Karanlık Esinti

2671 Kelimeler
Ay ışığını gizleyen bulutlar, yeryüzüne yoğun fırtınalar bırakırken çatının bir kısmı şimşeğin yoğun aydınlığıyla parlıyor diğer kısmı ise eş zamanlı olarak gölgelere bürünüyordu. Radyolarda cızırtılı çıkan haber kanalları şiddetli sağanak yağış hakkında uyarılar yaparken yerini bozuk frekanslara bırakmıştı. Sinyalden kopuk televizyon kanalları, erkenden aceleyle kapanan dükkanlar, akşam üzerinin yoğun eve dönüş trafiği iki öncesinden bastırması beklenen gürültülü felaketin sonuçlarıydı. Sulu bir paspası andıran kafası zaten yeteri kadar ıslak değilmiş gibi üzerine düşen iri damlalardan nefret ediyordu. Kemikli burnunun ucundan süzülen, siyah mat ayakkabılarının yüzeyine düşen yağmuru gördüğünde kafasını fazlaca eğer vaziyette yürüdüğünü ancak o zaman fark edebildi. Yer yer oluşan küçük göletler, kulaklarına doluşan gürültülü ses dalgaları onu uzun süredir meşgul eden amacından alıkoyamazdı. Haftalar öncesinden Darga denen kasabaya gelmiş, avını olabildiğince kusursuz seyretmişti. Fakat cama tırmanırken anlık hatasıyla yere çakılmış, çıkardığı sesi duyup etrafı kolaçan eden dikkatli adam her şeyi bırakıp kaçmasına sebebiyet vermişti. "Ahmak herif," dedi tükürür tonlamada. Bunu söylediği anda bahsettiği kişinin duyması mümkünmüş gibi gözlerini çevresinde dolaştırdı ve arkasından söylendiği o adamdan aslında çok korktuğunu biliyordu. Bu kez şık bir görünüme sahipti. Geçen seferki kılıksızlığından uzak, paçavralardan sıyrılmış vaziyette dikilecekti kızın karşısına. Siyahı çok seviyordu, siyah onun hedefi aynı zamanda en güzel kamuflajıydı. Boynundaki turuncu papyonu düzeltirken ıslaklıktan dolayı renginin koyulaşmasına aldırış etmedi. Keşke bir saati olsaydı, gözetlemeyi kararlaştırdığı bölgeye ulaştığında diğerlerinin ne kadar süre içinde işleri kolaylaştıracağından emin değildi. Planı hayal ettiği gibi ilerlerse dilenci kılığındaki birkaç adamla -ki bunların kesinlikle evsiz olduklarını düşünüyordu- anlaşması sonucunda hak ettiği yaşama yeniden sahip olabilecekti. Bunun olması gerektiği şekilde gerçekleşmesi için sabırla beklemiş, kıza en doğru erişim ağını günlerce düşünerek aramıştı. Başının üzerinde kıyameti koparan ışıklı gök olayı onu ilgilendirmedi, kafasını kaşıdı fakat bunun sağladığı rahatlatıcı etkiyi hissetmedi. Henry bir ölüydü, bir ölünün bedenine konuk olmuş bir başka ölü. Kızıl Mühürlüler ezeli düşmanı, onların yanında görünen garip ve ürkek kız ise haklarında birçok şeyi bilen leziz bir avdı. Bu defa o tatlı bedeni ele geçirebilirse derin bilgilerini ağızlarından duyup kendi grubunun karşısına dikilecek, kıymetli haberleri getirdiği için yeniden yaşatmasına imkan tanınacak ya da uygun bedeni ona kalıcı olarak bahşedecek büyücülere büyük bir saygıyla kavuşacaktı. Ölenlerin takılı kaldığı araf metafizikti ve boyutunu önceden kestirebilmek imkânsızdı. Henry ise ruhu bedenden kopup doğaüstü girdaba dahil olamadan bir şeyler meydana gelmişti. İsmini tam olarak bilmiyordu ama bunun benzerlerinin kaç milyonda bir yaşandığına emin olamasa da özel hissetmesini sağlayacak mühim bir yeni oluşumdu. Henry, dünyayla bağlantısı kopmamış bir hayaletti. İyi ya da kötü amaçlarının birçoğunun henüz gerçekleşmemiş olması onu hâlâ bu dünyaya ait kılıyordu. Bedeni sert bir darbe sonucunda hissizleşirken kalp krizi geçirip geçirmediğini dahi kestiremiyordu. Yalnızca girdiği kavga sonucunda yok olacağı kesindi. Ölüm sonrasının bu şekilde gerçekleştiğini zannederek, ruhsuz bedenini ait olduğu yere götürmelerini izlememek için uzak bir köşeye çekilmişti. Bu süre içerisinde uyuduğunu veya uyanık durduğunu asla hatırlamıyordu. Kendine mesken olarak belirlediği yerden birkaç saat, birkaç gün, birkaç ay belki de yıllar sonra çekilmişti fakat bunu ayırt edemiyordu. Cansız bedenini bulamıyordu; bir yangında kül olmuş, derin bir akıntıda sürüklenerek vurduğu kıyıda zamanla çürümüş, onu bulanlar tarafından herhangi bir toprağın dibine gömülmüş olabilirdi. İsmi yazılı mezar taşını bulamadığından, ormanın kıyısına terk edilmiş kimsesiz ya da tam tersi uzaklarda ailesi olan bir başka ölü birinin bedenine sığınmıştı. Karanlık çağda böyle kayıplar mevcuttu ama hiçbir hayalet seçenekleri olduğu için üzüntü duyamazdı. Dalları yeryüzünden göğe yükselen büyük ağacın gövdesine yaslandı çünkü buradan evin girişini çaprazlama bir açıdan gözlemleyebiliyordu. Zayıf yanaklarını üzerindeki ceketin kollarıyla silerken daha çok ıslatması kaçınılmazdı fakat bu ayrıntı üzerinde duramayacak kadar heyecan doluydu. Bedenini ele geçirdiği ölünün ceplerinden çıkan dolarları, kokuşmuş görünümdeki adamlara verirken içinden, siz de birkaç sene sonra öylece bir yerlere atılacaksınız, demişti. Sesli olarak dile getirse de geleceğe dair bu inançlı görüşe pek ilgi duymayan üç orta yaşlı sakallı adam, yağlı saçlarını kapatan yünlü şapkalarının üzerinden başlarını kaşıyarak, birbirlerine gülümseyerek, şarap şişelerinin dibinde kalanları tüketmek yerine belki küçük bir kafede yemek yemenin sevinciyle birbirlerine bakarak kabul etmişlerdi. Plan oldukça basitti. Henry uzak bir açıdan üç katlı malikâneyi göstermiş, gece yarısını geçmeden ormanın içinde gözcülük yaparken diğerlerinin de ellerine geçen taşları kapıya atmasını, evin duvarlarında sektirmesini, kısacası burada yaşayan kişiyi rahatsız etmelerini birkaç defa tekrar ederek istemişti. Elbette ona yapacaklarını söylemelerine rağmen oyun oynayıp geri çekilebilirler, aldıkları paranın yeteceğini düşünerek kayıplara karışabilirlerdi. Eğer Henry onlardan daha sinsi olmasaydı, paranın bir kısmını iş bittikten sonra vereceğini söylemeseydi, gözlerine ölüm soğukluğunu yansıtmasaydı bu basit planı gerçekleştirebilirlerdi. Burada yaşayan kişinin eski bir dostu olduğunu söylemiş, aralarında bu tarz şakaların yaygın olduğunu dile getirmiş, intikam alması gereken basit bir yöntem olduğunu aslında umurlarında olmadığı belli olan adamlara ikna etmeye çalışmıştı. Evsizler güçlü adam ile uğraşırken onu dışarıdaki tehlikeli sese çekmiş olacaklar, daha tehlikeli olan Henry ise kızın penceresinden bir esinti gibi içeriye süzülecekti. Bu kez onun bedenini ele geçirecek, bir süre içinde yaşamaya devam ederken Kızılların tüm sırlarını belleğine yeniden kazıyacaktı. Hayattan koparılışının zamansız ve çok erken olduğunu düşündüğünden buna hakkı olmalıydı. Kainat madem onu iyi ya da kötü sona katmamış, bilinmez bir denkleme hapsetmişti öyleyse ikinci bir hayatı var demekti. Bunun doğruluğuna inanması planlarını mantığa oturtmasını sağlamış, birçok yaşayandan daha zeki bir adam olduğunu zannetmesine yol açmıştı. Kendine siper edindiği ağacın siyaha boyanmış kabuğundan başını uzatırken, yolu izleyen bakışlarına küçük karartılar dahil oldu. Tekerlekleri asfaltı ezen bir arabanın yansıttığı ışık sayesinde gördüğü bacaklar da beklediği kişilerin geldiğini gösteriyordu. Gülümserken acıktığını hissetti; yemeğe değil yeni bir bedene. İsmini hatırlamadığı ama aralarından en tıknaz olanı bir kaplan edasıyla evi izlerken, kendisini dev aynasında gören bir kediye benziyordu. Adam sanki evin büyüklüğü karşısında birkaç kez geride bıraktığı arkadaşlarına yardım ister gibi bakmıştı. Henry şimdi daha iyi tanıyabiliyordu; bu küçük kırmızı surat diğer ikisinden daha cesaretliydi ve riskli görevi alıp en önde gitmeyi kabul etmişti. Şimdi ise çekingen duruşuna rağmen elindeki taşlara birkaç kez bakmış, ışıkları sönük malikâneye göz gezdirmiş, ayaklarının ucunda yükselip durmuştu. Yine de aldığı ve almaya devam etmek istediği banknotlar daha baskın gelmiş olmalı ki kolunu bir yay gibi açtı, elindeki ıslak taşı ilerisindeki eve dalgalandırarak fırlattı. "Eğer yakalanırsanız bu sizin suçunuzdur ve cezasını kendiniz çekersiniz. Adam kuruntulu," demişti Henry. Yaşlı olmadıklarından koşabileceklerine inansa da hedef şaşırtarak ilerlemelerinin daha doğru olduğunu akıllarına sokmayı başarabilmişti. Tıknaz olanı attığı ilk taş sanki kendi kafasına gelmişçesine paniğe kapılır şekilde durmaya devam edince Henry suratını buruşturdu. "Bunu yapmaktan daha kolay ne var çulsuz," diye söylendi. Zaten üçü adına toplam üç kez atış yapsa hisleri ve duyuları açık olan adam evden bir ok gibi fırlayıp karanlığa karışırdı. Sezgileri iyi olan bu mühürlüyü tanıdığını hissediyordu fakat tam olarak hatırlamıyordu. Diğerleri gibi kusursuz yeteneğe sahip olanlardan biriydi işte. Ne de olsa hayatı boyunca boş bir tenekeye benzeyen Kızıl Mühürlü görmemişti. "Elinde tuttuğun sanki avucundan taşan ve isabet ettirdiğin kişinin kafasını kıracak kadar sert bir taş değil de kremalı pasta! Adeta arkadaşının suratına çekingenlikle yapıştırmaya çalıştığın bir doğum günü pastası!" Henry daha fazla dayanamayacağını hissederken gövdesine yapıştığı ağacı tırnaklıyordu. Bodur herif cesaretli gibi görünse de hiç de öyle değildi ve resmen korkudan titriyordu. İşini bırakıp kaçması an meselesiydi. Üstelik yalnızca evden değil gök gürültüsünden de çekiniyordu. Suratını aydınlatan her ışıktan tepesinde sorgu ampulü yanmış bir suçlu misali geri durmaya çalışıyordu. Beceriksiz olanın bu tavırlarına daha fazla dayanamayan ve bir zürafayı andırır iskelete sahip, diğerlerinden daha genci, geniş ve sinirli adımlarla arkadaşının yanına yürüdü. Henry'nin gözünde insanlığı kurtaran bir aziz gibiydi. Siyah saçlarını alnına yapıştıran yağmur onun omuzlarına düştükçe daha da kutsallaşıyordu. Yanında oyuncak ayı kadar küçülen adamı geriye iteklerken elindeki taşı kapının üzerindeki pencerelerden birine rastgele fırlattı. Eğer kalın pervaza çarpmasaydı ve uzun pencereye isabet etseydi paramparça edebilirdi. Sesin içeriden duyulmaması mümkün değildi. Bunu fark eden iki kafadar arkasına bakmadan ormanının derinliğine kaçarken Henry'nin de bir gözü evdeki hareketlilikte diğer gözü ise tsunamiden kaçmaya çalışan sahil halkı gibi aceleyle koşan muritlerindeydi. Olan biteni izlerken iyice çömelmiş, malikânede ışığı yanan bir lambayı zevkle ayırt edebilmişti. Bugün hava böylesine gürültülü olmasaydı merdivenden süratle inen adımları bile işitebilirdi. Suç ortaklarının kaçışlarını izlerken grubun en normal görünen son üyesi de arkadaşlarına katılmadan önce elinde sıkıca tuttuğu dal parçasını ileriye fırlatmayı geç hatırlasa da ihmal etmemişti. Henry gülümserken havada uçuşan kalın tahta tam olarak kapının yüzeyine çarpmıştı ve bu tok ses onu ziyafetine çağıran sesli bir mesajı andırıyordu. Aradan bir dakikadan daha kısa bir zaman geçmişti ki uzun boylu, o tanıdık adam kapısını hızla açtı. Tam olarak açtı denemezdi, adeta menteşelerinden sökmeyi hedeflemiş de gücünün bir kısmını sona saklamış gibi tehlikeyi hissettiği bölgeye aralamıştı. Sanki görmeyeli biraz daha kaslanmıştı. Havanın bol yağışlı olmasını umursamadan üzerine geçirdiği tişörtü güçlü kollarına yapışmıştı. Henry bu gece Vera'nın bedenini ele geçirmeyi isterken, istediği ikinci şey ise bu mühürlüye bulaşmadan sıyrılabilmekti. Henry adamın etrafı kolaçan eden tavırlarını gözlerini kırpıştırarak izlerken, sesin geldiği yönün kendisinden uzak bir bölge olmasından mutluluk duyduğu söylenebilirdi. Alexander gözlerini araç yolunda gezdirirken karanlıkta etrafa okyanus ışıkları saçan iki derin nokta gibiydi bakışları. Adımlarını tekrardan evin içine gerisin geriye atarken el yordamıyla bulduğu feneri düşürmeden almaya çalıştı. Küçük düğmesine bastığında karşısını aydınlatan ışığın önüne düşen damlalar odağını bulmasına engel değildi. Dışarıda birtakım şeyler oluyordu, her zaman ve daima bir şeyler olurdu ama böylesine yakınında duyumsaması Alexander'ı ormana itmeye yeterdi. Eskiden de böyleydi fakat güvensizliğinin artık ikiye katlanmış olduğu da başını sallayarak kabul etmek zorunda kalacağı bir gerçekti. Herkes evinde bir süreliğine korunması gereken misafir olarak görüyordu Vera'yı. O da aynı şeyi düşünmekle beraber başka hisler ekleniyordu; Vera'nın burada kalması çok daha fazlası demekti. Alexander dışarıya çıkmadan önce seslerden uyanmayan Vera'yı özellikle kaldırıp rahatsız etmek istememişti. Açık duran kapıdan güçlükle ayırdığı gözleri, durduğu eğimden kaynaklı tırabzanından sadece birkaç ahşabı ayırt edebildiği merdivende dolaştı. Aslında aynı anda iki şeyi düşünüyor olabilirdi. Bir taraftan Vera'nın telaşla basamaklarda seken adımlarını, yüzündeki heyecanlı ifadeyi göreceğini sanmıştı. Diğer taraftan inmeden önce adını sesleneceğini bildiğinden ve bunu da duymadığından merdivene yönelen bakışları, geride kalan kişiye koruyucu bir kalkan olsun diye atılmış gibiydi. Onu korumak için yanında olması gerekirken henüz dışarıdaki tehlikenin adını koyamadan durması aynı zamanda kendine yapacağı bir çeşit eziyetti. Boynunu etrafta birkaç kez çevirdikten sonra kapıyı olabildiğince sessiz kapayıp, feneri kaburga kemiklerinin hizasında tutar şekilde küçük adımlı keşif gezisine çıkmak için yeltendi. Bacakları bir çita kadar odaklı ve inançlı hareket edebilirdi fakat evden fazla uzaklaşmak istemiyordu. Yağmurun dövdüğü duvarlardan, tepesindeki gökten, attığı adımların gücünden ıslanmaya başlarken öncelikle tek bir hizadan malikânenin çevresini gezmenin daha doğru olacağını biliyordu. Vera'nın odasının penceresine ulaşmak için önce giriş kısmının sağ duvarını boylu boyunca takip etmeliydi. Ve elbette her yer buram buram, ıslak ıslak kötü hissiyat barındırırken en mühim olanı Vera'nın kaldığı bölümdü. Saçları sırılsıklam olmaya başlamıştı çünkü çatıdan süzülen damlacıklarla mücadele edemeyecek kadar tetikteydi. Bir saniye önüne baksa ikinci saniye de mutlaka arkasına dönüp öncesinde kalanları tekrardan gözden geçiriyordu. Feneri ağaçlığın arasında gezdirirken o tanıdık aynı zamanda bilinmez karanlık yeşilleri zorlukla ayırt edebildi. Yapış yapış olmaya başlayan toprakta adım izlerini takip etmek oldukça güçtü. Şiddetli yağış bir süre sonra kahverengi tabakanın üzerinde hüküm süren soğuk sıvıya dönüşmüştü. Bu yüzden dalgasız akıntılarda yüzmekten uzak şekilde takılı kalan ve bedenine inciler dökülür gibi hafifçe sallanan yapraklardan başka bir şey görünmüyordu. Feneri tutan ellerini kesen rüzgarı hissetmeyen Alexander, gözlerini kısarak ilerlerken ormanın derinlerinden bir köpek havlaması işitti. Fırtınada bir yere sığınmak yerine ulumaya benzer inlemeler çıkaran hayvanın sesine kayıtsız kalamazdı. Bazı büyücüler özellikle evcil hayvan edinirlerdi. Kara bir kedi, kafese konulmayan yabani bir kuş, tüyleri parlayan bir kaplan ya da ağzından salyalar akıtırken zincirlerinden kurtulmaya çalışan iri bir köpek. Hepsinin karşısına dikilmek ölümle randevuya çıkmanız ve kaybedeceğiniz bir karşılaşmaya hazırlanmanız demekti. Tüm büyücüler kendilerine ait hayvanlarını severdi. Alexander ise her daim o hayvanlar adına üzüntü duymadan edemezdi. Vera'nın odası boyunca arşınlamak isteyeceği yön asıl planı olsa da ormanın derinlerinden gelen gürültülü sesler daha fazla endişe vericiydi. Oradaki sorunu kökünden halletmeden burada durursa tek kişilik ordusunda sadece gözetleme yapan bir askerden farkı kalmazdı. Savaşmalı, kapısına gelen belayı savurmalıydı. Vücudunu geldiği tarafa yeniden çevirerek yürümeye başladı. Araç yolunu geçtikten sonra anayolun kıyısıyla buluşan ormanda ne var ne yok görmek belki de tek seçeneğiydi. Elindeki küçük fenerden başka hiçbir şeyi yoktu ve bunu savurmayı başardığı şanslı birinin kafasına kan akıtan bir darbeden öteye geçemeyeceğini biliyordu. Burnunu kanatlandıracak kadar öfkeli nefes alırken suratına geçirdiği ölüm maskesinden ürküp biraz olsun geldikleri cehenneme püskürtmek hafif bir karşılık da olsa denemeye değerdi. Boşta kalan eliyle yumruğunu sıkarken önüne gelecek kara boğazı yakalayana dek bu şekilde yürüyeceğinin farkındaydı. Arada bir vücudunu arkaya çevirip evin çevresinde bıraktığı karanlığı tekrardan aydınlatırken olabildiğince hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Adeta bir savaş alanına gidiyordu ve silahı yoktu. Silahsızlığını adaletsiz olarak değerlendirip kendi malzemelerini bir kenara bırakıp diplomatik bir dövüş yapacak düşmanlardan da yoksundu. Fakat emindi ki mühürlülerin karşısına dikilip canlarını basit bir tabanca yardımıyla almazlardı, o kadar bağnaz değillerdi.  Çok daha bağnazlardı. Her daim kokuşmuş emelleri varken bir anda Alexander'a misafir olmalarının, çeşitli yollarla öğrendikleri Vera'nın varlığından kaynaklandığını biliyordu. Koruyuculuğunu olması gerektiği gibi üstlenirken yanında sağlam bir sopa olmalıydı en azından fakat bundan bile yoksundu. Çok daha fazlası, diye düşünürken kendini onlara karşı saatli bir bomba kadar yok edici hazırladığını kararlılıkla duyumsadı. Henry küçük bir top gibi kıvrılıp ormanda gittikçe küçülen Alexander'ı izlerken ona olan öfkesi ikiye katlandı. Adam yürüyordu, uzaklaşıyordu, zıt bir yöne sonsuz gibi görünen adımlar atıyordu. Öyleyse neden hâlâ korkuyordu? Az önce neredeyse bu noktaya gelecekti ve Henry olmayan nefesini tutmuştu, mümkünse bu kez de korkudan yok olabilirdi. Neyse ki evsizlerin peşine takılan ama ormana girmeyen, yolun kenarında bekleyen köpekler sözde sahipleri yanına ulaşmış olacak ki heyecanla havlamışlardı. Titrerken bunun soğuk havadan kaynaklandığını düşündü oysa böyle basit şeyleri hissetmeyen ölü bir bedendeydi. Tünediği yerden bir baykuşu andırır vaziyette kalkarken eklemleri izin verse başını gerçekten bu kuş gibi üç yüz altmış derece çevirecekti. Dikleştirdiği bedeni eğik duruşundan vazgeçemese de artık harekete geçmeli, gözlerini görünmeyen adamın ardında kalan saydam adımlardan çekmeliydi. Islak saçlarını önünü daha iyi görebilmek amacıyla kısa bir hareketle geriye yatırırken avuçlarında kayan uzun tutamları gülümseyerek hissetti. Belki birazdan çok daha uzun ve güzel saçları olacaktı. Tıpkı daha önceden yaptığı gibi pütürlü duvara tırmanarak ikinci kata ulaşacaktı. Hafızası hiçbir zaman iyi olmamıştı hatta bu yüzden ona aptal diyenler de vardı. Artık öğrendiklerini duyanlar önünde minnetle eğilecek, yüce bilgileri bahşeden Henry'i siyah küçük yazılı kitaplarına konu edeceklerdi. Hayallerinin kokusu burnunun ucuna doluşurken, alt kattaki pencerenin sağlam pervazına sıkıca tutundu. Adımını el hareketlerine denk getirerek, önemli turnelerinden birindeki gösteriminde yer alan yetenekli bir cambaz gibi uyumlu ilerleme hedefindeydi. Bir kez daha kazayla düşmek istemiyordu, yerle bir oluşunda yeni şansı kolay elde edinemeyebilirdi. Haftalarca beklemekten, hayal kurup ağaç köklerinde uyumaktan yorulmuştu. Bugün hepsi daha güzel bir başlangıç için son bulacaktı. Elleri kayacakken tekrardan tutundu, kalbi atmasa da gırtlağına dolan bu hissiyatı tanıyordu. Ağzından savurduğu küfür şimşeklere karıştı. Hâlâ küçük çaplı da olsa hatalara bulaşıyor olması kızgınlığını, aynı zamanda amacına duyduğu kararlılığı da arttırdı. Son birkaç küçük adım kalmıştı ve gözlerini yukarıya çevirdiğinde siyah bakışlarına dolan acıtıcı damlalara bakar halde durabilmek kolay değildi. Hissini olması gerektiği düzeyde algılayamasa da sinir bozucuydu işte, görüş açısını üst üste bulandırıyordu. Bu nedenle duvarın iri çıkıntısına yerleştirmek için kırdığı bacağına göz gezdirerek tırmanmak daha doğruydu. Zayıf elleriyle bedenini yukarıya, ayağını konumlandırdığı yere doğru çekerken güçten yoksun olması işini zorlaştırsa da pes etmemişti. Her şeye böylesine az kalmışken, kızın penceresi neredeyse alnının ucundayken geri çekilemez, aşağıya yuvarlanamazdı. Adam gelene kadar şansı vardı kısacası. Eğer istediğini alabilirse şimdi içinde bulunduğu bedeni suçlama taklitlerini nasıl yapacağını zevkle düşünüyordu. "Ah, şu adama bak! Buradaydı, odamdaydı, korkuyordum ve kafasına şu saksıyı geçirdim!"  Henry kısık sesle hayalini söylerken bunları dile getirdiği anda Vera'nın bedeninde olacaktı. Şimdiki bedeni de suçlayacak, onun bir kağıt gibi atılması için ağlayacaktı. Ev sahibi bu numarayı elbette yerdi. Bir süre ayak uydurduktan sonra kendi yolunu tutacaktı ve bu zorlu macerası masalsı bir destana, kendi türü açısından kahramanlık efsanesine dönüşecekti. Pervaza tam anlamıyla ulaştığında denizden çıkmış gibi sırılsıklam durduğunu, kenarlarını sıkı sıkı tuttuğu pencereden görebiliyordu. Ay ışığı ona biraz olsun netlik kazandırırken konuk olduğu ve ona yardım eden yabancı ama bir o kadar da tanıdık olan bedenini seyretti. Saçları yeniden bozulmuş ve karışmıştı. Görüntüsü asla önemli olmasa da ikna edici bir dille gerçekleştireceği kısa ölüm sahnesiydi hayali. Kız amacını anladıktan sonra elbette gözyaşı dökecekti, yalvaracaktı, bağışlanma dileyecekti ve en komik olanı da Henry'i öldürmeye çalışacaktı. Başını sağa sola sallarken biraz yana kaydı, zayıflığını keskinleştiren uzun gövdesi bir örümcekten farksız olarak duvara adeta yapışmıştı. Kızın perdeyi açar açmaz onu görmesini istemiyordu, camı da aralamasına ihtiyacı vardı. Aşağıya son kez göz gezdirdikten sonra diğer eli çıkıntılardan birindeyken, boşta kalan eliyle pencereyi küçük vuruşlarla masumca tıklattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE