümsedim. Demre'nin omzuna dokunup, "Zaten güzel günlerin bana yakın olduğunu söyleseydin yeteneksizliğini vurgulardım," derken dudaklarım eski halini aldı. Hayatımda neyin yolunda gittiğini bilmiyordum ama her şeyin yanlış rayların üzerinde sarsılarak ilerlediğinin de uzun süredir farkındaydım. Demre'nin söyledikleri gerçekliği tamamıyla ortaya dökse bile her günümü endişe içinde geçirmeye alışkın olduğum için kısa süreli de olsa zarları önemsemedim. Onun da kafasını dağıtıp her şeyin yolunda gittiğini belli eden bir hamle yapmam gerektiğini biliyordum. "Ama sen yine de şu eski zarları yenisiyle değiştir. Görünen o ki doğru düzgün zıplamayı bile unutacak kadar paslanmış olmalılar." Uzaktaki iki küçük siyah noktaya değerli eşyalarmış gibi bakan Demre, "Bunlar büyükannemden bile yaşlı. Böylesine kıymetlisini bulabilmem benim için imkânsız," dedi biraz olsun rahatlayarak. "Kaç yüzyıl öncesinden günümüze geldiğini bilmiyorsun o kadar değerli ve kutsallar ki! Hindistan'da büyücü bir kadından yıllar önce almıştı büyükannem ve ben de zar falını ilk kez bunlarla öğrendim." Büyücü kelimesini duyduğumda tiksintiyle suratımı buruşturarak avuç içlerimi pantolonuna sildim. Demre hangi amaçla bulaştıysa düşündüğümden çok daha içli dışlı olmalıydı ve olayların ucunun büyükannesine dokunacağını tahmin etmemiştim. Ona olan bağlılığı yaptıklarını merakla tekrarlamayı isteyecek kadar yüksek boyuttaydı. "Belki de söylediğin gibi zarları atışımda bir sorun vardı. Elimde olmadan heyecana kapılmam da mümkün," diyerek konuşan Demre, en azından gerçekten kötü haberler vermediğinden keyiflenmiş görünüyordu. Omzunu silkip yatağına zıpladıktan sonra baş aşağı uzandı. Uzun saçları yerleri süpürürken bunu umursamış görünmüyordu ve tebessümle haykırdı, "Yeteneksizim!" Daha çok gülümserken ekledi, "Yeteneksiz olmak konusunda!" Hiç değilse bir şeyleri umursamadan nefes alabilmeyi öğrenmiş sayılırdık. Soluduğumuz hava güneş asılıyken hayat verse de gecenin ışıksızlığına bürününce ikimiz içinde hüzünlü bir kapanışa benzerdi. Demre'nin  garip bir şekilde dinlenme köşesine çekilmesi de kitaplığa yönelmeme sebep oldu. Raftaki çizgi romanı işaret edince, "Benden alıp asla geri vermediğin değil mi?" diye sordum. Bunun üzerine Demre gözlerini sımsıkı kapadı ve uyuyormuş numarası yaptı. Baş aşağı haliyle derin meditasyona geçen biri gibi komik görünüyordu. Spiralli defterlerden birini yerinden çıkarırken, "Demek resim yapmaya devam ediyorsun," diyerek ilgiyle varsayımda bulundum. Demre çizim konusunda çok da yetenekli değildi fakat gördüğü nesneleri kağıda aktarmak yerine hayal gücünü kullanarak, rüyasında gördüğü ya da zihninde ürettiği birtakım yansımaları karalamayı severdi. "Küçük bir uğraş," dedi gözlerini açmadan. Onun ne cevap vereceğini pek umursamadan çoktan masanın ucuna oturmuş şekilde mor kaplı defterin içini karıştırmaya başlamıştım. İlk sayfalar portre çizmeye çalışan birinin sadece başlangıçtaki birkaç adımı uygulayıp sonrasında vazgeçtiği belli olan yarım suratlarla doluydu. Devam eden sayfalarda ise silgi izleri seçilse bile biraz daha başarılı sayılabilecek, en azından tamamlanmış insan figürlerine yer verilmişti. Bunların arasından küçük beyaz silgi kalıntılarını görmek mümkünken fazlaca uğraşıldığı belli oluyordu. Demre'nin gelişen yeteneğine gülümserken önüme çıkan bir sayfanın tamamen siyaha boyandığını fark ettim. Enine boyuna karartılmış kağıt bir sanatı yansıtır mıydı bilmiyordum. Eğer belirli şekilleri içerseydi bunu düşünebilirdim oysa sayfa gelişigüzel boyanmış daha doğrusu siyah bir kalemle sürekli aynı yönde olmasına özen gösterilmeyecek şekilde beceriksizce taranmıştı. Yetenek yoksunluğundan değil de aceleden, hızın getirdiği baskıcı güçten yapıldığı anlaşılıyordu. Kurşun renkli bu perdenin altında belki de bir çizim vardı ve bu özellikle gizlenmiş olabilirdi. Bunu sormaya çekinirken göz ucuyla Demre'ye baktım. Baş aşağı durmaya devam etmediğini, kafasını hafif eğimli de olsa engin yastığına dayadığını, ayaklarını da duvara diker vaziyette durdurduğunu gördüm. Anlayamayacağım kadar hafif bir şarkı mırıldanıyor olmasaydı uyuduğunu düşünebilirdim. Tekrardan önümdeki deftere yöneldiğimde geri kalan sayfaları da süratle ve sessiz bir biçimde taradım. Bu kez gördüklerim karşısında duraksadım ve aslında elimdeki çizim defterinin iki kısma ayrıldığını anladım. İlk sayfalar her ne kadar sıradan görünse de en masum olanlarıydı. Renkli kalemler kullanılmamasına, basitliğiyle göze çarpmasına rağmen koca defter sadece bunlardan ibaret olsun isterdim. Bir ayrım görevi olarak araya giren siyah sayfa ise tam olarak başka bir çizim boyutuna geçtiğini belirten karanlık durak gibiydi. Sonraki sayfalarda yer alanlara daha çok özenilmiş, adeta bir cetvel kullanılarak ortalanmış, harikulade çizilmişti. Bunları sentezlemem gerektiğini bilirken yaprakları bu kez daha yavaş çevirdim. Sırada ne çıkacağını bilmiyor yalnızca gördüklerimi anlamlandıramadan bir diğerine geçiyordum. Şimdi karşıma çıkan kadın sayfanın içine sıkışıp kalmasına rağmen ürpermeme sebep oldu. Çirkin değildi veya bir canavara da benzemiyordu. Yalnızca defteri geriye itekleyeceğim kadar soğuk bir duruşa sahipti. İnce vücudu etnik desenli dar elbiseye sarılmış, çizilen kıyafetteki üçgen ve yuvarlak detaylar turuncuya boyanmıştı. Kısa tutulan yatay çizgilerde kahverengi kullanılmış olsa da elbise vişne tonuna sahipti. Demre'nin çizdiği kadın sayfayı boydan boya kaplarken ayakları uzun eteğinin altında kalmış, kollarıyla boynu gözler önüne serilirken elleri de kucağında birleştirilmişti. Siyah saçları bileklerine kadar uzanıyor, ona ait olan sayfanın arka planını sıska yılanlar gibi kaplıyor, rüzgarın karşısında çekilmiş bir fotoğrafçasına savruluyordu. Kalkık kaşlarının üzerine dökülen siyah tutamlar sanki sert bakan gözlerine daha koyu gölgeler ekliyordu. Ağzı ve burnu çaba harcandığını gösterircesine keskin çizilmişti. Daha önce böylesine ölüm akıtan bir gülüş görmemiştim. "Seni korkuttu mu?" Resme o kadar odaklanmıştım ki Demre'nin sessiz adımlarını hissetmemiştin. Bu yüzden sorusu beni ürküttü ve defter neredeyse elimden düşecekti. "Neden böylesine," dediğim sırada sorumu nasıl tamamlayacağımı bilemedim. Neden böylesine korkunç bir kadın çizdin, diye sormak istemezdim. "Neden iz sürer gibi yavaş yürüyorsun?" Demre açık sayfaya bakarak gülümsedi, kızıl saçlarını elleriyle dalgalandırdı. "Kalbinde her daim saatli bir bomba var adeta, farkındasın değil mi?" "Yüzlerce kez dirilip ölmediğime göre pek de bombaya benzemiyor." Defteri masanın ortasına bıraktıktan sonra işaret parmağımı değdirmeden uzattım. "Ama bu tam olarak siyah bir bomba. Gerçekten Demre, sebebi neydi?" "Siyah bomba derken üst düzey alımlı olduğunu mu düşünüyorsun?" Bıkkın bir nefes vermemle pes edip boynunu masaya doğru eğdi. Gerçekten neyi sorduğumu anlamamı gibiydi ve sorumu tam olarak duyana kadar bir şeyler açıklamaya istekli durmuyordu. "Çünkü her tarafı patlamadan kopmuş duran siyah saçlarıyla sarmalanmış ve bakana öfke saçıyor. Neler çizdiğine karışamam fakat eğlenceli yanı neydi merak ediyorum. Bunun ve o siyah sayfadan sonraki her bir çizimin." Demre mor defterini eline alıp masadan indirince oturması için gereken alan açılmış oldu. Kucağına bıraktığı defterdeki siyah sayfayı çabucak bularak, "Yenilenme," dedi. "Hayatımızın her yerinde olan bir şeydir ve bunu iki kapağın arasına da eklememden daha normal bir durum yok." Demre konuşmadan sayfaları çevirirken dikkatle onu izlerken bunun elbette sıradan olduğunu biliyordum. Yine de şimdiye kadar gördüklerimin küçük kuruntulardan ibaret sayamayacağımı da hissedebiliyordum. "Bahsettiğin yenilenmeyi sayfayı komple siyaha boyayarak gerçekleştirmişsin. Oysa baştan başlamalar daima beyaz olur ve atılan adımı saflaştırdığına inanılır. Hayatın her yerinde." Ayaklarını sallayan Demre, "Ve hiçbir zaman beyaz kalmaz," dedi dalgınca. "Çünkü beyaz her renge karışır ve neredeyse karşısına çıkan bütün tonlar onu yok eder. Oysa siyah öyle değil," dediği sırada sağına dönüp bana baktı. Gözlerimiz buluşunca ekledi, "Siyah birçoğunu yutup kendine katabilir." Sayfa çevirmeye devam ederek hızlı geçişler yapan Demre anında suskunlaşmıştı. Zaman zaman karşıma adını bilmediğim çiçek ya da bitki toplulukları çıktı. Cennetin köşesinden bir manzara resmi olarak düşünmeyecek kadar ürpermiştim. Demre'nin bunları nasıl hayal ettiğini ya da nereden görüp çizdiğini bilemediğim için öğrenmeye can atmama rağmen bir yanım da olabildiğince geride durmak istiyordu. "Yine de böylesine yoğun bir koyulukta olması," diye kendi kendime mırıldanırken dalgın bir şekilde göz ucuyla deftere bakmaya devam ediyordum. "Oysa bu sana bir özlemi çağrıştırmalıydı." Yüzüne afallayarak baktığımda gözlerini devirdi. "Kasandra Kuntay'ın o göz alıcı uzun saçlarına çocukluğumdan beri hayrandım. Hadi ama, annenin de saçları geceyi yansıtacak kadar siyah değil miydi, Vera?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE