İlk Adım, İlk Karşılaşma
Güneş hâlâ tam doğmamıştı ama Lina çoktan uyanmıştı. Beyaz, sade nevresim takımı düzgünce toplanmış, yatak hatasız bir otel odasını andırıyordu. Banyodan gelen buharın ardından, saç kurutma makinesinin monoton sesi odanın sessizliğini deldi. Lina aynada kendine baktı. Suratında ne heyecan vardı, ne de endişe. Her şey olması gerektiği gibiydi. Soğukkanlı, planlı, kusursuz.
Siyah kumaş pantolonunu ütü masasından alırken, gözleri bir an pencereye kaydı. Karşı apartmanın camında sabah ışıkları yanmaya başlıyordu. Başkaları için yeni bir gün, onun için yeni bir sahneydi.
Kendine kahve hazırlarken, mutfağın köşesindeki küçük not defterine göz attı. Bugünün tarihi kırmızı kalemle çizilmişti. Altında ise tek bir cümle:
"İlk adım"
Kahvesini yudumladı. Gülümsedi. İçinde bir yerlerde kıpırdayan heyecanı bastırmakta ustaydı ama bu kez kalbindeki çarpıntı hafifçe yükselmişti. Bir duvar örüyordu kendi içinde. Ne bir umut sızsın diye, ne de bir korku.
Aynanın karşısında son kez durdu. Topuzunu sıkılaştırdı, gömleğinin yakasını düzeltti. Sade, gümüş saplı küpelerini takarken kendi kendine mırıldandı:
“Bu sadece bir iş görüşmesi.”
Çantasını alırken küçük bir not kağıdını iç cebine sıkıştırdı. Bir tür totemdi bu onun için. Üzerinde el yazısıyla sadece şu yazıyordu:
“İz bırakanlar, dikkat çekmeyenler arasından çıkar.”
Evden çıkarken kapıyı arkasından sessizce çekti. Kilit sesine kulak kabarttı, sonra merdivenlere yöneldi. Apartman sessizdi. Sokak da öyle. Ama onun içinde, gürültüsünü yalnızca kendisinin duyduğu bir fırtına başlamıştı.
Bugün ilk adımı atacaktı. Sessizce, dikkat çekmeden. Ama en çok o fark edilecekti.
-
Ofisin havası klimalı ama gergindi. Lina Aslan, topuklu ayakkabılarının ritmik tıklamaları eşliğinde elindeki karton kahve bardağını sımsıkı tutarak cam kapıya yöneldi. Adım attığı her yerde fark edilen ama dikkat çekmeye çalışmayan bir havası vardı. Siyah pantolon takımı, sade ama zarif topuzu ve nötr tonlardaki makyajıyla tam da olması gerektiği gibiydi: Güçlü, ölçülü, akıllı.
Ama içeride onu bekleyen adam, hiçbir şeyi “ölçülü” yaşamayan türdendi.
"Arda Varlık, CEO."
Krom kaplı tabelanın soğuk parıltısı gözünü alırken, kısa bir nefes alıp kapıyı iki kez tıklattı.
"Gel."
Ses tok, keskin ve sabırsızdı. Lina kapıyı açtı.
Odada yalnızca bir adam vardı. Siyah takım elbisesi kusursuzdu, beyaz gömleği ütülüydü ama kravatı yoktu. Ceketinin düğmesini iliklememişti. Masasının arkasında değil, pencere kenarındaki derin koltuklardan birinde oturuyordu. Gözlerini bilgisayarından kaldırmadan konuştu:
"Geç kaldınız."
Lina, kolundaki saate baktı. "Yalnızca üç dakika."
"İlk izlenim için kötü bir başlangıç."
Kısa bir sessizlik oldu. Lina hiçbir şey demeden kahvesini masaya bıraktı, ardından karşısındaki koltuğa oturdu.
"Ben Lina Aslan," dedi, dosyasını çantasından çıkarırken. "Pazarlama direktörlüğü için seçildiğimi söylediler."
"Seçildiniz mi, yoksa teklif mi edildi?" Arda nihayet gözlerini kaldırdı. Bakışları koyu, gri bir fırtına gibi duruydu. Duruşunda belli belirsiz bir küçümseme vardı.
Lina bir an durdu. "Size göre fark nedir?"
"Teklif edilmek, birileri sizi istemiş demektir. Seçilmek, birilerinin diğerlerinden daha iyi olduğunuzu düşünmesidir."
Lina hafifçe gülümsedi. “Umarım hangisi olursa olsun, bu şirkete katkı sağlayacak potansiyeldeyim.”
Arda ayağa kalktı, adımlarını pencereye yönlendirdi. “Potansiyel… Tehlikeli bir kelime. Bazen sadece beklentiden ibarettir. Gerçekle ilgisi olmayabilir.”
Camdan dışarı bakarken, bir yandan Lina’yı göz ucuyla süzüyordu. Kadın garip biçimde tanıdık geliyordu. Ya da sadece tehlikeli çekiciliği yüzündendi. Sır saklar gibi görünen gözleri, fazla kontrollü gülümsemesi… Herkes gibi değildi. Bu onu rahatsız etmişti.
"Size sorularım olacak," dedi Arda aniden. "Mülakat bitmedi. Sadece ofiste değil, şirketteki herkesle aranızdaki ilişkiyi gözlemleyeceğim. Her şeyi raporlayacak biri olacak. Benim gözüm, kulağım."
Lina hafifçe başını salladı. "Ne zaman başlıyorum?"
"Şimdiden."
Arda yerine dönerken masanın üzerinde duran kahve bardağını fark etti. Lina’nın getirdiği kahve. Dudağını bükerek sordu:
"Bu da mı ilk izlenim için?"
"Hayır," dedi Lina, göz teması kurarak. "Bu sadece kahve. Ama içine bir tutam güven, iki ölçü sabır ve bir parmak ironi eklemiş olabilirim."
Arda durdu. Beklemediği bir cevaptı. Gülümsediğini sandı Lina ama o kadar kısaydı ki emin olamadı. Sessizlik tekrar odaya yayıldı.
Lina ayağa kalktı. “Benim için tanışmak güzeldi. İlk izlenimlerinizi bekliyorum.”
Kapıya yöneldiği sırada Arda'nın sesi tekrar yükseldi. Bu kez daha yumuşak ama daha keskin:
"Bu oyunu iyi oynuyorsun, Lina Hanım. Ama unutma, burası benim sahnem."
Lina kapıyı açarken başını çevirmeden yanıtladı:
"Ne şanslıyım… Zaten sahneye hükmedenleri severim. Ama kendi senaryomu oynamayı da bilirim."
Kapı kapandığında odadaki hava değişmişti. Arda ilk kez birine karşı kontrolünü kaybetme ihtimalini hissetmişti.
"Güçlü olduğunu biliyor… Ama sınırlarını bilmiyor. Öğrenecek."
Lina, koridordan yürürken gözlerinde hafif bir pırıltı vardı. "Oyun başlıyor,” diye düşündü Lina, topuk seslerine karışan kalp atışlarını bastırarak.
-
Fotokopi makinesi canhıraş bir gürültüyle çalışıyor, Lina makinenin başında sabırsızca bekliyordu. Yeni iş gününün ilk saatleriydi ve dosya çoğaltmak gibi basit bir iş bile burada başka bir stres seviyesindeydi. Hele de bu şirkette, her şey göz önünde yaşanıyorsa...
Birden fotokopi makinesine uzanan başka bir el belirdi. Manikürlü, kırmızı ojeli. Lina, yanındaki kadına baktı. Uzun, dalgalı saçları, koyu renk ruju ve iddialı kıyafetiyle dikkat çeken bir kadındı. Yüzündeki ifadeyse pek dostça değildi.
“Sanırım sıra bendeydi,” dedi kadın, göz ucuyla Lina’ya bakarak.
“Beş dakikadır buradayım,” dedi Lina sakin ama net bir sesle.
Kadın alaycı bir tebessümle başını yana eğdi. “Ben Yasemin. Kreatif departman. Arda Bey'le sık çalışırım.”
Lina'nın dudakları hafifçe kıvrıldı. “Memnun oldum. Lina Aslan. Yeni pazarlama direktörü.”
Yasemin'in gülümsemesi biraz daha donuklaştı. “Yani doğrudan Arda Bey'e rapor vereceksin?”
“Görünüşe göre evet.”
Yasemin sessizce başını salladı, sonra bir adım geriye çekildi. “Ne güzel. Arda Bey detaylara çok önem verir. Hele sadakate... Ona yakın olanların dikkatli olması gerekir.”
Lina gözlerini kısmadan, doğrudan Yasemin’e baktı. “Ben de prensiplere önem veririm. Özellikle profesyonel çizgilere.”
Fotokopi makinesi belgeleri tükürmeye devam ederken ikisi arasında görünmez bir gerilim dalgası oluşmuştu. Yasemin’in tavrı ve o ‘sadakat’ vurgusu, bu işin kolay olmayacağını açıkça söylüyordu ama "Ben kendi sınırlarımı iyi bilirim.”diye düşündü Lina ve belgelerini topladı, Yasemin’e kısa bir baş selamı verdi ve ofisine doğru yürüdü.
Kendi alanına geçtiğinde, yan ofisten gelen tanıdık bir sesle karşılaştı.
“Yani tamam, Emre beni üç aydır aramıyor olabilir ama bu, beni unuttuğu anlamına gelmez. Belki… telefonunu kaybetmiştir!”
Kapı aralığından dalgalı kızıl saçları ve abartılı el kol hareketleriyle konuşan bir kadın göründü. Üzerinde bol paçalı bir pantolon ve “Son Sunum Bükücü” yazılı bir tişört vardı. Tırnakları mor ojeyle boyalıydı, bileğinde birkaç farklı tarza ait bileklik vardı. Kurumsal ortamla uzaktan yakından alakası yoktu ama görünüşe göre bunu pek de umursamıyordu.
Telefonu kapatıp Lina’nın ofisine usulca kafasını uzattı.
“Sen yenisin, değil mi?”
“Lina Aslan,” dedi Lina, elini uzatarak.
Kadın tokalaşırken başını eğdi. “Ben Melis. Marka yönetimi tarafındayım. En iyi arkadaşın olacağım. İstemesen bile.”
Lina kahkaha attı. “Sanırım buna itiraz edemem.”
Melis gözlerini kıstı, içeri bir adım attı. “Sen... yukarıdakilerden farklısın.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Yani bu binada genellikle iki tür kadın olur: Ya patrona göz süzenler ya da korkudan iki beden küçülenler. Sen... başka bir sayfadan gibisin. Güzel. Değişiklik iyidir.”
Tam o anda Lina'nın telefon ekranı titredi.
Arda Varlık:
"Konferans odası. Proje ön görüşmesi. 10 dakika içinde."
Melis ekrana bir göz attı. “Patron mu? Hmm... bazen toplantı deyip insanı psikolojik savaş sahasına sokabiliyor. Şansın bol olsun.”
Lina gülümsedi ama gözleri ciddileşmişti. “O sahaya giriyorsam... silahsız değilimdir.”
Oda büyük, sessiz ve buz gibi klimalıydı. Arda pencere kenarında duruyordu yine. Kravat hâlâ yok. Gözleri, Lina'nın odadan içeri girdiği an bir gölge gibi üzerine kaydı.
“Dakik gelmişsiniz. Gelişmenizin yanında, disiplin de bonus mu oluyor?” dedi alaycı bir tonla.
“İltifat mı bu?” diye sordu Lina, yerini alırken.
“Hayır. Risk analizi.”
Masaya bir dosya bıraktı, ardından iterek Lina’nın önüne doğru sürdü. "Yeni ürün lansmanı. Pazara çıkış süresi yedi hafta. Bu senin için kısa mı uzun mu?"
Lina sayfaları hızlıca çevirdi. "Riskli. Ama imkânsız değil."
Arda bir adım yaklaştı. "Çok kendinden emin görünüyorsun."
"Özgüvenle kibrin arasındaki çizgiyi bilirim."
"Umarım çizmeyi de bilirsin. Çünkü bu projede biri hata yaparsa, sadece bütçeyi değil, şirketin prestijini de yakar."
Lina göz temasını bırakmadı. "O zaman doğru kişiyi seçmişsiniz."
Arda bir an durdu. Gözlerini Lina’nın yüzünde gezdirdi. Soğukkanlıydı. Fazla soğukkanlı. Bir şey saklıyor gibiydi. Ya da sadece... hesaplıydı.
“Senin gibiler bana hep fazlasıyla... organize gelir,” dedi Arda, sesi hafifçe düşerek.
Lina'nın kaşları kıvrıldı. “Organize olmak suç mu sayılıyor bu binada?”
“Hayır,” dedi Arda, dudaklarında belirsiz bir kıvrım. “Sadece... hangi amaç için organize olduklarını bilmek gerekir.”
Lina ayağa kalktı, dosyayı yanına aldı. “Benim ajandam net.”
“Eminim,” dedi Arda. “Ama ben yine de satır aralarını okumayı severim.”
Lina çıkarken başını çevirip son bir bakış attı. “O zaman iyi okuyun, Arda Bey. Ama dikkat edin... bazı satırlar sizi de anlatıyor olabilir.”
Kapı kapandığında Arda'nın yüzündeki o çok hafif tebessüm, yerini yine ifadesizliğe bırakmıştı. Ama zihninde, Lina'nın son sözleri yankılanıyordu.