Hayatı askıya aldığımız zamanlar olurdu bazen, bütün gerçekliklerden uzaklaşıp anlarda dolandığı, dertsiz tasasız geçen günler.
Kısa da olsa mutlu olduğu, içten güldüğü, zamanın nasıl geçip gittiğinin farkında olmadığı, bir rüyanın içinde savrulup, hayallerin içinde kaybolduğunu düşündüğü zamanlar. Güneş için Rüzgar'la geçen günler gibi...
Zamanda gizlenen zehir hiç kaybolmaz, köşesinde sinsice beklemeye başlar, güçlenir ve bütün yırtıcılığı ile. En zayıf anı yani doğru zamanı kollamaya başlar saldırmak için. Eskisinden daha güçlü, daha yıkıcı olmayı umut ederek...
Güneş'in en zayıf olduğu an Rüzgar'ın kalbini delip geçtiği ruhunu salıncakta salladığı o andaydı. O öpücükte...
Rüya bitip gerçekliğin en ağır indiği zaman. Er ya da geç yok saydıkları, gelip kapıya dayanırdı insanın. kaçıp gittiği gerçeklik gün yüzüne çıkıp gelmişti. Bütün acımasızlığı ile. Aldığın mesafe ne kadar uzak olursa olsun dönüş için hiç bir şey ifade etmez, çünkü zaten hiçbir yere gidememiştir. Gerçekler asla kaybolmaz, yok olmazdı...
Güneş elindeki kitabın aynı satırını kaçıncı defa okuduğunun farkında bile değildi. Zaten okumayı bırakalı da epey olmuştu sadece boş boş sayfaya bakıp içine çekildiği düşüncelerde kayboluyordu.
Rüzgar'a öylesine alışmıştı ki iki haftadır değil de yıllardır tanıyordu sanki. Hayata gözlerini açtığından beri onunla birlikte nefes almış, onunla birlikte yürümüş, onunla gülmüş onunla ağlamıştı, ruhu içine düştüğü her boşlukta onu aramış, bulduğunda da hiç kaygısız, şüphesiz kabullenmişti.
Şimdi ondan ayrılmak ölmekten daha zor değildi Güneş için.
Bir avuç zamana sığmaya çalışırken,
Şimdi ise bir avuç kalbin içinde sıkışıp kalmıştı. Ve bütün varlığı o kalbin bir an bile uzağında olmak istemiyordu. Rüzgar'dan ayrılmak istemeyecek kadar bencil bir kimliğe bürünmüştü.
Saatler süren bir yolculuk ikisi içinde suskunluktan ibaretti. İkisi de basit birkaç kelimenin dışında iletişime geçmemiş. Kendi kabuklarına çekilmişlerdi... radyoda çalan şarkılarda hüzünlenmişler, aynı düşüncelerin içinde kaybolmuş, vazgeçmenin yankısına düşmüş, kıyısından geçtikleri şehirleri paylaşmış aynı oksijene ortak olmuşlardı. Onlar susmuş eylemleri, bakışları, nefesleri konuşmuştu, susarak anlaşmışlardı.
Rüzgar Güneş'in saçları ile oynamasından sıkıldığını, somurttuğunda acıktığını, kitabını okumadığında daldığı düşüncelerin ağırlığını sezmişti. Güneş Rüzgar'ın esnemesinden yorgunluğunu, çalan bir türkü de hissettiği hüznü, gaza yüklendiğinde çay molasının vaktinin geldiğini anlamıştı...
Altı saat süren yolculukları akşam üstünde son buldu.. Gece başlaması beklenen bir kar yağışı vardı. O yüzden karavanda değil otelde kalacaklardı. İlk durdukları otel dolu olunca bir başkasına, sonra bir başkasına ve diğer başkası da dolu olunca ikisi de susmayı bıraktılar.
"Karavana kaldık."
Rüzgar kızın düşen suratına bakıp tek kaşını kaldırdı. Belli etmese de butik otellerden birinde kalmak isteyen hevesinin sönüşüne aldırmadı.
"Kolay vazgeçiyorsun." Dedi ukalaca.
Güneş kafasını kaldırıp Rüzgar'a baktı ama cevap vermedi. Rüzgar'da ona aldırmadan yürümeye başladı Güneş'te arkasına düştü. Birkaç sokak arkalarda kalmış bir sokağa daha girdiler.
"Tek kişilik odamız var." dedi görevli baktığı ekrandan kafasını kaldırarak
Güneş gözlerini bezginlikle devirdi.
Rüzgar için bir sorun yoktu,
"Tamam tutuyoruz." dedi kısa ve net.
Güneş'in bakışları devrildiği yerden kalkıp Rüzgar'ı buldu. Rüzgar hiç oralı değildi montunun cebinden cüzdanını çıkarıp kimliğini alıp görevliye uzattı ve güneşe döndü.
"Ne bakıyorsun öyle. Kimliğini ver."
"Seninle aynı odada mı kalacağız?" dedi Güneş. Bu mümkün değilmiş gibi.
Rüzgar ukalaca gülümsedi,
"Benimle uyudun dün gece ve son iki haftadır bir dağ başında yalnızdık. Yani sana bir şey yapmak istesem zaman ve mekanlar çok uygundu. " Dedi. Sesi sadece alay doluydu ve Güneş'e karşı bir mesafe ve kırgınlık barındırıyordu.
Güneş'in içi burkuldu. Rüzgar bilerek onunla alay ediyordu.
"Bir şey yapacağından demedim." Diye açıkladı.
Rüzgar umursamazca etrafına bakındı. Söylemek istediklerini yutmak için ama sonra vazgeçti. Kızın ne sakladığını öğrenmek istiyordu. Bunun yanında kimi istemediğini de idrak etmesini istiyordu.
"Hem bakarsın ben odaya bile gelmem." Dedi Güneş'e kibirle.
Güneş'in kaşları havalandı,
"Karavanda mı kalacaksın?" diye sordu. O kadar saftı ki.
Rüzgar onu aşağılayan bir kibirle baktı
"Hayır." Dedi.
Güneş'in kalkan kaşları inerken ne kast ettiğini anladı. Piç kurusu kendine bir kız falan mı ayarlayacaktı. Kalbi bu düşünce ile kasılırken kıskançlık tohumları yeşermeye koyuldu.
"Kimlik alabilir miyim?" diyen görevlinin sesi düşüncelerden sıyırsa da kalbinin kasıntısı devam ediyordu.
Eli titreyerek ve dolaşarak cüzdanını buldu. avuç içleri sinirden dolayı terlemişti ve kendini kontrol edemiyordu. Zorda olsa kimliğini uzattı ve Rüzgar'a biran olsun dönüp bakmadı.
rüzgar ise kızın nasıl kıskandığını açıkça görüyordu. Birden yüzü allak bullak olup öfkelenip, alnında ki bir damar hafif belirginleşince daha önce bunu görmediğini fark etti. Ona dair her ayrıntıyı bilmek isteyen bir dürtü vardı. Ona dair olan her şeyi ezberlemek. Bir kutuya alıp saklamak isteyen bir his yumağı. Çözülmeyip daha da dolaşan dolaştıkça Rüzgar'ı düşünceler ve hisler sarmalında savaşan. Her hareketini her kelimesini, her gülüşünü öfkelerinin çeşitli tonunu, bakışlarında ki tınıları.
Kızın asık suratı düşüncelerini dondururken . ona böyle soğuk davrandığı için üzülmesine acıma dürtüsünü de engelleyemiyordu. Aptal diye homurdandı içinden. Neyi zorluyordu. Saklayacak ne vardı acaba. Sonunda ölüm yoktu ya!
Görevli kimlikleri üst üste koyunca ikisi de aynı anda ellerini uzatınca elleri çarpınca ikisi de baştan aşağıya elektrik akımına maruz kalmış gibi ürperdiler.
Aralarında ki gerginlik öylesine hissedilirdi ki, bir birlerine uçmak isteyen iki kalp ama inatla geri duran iki bedenin savaşını yansıtıyordu.
"Ben karavanı getiririm sen odaya çık." Dedi Rüzgar. Güneş onun bu kadar çabuk değişmesine şaşıramıyordu bile. Kalbinden ince bir sızı geçti. Dün akşam onu öpen gözleri soğumuş ve bakışları ifadesiz bir tavır almıştı. Sanki duygularının üzerine buzdan bir örtü serilmiş ve vurdumduymaz, galesiz o acılarını arkasına saklanan Rüzgar yeniden hayata gelmişti. Güneş burukça gülümsedi ne bekliyordu ki, onu istemediğini söylemişti Rüzgar belli etmese de çok hassas bir kalbi vardı ve ifadesiz ve çapkınlık dolu o adam bir görüntüydü. Esas olan o görüntünün arkasında ki duvarların arkasında saklanan Rüzgar'ın varlığıydı. Oraya ulaşan bir kişi vardı şimdiye kadar Anka Kuşu...
Anahtarı aldı ve odaya çıktı. Otantik bir oda, tüfün oyulması ile oluşturulmuştu. yerde motifli kilim, demir karyola ve ahşap işlemeli komedin ve dolap vardı. Dolabın yanında banyo kapısı ve yatağın karşısında pencere. Pencerenin önünde kadife işlemeli iki adet tekli koltuk konulmuştu. Pencereyi örten kanaviçe işlemesi kırmızı motifli çiçekler ve dantel bir bant geçişi olan beyaz keten bir kumaş salınıyordu. küçük ve huzur verici bir görüntü bütünlüğü oluşmuştu
. Güneş'ten huzur epey uzaktı. Rüzgar'dan iki gün sonra ayrılacaktı. Aklına geldikçe kalbi köze dönüşüp onu yakmaya, içini paralayan bir volkana dönüşmeye başlıyordu. Onu bırakmak onsuz olmak istemiyordu. Bencillik bütün hücrelerinde olsa da bu düşüncesinden vazgeçmemeliydi. Rüzgar ölüm gibi bir gerçekle yüzleşmemeliydi.
Kendini kırmızı kadife örtüsü olan yatağa bıraktı. Belki de bu maceraya son verip ailesinin yanına dönmeliydi. Rüzgarsız gidilen hiçbir yerin anlamı olmayacak ve hiçbir şekilde mutlu etmeyecekti. bu herkes için en sağlıklı karardı.
Yatakta toplanıp cenin pozisyonunu aldı. Akşam Rüzgar'ın başka bir kadınla olma ihtimali saç diplerine iğne batırılmış gibi canını yaktı. Kalbinin gizli bir el tarafından sıkıldığını hissetti. Görmek istiyordu o kıza nasıl baktığını, nasıl dokunduğunu görmek ve onun aşağılık bir adam olduğuna şahit olmak istiyordu. Böylece Rüzgar'ı geride bırakmak daha kolay olacaktı Güneş için. Biraz üzülecek ve geçecekti. Öyle umuyordu....
Kapı çalınca yerinden kalkıp istemsizce yerinde doğruldu ve gidip açtı. Rüzgar'a bakmadan geri gidip yatağa oturdu. Rüzgar onun bu kayıtsızlığına sinirleniyordu ama belli etmek yerine bu kadar kayıtsız kalmayı akşam da başaracak mıydı onu merak ediyordu.
Hiç aldırmadı ve ıslık çalarak el çantasından eşyalarını çıkarıp ıslık çalarak banyoya geçti. Güneş de ne kadar kayıtsız kalmaya çalışsa da içinde sinirden tepinen bir kız vardı. O tekmeleri Rüzgar'a geçirmek istiyordu. Hayvan dün gece beni öpmedin sanki diye homurdandı arkasından.
Hemen çantasına açıp eşyalarını çıkardı. İşine yarar tek bir kıyafet yoktu hepsi pantolon ve kalın kazaklardan ibaretti. Sinirle bu defa dışından tepindi. Çantasından not çıkardı. Rüzgar'ın banyodan gelen ıslıklarını duyunca da sinirlenip notu çantasına atıp kapıyı çarparak kendini dışarı attı.
Ara sokakları ve hediyelik eşya dükkanlarını geçip küçük bir butik buldu. El yapımı dokuma kumaşlardan dikilmiş elbiselere baktı bir süre ama eli kadife siyah elbiseye dokununca geri gitmedi. Bedeni de uyunca hemen ödemesini yapıp hızlıca geri döndü. Çünkü Rüzgar'ı kaçırmak istemiyordu.
Odaya tekrar ulaştığında Rüzgar'ın hala banyoda olduğunu anlayınca öfke damarlarında cirit atmaya tekrar başladı. Tanımadığı bir kız için bu kadar süslenen bir öküz olamazdı onun tanıdığı Rüzgar.
Rüzgar nihayet dışarı çıktığında elleri dağınık saçlarının arasından geçip kafasını kaldırdığında, Güneş olduğu yerde çarpıldı.
Siyah kot siyah swit ve o her daim dağınık saçlar özenle ve itinayla dağıtılmış ama sanki dağıtılmamış doğal hali buymuş gibi bir havaya sokulmuştu ve biranda içeriyi Rüzgar'ın eşsiz çekici kokusunun istilasına uğramıştı.
Güneş o kadar çok şaşırmıştı ki, Rüzgar'a bunu belli etmemesi gerektiği bile umurunda değildi. Koku ile harmanlanmış görüntü milyon kelebeğin istilasında bıraktı Güneş'in kalbini. Kesinlikle ona kayıtsız kalamıyordu. Onsuz olamıyordu.
"Diğer kızlara da kalsın." Diyen Rüzgar'ın ukala sesi ile biran olsun toparlanıp yutkundu.
"Zıkkım yesinler." Dedi Güneş samimiyetsiz bir gülümseme ile.
Rüzgar'a kalsa da zıkkım yesinlerdi. Ama bu gece için Güneş'in ne sakladığını öğrenmek gibi bir planı varken Güneş'e katılmamayı tercih etti.
"Ben kaçar." Deyip ona aldırmamayı denedi.
Güneş bir adımla önüne geçti,
"Bende geleceğim."
Rüzgar olduğu yerde durup boyu omzuna ancak ulaşan kıza düşürdü bakışlarını. Zaten bunu bekliyordu Güneş'in merakına yenilip peşinden gelmesini.
Güneş o kadar tecrübesizdi ki Rüzgar'ın düşüncelerini okuyamadı. Bunda Rüzgar'ın ortama yaydığı havasının katkısı da olabilirdi.
"Sana ayak bağı olmam." Dedi hızlıca. Rüzgar düşünürse gelmesine izin vermezmiş gibi.
Rüzgar içinden bir yumruk çaktı ama dışından ruhsuzca ve sıkılarak,
"Peki." Dedi. Amacına ulaşmış kızı peşine takmayı başaracaktı. Bakalım Rüzgar’a daha ne kadar kayıtsız kalacaktı.
Güneş uçarak banyoya gitti ve o hızla geri geldi. Rüzgar ne olduğunu merak ederken Makyaj çantasını kapıp geri gitti. hızlıca bir duş aldı. Saçlarını havluya sarıp makyajına geçti. koyu renk far ve koyu mor rujunu sürdü. Bu ruju çok seviyordu. Ona yakışmakla kalmayıp saçları ile birlikte farklı bir kimliğe sarıyordu. Ne zaman sürse kendini serseri ve vurdumduymaz bir gotik gibi hissediyordu. Yanaklarına da allık sürüp soluk tenini renklendirdi.
Elbiseyi giydiğinde kadife kısa tulumu ve beli tam oturuyordu. Ayakkabı için endişelenmesine Gerek yoktu postalları işini görürdü. Saçlarını hızlıca kurulayıp bir kısmı ile topuz yaptı ve alt kısımlarını omuzlarına bıraktı.
Rüzgar'ın beklerken iyice huysuzlanacağını biliyordu o yüzden çantasını alıp hızlıca kapıyı açınca telaşla çantayı yere düşürdü ve eşyaları odaya dağıldı. Söylenerek toplanıp kafasını kaldırdığında Rüzgar'ın ona çivilenen bakışları ile karşılaştı.
Nefes kesiciydi... eşsizdi..
Biranda büyümüştü sanki bücürük, büyümüş ve kalpleri hoplatacak bir güzelliğe bürünmüştü. Rüzgar onun bu görüntüsünü hazmetmek için sertçe yutkundu. Güneş o bakışlarının yoğunluğu ve o yutkunuş karşısında saç diplerine kadar ürperdiğini hissetti. Teninden bir alev kıpırtısı geçti.
"Hazırım." Dedi harfler yarım yamalak birleşerek.
Rüzgar kaşlarını da kaldırarak homurdandı.
"Görüyorum."
Görüyorum ve sende kayboluyorum.
Ve birazdan bir çok erkek de görecekti. Bu bilinç tahammül edilemez bir durumdu. Ne yazık ki buna katlanmak zorundaydı. Rüzgar tam tersine kızı kafesine hapsedip saatlerce bu odada onunla başka türlü şeyler yapmak isterdi.
Ve bir ömürde kendine tutsak etmek için her şeyini verebilirdi.
Gizemi çözdüğünde tüm bunları sırası ile yapacaktı. Sadece bu gecelik diye kendini telkin etti. Çünkü bundan sonra ki geceler de Rüzgar kızı kendinden bir an olsun uzak tutmayacaktı.
Arkasını döndü ve odadan çıktı Güneş'te her zaman ki gibi peşine takıldı. Bir barın önünde durduklarında Rüzgar tek kaşını kaldırıp emretti.
"Erkeklerle muhatap olmayacaksın." Çünkü Rüzgar'ın hassas sinir uçları böyle bir şeyi kaldırmazdı. Olay çıkardı. Güneş’le bir erkeği yan yana düşünmek bile korkutucu bir karanlıktan ibaretti.
"Sen kızlarla takılabileceksin." Dedi Güneş. Onun için de olaylar hiç iç açıcı değildi ve Rüzgar'ın soğuk tavırları bir kıvılcımı bekliyordu.
"Sen kızlarla takılabiliyorsun."
"Evet." Dedi bütün ukalalığı ile. Güneş ona gününü gösterecek birkaç kelime ederdi ama umursamamayı tercih etti. Çünkü zaten bunu kendisi istemişti.
"Seni tınlamıyorum." Deyip iki güvenliğin beklediği kapıya baktı. Rüzgar ukalaca gülümsedi içeri giderken yine ördek ve yavrusu gibi peşi sıra koyuldular.
Taş bir binaydı ve ortalığı zangır zangır titreten bir müzik yayılıyordu. Renkli ışıklar yanıp söndükçe içeri ortamın loşluğu kayboluyordu. Rüzgar direk bar tezgahına ulaştı Güneş'te her zaman ki gibi dibinde bitti.
Kızın ona böyle sokulmasından acayip keyif alıyordu. Onu tutup bedenine yapıştırmamak için ellerini sıkarken ters ters güneş'e baktı. Güneş ters bakışlarla afallasa da hemen toparlandı. Rüzgar'a yapışmak üzereydi. Nasıl oluyordu da ona böylesine çekiliyordu. hep kendini dibinde bulmak zorunda mıydı. Bur gerçekten utanç vericiydi..
Geri çekilip tabureye oturdu. Barmen ne içiyorsunuz diye sordu.
"Shot!" dedi Rüzgar. Sinirleri biraz gevşemeliydi.
Güneş'te
"Shot!" dedi.
Rüzgar ona hızlıca dönüp bakınca bakışları çarpıştı,
"Üşüdüm, ne zamandır elimi tutmuyorsun. Isınmam lazım." Dedi Güneş.
Rüzgar, ukalaca güldü,
"Fiziksel temas yok." Dedi.
Güneş ise acı ile güldü. Onun bu kadar saldırgan olmasını anlıyordu. Yarasına tuz basıldığı için böyleydi. Güneş ise onu korumaya çalışıyordu sadece. Bu öküz bunu göremeyecek kadar dik başlıydı.
Önlerine konulan içkiye uzandı ve gönderdi gitti.
Güneş ilk kez sert bir şeyler içecekti ve bir an durup emin olamadı. Alması gerektiği ilaçları bir haftadır bırakmıştı. O yüzden içebilirdi. Rüzgar'ın bütün dikkati ile onu incelediğinin farkındaydı. Biraz vazgeçecek bile olsa bu düşünce ile bir yudumluk içkiyi ağzına aldı ve acı tat ile birlikte boğazlarını yakıp kavurmasına izin verdi.
Başını salladı ve gülümseyerek Rüzgar'a baktı.
"Vay canına baya sert." Dedi.
Rüzgar'da mırıldandı,
"Baya sert." Diyerek ama bakışları Güneş'in arkasında bir yerdeydi
Güneş merak ile bakışlarını arkasına çevirince sert olanı gördü. Esmer bir kadın. Beyaz yün kazak ve siyah deri mini bir etek dizinin üstüne kadar çekilmiş bir bot. Çok güzel seksi bir kadındı konunun muhattabı.
Gülümsemeye çalışarak Rüzgar'a döndü.
"Güzel kız." dedi ağzında ki acı tatla ve garsona neşe ile şakıdı.
"Bi tane daha."
Rüzgar dikkatle ona bakıyordu. Bakışlarında bir şeyler aradı ve gördü rol yapıyordu renkli kafa. Gözleri alev alev kıskançlıkla yanarken içkisini tek seferde içmesini izledi.
"Eeee kıza gitmeyecek misin?"
Rüzgar dümdüz bakıyordu.
"Vazgeçtim." Dedi.
Garsona dönüp bira söyledi.
Güneş içinden mutluluk naralarına ve kanına karışan alkolle kendini dans pistine attı. Hafif çakır keyif Rüzgar'a doğru eğilip dans ediyordu ve Rüzgar kızın kafasının hafiften uçmuş haline bakıyordu. Sarhoş etse öter miydi acaba.
Bir den müzik durunca hayal kırıklığı ile somurttu ama slow bir müzik çalmaya başladı. Rüzgar ona doğru gelen Güneş'in elini tutup oturmasına engel oldu. Güneş şaşkınlıkla bakarken elini beline koyup bedenlerini birleştirdi.
"Bu gece şu fiziksel temas kuralını kaldıralım." Dedi.
Güneş Rüzgar'ın avuç içinde ki eline bakıp başını usulca Rüzgar'ın göğsüne yasladı. Adamın buram buram kokusu huzurla sarmalanıp beynine ulaşıp ateş içinde ki sinir uçlarına esinti olup hepsini yok ediyordu üstelik kanında ki alkolün de etkisiyle kendine hakim olma dürtüsünün yuları boşalmıştı.
Bütün varlığı huzurla dolarken Rüzgar'ın avuçlarının belini bir kuş tüyü hafifliğinde okşaması ve müziğin Fransızca tınısı ile bütünleşiyordu. Kanına karışan bir karınca istilası damarlarını tembellikle kat ederken bütün vücudu tatlı bir sersemlikte salınıyordu.
Rüzgar'a biraz daha sokulup azıcık olan o arayı da kapattı. Rüzgar'a ne yaptığından habersiz bir şekilde kokusunda kollarında tembel bir iç çekti.
Rüzgar kendi kendine mırıldandı.
"Seninle ne yapacağım?"
Güneş'in düşüncelerine sızan dün gece ki görüntüler ve Rüzgar'ın onu tutku ile öptüğü anlarda kaldı. sırtından aşağıya lavlar dökülürken onunla birlikte olma içgüdüsü dolmaya başladı.
Rüzgar tarafından sevilmek, onun dudaklarının büyüsüne kapılmak, bir daha bunu yapmak için şansı olmayabilirdi. Biri ile birlikte olma şansı olmayabilirdi. Bunu düşündüğü için delirmiş olabilirdi belki ama zaten çıktığı bu yolda deli ve çılgınlık dolu olmayı planlamamış mıydı?
Müzik bitti ama Güneş düşünceleri arasında sıkışıp kalmıştı. Sersemlemiş şekilde Rüzgar'a bakınca,
"Bir şey mi oldu?" dedi Rüzgar.
Güneş bakışlarını Rüzgar'ın göğsüne ve oradan da uzun boynuna dokundurdu ve hızlıca gözlerine ulaştırdı. Sittin sene böyle bir şeyi söyleyemezdi.
Çılgın bir Müzik ve dans eden insanların arasında onlar öylece bir birlerine bakıyorlardı. Adete bir birlerinin düşüncelerine sızıp beyinlerinde hüküm sürmek istercesine.
"Shot." Dedi Güneş bakışlarını kaçırarak.
Rüzgar gözlerini baydı ama kızla birlikte iki shot daha içtiklerinde Güneş Rüzgar'a baktı ama Rüzgar da onu izliyordu.
Yüzü al al olmuştu ve işaret parmağı ile baş parmağını eşeleyip duruyordu. Sonunda bir yerden başlamaya karar verdi. Bunu yapmak istiyordu.
"Bir günümüz kaldı." dedi.
"Çok istiyorsan sana engel olamam." Diye kestirip attı Rüzgar.
"İnatçılığı bırakıyorsun yani." Dedi Güneş.
"Öyle." Dedi Rüzgar. O yüzden deyip planını uygulamak için ayağa kalktı. "Esmeri kaçırmak istemiyorum."
Oyun içinde oyun, Rüzgar Güneş'e her şeyi itiraf ettirmek istiyordu, Güneş ise onunla sınırları aşmak.
Ayağa kalkmak için hamle yapmıştı ki, güneş'in eli parmaklarına değdi.
"Gitme." Dedi Güneş. Rüzgar ukalaca kıza baktı.
"Niye." Dedi ama kızın yüzünde ki ateşe dikildiği yerden bile hissedebiliyordu.
Güneş ise utanç ve cesaret arasında sıkışıp kalmıştı. Utancına yenilip Rüzgar'ın başka bir kızla olmasına müsaade edecekti ki bu ciğerlerine tutunan nefesi zehire çeviriyordu. ya da tüm cesareti ile Rüzgar'a gitme benimle kal bu gece diyecek ve dün gece ki onu sarsan öpüşmenin devamını getireceklerdi.
Rüzgar yavaşça kızın üzerine eğilince Güneş'in kalbi ürkekçe yerinde sekti.
"Bir şey mi diyeceksin?"
Güneş göz kapaklarını yavaşça indirdi ve derin bir nefes aldı ve fısıldadı.
"Seni istiyorum."
Rüzgar işte bunu beklemiyordu. Küçük bir şeytanla savaştığını o anda idrak etti. Kız ne olursa olsun asla ona bir şey anlatmayacaktı.
Yavaşça eğildi ve kulağına boğuk bir tonda fısıldadı. Güneş'in sırtından aşağıya bir ürperti geçti.
"Seni istiyorum derken?" dedi.
Güneş'in kalbi küt küt atıyordu artık.
"Aa..anladığın gibi işte." dedi. sesi titremişti. Rüzgar'ın alaylı tıslaması tenine yayılırken Burnu hafifçe yanağını okşadı ve bir eli boynunda okşayarak çıplak bacağına kadar ulaştı.
"Vücudumdan faydalanıp yarın beni sokağa bırakacaksın yani. Nesin sen aslında girdiğin hayatları küle çeviren mi? ." Dedi. sesinde ki tiksinti öylesine baskındı ki, Güneş'in vücudunda ki bütün kan çekilip kalbi tökezledi ve dengesini sağlayamayıp uçuruma yuvarlandı.
Yanağından kaynar bir damla döküldü. Rüzgar'ın yüzüne bakmadan onu ittirdi ve Rüzgar'ın bir anlık sendelemesi ile yakaladığı boşluktan geçip hızla kendini sokağa attı.
Rüzgar bütün mutsuzluğunu ve öcünü bir çırpıda almıştı. Boş sokakta yağmaya yeni başlayan karın altında koşmaya başladı güneş. Soğuk rüzgar yüzüne çarptıkça ciğerleri katlanılmaz bir acıyla sarsılıyordu. O kadar çok koşmuştu ki bir tepeye vardığını anladığında arkasından gelen adımları anca fark etti. Bu yolculuk yalnız bir serüven değildi artık.
Dönüp korku ile baktığında karanlıkta görünen suretin kime ait olduğunu biliyordu. Rüzgar. Güneş bütün gücü çekilerek olduğu yerde öylece kala kaldı.
"Anka?" dedi Rüzgar onun korkmasını engelleyerek. Kızı biran elinden kaçırınca peşinden yetişmesi epey zor olmuştu gerçekten çok hızlı koşuyordu Güneş. Ve rüzgar onu dolambaçlı sokaklarda zor takip etmişti. Dün dağ başında ki gibi bir delilik yapmasından korkuyordu.
"Kirpik." Dedi Güneş. Ve sesi Rüzgarın gövdesinde kayboldu. Rüzgar onu öylesine sıkı kavramıştı ki. bir dejavu yaşıyordu. Bu anı daha önce de yaşamıştı. Yenik düşerek Rüzgar'ın kollarına tutuldu ve hıçkırarak yalvardı.
"Lütfen sorma anlatamam.." dedi. sesinde ki yalvarış öylesine yoğundu ki. Bütün içtenliği ve kalbi ile yalvarıyordu.
"Lütfen!"
Rüzgar'ın bırakmaya niyeti yoktu. Öğrenmezse Güneş'i kaybedecekti. Ucunda ne olursa olsun onu konuşturacaktı.
O yüzden kızın saçlarını şefkatle okşarken bir yandan da minik buseler konduruyordu.
"Tamam geçti sakin ol."
Rüzgar geçti dedikçe Güneş daha çok ağladı. Ta ki o sükuta bürünüp kız kendine bırakıncaya kadar. Sessiz ve için için dökülen her göz yaşı rüzgar'ın içine dökülen bir kıvılcım olarak.
Neden diye fısıldadı? Niye ?
Bir adım geri çekilip kızın kıpkırmızı olan suratına ve şiş gözlerine baktı. Elleri renkli saçlarının üzerinden kayarken mırıldandı.
"Bu kadar renkli iken nasıl bir acı taşıyorsun içinde?" diye fısıldadı Rüzgar. Güneş bir hıçkırık çekince soru beyninde biran döndü ve saçları ile ilgili konuştukları o an beynine bir yıldırım gibi düştü.
"Kafamda kocaman bir leke var ve ben ona nispet olsun diye saçlarımı renklendirdim." Rüzgar biranda buz kesti. Güneş kas katı kesilen bedeni ve yalvaran mırıltıyı duydu.
"Olmaz."
Bakışları Rüzgar'ın gözlerine tırmandığında bakışlarında öldü....
Üzerlerine kar taneleri dökülüyordu. Ama sanki ölüm örtüsüydü bu parçalar….
***