Sessizlik… O kadar derindi ki, zamanın bile nefesini tuttuğu hissediliyordu. Işığın beyaz titreşimi yavaşça dağılıyor, yerini gök ile yer arasında asılı kalan bir boşluğa bırakıyordu. Elara’nın ayaklarının altı artık toprağa değil, ışıktan dokunmuş bir zemine basıyordu. Önünde Lucien vardı. Fakat aralarındaki ince, yarı saydam perde hâlâ oradaydı. Onu görebiliyor, sesini duyabiliyordu ama dokunamıyordu. Bu, iki âlem arasındaki son sınırdı. Elara elini kaldırdı, parmak uçları perdenin yüzeyine değdiğinde bir yankı yayıldı. “Lucien…” dedi kısık bir sesle. “Beni buldun, ama burada kalamazsın.” Lucien’in gözleri derin, neredeyse sonsuzdu. “Ben artık ışığın ya da karanlığın değilim. Sadece senin olduğun yerin parçasıyım.” “Hayır,” dedi Elara, gözleri dolarken. “Eğer bu perdeyi aşarsan, bu dü

