Karton bardağa dumanı tüten zift gibi bir kahve döktü. Filtre kahve imiş, çay gibi demlenerek yapılan, bizim damak tadımıza çok uymasa da içtikçe sevilen türden... Şekersiz tüketmek lazımmış tabii. Ondan olsa gerek şeker teklif etmedi. Acı kahve sevmesem de sevdim sandığım o günlerden miras bana. Hep içerim. Her gün mutlaka bir fincan. Bazen iki fincan.
"Eee..." dedi muhabbet dağılınca konuya dönmek adına. "Neydi bu amca oğlunun asıl derdi?"
"Korkuyorum hocam."
Kahve bardağını saran parmakları çene kemikleri gibi kasıldı.
"Baban hayatta mı Nazenin?"
"Evet."
"O ne diyor bu işe?"
"Babamdan olmaz hocam."
"Ne olmaz babandan?"
"Baba."
"Abin var mı?"
"Yok hocam."
"Ne yapmalı o zaman Nazenin biliyor musun?" Bilsem ne işim vardı orada. Bilsem de giderdim ne palavrası bu şimdi. "Polise gideceksin."
"Gidemem."
"Neden?"
"Amcam, yengem, bizimkiler topa tutar beni. İftira atarlar hemen bana, her şeyin sebebi olurum. Bizde kadın istemese erkek bir şey yapmaz derler. Hocam, ben sizden yardım istemeye gelmedim zaten. Sadece bunu anlatabilecek kimsem olmadığından... Yanlış mı ettim? "
" Yoo hayır Nazenin, doğru ettin. Belli ki sana eziyet bu mevzu. Belli ki yaşadıkların da ağır gelmiş. Her neyse... Babanla konuşabilirim istersen. "
" Lisanı sizinkinden başkadır hocam. "
" Açma bir daha telefonunu Nazenin. Gelirse, gelmez herhalde değil mi? Üzme kendini bulunur bir çaresi, gelecek olursa da ara beni gelirim. "
" Sahiden mi? "
İncecik bir tebessüm ufacık ağzında ne de güzel anlattı bana onu o yapanı gördüğümden hissettiğim bunca coşkuyu...
" Sahiden. Yaz telefon numaramı. Ben toplu konutların orada oturuyorum zaten. Yurdunuza çok yakın, çabucak gelirim. " Toplu konutlarda Emir'e komşu bazen bana bile komşuydu. Eski telefonumu çıkarıp verdiği telefonu yazdım. Onur Ege Seçkinler ismi ile kaydettim. O kayda bakakaldım.
" Mesaj at bana da. "
Attım. Bomboş, o an. Güldü mesajımı açarken. Onun gülüşü karşısında ilk kez güldürdü beni de.
"Erkek arkadaşın biliyor mu Nazenin?" dedi tam da kalkayım ben artık derken.
"Erkek arkadaşım değil ki o hocam."
Anlayışla baktı bana bir şey daha demeden. Kalktım, oturursam daha yalan söylediğimi düşüneceği şeyler söyleyecektim, yalan da söyleyecektim pekala.
"Sağ olun hocam. İyi geldi bana bu konuşma."
"Kapım her zaman açık."
Her zaman... Koridor upuzun önümde ardımda kapanan kapı arkamda dağ gibi biri var hissi ile yürü dedi bana. Bacaklarım uyuşuyor, saadet dolmuş yüreğim, düğün salonunun sahnesine yürüyen yeni gelin gibi, bitti artık, benim oldu kesinliği... Kesintisizliği...
"Ne sırıtıyorsun?"
İdari bölümden çıkıp da derslik kısmına geçerken o taraftan geleceğimi bilmiş gibi ara kapının önünde bekliyordu.
"Hiç." demişim suçluluk duygusu ile. Onur'a gidip dertleştim diye değil, Emir erkek arkadaşım değil dedim diye, üstelik bu bir tür ayıpmış gibi panikle red yolunu seçtiğim gibi.
"Gelsene şöyle." Pencerenin önüne çekti beni. Nereden çıktığı belli olmayan bir sığırcık sürüsü kapladı görüş alanımı.
"Bu en önde uçan kuş en çok yorulan biliyor musun?" Kuşları fark etmemişti bile, bir an döndü pencereden baktı ama sonra ilgisizce benim yüzüme çevrildi bakışları. "Önde uçan kuş rüzgarı kesiyor ya arkadakiler hava akımı etkisiyle daha az enerji harcıyorlar. " Dayanamadı güldü anlattığım şeye.
" Şu sakin sakin anlattığın abuk sabuk şeyler... Ne tuhaf kızsın Naz sen?" Omzumu silktim. Bilerek yaptığım bir şey değildi ki aklıma gelmişti işte."Hiç ev partisi gördün mü sen?"
"Altın günü mü?"
Yine güldürmüştüm onu. "Alev var ya bizim sınıfta, kırmızı saçlı, kareli mini etekler giyiyor hani." Alev, okulun görüntüsü ile tarif edilmeye bile gerek duyulmadan bilinen isimlerindendi. Yüksek sesle güler, yüksek sesle konuşur, pahalı parfümler kokar, kaliteli giyinir, anlamasam da pahalı olduğu belli arabasıyla gelir giderdi. Emir'in sınıf arkadaşıydı. "Evinde parti veriyormuş. Konsept bahara hoşgeldin." Dışarıda erimekten uzak kar örtüsü, zayıf güneş, buraları terk etme gönüllüsü sığırcık sürüleri... Bahar gelmiş miydi ki hoşgeldin diyecektik? "Gidelim mi?"
"Bilmem."
"Evi Çayyolu mahallesinde. Ben seni gelir alırım üst yoldan minibüse bineriz. Gece de bana döneriz. Yurttan izin alırsın."
"İnci ile Cüneyt de gelecek mi?"
"Cüneyt ile Alev eski dalga olunca davet edilmemiş Cüneyt. Alev sever beni gitmezsem ayıp olur sensiz de gitmem."
Sensiz gitmem. Emir'in hayatında olmazsa olmaz biriymişim meğer. Buna sahiden inanmadım belki de. Emir çok ısrarcı bir karakter değildi hiçbir zaman, hep ikna olmaya hazır, beladan uzak ve daha kolay olanın peşinde.
Sıradan bir apartman dairesinde oturmuyordu Alev. Bahçeli, iki katlı, gösterişli bir villada yaşıyordu ailesi ile birlikte. Ailesi yurt dışına, hangi ülkeye olduğunu da söylüyorlardı ama herkes farklı ülke ismi zikrettiğinden bu konu varsayımdı o gün için, gittiğinden Amerikan filmlerindeki gençlerden esinlenerek parti verme kararı almıştı. Bir açık büfe masa, çeşitli yiyecekler, aperatif şeyler daha çok, meyvesuyu kola gibi içecekler vardı. Amerikan özentisi partinin gizli konuğu masa altı votkasıydı. Sınırlı üretim, birileri tarafından içeri sokulmuş birer parmak kadar içeceklerinin üstüne alan gençler birbirlerinin seslerini bastırmak için hep daha gürültülü konuşuyorlar, kimse kimseyi dinlemiyormuş gibi bir görüntü sergiliyorlardı. Alev meşhur eteklerinden birini giymişti, benim kayık yaka bluzum dar kesim kotum ortamdan çok da alakasız değildi, Alev'in kıpkırmızı rujunun izi, bizi karşılarken Emir'in yanağına çıktı. Emir yanağındaki ruj lekesinden habersiz tanıdıkları ile selamlaştı, oturacak yer bulup bana da orayı gösterdi, votkasız içecek getirdi yiyecek bir şeyler yanıma oturdu. Otuz kadar genç vardı evin geniş salonunda, çoğu ayaktaydı ama koltukların tamamı da doluydu. Müzik kısık ayarda çalıyordu daha çok ortama insan gürültüsü hakimdi. Birkaç kişi, Emir'lerin sınıftan bize birlikte olup olmadığımızı sorunca Emir öyle olduğumuzu söyledi. Yanağındaki kırmızı dudak izi pasparlak çarpıyordu gözüme. Mütemadiyen etrafı izleyip az konuşuyor, sorulan soruları bile duymazdan geliyordum. Bir saat sonra da uykum gelmeden esnemeye başladım. Gidelim öyleyse dedi Emir, bir şeyler içmiş içinde alkol olduğundan emin hafiften sersemlemişti. Yanağındaki iz konusunda kimse tarafından uyarılmadan benimle birlikte çıktı. Minibüste başını sürekli omzuma koydu. Birlikteyiz demişti, mesafeli dursak da birbirimize, yaşıtlarımızın ikili ilişkilerine tezat birbirimize temas etmek için fırsat kollamadan yaşıyorduk. O akşam Emir ile bir kavga tutturdum. Ruj izine sebep yakınlık, onlara yakın bana neden uzak diye. Kıskanmışım gibi... Sahiden de kıskandığıma inandırdım kendimi. Şimdi anlıyorum asıl sebebini, daha gündüzünde o benim erkek arkadaşım değil diye inkar ettiğim adama kör kütük aşıktım ve ben Emir'i kandırıyordum. Bir şekilde tedavi etmeliydim kendimi, doğru ya da yanlış.
Can Yücel'in de dediği gibi "Anlarsın ki, aslında farkı yok kimsenin kimseden. Sadece biri daha iyi yalan söyler, Biri daha iyi oynar oyununu."
Yaşadığım böyle bir şeydi işte...