Bölüm 3

2077 Kelimeler
Gözlerini araladığında tavana takıldı gözleri. Uzun bir yolculuk yapmışlardı ve birkaç saniye gözlerini dinlendirmek için kapatmıştı ki yorgunluktan birkaç saniye birkaç saate dönüşmüş olmalıydı. Karanlık, sadece küçük gece lambasının aydınlattığı loş bir odadaydı. Kalkmak için yeltense de ayağında ki acı ona engel olmaya yetmişti. Dünden beri bir şey girmediği midesinden gelen sesler de acısına eşlik ediyordu. ‘’ Kimse var mı? ‘’ diye seslendi. Sanki onun seslenmesini beklermişçesine açılan kapı odanın aydınlanmasını sağlamıştı. Arkadan geçen sarışın bir kadın odaya doğru kısa bir bakış attıktan sonra, üstü çıplak altında şort elinde havluyla kafasını kurulayan adam ona bakarak ‘’ Evet ‘’ dedi. Gözlerini kapatıp arkasına dönen kadın ‘’ Ne bul hal? ‘’ diye sorarken gözlerini çekse de az önce gördüğü manzara göz perdelerine istemsizce yansıyordu. ‘’Az önce geçen Rus’ la… ‘’ lafını bitirmeden gözleri büyüyen Senem ‘’Tamam, tamam devamında ki yatak maceralarınızı dinlemek istemiyorum. ‘’ vereceği cevaptan önce kahkahası yankılandı karanlık odada. ‘’ Yatak mı? Biz masayı tercih etmiştik ama. ‘’ Hızla kafasını adama doğru çevirdi, bir an yarı çıplak olduğunu unutmuş olacak ki gayet formda olan vücudu karşısında söyleyeceklerini unutmuştu. Masum bir ses tonuyla ‘’Acıktım’’ dedi. Hiçbir şey demeden kapıyı kapatan adamın ayak sesleri odadan duyuluyordu. Kafasını yastığa koyduğunda dağılmış saçları yastığın yerini dolduruyordu. Elini saçlarına götürüp oynarken az önce kapı açıldığında gelen ışık tekrar doldurmuştu odayı. Melih üstüne giydiği kot ve beyaz tişörtle kadına doğru ilerleyerek kollarının Melihına aldı. ‘’ Ne yaptığını sanıyorsun sen?’’ ‘’ Çok konuşanları sevmem demiştim. Acıktım dedin yemeğe götürüyorum. ‘’ ‘’ Niye kucağına aldın?’’ ‘’ Yürüye bilsen burada olmazdın herhalde.’’ Haklıydı. Merdivenleri inerken korksa da kollarında olduğu adam adımlarını bilinçli bir şekilde atıyordu. Kokusunu istemsizce çekti içine, güven kokuyordu. Güven nasıl kokar bir fikri yoktu ayrıca böyle bir mafyaya bunu yakıştırmak ona da ilginç gelse de içine çektiği koku ona güven hissi veriyordu. Bu adam ilk defa bu kadar çekici gelmişti ona. Onu oturttuktan sonra kendi de tam karşısına oturdu. Servisi çoktan yapmışlardı. Senem kendini tutmaya çalışsa da ortamda ki sessizliği bozan tek şey çatal, kaşık sesleriydi ve hayli sinir bozucu bir durumdu. Daha fazla bu duruma dayanamamıştı. ‘’ Neden böyle bir hayat seçtin? Herkes küçükken polis, doktor, mühendis, mimar olmak ister. Sen mafya olacağım mı dedin? ‘’ Kolunu masaya dayayıp, elini yanağına koyup cevap bekliyordu. Adam umursamazca yemeğini yemeye devam ediyordu. ‘’Cevap vermeyecek misin?’’ Kadının ısrarcı davranmasının ardından kısık ama vurgulu bir sesle ‘’Öyle olması gerekmiş, olmuş.‘’ dedi. Elinde ki kaşığı tabağın kenarına koyduktan sonra kenarda bulunan mendilli dudaklarına doğru götürüp hafifçe bastırıp kenara bıraktı. ‘’Doyduysan odaya çık.’’ Bu adamın tavırlarına anlam veremiyordu. Tamam her zaman ciddiyetini koruyordu ama bazen o kadar soğuk oluyordu ki içinden ruhu çekilmiş bir beden olarak duruyordu. Gerçi sadece birkaç saattir tanıyordu. ‘’Doydum.’’ Dedi sadece. Aslında çok fazla bir şey yememişti ama istenmediğini düşündüğü için orada kalmak istememişti. Tekrar adamın kokusunu duyacağı için kalbinin ritmi değişmişti bir kokunun bu kadar etkileyici olacağını bilmezdi. Adam masanın sağ tarafından kadına doğru ilerledi, kadının yanına vardığında kucağına alacakmış düşüncesiyle kollarını adama doğru uzattığında adam yanından geçmekle yetindi sadece. Ön tarafta bulunan adamlardan birine ‘’ Yukarı çıkar’’ emrini verdi. Senem bir başka adamın kollarındayken arkasında kalan adama bakmakla yetindi. Tanımadığı adam onu yavaşça yatağına bıraktı. ‘’ Bu eve pek gelmediğimiz için soğuk, bu kadar büyük bir evi ısıtmakta hiç kolay olmuyor. Ben size bir battaniye ve yorgan daha göndereceğim. Suyunuzu da yanınıza bırakmıştık ama bir şeye ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeterli, birimiz duyar mutlaka. Başka bir isteğiniz yoksa ben çıkıyorum.‘’ ‘’Teşekkür ederim.’’ Adam kapıyı kapattığında oda tekrar karanlığa bürünmüştü. Ev gerçekten de çok soğuktu. Kim bilir ne çok merak eden olmuştu, telefonu da yoktu yanında. Pınar kesin bir çok kez aramış, mesaj bırakmıştı. Birilerine haber vermesi gerekiyordu etrafında telefon Meliha da bu karanlıkta hiçbir şey gözükmüyordu. Kapının aralanmasıyla içerisi tekrar aydınlanmıştı. Battaniyeyi getiren kadından yardım isteyebileceği geldi aklına. ‘’Telefonunuzu kullanabilir miyim acaba, arkadaşıma haber vermem gerekiyor da.’’ Kadın başını hayır anlamında salladı. ‘’Üzgünüm, Melih beyden habersiz böyle bir şey yapamam.’’ Deyip odayı tekrar karanlığa hapsetmişti. Bu saatte hiçbir şey yapamayacağının farkındaydı, sabah buradan gitmek istediğini söyleyecekti Melih’a. Tabi dinlerse… … Uykunun en derin yerinde bir el hissetti başında. Gözlerini açmakta zorlanıyordu, boğazında ki ağrı konuşmasını güçleştiriyordu. Kendini zorlayarak ‘’Ne oluyor?’’ diyebildi sadece. ‘’Ateşin var, doktor geliyor. Yorma kendini. ‘’ dedi adam. Gözlerinden yavaşça süzülen gözyaşını eliyle sildi adam. Doktorda gelmişti, doktorun odaya girmesiyle Melih çıktı. Oda yerine kapıda beklemeyi tercih etmişti. 5 dakika sonra doktorda çıkmıştı. ‘’Büyütülecek bir şey yok. Şu ilaçları kullanırsa 2 güne düzelir. Saat başı ateşini kontrol edin. Geçmiş olsun.’’ Melih doktorun elinde ki reçeteyi çekip adamlarından birine vererek ‘’Hemen!’’ diye bağırdı. Kadın gözlerini açtığında camdan süzülen güneş içeriyi aydınlatmıştı. Yanından gelen kokuya doğru çevirdi kafasını, yüzünde hafif bir tebessüm oluşmuştu. O sert adam bütün gece başında bekleyip uyuya mı kalmıştı. Bu durum sanırım gururunu okşamıştı. Anı bozmamak için yüzünde ki tebessümle kapattı gözlerini. … Gözlerini tekrar açtığında yan tarafında bulunan saate takıldı gözlerini saat öğlen 1’e geliyordu. Sabahın erken saatlerinde kalmaya alışkın olmasına rağmen hasta olmasından dolayı olsa gerek öğlene kadar uyumuştu. Ayağında ki ağrıya eş olarak başı da ağarmaya başlamıştı. Birkaç saat önce yan tarafında bulunan adam gelmiş olsa gerek aklına ki kafasını diğer tarafa doğru çevirdi. Birkaç saat önce tekli koltuğu dolduran adamın yerinde koca bir boşluk vardı. Doğrulmak için bir hamlede bulunsa da ayağında ki ağrı izin vermeyecek gibi duruyordu ki Senem kalkmakta kararlıydı, zorlukla kaldırdığı bedeniyle yorulmuşçasına arkasına yaslandı. Güneş o kadar yakıcıydı ki uyurken üstünde ki yorganla birlikte terlemesine sebep olmuştu. Uzun saçları daha da ısınmasına yol açıyordu. Yan tarafta bulunan çekmecelerde saçını bağlamak için toka niteliğinde bir şey Meliha da açtığı çekmece de kelepçe bulmayı hiç tahmin etmiyordu. Eline alıp incelediği kelepçeyle neler yaptığını merak ederken bulunduğu yatağa göz ucuyla iğrenerek baktı. Bulunduğu yerden kalkamadığı için kendini kasarak kapladığı hacmi daha da küçültmeye çalışıyordu herhalde. Parmak ucuyla tuttuğu kelepçeyi yerine bırakırken, öldürdüğü adamlara işkence çektirirken kullandığı düşüncesi kastığı bedenini gevşetmesini sağlamıştı. Tabi ki bu düşüncelerin Melihında polisin elinden kaçtığı düşüncesi de yer almıyor değildi ama öyle olsa bu kadar rahat hareket edemeyeceğini düşündüğünden diğer şıklar daha mantıklı gelmişti. Kelepçenin yan tarafında bulunan kalem sanırım işini görebilirdi. Elleriyle yukarda topladığı saçlarını kalem yardımıyla tutturmuş, bir nebze olsun rahatlamış olan bedenini yatağa bırakacakken kapı açıldı. ‘’Görgüsüz müsün sen? Kapıyı çalman gerekiyordu.’’ ‘’Mafya olduğumu unutuyorsun sanırım. Hangi mafya kapıyı çalmış ki?’’ derken cam kenarına doğru yürüyordu. Bu söylediğini ciddi anlamda düşünen kadın ‘’Sen çalarak yeni bir akım başlatabilirsin bence.’’ Dedi. Elleri cebinde camdan dışarı doğru bakan adam kafasını hafifçe çevirerek bu söylediğine kahkahalarıyla yanıt verdi. ‘’Başka yerlerde, başka şekilde karşılaşmış olsaydık belki de senden hoşlanabilirdim.’’ ‘’Başka yerlerde, başka şekilde karşılaşmış olsaydık yine senden hoşlanmazdım.’’ Ağzından dökülen kelimeler kalbinden gelenler değil gibiydi. Onunla konuşurken kalbinin bu denli atıyor olması pek hayra alamet gibi durmuyordu. Adam cebinden çıkardığı eliyle camı açarak tekrar ellerini cebine koydu. Gözlerini kapatarak derin derin soludu dışardaki havayı. ‘’Havasız kalma, yardım edelim derken öldürmeyelim.’’ Bedenini kadına doğru döndürürken cama doğru yaslanıp bir ayağını diğerinin üstüne attı. Üzerinde ki takım elbiseyle her kadının ilgi duyabileceği çekicilikte duruyordu. Kadının sinirlerini deniyor gibiydi. ‘’Sen bulunduğun ortamda ki temiz havayı bile kirletirsin. Ölme mi istemiyorsan yanıma pek uğramaman kâfi.’’ Bunları normal zamanlarda söyleyebilir miydi bilmiyordu ama sinirliyken ağzından çıkan kelimeleri ciddiye almaması gerektiğini bir ara söylemeliydi. Bunları düşünürken sinirlenmiş olacağını zannetse de adam halinden memnun gülen suratıyla bakıp sinirlerini en üst noktaya çıkartmakta kararlı gibi duruyordu. ‘’Dışarıda ki havayı görüyorsun değil mi? Ne kadar güzel, birazdan boğazda yapacağım kahvaltımı. Sen ise burada aylarca yatacaksın.’’ Sözleri bardağı taşıran son damlalar olmuştu. Bu hale getiren o değilmiş gibi bir de dalga geçiyordu. ‘’Melih’’ dedi boynunu büküp suratını düşürerek. ’’Sanırım ateşim var.’’ Adam suratında ki gülümsemeyi normale çevirerek kadının başucuna oturup elini alnına koymasıyla kadın yavaşça yan tarafta bulunan çekmeceyi açıp kelepçeyi aldı. Boşta kalan eliyle adamın elini tutarken ne olduğuna anlam verememiş olsa gerek boş gözlerle bakıyordu kadına. Bu boşluğundan faydalanarak diğer elinde ki kelepçeyi adamın bileğine geçirdikten sonra diğerini de kendi bileğine geçirdi. Arkasından da ‘’Şimdi git gidebilirsen.’’ Deyip kahkahayı patlatması adamın sinirlenmesine sebep olmuştu. ‘’Ne yaptığını sanıyorsun sen? Bu kelepçenin anahtarı kayıp.’’ Adamı daha da sinirlendirmek istercesine alnında oluşan damarlara dokunarak ‘’Yok et şunları.’’ Deyip tekrar bir kahkaha attı. Sinirlerine hakim olamayan adam saçlarından kavradığı kadını geri doğru çekerek ‘’Sabrımı zorluyorsun.’’ Dedi. Yutkunmakta zorluk çektiğini fark ettiğinde saçlarının Melihından ellerini çekerek ‘’Ahmet!’’ diye seslendi. Burnundan hızla soluduğu nefesle kadının gözlerinin içine bakarak konuşuyordu. ‘’Derhal bu kelepçenin anahtarını bulun.’’ Adam cevap vermeden odadan hızla çıktı. Cevap vermesine gerek yoktu zaten itiraz etme gibi bir hakkı bulunmuyordu. Kadının gözlerinden bir an ayırmadığı gözlerinde ki ateşi görmesini istermişçesine içine işleyerek bakıyordu. Telefonunun titremesi bile bakışlarını kadının gözlerinden çekmesine neden olmamıştı. ‘’Efendim’’ dedi donuk sesiyle. ‘’Neredesin abi? Aslıyla toplantımız olduğunu biliyorsun. Bak bu bizim için çok önemli hemen gelmen lazım.’’ Karşıda konuşan adamın seslerini Senemda işitebiliyordu. Adamın her kelimesinde Melih’ın öfkesi daha da artıyordu. Cevap vermeden kapadığı telefonu cebine koyduktan sonra kadını kucağına alırken elinin bükülmesinden sebep canının yanması haykırmalarına sebep oluyordu. ‘’Canım yanıyor bırak.’’ Dese de adamın duyumsamazlıktan geldiği aşikârdı. Haykırışlarına noktayı arabaya bindirirken sert ve tok sesiyle koydu. ‘’Bunları yapmadan önce düşünecektin.’’ Yarım saat sonra vardıkları mekâna kucağında girdiği kadınla gözleri üstüne çekmişti. Bundan rahatsız olmuş olacak ki bakan her bir çift göz gördüğünde kadının kulağına eğilip sinirle çıkan nefeslerini duymasını sağlıyordu. Aslı ise bakışlarını bir an olsun ayırmadığı kadını tepeden tırnağa incelerken ağzından çıkan ilk cümle ‘’Bu kadından derhal kurtuluyorsun.’’ Olmuştu. Her ne kadar Melih’ın emri vakilerden, çok soru sorulmasından hoşlanmadığını bilse de kıskanç bir kadın erkeğinin nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını önemsemiyordu. Aslı’nın ondan hoşlandığını biliyordu fakat ona bu işin olmayacağını defalarca anlatmış olmasına rağmen duygularını içinden çekip alamayacağını da biliyordu. Kadının cümlesi üzerine ise Senem da bakışlarını kadına doğru yöneltmiş kucağında olduğu adama iyice sokularak delirtmeye çalışıyordu. Adam ise Aslının tarafında olduğunu belli edercesine kurduğu cümle Senem’nın oturduktan sonra ondan uzaklaşmasını sağlamıştı. ‘’Bende bu durumdan memnun değilim.’’ ‘’Madem memnun değilsin…’’ diye yüksek sesle başlayan cümle Melih’ın sert bakışlarının ona çevrilmesiyle incelip kendi duyabileceği kadar alçak bir sesle ben gideyim’ e düşmüştü. ‘’Bir daha ağzını açarsan bu senin için hiç iyi olmaz.’’ Melih’ın kurduğu cümleler Aslı’nın hoşuna gitmiş olacak ki bir zafer kazanmışçasına suratına yansıyan gülümsemelere dönüşmüştü. 1 saat geçmişti fakat Senem’nın istekleri hiç bitmemişti. Sıkıcı bir toplantının ortasın da yiyip içmekten başka yapabilecek hiçbir şey yoktu ki. ‘’Bana bir kaşarlı tost.’’ Diye bağırdı. Arkasından da ‘’Birde portakal suyu.’’ Diye de eklemişti. ‘’Yeter artık!’’ dedi adam. Adamın sinirli bakışlarının üstüne kendi bakışlarını da koyarak konuştu. ‘’Ne ya. Getirdin beni buraya bir de yediklerime mi karışacaksın.’’ ‘’Ben mi getirdim.’’ Elline havaya kaldırdığında bağlı olduğu Senem’nın eli de istemsizce kalkıyordu. ‘’Bizi bu hale getiren sensin.’’ ‘’Sende beni sinirlendirmeseydin.’’ Melih biraz daha konuşursa bu kadını öldürebilirdi. ‘’Bu toplantıya yarın devam etsek iyi olacak.’’ Derken kadını kucağına almıştı bile. ‘’Ama tostum’’ diye sordu kadın. ‘’Ben sana evde yedireceğim tostunu.’’ Sesinde ki sinir daha fazla konuşmamasına yetmişti. Ayrıca amacına da ulaşmıştı o sıkıcı ortamdan kalkmalarını sağlamıştı. Kafasını omzuna yasladığı adamın arkasında kalan kadına dil çıkartmakta ondan beklenmeyecek davranışlar Melihındaydı. … Eve geldiklerinde saat epey geç olmuştu. ‘’Anahtarı buldunuz mu?’’ Sorusu üzerine çekingen davranışları bulmadıklarını gösteriyordu. ‘’Hayır efendim. Ama yarın sabah erkenden bu işten anlayan biri gelecek.’’ Neden yarın olduğunu sormayacaktı, çünkü bugün olabilseydi yapacaklarını gayet iyi biliyordu. ‘’Melih’’ dedi kolları Melihında ki kadın yorgun bir sesle. ‘’Ne var yine?’’ adamın sesi de kucağında ki kadının isteklerinden bıktığını belli eder tondaydı. ‘’Uykum geldi.’’ Dedi adamın omzuna kafasını koyarak. O bunu söylerken çoktan odaya gelmişlerdi bile. Kadını kenara yatırdıktan sonra ‘’Öte kay.’’ Dedi. Adam’ın sözleri üzerine uykusu açılmış olacak ki gözlerini açıp kafasını kaldırdı. ‘’Sende mi burada yatacaksın?’’ Tekrar ellerini havaya kaldırdı. ‘’Unutuyorsun sanırım.’’ Bunu yaparken böyle şeyler olabileceğini hiç düşünmemişti hele ki anahtarın kayıp olduğunu bilse böyle bir şey asla yapmazdı ama şuan bu adamı yanında yatırmaktan başka çaresi yoktu. Bedenini geri çekerken aralarına yastık koymayı da ihmal etmemişti. ‘’Burayı geçmek yok.’’ Adam ise ona cevap vermeden kapatmıştı gözlerini. ‘’Melih’’ dedi sessizce. ‘’Ne var yine ne var?’’ ‘’Ben hastaneye gidemiyorum ya haber vermem lazım.’’ ‘’2 gün sonra mı geldi aklına? Ne kadar çok seviyormuşsun işini. Ben haber verdim merak etme.’’ Bu adamla daha fazla uğraşmak istemediğinden ‘’Teşekkür ederim.’’ Diyerek kapattı gözlerini.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE