‘’ Kendini nasıl hissediyorsun? Bunu geçiştirebileceğin bir soru olarak düşünme. Benjamin’in ölümünden beri nasıl hissediyorsun kendini? ‘’ RV’nin sorduğu soru ile dişlerimi sıktım ve dudaklarımı birbirine bastırdım. Elimdeki konserveyi eğilip yere bıraktım ve dizlerimi kendime çekip kollarımı etraflarına sardım. Derin bir nefes aldım yavaşça ve RV’ye çevirdim bakışlarımı. Ona anlatmayacaktım da kimse anlatacaktım ki? Beni içten içe tüketen bu hisleri ondan başka kim anlayabilirdi ki? Bana yardım etmiş, sürekli yanımda olmuştu. Ona kendimden çok güveniyordum.
‘’ İçimde zerre huzur yok RV. Oysa Benjamin’in ölümü ile huzura kavuşacağımı sanmıştım. Sonuçta ailemin intikamını almıştım değil mi? Bu zamana kadar yaşadığım tüm acıların, ihanetin bedelini ödetmiştim. Ama yok RV. İçimde boşluktan başka bir şey yok. Hayır, dur. Yalan söyledim. İçimde karanlık bir taraf var ve git gide büyüyor RV. İçten içe beni çürütüyor, öldürüyor gibi hissediyorum. Engelleyemiyorum da. Elimden sadece savaşmaktan ve öfkeme tutunmaktan başka bir şey gelmiyor. Öfkelendikçe ve nefrete büründükçe o karanlık his bir anlığına kayboluyor. Ölüm olunca o his geri plana atılıyor.
Her şey zihnimde bozuk bir plak gibi sürekli tekrarlıyor. Sürekli aynı anları yaşıyor ve aynı şeyleri hissediyorum. Acı, öfke, nefret, ihanet ve intikam. Karşı konulamaz bir öldürme arzusu. Anılar sorun değil. Savaşlarda, yaşamım boyunca daha kötü sahneler gördüm. Çok daha kötü işkencelere şahit oldum. Ama o hisler var ya. O hisler beni nefessiz bırakıyor. Beni içten içe öldürüyor. Ruhum ölüyor RV.