BÖLÜM 9 /Körsis'ler

1805 Kelimeler
9. BÖLÜM "KÖRSİS'LER" *** "Elina!" İsmim neden her yerde yankı yapıyordu? Ben neredeydim? Kollarımı etrafıma dolayıp ısınmaya çalıştım. Burası gerçekten çok soğuktu. "Elina!" Hemen arkamı dönüp korkuyla etrafa bakındım. Kim çağırıyordu beni? "Elina buraya gelmelisin!" Gözlerim, geniş arazinin tam ortasındaki görkemli ağacı buldu. Kiraz ağacı.. Yaşlar yavaşça yüzümden akıp yere düşmeye başlamıştı. Bu rüyayı görmek istemiyordum artık! "Buraya gelmek zorundasın!" Ses ağaçtan geliyordu! Titrekçe bir nefes alıp bakışlarımı karanlık gökyüzüne çıkardım. Rüzgâr şiddetle esip ağacın dallarını sallandırıyordu. Yavaş adımlarla ağaca doğru ilerledim. Sanki ben ilerledikçe hava sakinleşip duruluyordu. Bir adım daha atacakken duyduğum keskin kadın sesiyle durdum. "Tek çare kendini öldürmek!" *** Hızla uzandığım yerden doğrulup sesli bir şekilde nefes almaya çalıştım. Yüzümdeki ıslaklık gerçekten de ağladığımın habercisiydi. Normal bir rüya iken o kadın nereden çıkmıştı? O ses beynime işkence yapıyordu! Ellerimi başıma bastırıp gözlerimi yumdum. Bugün o sesi yine duymuştum. Yine aynı şeyi söylemişti. Neler oluyordu bana? "İyi misin?" Yanımda olduğunu yeni fark ettiğim Bulut'un sesiyle yerimden sıçramıştım. Mağaranın girişinde yakılan ateş yüzüne vuruyordu. Gözleri garip baktığı için bakışlarımı yanımda uyuya kalan Şebnem'e çevirdim. Bugün gerçekten yorulmuştu. "İyi olmaya çalışıyorum," diye fısıldadım. Ateş bizden yaklaşık yirmi adım kadar uzaktaydı. Ama yine de içeriyi ısıtabiliyordu. "Ne kadar iyi olacaksam artık.." Şebnem'in üzerindeki ince şeyi iyice üzerine çekip yanağına sevgi dolu bir öpücük bıraktım. Ona zarar gelmesine asla izin vermeyecektim. "Kâbus, gördün??" Cevap vermedim. Çünkü onunla konuşmak istemiyordum. Kâhin mağaradaki diğer bölmeye girdiğinden beri sesi çıkmıyordu. En son sadece Şebnem'in eve gitmesini, benim ise burada kalmamı söylemişti. Tabii benim hırçın kardeşim buna şiddetle karşı çıkmıştı. Ben ise o zarar görmesin diye kabul etmiştim. Ne olacaksa olsun artık ve bu işkence bitsin istiyordum. Sabah Kâhin Şebnem'e gizlice ilaç gibi bir şey verecekti ve Şebnem derin bir uykuya daldığında Bulut onu anneannemin evine bırakacaktı. Söylediğine göre ise Şebnem bu mağaranın yolunu bulamayacakmış. Anneannemin ne halde olduğunu düşünmek bile istemiyordum. Biz eve dönmediğimiz için delirmiş olmalıydı. Şebnem büyük ihtimal gözlerini orada açtığında ilk önce bana dışından güzelce saydıracak, ardından da anneannem endişelenmesin diye bir yalan uydurup beni bulmaya çalışacaktı. Benim aklımda ise başka bir plan vardı.. Kâhin ve Bulut şimdilik beni elde ettiklerini zannetsinler istiyordum. Daha sonra gizlice buradan kaçıp, Şebnem ve bavullar ile İstanbul'un yolunu tutacaktım. Bu kadar aksiyon bana fazlaydı. "Ne düşünüyorsun?" Gözlerimi hırsla yumup vücudumu ona çevirerek yerde bağdaş kurdum. Kendi üzerimdeki örtüyü de Şebnem'in üzerine örtüp nefret tohumları taşıyan gözlerimi Bulut'a çıkardım. Karanlıkta bile gözleri cam gibi parlıyordu. Yüzü her ne kadar sert olsa da gözleri çok şey ifade ediyordu. Ne yapacağını şaşırmış gibiydi kendi dünyasında. Ama bu umurumda bile değildi. Çünkü hayatı değişen ve karmakarışık bir işin içine giren bendim! "Ne düşündüğüm seni zerre ilgilendirmez." Sesimden bile onlara karşı olan nefretim apaçık ortadaydı. Sadece boş boş bakmakla yetindi. "Sen bu büyüye dua et, et ki seni öldürmüyorum." İçinde beni öldürme isteği olduğunu tabii ki de biliyordum. Ama Kâhin'in yaptığı büyü yüzünden beni öldüremiyordu. Bana zarar veremiyordu. Çünkü ben zarar görünce canı yanıyordu. Kâhin'in anlattıklarından tek anladığım buydu. Bulut ve benim kurtları kurtarma kısmını hiç anlatmamıştı. O yüzden o konuda saçmaladığını düşünüyordum. Adam sanırım delinin tekiydi! "Merak etme," dedim yüzüme sahte bir gülücük yerleştirerek. "Her dakika dua ediyorum zaten. Allah sizin belanızı versin diye!" Eğer o büyü olmasa asla böyle cümleler kuramazdım. Çünkü şuan bile bir hareketle boynumu kıracak gibi bakıyordu. Onun yüzünü daha fazla görmek istemediğim için bakışlarımı Kâhin'in masasına çevirdim. Gözlerim ilk kürenin üzerinde takılmıştı. Ardından küçük cam tüpteki kırmızı kanımda. "Lanet olsun!" Bulut hızla ayağa kalktığında neler olduğuna anlam veremeyerek ona baktım. Hızla Kâhin'in girdiği yere gidip girişte durdu. "Kâhin!" Gözlerimi kırpıştırarak ona bakıyordum. Ne olmuştu birden bire? Kâhin iki elinde de avucu kadar cam şişe ile dışarı çıkıp kaşlarını kaldırarak karşısındaki adama baktı. Ben ellerindeki garip sıvıya bakarken Bulut hırsla ellerini ensesine atıp saç köklerini çekiştirdi. O şişeler Bella denen korkunç kadını anımsatmıştı. "Alev, buraya geliyor!" Kâhin yüzüne sert bir ifade yerleştirip "Kızları buraya getir." dedi ve içeri girdi. Ben daha ne olduğunu anlamadan Bulut gelip kolumu tutarak beni kaldırmıştı. Hırsla kolumu elinden kurtarıp sertçe baktım ona. "Alev de kim ve buraya geldiğini nereden biliyorsun? Sende de büyücü özelliği falan mı var?" Başını iki yana sallayıp seslice nefesini dışarı bıraktı. "Alev bir kurt kız ve benim arkadaşım. Buraya geliyor çünkü çok uzaktaki uluma sesini bile duyabiliyorum. Sizi görmemesi lazım ve artık zorluk çıkarma, Elina!" Kaşlarımı çatarak ona dik dik baktığımda beni takmadan Şebnem'e yönelip onu kucağına aldığı gibi diğer bölmeye götürdü. Bende hızla peşine takılıp içeri girdim. Karanlık olsa da duvarlardaki gaz lambaları sayesinde etrafı biraz da olsa görebiliyordum. Küçük yatağa Şebnem'i yatırdı ve doğrularak bana baktı. "Lütfen sesini çıkarma ve burada bekle." Yatağın yanındaki sandalyeye oturup ona sertçe baktım. Kâhin diğer duvarın dibinde bir şeylerle uğraşıyordu. "Emredersiniz!" Sinirli sesime aldırmadan sırıtmıştı. "Edeceğim tabii ki." Kendini beğenmiş bulunduğumuz yerden çıktığında çıldırmamak için üzerimdeki kabanı sıktım. "Rahatla," diyen Kâhin'e bakmadım bile. "Çok gerginsin." "Gergin olmayacağım da ne yapacağım? Sizin yüzünüzden arkadaşımın başına bir şey gelsin, o zaman görün beni!" Arkasını dönüp gülümseyerek baktı bana. Adamın rahatlığı beni delirtiyordu. "Kendini değil, onu düşünüyorsun." Gözleriyle Şebnem'i gösterdi. "Aranızda geçmişe dayalı büyük bir bağ var, bunu hissedebiliyorum." Yutkundum. Şebnem ile aynı yetimhanede büyüdüğümüzü biliyor muydu acaba? "Elina! Müdüre annenin elinde sopa var. Çok sinirli buraya geliyor!" Gözlerimi yumup geçmişin aklıma gelmesine engel olmaya çalıştım. "Şebnem ne olur git seni dövmesin!" "Elina korkuyorum!" Gözlerimin dolmasıyla derin bir nefes aldım. "Müdüre anne b-ben, ben şeker çalmadım ne olur!" "Geçmişi düşünme," Gözyaşlarımı silip Kâhin'e baktım. Bana arkası dönüktü. "Geçmiş geçmişte kaldı diye boşuna demiyorlar." Dediklerini umursamadım. Kızarık gözlerimle Şebnem'e bakıp saçlarını okşamaya başladım. Sabah her şey değişecekti.. *** "Onu bir şekilde geri gönderdim." İçeri giren Bulut'a hiç bakmadım. Bir kaç tıkırtıdan sonra Kâhin'in sesini duymuştum. "Neden gelmiş?" "Beni merak etmiş, önemli bir şey yok. Bu arada, dışarıdayken Elina ve Şebnem'in kokusunu hiç alamadım. Onları bu bölmeye sokmanın amacı buydu değil mi?" Kâhin küçük bir kahkaha atmıştı. "Zeki tüylü seni!" dedi. "Doğru tahmin. Bu odadaki büyü için kullandığım sıvılar onların kokusunu örttü." Ne çeşit bir şeyin içindeydim ben Allah aşkına? Büyücüler, Kâhin'ler, kurt adamlar! Bunlar birer efsaneyken nasıl olurdu böyle şeyler? "Herkes efsanelere inanmak ister, Elina." Şaşkın bakışlarla hızla Kâhin'e baktığımda gülümsüyordu. "Arada sırada birilerinin düşüncelerini dinliyorum. Seni düşünceli görünce merak ettim. Korkma, bir daha yapmayacağım." Göz kırptı. "Ama söz veremem." Yutkunarak önüme döndüm. Bu adam gerçekten kaçıktı! "Arada öyle olduğumu söylerler." Ben ona bakınca gülerek mahcup bir bakış attı. "Ah, pardon." İçimden sabır dileyerek Bulut'a döndüm. "Daha ne kadar bu lanet yerde kalacağım?" Ellerini pantolonunun cebine koyup Kâhin ile bakıştıktan sonra cevap verdi. "Şebnem yarın sabah evde olacak ama sanırım sen bir süre daha bizimlesin." "Ne kadar o süre?" Derin bir nefes aldı. "Bilmiyorum. Kısa da olabilir, uzunda." Normalde sinirlenmem gerekiyordu ama sinirlenmedim. Çünkü asla onlarla kalmayacaktım. Bulut sabah Şebnem'i götürdüğünde bir şekilde Kâhin'i oyalayıp buradan kaçacaktım. Düşüncelerim bir kaçık tarafından okunabildiği için sorgu dolu bakışlarla Kâhin'e baktım. Ama yüz mimikleri oynamadığı için düşüncelerimi okumadığını anladım. Bunun verdiği rahatlamayla tam arkama yaslanacaktım ki bir ses duyuldu. "Bu ses ne?" Kâhin kaşlarını çatarak gözlerini kapatıp bekledi bir süre. "Kahretsin!" Hızla gözlerini açtı. "Körsis'ler gelmiş!" Bulut şaşkınlıktan çıkıp sinirle homurdandı ve bir küfür savurdu. "İnanamıyorum!" diyerek ellerini sertçe saçlarından geçirdi. "Yarın öğlen gibi burada olurlar demiştin!" "Evet demiştim!" diye bağırdı Kâhin. "Ama onların kendi büyücüsü ne yapmış etmiş, düşünce kontrollerim ile oynamayı başarmış! Bana böyle düşündürmüş!" Derdi neydi bunların? Gündüz de bahsettikleri bu Körsis'ler kimdi? Niye bu kadar tedirgin oluyorlardı? "Kim bunlar?" diye sordum dayanamayarak. "Neden bu kadar korkuyorsunuz?" "Ben onlardan asla korkmam. Ama babama haber uçururlarsa seninle ilgili, işte o zaman iş işten geçmiş olur." Bulut'a anlam veremeyerek baktığımda Kâhin stresle konuştu. "Ne yazık ki senin babanın büyücüsü çok iyi, tüylü dostum. Ve bu beni çıldırtıyor!" "Şuan önemli olan bu değil, Kâhin. Babam Elina'yı öğrenmemeli. Ne yapacağız?" Kâhin bir süre düşündükten sonra duvar dibindeki ince uzun masaya yöneldi. "Sen Şebnem'i şimdi götür. Elina benimle kalsın, onu hissetmemeleri için elimden geleni yapacağım. Az önceki sese bakılırsa babanın büyücüsü Hurnok geldiğini haber verdi. Bunu bana bilerek yapıyor kibirli!" Sinirli sesini ilk defa duyuyordum bu adamın. "Yaklaşmış olmalılardır. Onların geldiği yönün tersine git ve Şebnem'i evine bırak." Bulut hızla başını sallayıp Şebnem'e doğru yöneldiğinde korkuyla ona baktım. Yanımdaki yatakta mışıl mışıl uyuyan kardeşimin elini tutmuştum. "Ona zarar gelirse seni asla yaşatmam, ne pahasına olursa olsun." Fısıltımın içindeki öfkeyi aldırmadan gözlerimin içine baktı. "Merak etme, ona hiç bir şey olmayacak. Ben cani değilim." Kâhin Şebnem uyanmasın diye elindeki kırmızı sıvıyı ona içirmeye başladı. Bakışlarımı tekrar Bulut'a çevirdim. "Cani olmadığın için mi arkadaşlarınla 89. Sokak'ta katliam yapıyordunuz?" İçimdeki öfkeyi kusar gibi sarf etmiştim sözlerimi. Ama bundan hiç etkilenmeden yine donuk bir şekilde bakıyordu. "Gece o sokağa girenler, meraklı veya sarhoş olan aptalın tekiler." "Bu bir şeyi değiştirmez." dedim. Bulut tam bir şey diyeceği zaman Kâhin onu bakışlarıyla susturup bana döndü. "Arkadaşınla vedalaş, Elina. Bizimle kaldığın süre boyunca hayatta kalacağına garanti veremem." Yutkunarak dinledim onu. Şebnem'in yanağına ve saçlarına derin öpücük kondurup elini sıktım. Kulağına eğildiğimde ağlamamaya çalışıyordum. "Seni her zaman seveceğim, kardeşim.." diye fısıldadım. "Bu arada çikolatayı yine çok kaçırıp Fatih'leri hastanelerde sürükleme lütfen." Yüzümde buruk bir tebessüm oluştuğunda gözümden bir yaş firar etti. Kaç kere hastaneye düştüğünü saymayı bırakmıştık artık. Bulut söylediklerimi duysa da umursamadım. Ama içimden lanetler saydırmıştım bu özelliğine tabii ki. "Hadi, götür." Kâhin'den gelen komutla Bulut hemen Şebnem'i kucakladı. Ben ise avucumdan kayan eli seyrettim. Hızla bölmeden çıkıp kaybolduğunda Kâhin omzuma dokunmuştu. "Her şey senin elinde," diye fısıldadı. "Sen ve Bulut kurtları kurtaracaksınız. Her şey sizin elinizde.." "Şunu söylemeyi kes!" Yüksek sesle bağırmam boğazımı acıtsa da umursamadım. "Ne istiyorsunuz benden?!" "Yakında her şeyi öğreneceksiniz zaten." diyerek uzaklaştı. "Sandığımdan da hızlı geldiler." "Ne diyorsun sen?" Masadan bir tüp alıp yanıma geldi ve tüpün üzerindeki tıpacı çıkardı. Cam tüpten çıkan sisli şeyi etrafımda çevirince kaşlarımı çattım. "Geldiler!" dedi. "Bunun sayesinde senin melez olduğun yalanını yutacaklardır." Tam ağzımı açtığım esnada mağarada bir ses yankılandı. "Kâhin! Neredesin?" Yabancı bir erkek sesiyle Kâhin gözlerini yumup tüpü masaya bıraktığı gibi bölmeden çıktı. Merakla peşine takılıp bende çıktım. Mağaranın girişinde elinde meşale tutan simsiyah pelerinler giymiş, yaklaşık on beş kişi görünce korkmuştum. Kâhin'in arkasına doğru bir adım attığımda en önde duran adam üzerindeki siyah şeyin şapkasının altından bana bakmıştı. "Bu kim?" Sesi buz gibi ve sertti. Hangi cehenneme düştüm ben böyle? "Kızım!" Şaşkın gözlerle Kâhin'e döndüğümde bana hiç bakma zahmetinde bile bulunmadı. "Kızın mı?" Adamın bile sesi şaşkın çıkmıştı. "Evet." dedi Kâhin. "Annesi bir insan, ve kızım bir melez. Yakında babası gibi çok yetenekli büyüler yapabilecek, Hurnok." Hurnok denilen adam başındaki şeyi kaldırdığında artık yüzünü görebiliyordum. Sakalsız bir yüzü, siyah kısa saçları, saçları kadar koyu gözleri ve sert bir ifadesi vardı. "Sen ne ara evlendin?" "Seni ilgilendirmeyen konulara karışma." Bana döndüğünde yüzümdeki ifadeye gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Sen içeri geç kızım." Kaşlarımı çatarak Hurnok mudur nedir ona kısa bir bakış atıp, Kâhin'e de şaşkın sert gözlerimi çevirip içeri girdim. "Harika!" diye sitem edip sandalyeye oturdum. "Artık büyü yapan bir baban var Elina!" Bunların hepsi kesinlikle aklımı kaçırmam için düzenlenen bir oyun olmalıydı! BÖLÜM SONU! *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE