NESLİHAN
Sabah bana bağıran adamın arkasından gelen adam oydu. Buna eminim. Korkudan geri geri giderken bir kadın bana sarılarak kulağıma
“Sakin ol. Korkmana gerek yok. O değil” diye fısıldadı. Ama eminim oydu. Kadın benim koluma girerek beni mutfağa götürdü. Bir bardak su vererek bana
“iç kendini daha iyi hissedersin.” dedi. bu kadını tanıyordum. Annemin samimi arkadaşlarından dı. Adını tam hatırlayamıyordum. Annemle aralarında yaş farkı olmasına rağmen o ve birkaç kadınla annem çok iyi anlaşırdı. Babam öldüğü dönemlerde anneme ve bana çok destek olmuşlardı. Kadın beni sandalyeye oturtarak
“Sen şurada biraz otur suyunu iç ben hemen döneceğim” diyerek mutfaktan çıktı. Sandalyede otururken etrafıma bakıp geçmişe dönüp kafamı dağıtmaya çalışmaya başladım. Annem neşeli bir kadındı. Bu mutfakta harikalar çıkarırdı. Arnavut kökenli olduğu için müthiş yemekler özellikle börekler yapardı. Bir gün anneme pırasalı börek için tutturmuştum. Annem evdeki malzemeleri kontrol ettikten sonra eksik malzemeler için bakkala gitmemiz gerektiğini söyleyerek birlikte bakkala gittik. Çok küçüktüm. Annem bana bakkaldan ne istersem alırdı. Benim rafları arasında dolaşmama izin verirdi. Raflar diyorum ama birkaç raftan ibaret. Bildiğimiz küçük bakkallardan içeride her zaman türk sanat müziği çalan o küçük bakkallardan ama benim için o dönemlerde çok büyük görünüyordu. Annem bana
“Hadi bakalım sen gez istediğini al” diyerek bakkal amcaya isteklerini söylemeye gitti. Bir yandan siparişleri söylerken bir yandan bana bakıyordu. Ben rafların arasında dolaşırken istediğim şekerleri ararken önümde büyük paket çikolata belirdi. Büyük bir adam önümde çömelmiş bana
“Al bakalım güzel kız bunları seversin” dedi. Ben bir çikolataya bir adama bakıyordum. Adamın sesi tanıdıktı ama yüzünü ilk defa görüyordum. Sesinden korktum. Ben bir adım geri çekildim. Bu sırada yanımıza annem geldi. Adam anneme
“Merhaba Hafize hanım çok tatlı kızınız var.” diyerek bana
“Al hadi bunu senin için aldım” dedi. Ben almak istemedim ve annemin bacağını tuttum. Annem bana
“Alsana kızım bak amca sana ne güzel çikolata veriyor” dediğinde adamın yüzüne tekrar bakıp omuz silkerek
“Hayır almak istemiyorum.” dedim. Adam
“Ama neden almıyorsun. Çokgüzel bir çikolata bu” diye sorunca
“Çünkü sen annemin canını acıtıyorsun” dediğim gibi annem saçımı çekti. Canım çok acıdı. Annem adama
“Çocuk işte” dedi ama Adam anneme bakarak hiç birşey söylemeden arkasını döndü ve bakkaldan çıktı. Ben ağlamaya başladım. Annem ilk defa benim canımı yakmıştı. Bakkal amca arka taraftan gelerek beni susturmaya çalışıyordu.
“Annen sana istediğin şeyi almadı mı benim küçük papatyam. Ne istiyorsun ben sana veririm” dese de ben eve gidene kadar ağlamaya devam ettim. Annem hiçbir şey söylemedi Hiç konuşmadı. Halbuki ben ağladığımda annem beni teselli etmek için sürekli bana bir şeyler anlatır benim dikkatimin dağılmasını sağlardı. O günden sonra annem çok hüzünlü olmuştu. Bazen içli içli ağlardı. Ben yanına gidip ona ne olduğunu sorduğumda bana
“Yok bir şey bebeğim gözlerim sulandı sadece. Çok dikiş diktim ondandır.” diye cevap verirdi. Annem uzun süre boyunca mutsuzdu. O adamı ilk defa orada görmüştüm ve bugüne kadar hiç görmemiştim. O adam annemin buluştuğu adamdı. Bugün cenazeye gelen adamdı. Bu hatıralar canımı yakıyordu. Beni mutfağa getiren kadının
“Nasılsın?” sorusuyla kendime geldim. Sadece kadının yüzüne bakıyordum. Kadın yanımdaki sandalyeye oturarak elini elimin üzerine koyup okşadıktan sonra masanın üzerindeki peçeteyi alıp gözümü sildi.
“Senin için ne kadar zor olduğunu anlıyorum.” dediğinde resmen öfkelendim. Nasıl anlayabilir. Benim ne yaşadığım hakkında en ufak bir fikri olmayan bu kadın nasıl anlayabilir.
“Hiçbir şey bilmiyorsunuz. Beni tanımıyorsunuz bile” dedim. Sinirli konuşmam onda hiçbir etki yaratmadı.
“sandığından fazlasını biliyorum. O konuda önce anlaşalım. Bir kayıp yaşadın, üzgünsün yada kızgınsın anlıyorum” dedi. Sesi hem sert hem yumuşaktı. Ardından
“Beni hatırladın mı bilmiyorum. Ben Dilek. Toprak ve Doruk’un annesi. Eskiden Doruk ile çok ilgilenirdin.” dedi.
“Sizi hatırlıyorum. Annemin arkadaşıydınız” dedim.
“Annenin çocukluk arkadaşıyım. Annen ben ve Meryem. Biz üçümüz beraber burada büyüdük ve başka yerlere dağıldık. Sonra tekrar bir araya geldik.” dedi.
“Meryem?” diye sordum. Merak etmiştim.
“Meryem şu iki delikanlının annesi. Hazır lafı açılmışken o düşündüğün kişi değil” dedi.
“Düşündüğüm kişinin kim olduğunu nereden biliyorsunuz. Ayrıca oydu eminim” diye itiraz ettim.
“Sana söylemiştim. Çok daha fazlasını biliyorum demiştim.” dediği sırada bir kadın mutfaktan içeriye girerek
“Dilek abla Hafize ablayı getiriyorlarmış. Helvayı kavuralım mı?” diye sordu. Dilek Hanım
“Tamam canım hadi başlayalım. Meryem ablanı çağırır mısın. O başlasın sonra hepimiz el atarız. Ben malzemeleri tezgahın üzerine koymuştum.” diye konuşurken mutfağa bir çok kadın girdi. Aralarında
“Tencere nerede?” diye soran kadına Dilek Hanım
“Sağdaki alt dolaptan Hafizenin aşure tenceresi var. Onu kullanalım. Bol bol yapalım” diye cevap verirken bir yandan poşetlerden birşeyler çıkarıyordu. Bu arada isminin Meryem olduğunu tahmin ettiğim kadın ve beni karşılayan Asu’da mutfağa geldiler. Herkes harıl harıl birşeyler yapıyor, kimisi tencereyi çıkartıyor, kimisi ocağı ayarlıyor diğerleri malzemelerle bir şeyler yapıyordu. Aralarında fısıltılı konuşuyorlardı. Tencerenin başında helvayı kavuranlar ara ara değişiyor, bir kadın elinde kuran-ı kerim tencerenin başında mırıl mırıl Kuran-ı kerim okuyordu. O kadar doğal o kadar ritmik bir şekilde hareket ediyorlardı ki hayran kaldım. Buradaki kadınlar bu eve benden çok daha fazla hakimdi. Herkes neyin nerede olduğunu benden çok daha iyi biliyordu. Hayır kıskanmadım ama özendim diyebilirim. Kendimden geçmişçesine mutfakta olan biteni seyre daldığım sırada omzumda bir el hissettim. Başımı kaldırdığımda Dilek hanım
“Hadi bakalım. Sende bir el at. Helvada seninde elin olsun” diyerek beni kaldırıp tencerenin başına götürdü. Bunu isteyip istemediğimi bilmiyordum. Sadece bana söylenenleri yapıyordum. Elime aldığım büyük kaşıkla tencerenin içindeki irmiği kavrulması için karıştırmaya başladım. Asu yanıma gelerek
“İyi misiniz Neslihan hanım?” sorusuna sadece başımı evet anlamında sallayarak cevap verdim. Asu başka bir işle uğraşmaya başlayınca başka bir kadın yanıma gelerek
“Ben devam edeyim” diyerek elimden kaşığı aldı. Ben yüzüne bakakaldım. Dilek hanım yanıma geldiğinde
“Helva için neden bu kadar acele ediliyor” diye sordum. Anlamlandıramıyordum.
“Burada adettir. Vefat eden kişi kokusunu alsın diye yapılır. Batıl inançta diyebiliriz.” diye cevaplayarak helvayı karıştıran kadının elinden kaşığı alarak kendisi karıştırmaya başladı. Bir başka kadın koluma girerek
“Birazdan cenaze aracı gelir.” dedi ve Dilek hanım
“Meryem salondaki dolabın üst çekmecesinden Hafize’nin eşarplarından birini getirirmisin” diye seslenince Orta boylarda bir kadın mutfaktan çıkıp iki dakika içinde elinde eşarpla geri geldi. Kadının bana bakışları beni yargılar gibiydi. Önemsemedim. Dilek hanım adının Meryam olduğunu öğrendiğim kadının elinden eşarbı alara benim başıma örttü. Öylesine itaat ediyordum. Ne derlerse yapıyordum. Helva neredeyse olmuştu ve heryer helva kokuyordu. Dilek hanım ve Meryem hanım iki yanımdan koluma girerek beni kapıya çıkardılar. Biz çıktığımızda bahçe kapısının dışında adamlar vardı. Çok geçmeden cenaze arabası geldi. Annemin tabutunu araçtan indirdiler. Bir adam yanımıza gelerek bana
“Görmek ister misin?” diye sordu. Bilmiyordum. Görmek isteyip istemediğimi bilmediğim için cevap veremedim. Benim cevap vermeyişimi evet olarak anlamış olacaklar ki tabutun kapağını açtılar. Ben Dilek hanım ve Meryem hanımla birlikte tabutun başına gittik. İmam Dilek hanıma
“Siz açın” dedikten sonra Dilek hanım annemin yüzünü açtı. Annem yıllardır görmediğim görmekten kaçtığım annem sadece uyuyordu. Çok huzurlu görünüyordu. Ne tepki vereceğimi bilemediğim için sadece baktım. Dilek hanım annemin yüzünü tekrar örttü. Biz geri çekildik. İmam dualar okuyarak helallik istedi. Herkes üç defa
“Helal olsun” diye bağırdı. Ben yine sustum. Çok kalabalıktı. Annemi mezarlığa götürmek için tabutunu kaldırmaya gelenler arasında yine o adamı görünce dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Bu sırada Dilek hanım kulağıma
“Sana söyledim O değil” diye bastırarak söyledi. Ama biliyorum O idi.