4. "Yeni Okul."

1675 Kelimeler
Perdelerin açılma sesiyle araladı gözlerini. Sabah doğan güneş pencereden sızarak gözlerine vuruyor, onu rahatsız ediyordu. Kolunu gözlerine siper ederek bir süre ayılmayı bekledi. "Koltukta uyumuşsun yine." dedi Ceylan araladığı perdelerin önünde dikilerek. Sorgulayıcı bir edayla kollarını önünde bağlamış, kaşlarını çatmıştı. "İçeri nasıl girdin?" diye sordu Esved koltukta yavaşça doğrularak. Üzerindeki çarşaf bu hareketiyle sıyrılmış, yere düşmüştü. Ceylan kayıtsızca omuz silkti. "Çilingir çağırdım." dedi su içtim der gibi bir rahatlıkla. "Kapıyı yine açmayacaktın bana." Esved boynunu sıvazladı. "Duracağın noktayı bilmiyorsun." Ayağa kalkarak tutulmuş sırtını esnetti ve mutfağa yürüdü. Dolaptan su çıkarıp içerken Ceylan onu adım adım takip ediyordu. "Neden geldin?" "Seni merak ettim," dedi genç kız masaya dirseklerini yaslayarak. "Son zamanlarda ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum." Esved bardağı tezgahın üzerine bıraktı. "Ne yapıyormuşum?" Sesi ilgisizdi. "Şaka mı yapıyorsun? Halit amcayı hapse tıktırdın Esved..." Bir an duraksadı genç adam. "Seni duyan da suçsuz yere içeri girdi sanır." Sesi alayvariydi. "Şirketin yardım fonundan zimmetine para geçirdiğine dair belgeleri buldu polis." "Bulmadı, sen verdin!" "Ne yapsaydım?" diye sordu kayıtsızca genç adam. Su içtiği bardağı çalkalayarak tezgahın üzerinde ters çevirdi. "O adam babam diye görmezden mi gelseydim?" "Babanı hapse tıktırdın, farkında değil misin olayların?" Esved cevap vermedi. Çıkardığı cam sürahiyi geri koymak için buzdolabını açtı. "Biliyorum," diye devam etti Ceylan. "Annenin evden kaçmasında babanı sorumlu tutuyorsun ama-" Sertçe kapanan buzdolabının sesi konuşmayı bıçak gibi bölmüştü. "Sınırını hiç bilmiyorsun Ceylan," dedi Esved buz gibi bir sesle. Ses tonu korkutucu bir hal almıştı. Kararan bakışlarını yüzüne dikti genç kızın. "Git şimdi, işlerim var." Yatak odasına ilerleyip kapıyı kapadı. Ceylan, genç adamın biraz önceki yüz ifadesinden korksa da pes etmemeye kararlıydı. Yatak odasının önünde dikildi. "Ne zaman döneceksin?" diye seslendi içeriye sesini duyurmaya çalışarak. İçeriden bir süre ses gelmedi. "Neden bu eski eve taşındın?" Gözleri tarihi eser diyebileceği eşyalarla donatılmış salonda gezindi. "Fazla demode. Mahalleyi de sevmedim, çevredeki evler hep yıkık dökük. Burada ne kadar daha kalacaksın?" Kapı kapandığı gibi sertçe açıldı. Esved ceketini giyiyordu. "Git artık," dedi ayakkabılarını dolaptan çıkarıp giyerken. "Dönmeyeceğim, bekleme boşuna." Kapıyı çarpıp dışarı çıktığında Ceylan sinirle bağırdı. "Aptal! Cevap versen ölürsün değil mi?!" Aşağı indiğinde beyaz bir araba karşıladı onu. Arabanın yanında telefonuyla uğraşan Orkun'u fark etti. Orkun Ceylan'ın kardeşiydi ve Esved'e göre baş belasından başka bir şey değildi. Onu görmemiş gibi yapıp kendi arabasına yöneleceği sırada Orkun onu fark etmiş olmalı ki "Esved!" diye seslendi. Adımları duraksarken çoktan yolu kapatılmıştı. "Ceylan'ı gördün mü?" diye sordu yüzündeki endişeyle. Genç adam sıkıntıyla iç çekti. "Yukarıda. Onu alıp götürürsen sevinirim." Arabasına bindiğinde Orkun arkasından ters ters bakıyordu. "Senin gibi uyuzun neyini seviyorsa bu kız da." Esved arabayı çalıştırdı ve gaza bastı. Biraz sonra telefonu çaldı, beklediği telefon sonunda gelmişti. "Hazım bey, bir gelişme var mı?" "Evet Esved bey," dedi yardımcısı. "Zor da olsa o geceki güvenlik görüntülerine ulaşmayı başardım." "Ne buldun?" "Haklıymışsınız, o gece evde başka biri daha varmış." "Kim peki?" diye sordu sabırsızca. "Yüzü seçiliyor mu?" Karşıdaki adamdan bir süre ses gelmedi. "Üzgünüm Esved bey, kayıtlar çok eski olduğu için görüntü kalitesi de çok düşük. Sadece birinin olduğunu doğrulayabiliyoruz." Sinirle direksiyona vurdu genç adam. "Ne yapabiliriz peki?" "Düşük ihtimalde olsa çözünürlüğü yükseltme ihtimalimiz var ancak bu bir süre sürebilir, şu an üzerinde çalışıyoruz." Bu düşük ihtimal sevindirmişti onu. "Tamam, senden haber bekliyorum." dedi umutla. Zaten birinden şüpheleniyorum, sadece doğrulamam gerek, diye düşündü. "Konuştuğumuz gibi, kimsenin haberi olmasın. Kendim takip edeceğim." "Şüpheniz olmasın." dedi karşıdaki adam. - İki gün çabuk geçmişti ve bizim elimizde işe yarar hiçbir şey yoktu. Beşimiz de her koldan araştırma yapmıştık ama hiçbir okul, yeni iki öğrenciyi kabul etmiyor, müdür ise katiyen sözünden dönmüyordu. Yenilgiyi kabul etmiştik. Yarın sabah erkenden gidip yeni okul için kayıt yaptırmamız gerekiyordu ve ne kadar bastırmaya çalışsam da rahatsız hissediyor ve kararan ruh halimi çocuklara belli etmemeye çalışıyordum. Sabahın köründe ekmek almak için annem tarafından zorla bakkala gönderilmiştim. Üstümde kiraz desenleri olan bir pijama, altımda da gri bir eşofman altı vardı. Bir elimde sallanan ekmek, bir elim ağzımda esneyerek mahalleyi yarılamıştım ki, yolun kenarına park edilen kırmızı bir Mercedes benz ile gözlerim irileşti. Sadece Tv'den görüp, uzaktan izleyebileceğim bir arabaydı. Bir gün alacağım deyip boşuna hayal kurmaya gerek yoktu. Yine de salyalarımı silerek arabanın yanına gitme dürtümü engelleyemedim. Elimi pürüzsüz kaputunda hayranlıkla gezdirirken aniden motor çalıştı ve araç geriye doğru hareket ettiğinde çığlık atıp kalçamın üzerine düştüm. Tam ayılamamış olmalıyım ki arabanın içinde birinin olduğunu bile fark etmemiştim. Galiba sürücü de ayılamamış olacak ki, dikiz aynasından kocaman beni görmemişti. Motor durup, sürücü kapısı aniden açıldı ve arabayı süren kişi endişeyle yanıma geldi. Aslında araba oldukça yavaş hareket etmişti, karnıma dokunmuştu sadece. Korkup çığlık atan, üstüne yere düşen de bendim. Ama kolayca kabullenecek değildim, üstelik dikiz aynasına da bakması gerekirdi. "İyi misin?" diye sordu yanıma diz çöküp. Bir erkek sesiydi. Gri pijamamı sıyırıp bacağıma bakarak hasar kontrolü yaptım. Geçen maçta yaralanan yer hafif morarmıştı, onun dışında bir sorun yoktu. "Morarmış... Ağrıyor mu?" diye sordu endişeyle. Kafamı kaldırıp göz ucuyla ona baktım. Mavi gözleri endişeli bakıyordu. Yakışıklı sayılabilecek bir yüzü ve sarıya dönük kumral saçları vardı. Bakışlarımı tekrar bacağıma indirdim ve yüzümü buruşturdum. "Acıyor galiba..." dedi bu sefer. Gerçekten korkuyor olsa gerek, arabanın bu açıyla bacağıma çarpamayacağını bile düşünmemişti. "Dikiz aynasına bakmıyor musun?" diye sordum aksi bir sesle. Moraran bacağımı hemen açıp gözüne gözüne sokmamın sebebi ise suçluluk hissetsin diyeydi. "Bak, zararını karşılayacağım." dedi ellerini kaldırarak. Şimdi de uzlaşmaya çalışıyordu. "Hastaneye götüreyim seni." Annem beklemeseydi daha da uzatırdım meseleyi ama kısa kesmek zorundaydım. "Gerek yok," dedim kalkmaya çalışarak. Bana yardımcı oldu hemen. Arabanın –Mercedes Benz'in- kaputuna tutunarak bir ayağımı hafifçe kaldırdım ve yüzümü buruşturdum. "Dua et hemen eve gitmem gerek, yoksa olay burada kapanmazdı." dedim hafifçe omzuna vurup. Kafasını hızlı hızlı salladı. "Bir daha aynaları kontrol etmeden arabayı hareket ettirme." dedim kaşlarımı çatarak. Uysalca yine başını salladı. "Adın ne?" diye sordum bu sefer. "Orkun." Omzunu sıktım. "Kime geldin Orkun?" Anlamayarak bana baktı. Sonra kafasıyla karşısındaki binaya işaret ederek, "Esved'e gelmiştim." dedi. Başımı kaldırdım ve işaret ettiği binaya baktım. Yeşil ev. Yeni komşunun misafirleri vardı demek. "Buraya bir daha gelecek misin Orkun?" diye sordum üstünlük sağlamaya çalışan ses tonumla. Kafasını salladı. "Evet, gelirim galiba." "Tamam," dedim. "Bir daha buraya geldiğinde Mercedesini kullanmama izin ver." "Neden?" "Olayı büyütüp polisi aramadığım için." Omzunu tutup kaşlarımı kaldırdım. "Yoksa aramamı mı istiyorsun?" Hızlıca ellerini salladı. "Hayır hayır..." Göz ucuyla arabasına baktı. "Ama ehliyetin var mı ki?" "Elbette var." dedim yalan söyleyerek. Daha yeni on sekiz olmuştum ne ara ehliyet alıyordum? Ama elime Mercedes kullanma fırsatı geçmişken bunu tepemezdim. "On sekiz yaşında mısın gerçekten?" diye sordu kuşkuyla. "Evet, inanmıyor musun?" Gülümsedi hemen. "İnanıyorum elbette." Cüzdanını çıkarıp, içinden aldığı kartviziti uzattı. "İletişim bilgilerim, bir sorun olursa bana buradan ulaşabilirsin." Elinden kartviziti alıp gözlerimi üzerinde gezdirdim. Orkun Güney. Göz ucuyla ona baktım. Bu yaşta olan biri neden kartvizit bastırırdı ki? Telefonum çalmaya başlayınca telaşla, "Tamam sana ulaşırım ben." diyerek eve hızlı hızlı ve çakmasın diye topallayarak yürüdüm. "Polisi aramayacaksın, değil mi?" diye seslendi arkamdan. Cevap vermedim, endişelensin dursun. Geciktiğim için annemden küçük bir azar yedikten sonra beraber kahvaltı yapmıştık. "Baban aradı," dedi televizyondan gözlerini ayırmayan annem. "Dönmüş, hafta sonu buluşmak istiyormuş seninle." "NE?" diye sordum kafamı heyecanla ona çevirerek. "Dönmüş mü?!" Annemin huzursuzluğu yüzüne yansımıştı ama kendimi frenleyemiyordum. Babamın dönmesine çok sevinmiştim. "Bakıyorum çok mutlu oldun?" dedi annem hoşnutsuzca. "Sen özlemedin mi?" diye sordum sinsice gülümseyip. "Kimi?" "Babamı anne, özlemedin mi?" Alayla güldü. "Neyini özleyeceğim o gösteriş budalasının?" Gözleri tekrar TV'yi buldu. "Çok sevinme, ne zaman kaybolacağını bilmiyoruz beyefendinin." Ertesi gün Utku'yla birlikte No 1 Lisesine kayıt yaptırmaya gitmiştik. Çıktığımızda ders saatine denk geldiğimizden olsa gerek dışarıda hiç öğrenci yoktu. Buralarda bir yerde kavga ettiğimiz o kötü insanların olduğunu bilmek huzursuz hissettiriyordu. Müdür yardımcısının talimatıyla odanın kapısında görevli öğrencinin gelmesini bekliyorduk. Söylediğine göre bize okulu gezdirecek ve okuldaki sistemi anlatacaktı.  "Beni takip edin." dedi müdür kılıklı bir öğrenci. Aniden karşımızda belirdiği için bir an irkilsem de ikiletmeden kızı takip etmeye başladık. Kızın dominant karakterini bütün hücrelerimizde hissetmiştik. Bize iki broşür verdi. "Biraz geç olsa da yarın ön seçme sınavına gireceksiniz, nadir ama bu sizin için bir istisna." Göz ucuyla bize baktı. "Sonrasında da bu pazar hazırlık sınavı var." "Ön seçme sınavı mı?" diye sordu Utku. "Şimdiden iki sınava mı gireceğiz?" Gözlerim şokla açıldı. "Daha sınavların başlamasına üç hafta yok muydu?" Kız omzunun üzerinden bize, iki şapşala bakar gibi baktı. "Var zaten, bu ön seçme sınavları. Ne dediğimi duymadınız mı?" Yürümeye devam ettiğinde hızlı adımlarını yakalamaya çalışıyorduk. "Duyduk da," dedim gülümsemeye çalışarak. "Dediğin sınavı pek duymadık." Kız sıkıntıyla iç çektikten sonra başını hafifçe bize çevirdi. "Kast sistemini de duydunuz mu bari?" Başımızı salladık. "Bu okuldaki eğitim sistemi, kast sisteminin puanlamaya dönüştürülmüş hali. Okuldaki her öğrenci puanlarına göre sıralanıyor ve ona göre muamele görüyor. Adaletli, değil mi?" "Buradaki sisteme göre," diye fısıldadım Utku'nun kulağına. "Ben köle falan oluyorum." "Neyse ki notlarım senin kadar kötü değil." dedi Utku'da. Kız gözlüklerini düzelterek anlatmaya devam etti. "Yarın gireceğiniz sınav, Ön Seçme. Sınıflarınızı belirleyecek. Pazar gününki sınav da hem okuldaki sıralamalarımızı hem de oturma düzenini." "Oha," dedim. "Sıraya kadar seçiyor musunuz?" "Elbette," Kız kibirle gülümsedi. "Kendi seviyendeki kişiyle oturmaktan daha adaletli ne olabilir?" Boş bir sınıfa girdik. Bize tekli sıraları göstererek oturmamızı işaret etti. Dediğini yaptık. Tahtanın karşısına geçerek kalem aramaya başladı. Utku'ya yaklaştım. "Sanırım kızın öğretmenlikle ilgili bir takıntısı var." "Bana da öyle geldi." "Aranızda fısıldaşmayı kesin!" Öğretmen kürsüsündeki kalemi alarak tahtaya sayılar çizdi. "Okulumuzun temel hedefi ilk 50 arasına girmektir." Bize döndü. "Önceki okulunuzda kaçıncı sıradaydınız?" Utku'yla birbirimize baktık. "Bizde eski usul," dedim. "50 alan geçiyordu." "Neyse, beni dinleyin." Elindeki kalemle tahtaya vurdu. "Sınıflar 6 kademe olarak sıralanır. Üçüncü sınıf olduğunuz için 1-3, 2-3, 3-3, 4-3, 5-3 6-3 şeklinde şubelerimiz. İlk 50'ye giren bu yıl 1. ve 2. sınıflarda okur, yani 1-3 ve 2-3. Sonraki 50, 3 ve 4. sınıflar, kalanlar da... Ah," Bize döndü. "O sınıflara düşmek istemezsiniz." Kesin o sınıflara düşeceğim.  Sercan, okulun namı pek iyi değil derken sanırım bundan bahsediyordu.  "Gizem?" diye sordu kapıdan başını uzatan bir öğretmen. "Oryantasyonun bitti mi?" diye sordu yarı alaylı yarı gülümseyerek. Kız heyecanla başını salladıktan sonra hoca bize dönmüştü. "Hoş geldiniz çocuklar, Gizem sizi biraz korkutmuş olmalı." Ayağa kalkıp başımızı olumsuzca salladık. Bize gülümseyip saatine baktı. "Hadi bakalım, eve gidin artık. Güzelce dinlenin, yarınki sınav için enerji depolayın." Yarına kadar biraz da zeka depolasam güzel olurdu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE