"Bu kadar renkli iken nasıl bir acı taşıyorsun içinde?" diye fısıldadı Rüzgar. Güneş bir hıçkırık çekince soru beyninde biran döndü ve saçları ile ilgili konuştukları o an beynine bir yıldırım gibi düştü.
"Kafamda kocaman bir leke var ve ben ona nispet olsun diye saçlarımı renklendirdim." Rüzgar biranda buz kesti. Gerçekler gizlendiği kuytudan açığa çıkıp Rüzgar'ı ele geçirmeye başladığında genç adamın kalbini saran korku bedenini hareketsiz kılıp öldürücü bir zehirle vücudunda dolanmaya başladı.
Güneş kas katı kesilen bedeni ve yalvaran mırıltıyı duyduğunda sırtından aşağıya korku dolu bir ürperti döküldü. Rüzgar'ın nefes bile almadığına emindi neredeyse. Aralarında ki bağ öyle bir boyuta ulaşmıştı ki onlar farkında olmadan. Başka bir yerde başka bir mekanda olsalar birinin nefesi kesilse öbürü de nefessiz kalırdı. Birinin eline bir diken batsa öbürünün canı daha fazla yanardı.
"Olmaz." Bütün anlamlar tek bir kelimede bütünleşip gerçeğe karşı savaşa durdu. Olmaz!
güneş'in kalbi bu yakarışta titrerken Rüzgar'a bakmaktan ölesiye korkuyordu. O kaçtığı geride bıraktığı gerçek yine derinlerine çekecekti. O acıyı annesine babasına baktığında gördüğü o tarifsiz acıyı görecekti. Aynı bakışları görmekten ölesiye korkuyordu.
Öyle olmamasını dileyerek titrek bakışlarını kaldırdı.
Rüzgar'ın bakışlarının derinliği ile yüzleşti. Ruhu bir gerçekliğin içinde tutsak. İçine düştüğü çıkmazda saplanıp kalmış gibi öylece boşluğa bakıyordu.
"Kafanda kocaman bir leke var ve sende nispet olsun diye saçlarını rengarenk boyadın." Dedi. hala o boşlukta hala o çıkmazın içinde. İnanmak istemiyor gibi mırıldandı Rüzgar.
Güneş mırıltı ile dökülen ona ait cümleler ile o ana gitti. Rüzgar'la konuştukları o zamanda öylesine söylediği kelimeler şimdi onu ele verip bütün gizemi ortaya sermişti.
Dilinin ucunda salınan gerçekler bir darağacında ölümü beklerken ayaklarının altında ki sandalye hiç ummadığı anda çekilip gafil avlayarak onu nefessiz bırakıyordu....
Yağan kar şiddetini arttırırken kar taneleri bedenlerinin üzerine tutunup onları beyaz bir örtüyle sararken ikisi de susarak öylece kaldılar aralarında ki her sesiz saniye zamanda akıp dakikalara ulaşırken ruhlarını bir birine bağlayan birer kördüğüme dönüşüyordu.
Anka kuşu...
Kanatlarında gökkuşağının renklerini taşıyan
Ölüm taşıyan ruhun adıydı artık...
Sessiz çığlıklar can bulup dikenli tellere dönüşüp onları sarmaşık bir ağ gibi sararken geçtiği yollarda bedenlerini yavaş yavaş istila edip parçalıyordu. Acı her yerdeydi artık bedeni aşıp ruha ulaşıyor ve hiçliğe karışıyordu...
Rüzgar'ın bir damla göz yaşı uzun kirpiklerine tutunup öylece kaldı. Çaresizce meydan okuyarak yer çekimine.
Güneş korku ile mırıldandı. Dudakları yalanlamak öyle bir şey olmadığını söylemek için aralandı ama boğazında kocaman bir yumru hiçbir sözcüğün geçişine izin vermedi.
sadece "Kirpik." Boğazında ki yumruyu geçti. Sesi kurumasına rağmen şefkat doluydu. Rüzgar'ı düştüğü dipsiz kuyudan çekip aldı bu kelime.
"Anka?"diye fısıldı cansızca. Gücü çekilmiş cansız bir surette sis bulutu gibi yayıldı etrafa bu iki kelime. Onların bir birlerine taktığı iki güzel isim onları varlıkları ile bütünleştiren adeta onlara bir yemin vaat eden iki isim.
Güneş uzanıp yüzünü avuçlarının arasına aldı. Rüzgar etrafını saran karanlığın içinde ki o sıcak eli hissettiğinde teninin ne kadar soğuduğunu bilmiyordu ama Güneş ruhsuz bir cesedi avuçlarının içinde tutuyordu adeta.
Bir şeyler söylemesi ve kelimeleri ile ona can vermesi gerekiyordu. Çünkü her kalp hassastı ve sözlere çabuk kanardı.
"Her şey yolunda." Diye fısıldadı usulca.
Buz dağının altında cansız bir ateş baş gösterdi o an. O ateş buz dağına meydan okuyabilir yenebilir miydi ki?
Sevgi öylesine güçlüydü ki bir kıvılcımla başlayıp bir volkan olabilirdi. O küçücük alev cansız bir ateş oldu Rüzgar'ın kalbinde.
Bakışları Güneş'in harelerine düştü. düşüncelerini yalanlayan bir bakış aradı ufacık bir umut, saniyeler akıp giderken akrep ve yelkovanın yarışından umut doğmadı. O aleve sert bir Rüzgar esti Soğukluk öylesine yoğundu ki meydan okuyamadan kara bir buluta dönüşüp havaya karıştı.
Ateş yangın olmadı. Umut doğmadı.
boşluktan salınan bakışları Güneş'in bal gözlerine tutundu. Güneş'in dimdik ve güçlüymüş gibi gözleri hüzünle kaplanıp, göz yaşlari dışarıya akmamak için direniyordu. Dışarı dökülmeyen her damla kızın içine akıyordu. ruhu darmadağın oldu. kaçtığı her şey bir kez daha onun çıkmaz sokağı olmuştu. dokundu her hayatı yerle bir ediyordu adeta. dokunduğu her hayata zehir ve acı bırakıyordu. Rüzgar’ın gözlerinde ki korku reddediş ve yıkım hepsi Güneş’in kalbine çarpan hızlı birer tren gibiydi.
o lanet fısıltı çalındı kulağına,
O ölüyor...
Onun kızı ölüyordu...
Anka kuşunun Renkleri kaybolmuş siyah hepsini kendi karanlığına hapsetmişti. Teninin bir ateşle dağlandığını hissediyordu Rüzgar ciğerlerine tutunan nefesin yakıcılığı bedenine işliyordu.
Bazı acılar öylesine ağır olurdu ki insan acıdan bile ölebileceğini hissederdi. Ve acının da acısı En kötüsü de ölemezdi yaşamaya devam ederdi. Kalbinin ortasında kocaman bir acı ile yaşardı. buna mecbur bırakılırdı. canının dağıldığını hissetti. hayatında ki her şey bir kasırganın kurbanı oldu.
Bu bilinç bir kasırga gibi yıkıp geçmeye başladı Rüzgar'ın ruhunda. Devrilen her bir duygu hayallerini geleceğe dair umutlarını yerle bir etti...
Artık ölüm kokan zamanda hayat bulacaktı. Aldığı her nefes ciğerlerine ölüm olarak işleyecek içtiği su hayatın zehrini sunacaktı. Ölmek isteyecek ama ölemeyecekti bile.
Bununla nasıl yaşıyordu Güneş? Nasıl gülebiliyor, mutlu oluyordu?
Bir an sarsıldı ve içinde bir çırpınış doğdu. En kötü zamanda bile tutunduğu bir dalı olurdu. onu mutlu edecek hayata ve acılara karşı güçlü kılacak. Her zaman olmuştu yine olurdu...
Onu hiç bırakmayacaktı bir yolu olmalıydı.
Son bir kırıntı ile mırıldandı,
"Bir yolu olmalı." diye fısıldadı umutla.
Güneş daha fazla dayanamadı. Bununla defalarca savaşmıştı. Her yeni bir tedavi onları avutur havalara uçurur ama sonra kanatlarını kırıp yere bırakırdı.
Rüzgar'ın böyle parçalandığını görmek onun yüzünden canın yanması çaresizliğini elinin kolunu bağlamaktan başka bir işe yaramıyordu. Sinir hücreleri tek tek alev alıp Rüzgar'ı sertçe kendinden uzaklaştırdı.
"Yok!" diye haykırdı.
Rüzgar duvara çarpmış gibi sarsıldı.
"Ailem, babam çaresini aramadı mı sanıyorsun. Yok işte yok!" Kelimeler haklılıkta güçlenip sert bir balyoz darbesi gibi vuruyordu zamana.
Gözlerinin içine baktığında orta yaşlarını almış bir adamla karşılaştı sanki. Yüzü genç ve yakışıklı ama ruhu yaşlanmış solmuş bir adam.
Hıçkırıklarını serbest bıraktı Güneş. İçine akan her damla göz pınarlarından sızıp yanağında yuvarlanmaya başladı. Rüzgar'ın elleri de ayakları da ona ulaşmak için zaman kaybetmedi Canında ki son parçasını tutunur gibi tutundu Rüzgar Anka'ya. Ani bir refleksle kollarının arasına alıp sımsıkı sardı. Öyle ki bırakırsa ellerinden kayıp gidecekmiş gibi. Acısını birazcık hafifletmek ona şifa olabilmek umudu ile dudakları göz yaşlarına dokunurken nefesi örtüyordu.
"Özür dilerim." Diye fısıldadı en sonunda. Onun yüzünden bir kez daha bu hastalıkla yüzleşmek zorunda kaldığını biliyordu Rüzgar. Kızın tek başına bu kadar yetersiz olmasına rağmen böyle bir yola çıkmasını şimdi anlıyordu.
"Ağlamana dayanamam diye fısıldadı." Tekrar.
Güneş usulca Rüzgar'ın kollarının arasına sokuldu. İçini boşaltıp göz yaşları kuruyup sinirleri yatışıncaya kadar ağladı. Rüzgar sıkı sıkı tutundu. Kar artık bedenlerinin üzerinde kalın bir tabaka oluşturmuş ve tenlerini buz gibi sarıyordu.
Güneş kriz geçince Sessizce mırıldandı.
"Üşüdüm."
Rüzgar o anda bedenine inen uyuşukluktan ve acıdan ayrı bir kıpırdanış sezdi. Güneş'i aniden kucakladığında kızın dudaklarından ani bir çığlık koptu. Refleksle ellerini Rüzgar'ın boynuna doladığında yine göz göze geldiler.
Rüzgar'ın dudakları dümdüz, uzun kirpiklerinin çevrelediği gözleri kederli.
"Kirpik." Dedi iç çekerek.
Rüzgar her zaman yaptığı gibi maskesini taktı ve söylendi.
"Hastayım diye her şeyden kaytarırsın artık."
Güneş'in göz yaşları gülümsemesi ile harmanlandı.
"Baş belası bücürük."
Güneş hıçkırığını boğarken başını rüzgar'ın kalbine koydu. Onun küt küt atan kalbini hissedebiliyordu. Parmaklarını kazağa geçirip avuç içini yasladı.
Ne zaman nasıl oldu bilmiyordu ama kalbi bu kalp için atıyordu. çok uzun zamandır vardı bu hisle yaşıyordu sanki.
Rüzgar'ın bakışları gökyüzüne dönerken içinde ki sessiz çığlıklar bir damla olarak tutunduğu kirpiğe asıldı ve üzerine düşen bir kar tanesi ile güçlenerek Güneş'in renkli saçlarına düştü.
Otelin kapısına geldiklerinde yere bıraktı. Güneş'in soran gözlerine cevap,
"Geleceğim." oldu.
arkasını dönüp ondan uzaklaşırken ne yapacağını nasıl başa edeceğini hiçbir şey bilmiyordu. bütün her şey siyaha bulanmıştı adamın ruhu ve hayatı kara bir dehliz gibiydi acıyı yuttukça yutuyordu ve bitmek bilmez bir girdap gibiydi. sokaklar ve Rüzgar yine o karanlığa açılıyordu. yine sokaklar önünde dökülüyordu beş yaşında yurttan kaçtığı ilk gece de olduğu gibi. adım atan beden kocamandı ama taşıdığı o kalp hala beş yaşındaydı.
****