BÖLÜM 5

1907 Kelimeler
NESLİHAN Dilek hanım her ne kadar o değil dese de ben o adamın annemle ilişkisi olan adam olduğundan eminim. Dilek hanım “Hadi içeri geçelim” dediğinde yüzüne baktım. Bu sırada Meryem hanım benim anlamadığımı anlamış olacak ki “Burada adet böyle kızım. Helallik alındıktan sonra mefta defin için mezarlığa gider. Biz kadınlar özellikle ev ahalisi evde kalır dua ederiz. Erkekler döndükten sonra mezarlığa gidilir.” diye anlattı.Dilek hanım “Ama istersen gideriz.” dedi. “Sorun değil. Bilmiyordum” dedim. Meryem hanım “Babanın cenazesinde de aynıydı aslında. Ama sen hatırlamıyorsundur” dediği sırada Dilek hanımın Meryem hanıma bakış attığını fark ettim. Hiçbir anlam veremiyordum. Neden kadınlar katılamıyor. Neden öyle bir adet var hiç anlamadım ama sorgulamadım. Meryem hanım ve Dilek hanım bu durumu kendilerine göre anlatırken içeriye girmiştik bile. Salonda kadınlardan birisi sesli Kur’anı Kerim okurken diğer kadınlar ellerindeki Kur’anı Kerimi takip ediyorlardı. Bir kadın elindeki helva tabağını bana uzattı. “İlk hak senin. Afiyet olsun” dedi. Aldım ama hiç helva yiyecek halim yoktu. Dilek hanım kısık sesle “Biliyorum yorgunsun. Ev kalabalık. Büyük ihtimalle hiçbir şey yemedin. Kalabalık dağılsın sana bir şeyler hazırlarız. Hem konuşacaklarımız var.” dediğinde “Ben bugün geri dönüyorum. Konuşmamız gereken çok şey olduğunu düşünmüyorum” dedim. Ancak o adam hakkında bildiklerini merak etmiyor değildim. Dilek hanım “Seni çok iyi anlıyorum ama pişman olmanı istemiyorum.” dediği sırada yüzüne ters ters bakmaya başladım. Ben mi pişman olacağım. Ben niye pişman olacakmışım acaba. Ancak Dilek hanım benim bakışlarımdan hiç etkilenmemiş olacak ki “Bu bakışları ben küçükken çocuklarıma yapardım.” diyerek gülümsedi. Aslında gülmek bu kadına yakışıyordu. “Bak burada kalmak istemeyebilirsin. Ama sana anlatacaklarım var ve bu çok önemli. Hem benim hemde annen için.” dedi. “Sizi kırmak istemiyorum ancak bugün benim geri dönmem lazım. Haftaya çıkacak projem için yarın katılmama gereken çok önemli bir toplantım var.” dedim. Dilek hanım “Gitmek istiyorsun çünkü burada kalırsan geçmişin peşini bırakmayacak. Ama şunu bil. Sen gitsen de o seni bırakmayacak.” dedi. Bu sırada diğer yanımda oturan Meryem hanımın telefonunu getiren bir kadın “Meryem abla Asım abi bir kaç defa arayınca getireyim dedim” dediğinde Meryem hanım telefonu alıp “Efendim canım” “Ne nasıl? Asım ne diyorsun sen” diye yüksek sesle konuşunca ortam bir anda sessizleşti. Herkes telaşla Meryem hanıma doğru döndü. Meryem hanım “Aman Allahım” diyerek ayağa kalkınca Dilek hanımda ayağa kalkarak “Ne oldu Meryem” diye sordu. Meryem hanım “Tunç. Tunç bayılmış” dediğinde etraftaki kadınlardan “Hii” sesi çıktı. Herkesin üzüldüğü yüzlerinden belli oluyordu. Dilek hanım telaşla “Ne nasıl.Nerede?” diye ardı ardına sorular sormaya başladı. “Bilmiyorum. Asım Hastaneye gidiyormuş. Tuna beni almaya geliyormuş” dediğinde Dilek hanım “ Bende seninle geleyim” diyerek kapıya adım attığı sırada Meryem hanım “Canım benim biliyorum endişeleniyorsun” derken beni işaret ederek “Kızımız yalnız kalmasın” dedi imalı bir şekilde. Dilek hanım “Emin misin.” “Tuna geliyor canım. Koca adam yanımda. Sen merak etme.” dediğinde Dilek hanım “Tamam canım. Haberdar et beni mutlaka” dedi. Meryem hanım “Ararım canım. Hay allah” diyerek çıktı. Bu sırada evde bulunan kadınlar yavaş yavaş ayaklanmaya başladılar. Herkes bana başsağlığı dileyerek bana sabırlar diyorlardı. Sabırlı olacak pek bir durum olduğunu düşünmediğim için sadece teşekkür ediyordum. Ev yavaş yavaş boşalmaya başladı. Ben Dilek Hanım ve Asu kalmıştık. Evet Asu konusu vardı. Asu “Neslihan hanım benden istediğiniz bir şey var mı” diye sordu. “Teşekkür ederim Asu. Şuan için bir isteğim yok” dedim. Dilek hanım Asu’ya işaret yapınca Asu “Ben bir mutfağa bakayım” diyerek kalkıp mutfağa gitti. Dilek hanım “Evi ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu. “Bilmiyorum” diye cevap verdim. Bugüne kadar hiç düşünmediğim bir konuydu. Bu evle herhangi bir bağımın olduğunu düşünmüyordum. Dilek hanım elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Beni annemin dikiş odasına götürdü. Camın önünde duran dikiş makinasının yanına geldiğimizde içim cız etti. Sanki annem birazdan içeri girip “Hadi küçük hanım sende şuna teğel at bakalım” diyecekmiş gibi hissettim. Etrafıma baktım Kumaşları kesim masası dolabı her şey yerli yerinde düzenliydi. Annem her zaman planlı ve düzenli bir kadındı. Dikiş makinasının üzerinde elimi gezdirirken “Çok ısrar ettik. Yenisini alalım. Elektriklisini alalım diye ama o ısrarla ben bu emektar makinayı bırakmam dedi durdu” diyen Dilek hanımın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Annem yıllarca bu kara makina dedikleri makinayla dikişlerini dikerdi. Dilek hanım “Mutfağa geçelimde bir şeyler atıştır. Saat kaç oldu tek lokma yemedin.” diyerek birlikte odadan çıkarak mutfağa geçtik. Mutfakta Asu çay demlemiş masaya tabakları yerleştiriyordu. Asu düşünceli görünüyordu. Asu İstanbul’da yetiştirme yurdundan yeni çıkmış bir genç kızdı onu tanıdığım zamanlarda. Dükkanımda aldığım siparişleri yetiştirmek için gece yarılarına kadar bir gece kapımın çok sert çalmasıyla kapıyı açtığımda “Lütfen bana yardım edin.” dediği anda kolundan tutup içeri çektim ve hemen ışıkları söndürdüm. Asu fısıldayarak “Karanlıktan korkuyorum” dediğinde “Seni kovalayan kimse ışığı görürse buraya gelir ve ben seni koruyamam” dedim. El yordamıyla mutfak bölümüne geçtik ve bana başından geçenleri orada anlattı. “Bir hafta önce yetiştirme yurdundan çıkmak zorunda kaldım. 18 yaşıma girdiğim için fazla tutmuyorlar. Benden bir yıl önce çıkan arkadaşım çok güzel bir iş bulduğunu söyledi. Benim için de iş ayarladığını söyledi. Bir hafta beraber kaldık. Çok güzeldi her şey. Bu gece beni bu şekilde giydirdi ve bir evde bir adamla tanıştırdı. Adam uzun boylu esmer iri bir adamdı. Bana öyle bir baktı ki içim ürperdi. Adam arkadaşıma baş işareti yapınca arkadaşım gideceği sırada arkadaşımın kolundan tuttum. Yüzüne neler oluyor der gibi baktım. Arkadaşım kulağıma “Adam ne isterse yap mutlu ol” dedi ve gitti. “Ben korkudan ne yapacağımı bilemedim.” dedi Asu, sesi titreyerek. Gözleri karanlıkta bile korkuyla büyümüştü. Ellerini birbirine kenetlemişti, sanki hâlâ o evdeymiş gibi. “Adam bana doğru yürümeye başladı. Hiç acele etmiyordu… sanki nasıl olsa kaçamayacağımı biliyormuş gibi. Gözlerini üzerimden hiç çekmedi. Kapıya baktım ama kapı arkamdaydı.geçemezdim.” Bir an durdu, yutkundu. “Bana yaklaşınca geri geri gitmeye başladım. Kolumu tutmaya çalıştı. o an içimden bir şey koptu. Bağırırsam daha kötü olur diye düşündüm. O yüzden.” dedi ve gözlerini kapattı. “Güçsüz görünmemem gerektiğini anladım.” Başını kaldırıp bana baktı. “Bir anda rol yaptım. Sanki kabul etmişim gibi… sanki korkmuyormuşum gibi.” Sesinde şaşkınlık vardı, kendi yaptığına o bile inanamıyordu. “‘Bir dakika’ dedim. ‘Banyoya gidebilir miyim?’ dedim. Adam önce şüphelendi. Bana doğru eğildi, yüzü çok yakındı… nefesini hissediyordum. Midem bulandı. Ama gözümü kaçırmadım.” Derin bir nefes aldı. “Sonra güldü. Kapıyı gösterdi. ‘Çabuk ol’ dedi.” Ellerini daha sıkı kenetledi. “Banyoya girer girmez kapıyı kilitledim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki dışarıdan duyacak sandım. Pencereyi açtım… üçüncü kattı. Aşağı baktım… korktum. Ama içeride kalmaktan daha az korkunçtu.” Gözlerinden yaş süzüldü ama devam etti. “Ses yapmamak için ayakkabılarımı çıkardım. Pencerenin kenarına çıktım. Aşağıda bir tente vardı… ona atladım. Düştüğümde kolum acıdı ama durmadım. Koşmaya başladım. Arkamdan bağırdığını duydum.” Sesi fısıltıya döndü. “‘Yakalarım seni!’ diye bağırıyordu.” Bir an sessizlik oldu. “Koştum… koştum… nereye gittiğimi bilmiyordum. Işıkları açık tek yer senin dükkandı. Kapıyı çaldım… başka hiçbir şansım yoktu.” dedi. Kısa bir sessizlikten sonra “Böyle olayların olduğunu biliyordum. Duyuyordum. Ama benim başıma gelmez arkadaşım bana böyle bir şey yapmaz diye düşünüyordum. Ne kadar aptalmışım” sesi titrek ve bir o kadar güçlüydü. “Adamın kim olduğunu biliyor musun?” diye sordum. Başını iki yana sallayarak “Hayır. Bilmiyorum.” “Evin nerede olduğunu biliyor musun?” yine başını iki yana sallayarak “Hayır. Şuan nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yok” O an ne yapmam gerektiğine karar vermiştim. Polise gitsek bize hiçbir faydası olmayacaktı. “Şimdi buradan çıkmamız senin için güvenli değil. Biraz daha bekleyelim ve seni annemin yanına göndereceğim” dediğimde kız daha çok ağlamaya başladı. “Tamam. Neler yaşadığını biliyorum. Eğer kabul edersen Bursa’da yaşayan annemin yanına götürebilirim seni. Annem hasta ve yalnız yaşıyor. Hem onunla ilgilenirsin hemde sana kalacak bir yer olur.” bana inanamaz gözlerle bakıyordu. Bu annem içinde iyi olacaktı. Evde nefes olur ona arkadaş olurdu. “Bana güvenmiyor olabilirsin. Anlarım. İstemezsen eğer buradan çıkıp polise gidebiliriz” dediğimde bana “Hayır hayır. Size güveniyorum. Polisin yapabileceği bir şey yok.Ben sadece çok şaşkınım” dedi. Hava neredeyse aydınlanmak üzereydi. Dışarıdan herhangi bir ses gelmiyordu ama bu duruma güvenemezdim. Kızın elinden tutup prova odasına götürdüm. Üzerindekileri değiştirmesi için ona bedenine uygun kıyafetler vererek giyinmesi için oradan çıkıp kapıya gittim. Vitrinden dışarıya baktığımda kimse yoktu ama bu olmayacağı anlamına gelmiyordu. İçeriden kısık sesle “Hazırım” diye sesine gittiğimde mahcup mahcup duran gencecik kız çocuğu vardı. “Arabam kapının önünde. Ben buradan çıkar çıkmaz arabanın kapısı açılması için düğmeye bastığım anda eğilerek kapıdan çık ve hemen arka kapıyı açıp arka koltuğa yat. Ben kapıyı kilitleyip geliyorum.” dedim. Öylede oldu ben kapıyı kilitleyerek arabaya bindim ve yola çıktık. Aynalardan kontrol ettiğimde etrafta kimseler yoktu. “Bu arada benim adım Neslihan” diyerek hala arka koltukta kafasını kaldırmadan yatan kıza aynadan bakmaya çalışıyordum. “Kalkabilirsin tehlike geçti” dediğimde gözleri yaşlarla dolu “Bende Asu.” “Tanıştığımıza memnun oldum Asu” “Size ne kadar teşekkür etsem az. Ne yapsam hakkınızı ödeyemem” “Bir şey yapmana gerek yok. Yalnız bilmeni istediğim bir şey var. Biz annem ile pek görüşmüyoruz. Bu konuda soru sormazsan sevinirim. Neyse sonra konuşuruz zaten” dedim. Yolda Asu’ya ihtiyaç duyacağı şeyleri aldık. Bursa’ya geldiğimizde anneme durumu anlattım. Annem “Ah yavrum benim. Elbette burada kalsın güvende olur yavrum” dedi. Ben Asu’yu anneme Annemi Asu’ya emanet edip oradan ayrıldım. Dilek hanımın “Asu kızım ellerine sağlık neler döktürdün yine” demesiyle kendime geldim. Asu kısık sesle başı önde mahcup bir şekilde “Afiyet olsun Dilek teyze” Asu’nun dalgınlığı hem annemi kaybetmenin hüznü hemde gideceği bir yer olmadığını düşünmesiydi. “Asu biliyorsun ben İstanbul’a dönmek zorundayım” dedim. Yüzüme öyle üzgün baktı ki içim acıdı. “Anlıyorum Neslihan hanım” dediğinde gözünden yaş süzülüyordu. “Bu nedenle bu evin kapalı kalmasını istemiyorum. Eğer senin içinde uygunsa başka planların yoksa burada kalmanı rica edecektim senden” dedim. Bunu Asu’ya borçluydum. Yıllardır hiç şikayet etmeden annem ile ilgilendi. Asu birden boynuma sarıldı. Hıçkırarak ağlama başladı. “Tamam canım tamam” diyerek sırtını sıvazlarken Dilek hanıma baktığımda oda ağlıyordu. Asu benden ayrılarak yüzünü sildi “Çok teşekkür ederim. Okulumun bitmesine bir yıl kalmıştı. Yurt için geç kalmıştım.. Ev arayacaktım” dedi. Ben okuduğunu bilmiyordum. Yüzüne şaşkın şaşkın bakınca “Hafize teyze çok ısrar etti. Üniversite sınavına girmem için. Beni kursa yazdırdı ve Hemşirelik bölümünü burslu kazandım. Önümüzdeki sene son senem” dedi. “Çok mutlu oldum” dedim. Masaya oturup bir şeyler yemeye başladık. Asu o kadar heyecanlıydı ki doğru düzgün birşey yemeden “Ben odama gidip bavulumu boşaltayım” diyerek odasına gitti. Dilek hanım “Tebrik ediyorum seni” dedi kolumu sıvazlayarak. “Bu gece burada kal. Gidersen… yine yarım kalacak.” dediğinde “Benim yarım kalan bir şeyim yok.” dedim. “Var. Sadece sen görmek istemiyorsun.” “Bakın, siz ne biliyorsanız söyleyin. Uzatmayın.” dediğimde Dilek hanım başını iki yana sallayarak “Benim anlatmamla olmaz.” demesi beni dahada gerdi. “Ne demek olmaz? Yıllardır kimse bir şey anlatmadı zaten!” dedim. Dilek hanım daha yumuşak bir sesle “Çünkü anlatması gereken kişi ben değilim.” dedi. “Neden benim burada kalmam için ısrarcısınız anlamıyorum. Ama fikrimi değiştirebileceğimi düşünmüyorum” dedim ve ayağa kalkarak kapıya doğru adımladığım sırada Dilek Hanım “O adamı tanıyorum” dediğinde olduğum yerde kaldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE