Cahit Zarifoğlu'nun bir sözü vardır: "Kıymet bilenlere karşı zaafım var. Gerisi yamalı fistan." der. Onur ile Emir arasındaki gerginliğin günü montumun cebinde bu sözün yazılı olduğu bir kağıt buldum. Yazı Emir'e aitti. Bunu bana neyi ima etmek için yazdığını biliyordum. Onur'dan özürdilemesi konusunda ısrarcı olduğum için. O yıllar cep telefonları biz yaş nesilin elinde yeni yeni edinilmiş bir icattı. Benim de amcam buyurmamıştı ki bir telefonum olsun fakat yurt telefonundan annemi her aradığımda babama söylemesini bana bir telefon almalarını istiyordum. Annem aracıydı ancak hiçbir zaman benden ötürü babamla arasını bozmazdı, yok para diyormuş babam, zaten ona yıllarca okuyacağım diye çok masraf olmuşum. Yıllarca bursluluk paramı amcamın eline saydığım düşünülünce babama hak veremiyordum fakat yine de ısrar edemiyordum. Müdür karısı halam, eski telefonunu bana vermeyi taahhüt etmişti ve o günlerde elimde Halamın artığı cep telefonum vardı ve ben Emir'i arayıp da kendimi aklamak ile sessiz kalmak arasında o akşam çok düşündüm. Aklanma ihtiyacım ahlaki bir anlamda kendimi sorguluyor olmamdı. Hani öğretmenime duyduğum ilgi etik değildi ya... Aramaya cevap vermedi Emir. İçime bir kurt düştü artık ne kadar inkar etsem, kendime bile itiraf etmekten korktuğum o gerçeğin farkındaydı Emir, ya başkasına da söylerse, herkes bana gülse yine iyi ya beni kınarlarsa, aile terbiyesi almamış derlerse... Ailemin terbiye anlayışı bu duruma ne derdi ben bile bilmiyordum ki?
Sabah ilk iş Emir'in ders programını bulup derslik kapısının önünde onu yakaladım. Biraz konuşmak istediğimi söyledim. Benim ilk dersime bir saat vardı o da keyfi öyle çok ders asıyordu ki, üç dört fakülteden oluşan kampüsün ortasındaki ortak kantine gittik. Karşılıklı oturduk, sınıf dışında ilk buluşmamızdı bu. Sahici bir buluşma değildi ama ben etrafıma bakınıp duruyor biri bizi böyle görürse aralarında bir şey var diye düşünüp Onur ile ilgili zaafımın farkına varmaları daha zor olur mu hevesindeydim. Emir'e ne kadar zarar verebileceğimi de önemsemeden... Sahiden önemsemeden... Çünkü benim tanıdığım hiçbir erkek duygusal olarak yorgun düşmeyecek kadar duygusuz insanlardı. Babam, amcalarım, İsmail Abim...
"Cahit Zarifoğlu'nun sözüydü. Severim."dedim.
" Çay içer misin? "dedi. İçerdim. Elini kaldırdı, fakülteden garsonluk yapan bir çocuk vardı orada, ismiyle hitap ederek iki çay istedi.
" Sağ ol konuşmayı kabul ettin. "
" Senin böyle bir teklifle gelmen... Şaşırttın Naz. "
Teklif... Gülümsedim. Gönlümü yatıştırdım, Emir'in ılımlı hâlinden cesaret aldım.
"Kızdın değil mi sen bana?"
"Yoo... Niye kızayım?"
"Ne demek istedin öyleyse, kim yamalı fistan?"
"Sen değilsin."
"Benim cebimden çıktı not ama."
"Hoşluk olsun diye..."
Küçücük bardağa iki şeker attı Emir, uzun uzun karıştırdı.
"Sen..." dedi bardağa, kaşığa bakarak. "O adama bir acayip bakıyorsun."
"Hangi adama?"
Anlamamış gibi yaparsam yüzleşmek zorunda kalmayabilirdim.
"Onur Ege Seçkinler'e."
Bir bütün oldu onun dilinde Onur. Nefes nefese yüreğim, tıkandım.
"Bir kere yaşça senden çok büyük."
Çok ne demekti? Ablamın kocası ondan on beş yaş büyüktü.
"Bir de zaten konum olarak birbirinize uygun değilsiniz."
Ben sıradayım o kürsüde. Haklısın be Emir.
"Hem ne kadar tanıyorsun ki?"
"Sana öyle bir şey yok dedim ben."
"İnandırıcı değil."
"İnanmak istediğine inanıyorsun."
"Neden böyle bir şeye inanmak isteyeyim ki. Aksine inanmak istemem. Hem yakışmıyor sana böyle şeyler." yerine ne koyacaktım ben bu şeylerin şimdi. Hay Allah, yine içi tıka basa dolu kalacaktı kelimenin. Kusmuyordu da lanet kelime fazla geleni... Başını kaşımaya başladı, kıvırcık saçlarının arasını, yüzünü eğdi, düşündü düşündü. "Hiç biriyle çıktın mı?" Çıkmak ne biliyordum. Çıkarken insanın başına çok fena şeyler, işte içine ne doldurursan ondan, geleceğini de biliyordum. Erkekler evleneceği kızlarla çıkmazdı, evlenirdi. Hep yalan... Yengemin, annemin yalanı.
"Hayır."
"Hiç mi?"
"Yok."
"Küçük yerden geldin diye mi? Yani ailen çok mu baskıcı?"
"Biraz."
"Sevmedin mi kimseyi? Platonik filan."
"Yok." Bakireyim ben hem sadece şeyim değil kalbim de. Çünkü önemli bir şey kalbi bile birini sevdi diye kirlenen kız kısmı kalbine ne girdi ise inkar etmeli, kalbinin hükmü ellerinde gibi kurum kurum kurularak kendinden emin olmalıydı. Elime erkek eli, gözüme erkek gözü değmedi, sadece bir kez amca oğlum donunu indirdi...
"Benim babamla annem ben beş yaşındayken boşandılar. Ben boşanmış bir ailenin çocuğu olduğumdan hep hayalimde aynı şey vardı." Bekledi hayalini sormamı, beklediğini fark edip sordum neydi hayalindeki. "Hayatıma giren ilk kadınla ölmek." Evlenmek diyecek sanıp direkt ölmeyi hayal etmek. Ölüme daha yok muydu? Yaşanılacaklar, yaşarken bıkılacaklar... Çay sevmiyormuş aslında bardağı şöyle bir itekledi masanın ortasına. "Ben annemle büyüdüm. Babamı zaman zaman gördüm. Hayatı çok erken öğrenmek zorunda kalanlardanım."
"Üzüldüm."
"Üzülme..." pırıl pırıl baktı gözleri bana. Korkuttu bu aydınlık bakışlar beni ondan. Eyvah dedim ben şimdi Emir'in rüzgarına kapılıp gidersem Onur eskisinden daha az mı önemli olur? Bir yanım da hiç istemiyordu bunu. Onu uzaktan sevmek... Sevmek ise adı. Kocaman aşktı içimdeki esasen bilmiyordum henüz aşk ne. Zamanla anlayacaktım ilk görüşte vurulmuştum. "Biraz tanısam seni."
"Efendim?"
"Mesafelisin. Sadece bana değil hatta benden daha yakın olduğun kimseyi de görmedim ama yine bana da yeteri kadar değil. Sinemaya gidelim birlikte. Yemek yiyelim akşamları. Bana gidelim ders çalışalım. Sohbet edelim. Yemek yapalım. Ben sana şarkı söylerim. Bağlama çalarım. "
" Saz mı çalıyorsun? "
" Evet. "
" Telli Turnam çalabilir misin? " Başını sallarken gülümsedi." Amcam çok güzel çalardı. Bir de söylerdi. "
"Ne oldu amcana?"
"Öldü. Çok zaman geçti. Amcamın duvarda asılı fotoğrafından farklı görüntüsü yok zihnimde. Senin de amcaların var mı?"
"Yok. Ne diyorsun teklifime?"
"Hangi teklifine?"
"Birbirimizi tanıyalım, benziyor muyuz, anlaşıyor muyuz, birlikte iyi miyiz? Bu bir çıkma teklifi de olabilir. Ama artık liseli değiliz. Bu aşamadan sonra hayat kurmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Bu okul bitince yetişkinliğe doğrudan geçiş yapacağız. Kabul mü? " kabul desem başıma neler gelirdi bilmiyordum. Emir'e dair içimde kötü hisler yoktu fakat onunla ilgili gelecek hayalleri kurmak zor geliyordu örneğin. Bir erkek bir kadın olarak değil cinsiyetsiz iki arkadaş olarak şahane olabilirdik. Olur, dedim Emir'e birbirimizi tanıyalım. Evine gelmem ama. Yalnız değildi evinde Cüneyt vardı bizim. Cüneyt o günler bizim değildi, uzaktan gördüğüm herhangi biriydi. Sonra bizim oldu ama tanıyıp sevdiklerimden, eski bir arkadaş diye andıklarımdan...
Emir ile birbirimizi tanıma hikayesine tutunup çok daha iyi anlaşmaya başladık. Ders bitimlerinde fakülte önünde buluşuyor yürüyerek yurda gidiyorduk. Onun evi de bizim yurtla fakülte arasından geçen yolun sonunda bulunan toplu konutlardaydı. Her hafta sonu halama gideceğimi söyleyip evine yaptığı daveti reddederken halama da gittiğim yoktu. Annem baban soruyor Nazenin halasına gidiyor mu dediğinde hep bir bahane ile Halamın beni kabul etmediğini söylemekten çekinmeyip günahı halama yüklüyordum. Günahı halamındı zaten. Fakat yılbaşı gecesi oda arkadaşlarım memleketlerine gitmişken ben de Emir'in evinde yapılacak yılbaşı kutlamasına evet dedim. Cüneyt, Emir, ben ve Cüneyt'in hemşirelik öğrencisi kız arkadaşı İnci.