Poyraz, büyük otelin lobisinde bir anlığına donup kalmıştı. Etrafındaki sesler, hareketler bulanıklaşmış, Lina ve Ece’nin meraklı bakışları zihnine sonradan ulaşmış gibiydi. Göğsüne yayılan o tanıdık, ama anlam veremediği ağırlık, onu geçmişle bugün arasında sıkışmış gibi hissettiriyordu. Hakan, sabırsızca Poyraz’ın pazularını tutup silkeledi. “Abi, donup kaldın resmen! İyi misin? Seslendik, ama duymadın,” dedi kaşlarını çatarak. Poyraz, rüyadan uyanır gibi irkildi. “Bir şeyim yok,” diye mırıldandı, derin bir nefes alarak kendine gelmeye çalıştı. Lina, şüpheyle bakışlarını ona dikti. Sonra aniden elini uzatıp Poyraz’ın bileğini kavradı, parmaklarını nabzının üzerine yerleştirdi. Poyraz, Lina’nın ani dokunuşuyla içten içe ürperdi. Avuçları sıcaktı ama dokunuşu bir o kadar temkinliydi. “

