8. Bölüm

1019 Kelimeler
Bahara seyirci kış sonu çarşıda köyden gelen hemşehrilerim ihtiyaçlarını görürken hastane caddesinde bir eczaneden oda arkadaşım o tarafa gidiyorsan bana da burun spreyi alıver dedi diye elimde ilaç poşeti ile çıkarken gördüm İsmail Abi ile karısı gelini. Nisa... Sanki anlamı da gelin olan ismi bir seferde aklıma gelmeyecek kadar nezdimde kimliksiz biriydi. Görmezden geldim, İsmail Abim de beni görmezden gelirdi nasılsa karısı selamı kelamı bilmezdi derken: "Kız." dedi İsmail Abim. "Şehirli oldun görmüyorsun bizi." Bir şey oldu ayaklarıma. Nasıl anlatılır böylesi, tutulma gibi desem yok yok basbayağı babaannem gibi felç indi bana. "Nereye böyle?" "Yurda." Kekeledim cevap verirken. Neden korkuyorsun Nazenin diye kıza kıza içimden... Yahu dedim dik dur şunun karşısında ezilip büzülme. Yapamadım. Temel öyle zayıftı ki üstüne çıktığın her kat çürük oluyordu işte. İnci görse tükürürdü suratıma. İnci'nin temeli nasıl bu denli sağlam olmuştu ki? "Ne o elindeki?" çekti aldı poşeti elimden. Parmağı değdi elime. Kirlendim. Leş gibi bir duygu. "Hastaneye geldik biz de. Yengen için." Poşetin içine bakıp geri verdi bana. "Halama gidiyoruz gel sen de, araba var." "Dersim var." "Ne dersi kız akşam vakti?" "Oluyor böyle akşamları da." "İyi bin götürelim okuluna." "Zahmet etmeyin." "Olmaz zahmet bin bakalım." Arka yola koymuş lacivert renosunu. Karısı öne yanına, ben arka koltuğa oturdum. Dikiz aynasından bakıp durmasına, tüm tüylerim diken diken olurken nasıl tahammül ettim bilmem. Fakültenin önünde indim, ikinci öğretim öğrencilerinin arasına karışırken gittiğinden emin olunca kuytu bir köşeye geçip başladım ağlamaya. O gece bile ağlamamıştım oysa ben. Sümüğüm akmış, gözlerim kıpkırmızı: "Nazenin?" diye seslenince Onur... Sesinden bilirim ben onu, ne güçlü ne zayıf, radyo gibi... "Ne oldu sana?" Ellerimle silmeye başladım yüzümü, yüreğim ağzımda kalktım ayağa. "Kötü bir haber mi aldın?" "Hı hı." "Ne oldu?" "Şey..." Bekledi, beklerken iki adım daha attı bana doğru. "Amcamın oğlu ölmüş de." "Amcanın oğlu... Başın sağ olsun hasta mıydı?" "Hı hı." "Nesi vardı?" "Efendim." "Hastalığı neydi?" "Şeydi." "Neydi?" "Ergen." Durakladı, başka bir adım daha yok olduğundan değil aramızda ama ne diyeceğini bilemediğinden, çantamdan mendil bulmaya çalışırken ben hâlâ oracıkta benimle ilgili ancak ilgisine münasip bir tavır bulamadan duruyordu. Burnumu kibarca silip özür diledim. "Sıkma canını." dedi. Ne anladı ise, ne anlattı ise ona söylediğim böyle teselli etti beni. "Arkadaşın nerede çağır da gelsin alsın seni, yalnız gitme evine." "Yurtta kalıyorum ben." "Öyle mi? Hangisinde?" "Sormuştunuz daha önce de." "Ne zaman?" "Bayıldığımda." "Unutmuşum. Afedersin. Daha iyi misin?" "İyiyim hocam." "Ara arkadaşını yalnız dönme olur mu?" Başımı salladım. Arkadaşın derken illaki birini kastettiğini düşünmedim. Bu yaşların tesellisi arkadaşlardır diye söyledi sandım. İsmail abimi, torbamı alırken elime elinin değişini unutup kimseyi aramadan bir başıma yürüdüm yurda. Onur'u görmek, benimle ilgilenmesi, iyi olmamı istemesi, sıkma canını derken ki gerçekliği... Bir televizyon yıldızı değildi ki o, kanlı canlı, her hafta pazartesi günü gördüğüm, üç saat sesini duyduğum, yüzünü gördüğüm gerçek biriydi. Açık renk kazakları, ince yerden, boğazlı, daha uzun boyunlu, daha uzun boylu gösterirken onu izlerdim. Çenesindeki hafif sivrilik, kaşının kenarındaki ben, gülümserken görünen dişlerinin dizilişinden haberdar olduğum... Sarhoştum yine. Yatağın içinde dön dur, hep yanımda yöremde o vardı sanki. Pazartesiye çok vardı. Her gece pazar olsun her sabah pazartesi... Öylesi bir akıl almazlık, kendini unutmuşluk... Temize çekmeliydim bu meseleyi müsveddeleri bir daha görmemecesine... Ee bir kenarda da Emir... Ne olmuş ki Emir'e seviyorum mu demiştim sanki aşkından ölüyorum mu? Sahi ölmek var mı aşkta? Aşk var mı ölmekte? Bahar gelecek sanırken üç gün boyunca yağan kar tatil etti okulları, kapandık yurda. Emir geldi aldı beni çocukken yapmadım ben hiç kardanadam bilmem nasıl yapılır, elimden de gelmez, İnci ile kardan adam yaparken onlar izledim ben. Tipiye çevirdi son kez kar, göz gözü görmedi, gitme dedi Emir gideyim dedim, yarın da okullar yok vizelere çalışayım. Yurdun kapısına kadar yürüdü benimle sonra döndü evine. Yukarı çıkarken telefonum çaldı, bir şey söylemeyi unuttu Emir diye hemen açtım telefonu. "Nasılsın Nazenin?" dedi bir erkek sesi. Burnu tıkalı sanki, geniz etli, çocukken aldırmışlar ama yine tekrarlamış bünye alerjik olduğundan. Öylesine bildiğim bir özgeçmişe ait. "Kız duymuyon mu beni?" "Ne istiyorsun İsmail Abi?" "Ne isteyeyim hayırsız şehre geleceğim yarın için annen çörek yaptı götür dedi, varsa başka istediğin." "İstemem çörek." "Niye beğenmiyon mu sen bizi?" "Arama bir daha beni." "Niye korktun, bir ayıbın var da ortaya çıkar diye mi?" "Amcama derim arıyor derim, rahatsız ediyor." "Yiyorsa de bakalım neler ederim sana görürsün o zaman." Kapattı telefonu. Amcamla tehdit etmem işe yaramıştı, yaramamıştı belki de sahiden aramalı amcamı araya sokmalı mıydım? Ya amcam kızarsa bana benden bilirse karıştırma ortalığı derse... Korkudan dudağımın uçukladığı o gecenin sabahında vizelere falan çalışmayacağımdan emin çalışma salonunda müsveddeleri çoğalttım. Her şekliyle baştan sona adını yazdım Onur'un. Onur Ege Seçkinler. Onur. Ege. Onur Ege. Nazenin Seçkinler. Ertesi sabah pazartesi de değilken onun odasının önünde bulunca kendimi bunu neden yaptığımı bile bile bilmezden geldim. Kapının kulpu kiremit kırmızısı, cilası bal sarısı, çaldım kapıyı içeriden onun sesi. Usulca uzattım başımı. "Hayırdır Nazenin?" "Hocam müsait misiniz?" "Evet gel bakalım." Girdim içeri. Bilhassa kapattım kapıyı. O otur demeden oturdum misafir sandalyesine. Duvardaki mantar panoda notları, hemen masasının üstünde fotoğraf çerçevesi içinde kimler var göremeden, sağ eliyle çevirip durduğu kalemi bırakıp bir süre hüküm süren sessizliği dağıttı. "Nasıl oldun?" "İyiyim hocam." "Sınavlar yaklaşıyor iyi olmak işini kolaylaştırır değil mi?" sınavlara niye girmiştik. Görev icabı. Yer konum bildiriyordu işte. "Sen başarılı bir öğrencisin." "Aslında çok daha büyük bir üniversite diş hekimliği okumak istemiştim." İstediğimden haberim bile yoktu. O an neden demiştim, o bölümü de okuyabilirim sanki idealim mi var? "Puanımda yeterliydi. İlçe birincisi olmuştum." Kaşlarını kaldırdı. Niye anlatıyorsun iması sezsem susardım belki sezmedim. "Ailem uzağa göndermek istemedi. Buranın bir ilçesinden geldim ben. Bilir misiniz Karakapı adı." "Adını duydum." "Önümüzdeki sene yeniden sınavlara girip gitmeyi düşünüyorum buradan. Aileme resti çekecek kadar güçlü hissediyorum artık kendimi." "Belki fikirleri değişir o zamana dek." "Fikirleri kanundur değişmez hocam. Ben değişmeliyim." Sakinliği tuhaf bir rahatlama verdi bana gevşedim sımsıkı tuttuğum çantamın kulpunu bıraktım. "Siz nerelisiniz hocam?" "Ailem İstanbul'da." "Burası size de biraz şey gelmiyor mu?" O şeyi anladı sanki. İlk defa şeyler yormadı beni. "Biraz şey evet." Tekrar aldı kalemi eline. "Şu amcanın oğlu, ölen, ergenlikten, ne oldu ona?" "Ölüp ölüp dirilmek onunkisi." Üst dudağını dişlerinin arasında ezerek kalemi çevirme hızını azalttı. "Kahve içer misin?" "Yok hocam." "Ben yapıyorum ama evden getiriyorum. Termosta sıcak." Eh dedim koy o vakit.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE