5. BÖLÜM

1043 Kelimeler
Bayıldığım sınavın telafisi bir hafta sonra boş bir sınıfta yapıldığında telafi sınıfına giren tek öğrenci idim. Sınavda bayılan kız olarak sınıfta dikkat çekmeyi başarmış, Onur 'un gözünde herhangi biri olmaktan bir adım öteye geçmemiştim. Sınavdaki tek gözetmen tek öğrencisi ile hazır olarak sınıftan içeri girdiğinde bir an belki sadece öyle sanmaktı benimkisi göz göze geldik. "Nasıldı Nazenin?" Adımı hoş bir vurgu ile yayarken sesi ile iyiyim bile diyemedim. "Bayılmadan bitirebilecek misin sınavı?" "Hocam." Nefesim kesildi. Niye böyle oluyor da beni bu denli zor durumda bırakıyordu. Rüzgara yenik sonbahar yaprağıydım, mideme de bir bulantı saplanınca sınav kağıdını masaya bırakıp önüme oturdu. "Senin rengin hep mi böyle? Hey Nazenin bir hastalığın mı var yoksa senin?" Korkutmuştum onu. Gözünde iyice rezil bir hal almadan önlem almak adına bir kez daha seslendim. "Hocam?" "Evet." "İsminiz neydi?" "Onur. Onur Ege ismim." "İyiyim ben." "Emin misin?" "Sınava hazırım." "Hiç öyle görünmüyorsun." "Zaman kalmadı hocam verin de kağıdımı yapayım." Ne sorulmuş üçüncü kez okuduğumda ancak anladığım kulaklarımın uğuldadığı, yorgun bir yarım saat sonra, masasında oturarak beni uzaktan gözetleyen sınav gözetmenime verdim kağıdımı. Bir daha da uzun zaman görmedim onu. Ne sokakta, ne bahçede, ne kantinde... Bir gün Emir'e sordum onu. Gözetmen olarak sınava girenler kimlerdi. Derslere girmeyen araştırma görevlileri olduklarını öğrendim. Ben bayılmıştım ya hani mutlaka duymuştu o zaman bir adam yardımcı olmuştu bana kimdi mesela o bir teşekkür ziyareti yapmak istesem nereden bulurdum ki. Bu sene gelmiş o, odası ne tarafta hiç bilmiyormuş Emir de. Ama istersem benimle gelirmiş, bulurmuşuz. Kapı kapı gezdik idari bölümü, isimlerini okuduk tüm görevlilerin ve sonunda iki isim yazan bir kapıda gördük adını. Gözde diye bir ismin üstünde unvanının yanında ismi yazıyordu. Onur Ege Seçkiner. Kapıyı çalıp içeri girmek kısmında vazgeçip geri dönerdim Emir benden önce davranıp kapıyı çalmamış olsa. İçeriden yumuşacık sesi duyuldu. Onun sesindeki tınıyı o gün ne diye anlatırdım bilmem ama bugün huzur derim adına. Akarsu kenarında ılık bahar günü kuş cıvıltıları ile dinlenmek gibi. Yarın kaygısı gütmeden. "Hocam müsait misiniz?" derken Emir oturduğu yerden beni gördü Onur. "Gelin arkadaşlar, buyurun." Önde Emir arkada ben. Kendini tanıttı Emir, bizi misafir koltuklarına buyur etti nazikçe. "Nasılsın Nazlı?" İlk kez Nazlı o zaman dedi bana. Düzeltmedim, Nazenin ya da Nazlı ne olacak dedim. Sonradan o da tıpkı böyle söyleyecekti. "Size teşekkür etmek istedim. Bana çok yardım ettiniz." "Ne demek? Rica ederim. İyi misin peki artık?" "Sınav fobisi var arkadaşta." deyince Emir, Onur tebessümle şöyle bir baktı ona ve yine bana döndü. "İyiyim demedin Nazlı." "İyiyim hocam. Emir haklı sınavlar gerdi beni. Sınav zamanı bitti rahatım." "Emin misin?" "Evet." " Peki. Ailene bahset yine de durumdan bilgileri olsun. " Ailem... Dersleri bahane edip bir saatlik mesafeyi katetmediğim başladım başlayalı hiç görmediğim ailem. Başımı salladım. Nezaket icabı bir tebessüm daha derken kalkmak gerekiyor herhalde deyip müsaade istedik. Emir ile çıktık odasından, dış kapıya doğru yürürken "Sevimsiz." dedi Emir. Onur hakkında ilk intibası bu oldu, bir daha da fikri değişmedi. Bense bir daha onu görmenin bir yolu olur mu diye düşündüğümden Emir'in ne söylediği ile hiç ilgilenemedim. Onur, nasıl desem tane tane insanı hiç sıkmadan musiki bir ahenkle konuşurdu. Onu dinlerken ılık rüzgarlar eserdi yüzüme yüzüme, mayhoşlaşırdı ağzım dilim, hep konuşsun isterdim hiç susmadan... Emir'in alttan aldığı derse girdi bir gün. Dersin hocası trafik kazası geçirmiş yoğun bakımda yatıyordu, o dönene kadar Onur Ege Seçkinler girecekti dersimize. Önce kendini tanıttı. Onu kürsüde gördüğüm an kalbim duracak sandım ama o kadar dayanıksız değilmişim hâlâ yaşıyorum. Birçok kez kalbime zulmetti Onur, kolay iş değilmiş birdenbire durması. Hocamızın sağlık durumu nedeniyle bir süre derslere onunla devam edeceğimizi belirttikten sonra sanki bir an bana baktı, belli belirsiz gülümseme... Hayal görüyorum sandığımdan bugün bile kafamda kurduğumu düşünürüm o anı. O benden daha üstündü nitekim. Ben sadece öğrenci iken o öğretmen. Bir de kılığı kıyafeti, duruşu, tavrı fazlaca şehirli bense ne çok köylü. Bunu kendi memleketimin sınırlarında bile hissediyordum ve özgüven yitiktim. Kollarını bağlar tahtanın kenarına yaslanırdı sakin sakin anlatırken dersini. Gülümsemesi hep belli belirsiz, dişleri bembeyaz sıra sıra, nizami... Elleri incecik, parmak uçları havada süzülürdü anlattıklarını desteklemek için. "Kim?" derdi. "Bu konuda farklı şeyler söyleyebilir." Hep o şeylerin yeri dolmadığından bende susar, gözlerimi ondan çeker, ürkek bir ceylan olurdum büsbütün. Bilsem de konuşamaz, bildiğimi bile düşünemez olurdum. "Ne bu adama ilgin?" dedi bir gün Emir. Üniversitedeki en iyi arkadaşım, anlayışlı, neşeli, hayatı kendi penceresinden azımsamış kendini büyütmüş arkadaşım Emir'e olağan gücümle inkar ettim. "Naz!" dedi. "Etik olmazdı zaten." Bu sözü hiç sevmem. Etik kelimesi canımın istediğine mani olmak dışında bir işe hiç yaramadı. Hiç kimse bana etik kurallar dahilinde davranmadı. Benden beklendi. Bekledikleri gibi davranmam bile yetmedi. Hep daha fazlası istendi ve sonunda avazım çıktığı kadar bağırmak hissi ile kısıldı sesim... Onur'un dersleri, yani aynı zamanda Emir ile aynı sırada oturma zamanı haftada bir gün sadece üç dersten ibaretti. O günü öyle bir sabırsızlıkla beklemeye başladım ki takvimdeki diğer günler tüm anlamını yitirdi, zaman içerisinde gereksizleşti benim için. Diğer günleri bir hayal dünyasının içinde yaşamaya, hafif depresif bir halde sürdürmeye başlamıştım. Bursumdan ne arttırsam üste başa harcamaya sonra da kılığımı kıyafetimi bilhassa onu göreceğim güne göre düzenlemeye başlamıştım. Saçlarımı hiç örmez oda arkadaşlarımın da yardımı ile fön makinesi ile şekillendirmeye kirpiklerime rimel sürerek gözlerimi daha belirgin hale getirmeye özen gösterirdim. Bir gün onun dersine bile bile geç kaldı Emir. Elini kolunu sallayarak kapıyı çalmadan girdi içeri, yerine yani benim yanıma doğru gelirken: "Biz çıkıyorduk zaten zahmet oldu." dedi Onur. Emir duymamış gibi yaptı, domuzluğundan. "Neydi isim?" Emir tam otururken bizzat ona bakarak söyledi bunu Onur. Bizim sıramıza doğru yaklaşırken: "Ben mi?" diye teyit etme ihtiyacı hissetti Emir. "Evet sen." "Ne sordunuz hocam?" "İsim neydi?" "Emir." Başını salladı Onur. Anladım der gibi. Emir söylenmeye başladı o harekete. Kendince tehdit ediyor sandı ya da sanmak istedi. Fısıltıyla: "Puşt." dedi fakat sınıfın sessiz bir anına denk gelince Onur kendisine söylenen bu sözü duydu. Herkes daha bir kulak kesildi, Onur yarı yoldan döndü, pür dikkat Emir'e bakmaya başladı. Hiç konuşmadan, tepkisiz. Emir, bakışlarını kaçırma zahmetinde bulunmuyordu. Hodri meydan demişti sanki, içsel bir düşmanlık besliyordu Onur'a, adeta benim ilgimin inadına düşmüş gibi. Gibi değil, Emir, Onur'dan sırf benden ötürü hiç hoşlanmadı. Onur, bu karşılıklı bakışmayı uzatmadı ama dersi bittiğinde Emir'e: "Odama gelebilir misin?" dedi. Önden çıkıp giderken Emir kılını kıpırdatmadı. Git özür dile, yanlış anladınız de diye ısrar etsem de bunu yapmadı. "Bana bak," dedi. "Sen beni tanımamışsın. Ben notumu kıracak diye o puşt, tükürdüğümü yalamam."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE