18.Bölüm

1445 Kelimeler
Oturduğum sandalyede içimde tuhaf bir huzursuzluk ile RV’nin çalışma odasında oradan oraya koşuşturmasını izliyordum. İki hafta öce olan savaştan sonra konuşmamızdan beri kendini ‘ Beni düzeltmeye ‘ adamıştı. Bu onun tabiriydi tabi. Bozulmuştum. Öyle bir hasar almıştım ki ruhumda RV ile konuşurken fark etmiştim bunu. Hislerimi hiçbir zaman kelimelere dökmekte iyi olan biri olamamıştım ama RV dilimin düğümünü çözmüştü. Ona neler hissettiğimi nasıl bir ruh halinde olduğumu anlattıktan sonra bana sıkıca sarılmış ve her şeyi düzelteceğini söylemişti. İki hafta boyunca sürekli araştırma yapmıştı. Başta hafızamı silmeyi önemişti ama şiddetle karşı çıkmıştım bu fikrine. Beni ben yapan anılarımı benden alamazdı. Beni ikna edemeyeceğini anladığında başka bir yol aramaya koyulmuştu canını dişine takarak. Cadıların sürgün edildiği Uzak Diyarlar’a bile gitmiş ve ruhumu onarabilecek bir büyü olup olmadığını araştırmıştı. Eli boş döndüğünde ben çoktan durumu kabullenmiştim. Her ne kadar bu halimden memnunmuşum gibi davransam da yorulmuştum içten içe. Tükenmiştim. Huzur kelimesi çok uzak bir mefhummuş gibi geliyordu artık bana. Hislerimi itiraf ettikten – bir bakıma onları kabullendikten – sonra kâbuslarım daha da kötü bir hal almıştı. Sürekli aynı şeyleri görüyor, aynı şeyleri hissediyor ve omuzlarımda olan yükün altında eziliyordum. Benjamin’i öldürürken tereddüt ettiğim için ailem bana lanetler yağdırıyordu kâbuslarımda. Özellikle abim Emanuel ‘’ Ben senin yaşaman için katilime yalvarmışken, sen onu öldürmekte tereddüt ettin. Hainsin! ‘’ diyordu bana onu rüyamda her gördüğümde. Aynı cümleyi farklı hisler ile söylüyordu. Bazen hayal kırıklığı içinde. Bazen de öfke ve nefret ile haykırıyordu suratıma. Annem Alice ve babam Alex ise benim ile konuşmaya tenezzül bile etmiyorlar, gözlerinde üzüntü ve nefret ile bana bakıyorlardı sadece. Bu daha da çok canımı acıtıyordu. Evet, Benjamin’i öldürürken tereddüt etmiştim. Bir büyünün altında ailemi öldürdüğünü hem RV de tasdiklemişti. Babamın hançeri ile boğazını kesecektim, onu öldürecektim ama donup kalmıştım. Beynim ve kalbim birbirine savaş açmıştı, içimde süren bu yıkım beni buzdan bir heykele çevirmişti. Belki de onu öldüremeyecektim. Bilmiyorum, bunu öğrenmeme fırsat olmamıştı. Çünkü Benjamin kendini öldürmeyi seçmişti. İntihar etmişti bir bakıma. Yine ellerimde can vermişti. Boğazına dayadığım hançer ile ölmüştü ama… Anlatamıyordum, ifade edemiyordum içimdeki keşmekeşi. Dediğim gibi, nefret, öfke, acı ve hayal kırıklığından başka bir şey hissedemiyordum. Belki normaldi yaşadıklarım, kim olsa benim yerimde böyle hissederdi ama bu hisleri bastırma biçimim yanlıştı RV’ye göre. Gözümü kan bürümüştü, acımasız bir cellata dönüşmüştüm. Genç, yaşlı, kadın ya da erkek demeden önüme – yolumuza – kim çıkar ise gözümü bile kırpmadan öldürmüştüm hepsini. Bana karşı mı savaşıyorlardı? Evet. O zaman kim olduğunun önemi yoktu benim için. Bana karşı kim kılıç kaldırıyor ise kılıcım ile can vermek zorundaydı. Belki de bu yüzden kılıcım o ismi almıştı. ‘’ Ejder katili ‘’ Ölüm beni rahatlatıyordu. Ruhsuz birine dönüşmemi sağlıyordu. Hissetmiyordum. Tüm o karanlığı, içimde git gide büyüyen hastalığı hissetmiyordum. Bu öyle bir şeydi ki, bana dair iyi ne var ise her geçen gün bir veba gibi yayılıyor ve çürüterek yok ediyordu. Geriye iyi kelimesine ait hiçbir şey kalmayana kadar. Güçlü olmaya çalışıyordum. Ayakta durmaya çalışıyordum. RV’ye hayali için yardım etmeye çalışıyordum. Onun için iyiymişim gibi davranıyordum. Demek ki iyi rol yapamıyordum. Anlamıştı çünkü. Her gece – istisnasız her gece – gördüğüm kâbuslar yüzünden bir ya da iki saatlik bir uyku ile bedenimi yorgunluktan bayılacak raddeye gelene kadar zorluyordum. Kilometrelerce koşuyor, Richard – tabi uyanık ise – ile ejder ateşi talimi yapıyor, orduya katılmak isteyen askerler ile bire bir dövüşüyordum. Kendimi orduya adıyordum. Askerleri denetliyor, dövüş konusunda onları eğitiyordum. Sonra – o da şanslı isem eğer – yorgunluktan bayılacak gibi eve dönüyor belki kâbus görmem ümidi ile uyumaya çalışıyordum. Ki hiçbir zaman şanslı olamamıştım. Bu yüzden RV bana yardım eli uzattığında fazla diretmeden kabul etmiştim. Çünkü artık usanmıştım. Kendimden sıkılmıştım. Ruhum bedenimden sıyrılmak istiyor, kendimden nefret etmemi sağlıyordu. Oysa ben her şey bittiğinde – ailemin intikamını alıp son kişi olan Benjamin de öldüğünde – huzura kavuşacağım sanmıştım. Çok fena yanılmıştım. Oysa aldığım her can ile aslında kendi ruhumdan bir parçayı da onlar ile birlikte öldürüyormuşum, farkında değilmişim. Bir bataklığa düşmüş ve en sonunda boğularak can vermiştim akıttığım kanlar ile birlikte. Pişman değildim. Kesinlikle pişman değildim ama sonucun böyle olacağını da bilmiyordum. Ruhumu kaybedeceğimi hiç düşünmemiştim. Şimdi ise RV büyük büyük büyük annesinin yazmış olduğu bir günlükte bahsedilen büyüyü bulmak için canla başla çırpınıyordu. Anıları silmeden hisleri silme iksiri. Bu iksir yaptığım hiçbir şeyi bana unutturmayacaktı ama tüm o karanlık hisler yok olacaktı. İmkânsız gibi geliyordu bana. Anılar var oldukça hisler var olmaz mıydı? Anılarımdan vazgeçemezdim. Demiştim ya beni ben yapan hatırlarım diye. Gerekir ise ölene kadar – ki bir savaş meydanında ölmem çok olasıydı – böyle yaşardım. ‘’ Bu öyle bir iksir ki Destiny, büyük annem – ‘’ ‘’ Büyük büyük büyük annen. ‘’ diye sözünü keserek onu düzelttiğimde kafasını kısa bir anlığına bana çevirip öldürücü bir bakış atmış ve kütüphanesini talan etmeye devam etmişti. ‘’ Her neyse, iksir sayesinde anılarda biz bozulma olmuyor ama o an ve sonrasına her ne hissettiysen geride hiçbir iz bırakmadan yok olup gidiyorlar. Bu iksir sayesinde olaylardan önceki kişiliğini geri kazanabiliyorsun. ‘’ RV’nin dedikleri ile kaşlarımı çattım ve oturduğum sandalyede kıpırdandım. ‘’ Yalnız RV, ben ailemi daha dört yaşındayken kaybettim. O zaman ki çocuk halime geri döneceğimi ima etmiyorsun değil mi? ‘’ RV sorduğum soru ile gülümsemiş ve beni ‘ iyileştirecek ‘ olan iksirin olduğu kitabı aramaya devam etmişti binlerce kitabının arasından. ‘’ Aslında başta ben de öyle düşündüm. Sonuçta en büyük travmalarından biri o. Ama üzerinden seksen küsur yıl geçmiş ve sen karakterini çoktan şekillendirmiş ve kişiliğini kazanmışsın. Yine de değiştirilebilir, küçüklük halinin üzerinden binlerce, yüz binlerce yıl geçse bile iksir ile o zamana geri dönülebilir. Ama senin olgun halin ile başa çıkmakta zorlanırken o zıpır, çocuk halin ile hiç uğraşamam. Bu yüzden ben de sendeki en büyük ikinci travmayı baz almaya karar verdim. ‘’ Dedikleri ile acaba alınsam mı diye düşündüm ama dediğim gibi artık pek de bir şey hissetmiyordum. Umursamamaya karar verdim. Bir saniye, ne? En büyük ikinci travma mı? ‘’ Neymiş o? ‘’ diye sordum kollarımı göğsümde birleştirirken. RV elinde sanki bir bebek tutarmışçasına tuttuğu ve her an toza dönüşebilecekmiş gibi duran eski bir kitap ile bana döndü yavaşça. Gözlerini kitaptan bir saniye bile ayırmazken mırıldanarak dedikleri ile bakışlarımı kaçırdım. ‘’ Benjamin’in ailene ihanet ettiğini öğrendiğin ve seni ölüme terk ettiği zaman yaşadığın travmadan bahsediyorum. ‘’ Haklıydı. Babam yerine oyduğum kişinin ailemi elimden alan katil olduğunu öğrenmek belki de ailemin cansız bedenlerini bulduğumda yaşadığım sarsıntıdan daha büyük bir travmaydı. ‘’ Destiny, buldum. ‘’ RV’nin dedikleri ile bakışlarımı ona çevirdim tekrardan. Elinde yine aynı kitap ile bana doğru geldi ve kitabı masaya dikkat ile bıraktı. Tuhaf bir rengi, girintili çıkıntılı yüzeyi ve en önemlisi de mide bulandıran bir kokusu vardı. Daha önce birçok kez bu odada bulunmama rağmen nasıl bu kokuyu almamıştım ki ben? Yüzümü buruşturarak kitaba bakarken incelemeye devam ettim. Daha önce görmediğim, tuhaf yaprakları bir arada tutan spiraller sanki saça benziyordu. RV dikkatle sayfaları yavaşça çevirirken kitaba doğru biraz daha eğildim. Anlamadığım bir dilde yazılı olan kitapta kullanılan yazı yöntemi de çok ilginçti. Kaşlarımı çattım. Bu nasıl bir kitaptı böyle? ‘’ Bu nasıl bir kitap böyle RV? Daha önce hayatımda böyle tuhaf kokan ve görünen bir kitap görmedim. ‘’ RV sayfaları karıştırma işine ara verip bana döndü ve alaycı bir şekilde sırıttı. ‘’ Destiny, öncelik ile kitap okumuyorsun. Bu bir. İkincisi, koku almamanın sebebi buraya yaptığım koruyu büyü sayesinde. Bu büyü sayesinde kitaplar korunuyor ve eskimiyorlar. ‘’ Kaşlarımı çattım ve her an parçalara ayrılacakmış gibi duran kitapta gezdirdim bakışlarımı. ‘’ Büyün pek işe yaramıyor sanırım. Üflesem her an toza dönüşüp ciğerlerimizi mahvedecek gibi duruyor. ‘’ Dediklerim ile gözlerini devirmiş ve kitaba yaklaşmam için eli ile işaret etmişti. ‘’ Biraz daha yakından bak. Bu normal bir kitap değil. Çok eski zamanlarda kalma. Bahsettiğim zamanlar Kırmızı Topraklar’ın ilk çağları bu arada. O zamanlar kâğıt olmadığından bir şeye yazma gereksinimi duyduklarında deri kullanırlardı. İnsan, ejderha, hayvan… Fark etmez. Bu derilere de kalem ile yazı yazılmıyordu maalesef. Mürekkep ya da çivi de kullanmıyorlardı. Dağlama yöntemi ile yazıyorlardı. Sivri bir demiri kızdırıyorlar ve büyüleri deriye dağlıyorlardı. Bu kitapta ejderha derisine yazılmış. Sanırım bir beyaz ejderha. Tuhaftır ki bunu hissedebiliyorum. ‘’ RV’nin dedikleri ile iğrenen bakışlarımı kitaptan çektim ve ona çevirdim. ‘’ İyi ki siyah ejderhayım. Normalde büyü güçlerim olmadığı için ara sıra yakınıyordum ama iyi ki yokmuşlar. Midem bulandı resmen. ‘’ RV dediklerim ile kıkırdamış ve gözlerini devirerek tekrar kitapta büyüyü araştırmaya başlamıştı. ‘’ Dedi cesetler için iştah ile yemek yiyen çılgın. ‘’ RV’nin benim ile dalga geçmesini boş verip kollarımı göğsümden çözdüm ve ellerimi birbirine kenetleyip bacaklarımın arasına koydum. Birden üşümeye başlamıştım. Heyecanlanmış mıydım ben? Sanırım tekrar güzel şeyler hissedebilme ihtimali, umudu, beni heyecanlandırmıştı. ‘’ Buldum! Büyüyü buldum! Destiny buldum! ‘’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE