Ofisin kapısını kapattığımda boğazıma oturan o yumruyu yutamadım. Ellerimi masanın kenarına dayayıp başımı öne eğdim. Aynadan kendime baktım… Bu ben miydim? Gözlerimin altı çökmüş, yüzüm solgun, kalbim darmadağın. Zorladım… Aylarca denedim. Kendime, Ece’ye, herkese yalan söyledim. Ama olmuyor. Kapı birden açıldı. Babam sert adımlarla içeri girdi, arkamı dönmeden sesinden bile anladım öfkesini. Ferhat Bey her zamanki gibi baskın, dik, buyurgan. “Adar,” dedi, sesi tehdit gibi soğuktu. “Ne oluyor oğlum? Bu halin ne? İnsanlar konuşuyor, holdingin itibarı zedeleniyor. Ece’ye olan ilgisizliğin, nişan sonrası tavırların… Ne anlatacaksın bana?” Derin bir nefes aldım, arkamı dönüp ona baktım. “Baba, yapamıyorum.” Kaşları çatıldı. “Ne demek yapamıyorum?” “Ece’yle olmuyor. Zorluyorum ama olmuyo

