NESLİHAN
“Ahhh ahhh biraz daha. Neden durdun”
“Bu kızın burada olması kafama takılıyor”
“Ne yapayım bırakacak kimse yok. Mecbur getirdim. Hadi devam edelim. Fazla vaktim kalmadı”
“Offf bize bakmıyor dimi”
“Neslihan sakın oradan çıkma annecim. Bebeğinle oyna sakın çıkma tamam mı”
“Tamam anne” dedim. Oyuncak bebeğimle oynamaya başladım bebeğim uzun sarı saçlı ince uzun bacaklı mavi gözlü barbie bebekti. Başka bebeğim yoktu ve sadece onunla oynuyordum. Annem bana çıkma dedi ama adam annemin canını yakıyor diye düşünüyordum.
“Hadi bak çıkmayacak. Devam et hadi” dedi annem adama.
“Ahhh işte böyle ahhhh. Daha sert” dedikçe adam
“Al böyle iyimi” diyordu. Annem
“Ahh ahhh ahhh” diye bağırırken telefonumun sesiyle uyandım. Arayan annemin bakıcısıydı. Çok önemli bir şey olmadığı sürece aramamasını söylemiştim. Yaklaşık 2 aydır aramıyordu. Arada bir mesaj atıyordu ama onuda atmamasını söyledim. Annem hakkında bilgi almak dahi istemiyordum.
“Efendim” diyerek cevapladım.
“Neslihan hanım. Ben annenizin bakıcısı Asu” dedi.
“Efendim Asu”
“Başınız sağolsun. Annenizi kaybettik ” dedi.
“Tamam” diyebildim sadece. Saate baktığımda 3:30’u gösteriyordu. Bir kaç gündür sürekli bu ve buna benzer rüyaları görüp duruyordum. Rüya denmez aslında geçmişimi görüyordum. Yataktan kalkarak banyoya girdim ihtiyaçlarımı giderip gerekli yerlere mesaj attıktan sonra kendime küçük bir çanta hazırlayarak arabama bindim ve annemin yaşadığı şehre doğru yola koyuldum. Yol boyunca düşünecek çok zamanım oldu.
Annem ile babam aşk evliliği yapmışlar. 15 sene çocukları olmamış. O dönemde anneme baba tarafım çocuğu olmadığı için zorbalık yapmışlar. Ama annem ile babam ayrılmayı hiç düşünmemiş. Babam “ Allah büyük ” dermiş ama anneme herhangi bir zorbalık yapmamış. Hatta annemi el üstünde tutarmış. Tam umutlarını yitirmeye başladıkları zaman annemin bana hamile kaldığını öğrenmişler. Hatta annem gözü yaşlı bir şekilde kadın doğum uzmanına bebeklerinin olmadığını tedavi için geldiğini söylediğinde doktor annemin tahlillerine bakarak annemin zaten 2 aylık hamile olduğunu söylemiş. Annem mucizeyi yaşadım resmen diye anlatırdı.
1999 yılında ben daha ben bebekken yaşadığımız şehir düzce de çok büyük bir deprem olmuş. Depremden dolayı evimiz yıkılmaya başlayınca annem beni kurtarmak için üzerime yatarak kendisini siper etmiş. Evimiz o depremde yıkılmış ve tam 2 gün sonra annem ve beni enkazın altından çıkarmışlar. Bu depremde akrabalarımızdan sadece annem babam ve ben hayatta kalmışız. Babamın tüm akrabaları depremden dolayı vefat etmiş. Annemin annesinden kalan şuan annemin bulunduğu şehirdeki evine taşınmışız. Annem iyi bir terziydi ve benim tüm kıyafetlerimi annem dikerdi. Babam devlet memuruydu. Depremden sonra tayinini buraya aldırmıştı. Canım babam çok perişan olmuştu. Hatırladığım kadarıyla babam akşamları eve geç saatlerde gelirdi. Genelde ben uyuduktan sonra gelip beni koklayarak öper ve yatardı. Annem ile sohbet ettiklerini hiç görmedim. Babam hep suskun bir adamdı. Annem aslında konuşkan ve cana yakın bir kadındı. Babam ile aralarındaki sohbet sadece soru cevap şeklindeydi. Yani annem sorar babam kısa ve öz cevaplar verirdi. Ben babamın yanına gidip kucağına çıktığımda ondan gelen alkol kokusu beni öksürtürdü ve annem babama
“Bak çocuğu öksürtüyorsun. Az iç şu” derdi.
Babam buna bile cevap vermezdi. Sadece susardı. Ben ortalama 5-6 yaşlarımdayken annem beni çarşıya diye bir yere götürürdü. Orada bir adamla buluşurdu. Önceleri annem beni odanın kapısının önünde bırakırdı. Ben yerde oturup bebeğimle oynadığım bir gün yabancı tanımadığım bir kadın yanıma gelerek
“ay sen ne tatlı bir kızsın böyle. Gel sen benim kızım ol” diyerek kolumdan tutup beni kaldırmaya çalıştığı sırada korkup
“Anneeee” diye çığlık atınca annem içeriden çıkarak kadını kovdu ve beni dışarıda bırakmayarak içeriye odaya aldı. Adamın arkası dönüktü ve anneme
“Bu böyle olmaz. Gel karım ol. Bu şekilde hem sen hem ben acı çekiyoruz. Şu halimize bak” dediğinde annem beni odada bulunan dolabın içine sokarak sessiz bir şekilde
“Burada uslu uslu otur benim güzel kızım sakın çıkma olurmu” diyerek dolabın kapağını kapattı. Annem adam
“Lütfen yalvarıyorum sana. Yapamam biliyorsun. Ama sana ihtiyacım var. Lütfen anla beni” diye yalvarıyordu. Sanırım adam annemin söylediklerini kabul etmiş olacak ki tuhaf sesler gelmeye başladı. Çocuk olduğum için ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Adamın sesi hala kulaklarımda.
Sabahın ilk ışıklarıyla annemin evine vardım. Hava hala aydınlanmamıştı. Arabamın bagajında duran yıllardır elimi sürmediğim Çellomu alarak sahile inmeye karar verdim. Sahilde evlerden uzak bir köşeye geçerek enstrümanımı çalmaya başladım. Çaldıkça hatıralar daha fazla canlanmaya başladı. Hatıraların etkisiyle anneme olan öfkem artıyor buda notalarıma etki ediyordu. Hem ağlıyor hem çalıyordum. Bir süre sonra bir adamın
“YETERR!” diye bağırmasıyla ne olduğunu anlayamadım. Adam tam karşımdaydı. Kayalıkların arasından çıkmıştı. Yüzüne hiç bakmadan
“Özür dilerim” diyerek oradan uzaklaştım. Hava tam olarak aydınlanmamıştı. Çellomu arabama koyarak arabamda biraz oturdum. İçim geçmiş olmalı uyandığımda güneş yeni doğuyordu. Arabadan inerek bahçe kapısından içeriye bakmaya başladım. Etrafta kimse yoktu. Salıncağım hala ağaçta asılı duruyordu. Eskimiş yıpranmış ipler “tel” “tel” olmasına rağmen hala duruyor. Ben o salıncakta sallanırken annem camın önünde hem dikişlerini yapar arada bir beni kontrol ederdi. Arada bana gülümseyerek el sallardı. Bahçe kapısını açıp bahçeye girdim. Eve girmek istemiyordum. Gerçi bu evin anahtarlarını atalı yıllar oldu. İstesem de giremem. Salıncağa fazla ağırlık vermemeye çalışarak oturdum. Annemin her zaman çalıştığı bana el salladığı pencereye baktım. Ama annem orada değildi. Olmasını ister miydim bilmiyorum. Ona o kadar kin beslemem normal mi hiç bilmiyorum. Bu düşünceler içindeyken Asu’nun sesiyle kendime geldim. Evin kapısında
“ Neslihan hanım ” diye seslenmesi üzerine ona doğru döndüm. Salıncaktan kalkıp yanına gittim.
“Bende sizi bekliyordum. Geldiğinizi duymamışım çok beklemediniz inşallah” diye konuşmasını uzatmamak için
“Çok beklemedim. Bende yeni geldim” der demez boynuma sarıldı.
“Başınız sağolsun” diyerek ağlamaya başladı. Bu sırada içeriden annem yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınlar yanımıza gelerek hepsi
“Çok harika bir kadındı. Dini bütün bir kadındı. “Başın sağolsun”, ”Vah vah” gibi şeyler söyleyerek bana başsağlığı diliyorlardı. Hepbirlikte nasıl olduğunu anlayamadan büyüdüğüm eve girdik. Ben Asu’ya dönüp
“Nerede?” diye sordum. Asu
“Gasilhanede” dediğinde anlamaz bir şekilde yüzüne bakınca
“Hanife anne hastanede vefat etti. Hastaneden direk gasilhaneye sevk edildi. Orada yıkanıp gelecek” diye açıklama yaptı. Ben her ne kadar istemesemde içeriye girmiş bulundum. Ancak bu saat olmasına rağmen içeride bir çok kadın vardı. Hepsi ellerinde kur-anı kerim almış mırıl mırıl sesler çıkararak okuyorlardı. Hala ne yaşadığımı algılayamıyordum.
Evet bir annem vardı, beni çok seven yada sevdiğini söyleyen ama aynı zamanda bana hayatımın en kötü zamanlarını yaşatan bir annem vardı ve o öldü. Ne hissetmeliyim ne yapmalıyım bilmiyorum. Babam öldüğü zaman her şeyle annem ilgilenmişti. Ben o zamanlar ergenlik çağındaydım ve anneme yardımcı olduğum söylenemez. Ayakta dikildiiğim için fazla dikkat çektiğimi fark ederek
“Mutfaktan bir su alayım” diyerek mutfağa doğru yöneldim ve tam arkamı döndüğüm sırada bir duvara çarptım. Bir adım geri giderek başımı kaldırdığımda karşımda çok şık giyinmiş uzun boylu kumral oldukça yakışıklı bir adam beklemiyordum. Tam adamdan özür dileyecekken adamın arkasından bir başka adamın bana doğru gelmesiyle yüreğim ağzıma geldi ve korku içinde geri adımlamaya başladım.