Gökyüzü paramparça olmuştu. Kırılmış yıldızlar, Nemoris’in üzerine düşerken gökyüzünden süzülen her kıvılcım bir anlık çığlık gibiydi. Rüzgâr, tozla karışmış külü savuruyor, orman sanki canlıymış gibi inliyordu. Elara’nın bedeni Lucien’in kollarında hareketsiz yatıyordu, ama göz kapaklarının altındaki ışıltı hâlâ sönmemişti. Lucien dizlerinin üzerine çökmüş, onu sanki kırılacak bir cam parçasıymış gibi tutuyordu. “Elara… beni duyuyorsan, dön…” diye fısıldadı. Bir anda Elara’nın dudaklarından sıcak bir nefes çıktı, ardından gözleri açıldı. Ama o gözler artık Elara’ya ait değildi. Gözbebekleri gümüş parıltılarla yanıyor, etrafında dairesel semboller dönüyordu. Rüzgâr onun çevresinde kıvrılarak bir girdap oluşturdu. Lucien geri çekilmek zorunda kaldı. “Hayır… mühür tamamen kırıldı.” Elar

