19.Bölüm

1049 Kelimeler
 RV mutluk ile bağırıp bana birden sarıldığında gözlerim şaşkınlıkla açılmış bir şekilde kıpırdamadan durmuştum. Daha doğrusu donup kalmıştım. Gerçekten böyle bir büyü var mıydı? Yani, işe yarayabilir miydi? İçimde uzun zamandan beri hissetmediğim bir his filizlenirken kollarımı RV’ye sardım ve onu var gücüm ile sıktım. Ona olan minnettarlığımı, şükrümü kelimelere dökemeyeceğimden bunu ona sarılışım ile hissettirmek istemiştim. ‘’ Ne - nefes. Al – alamı - yorum. ‘’ RV’nin boynumda dedikleri ile gözlerimi kırpıştırdım. Bir saniye, ben ona var gücüm ile sarılmıştım değil mi? Onu omuzlarından tutup hızla ittiğimde sandalyesi arka iki ayağı üzerinde geriye doğru düşüşe geçtiğinde RV çığlık atmıştı ama son anda onu tutarak devrilmesini engellemiştim. Elini kalbine götürüp az önce düşecek olmasının verdiği telaşı atlatmaya çalışırken bana kızgın olması için çabaladığı – aslında gülmemek için kendini zor tuttuğunu bunca yıldan sonra anlayabiliyordum, eh bir zahmet – yüzü ile bakıyordu. ‘’ Teşekkür etme sen bana bundan sonra. Anlaşalım bu konuda bir. Canım kıymetli benim. Her neyse. Birkaç malzeme istiyor ve tanrılar. Hepsi de elimde mevcut. Ben çok zor bir büyü falan beklemiştim. Böyle çetrefilli yollar ile elde edilebilecek malzemeler falan. Goblin’in gözyaşı, Minotor boynuz tozu, Medusa derisi falan bekliyordum. ‘’ RV’nin dedikleri bunun bir iksir olduğu geldi aklıma. Yani içecektim. Yüzümü buruşturdum. ‘’ Bir saniye, sıkıntı malzemelerde değil. Büyülü sözler de. Bu çok eski bir dil. Bunu çevirmem lazım. ‘’ RV’nin dedikleri ile kaşlarımı çattım ve baktığı sayfaya baktım. ‘’ İyi de RV, bu dil zaten eski. Ben okuyamıyorum. Sen okuduğuna göre büyüyü de okuyabilirsin. ‘’ dedim mantıklı bulduğum açıklamamı dile getirirken. RV bakışlarını bana çevirmiş ardından işaret parmağı ile dokunmadan açık olan sayfada bir yer göstermişti. ‘’ Büyü burada ve farklı bir dil ile yazılmış. Ama merak etme. Tercüme edebilirim. Tanıdık geliyor bir yerlerden. Bana bir gün ver olur mu? Zaten karıştırdığım malzemeler biraz dinlenmeli ve birbiri ile özdeşleşmeleri gerekiyor. Biraz daha sabret Destiny. Her şey düzelecek, eskisi gibi olacak. Kahkaha atacaksın, seveceksin. Ağlayacaksın. Sana söz veriyorum. ‘’ RV’nin dediklerini dinlerken gözlerimi devirmemek için kendimi tuttum ve yüzüme eğreti bir gülümseme yerleştirip iki saattir oturduğum sandalyeden kalktım. ‘’ Sana yardım etmek isterdim ama büyük ihtimal ile ayak bağı olacağımdan ben orduya katılmak isteyen askerler ile ilgilenmeye gidiyorum. Ne zamandır Richard ve Norman uğraşıyor onlar ile. ‘’ Cevap vermesine fırsat vermeden hızla çalışma odasından ayrıldım. Bedenimi yoracak bir şeyler yapabilme umudu ile ordumuza ait karargâha, RV’nin benim için sürekli açık tuttuğu geçitten geçerek Kırmızı Topraklar’a adım attım. * - * - * - * - * - * - * - *  Odada ben dâhil dört kişi bulunurken sıkıntı ile derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim. Ne gerek vardı bu kadar kalabalık olmaya? RV tek başına yapabilirdi büyüyü. Karşı koyacak değildim her halde. Ben de istiyordum sonuçta. RV’nin bilmediği bir dili öğrenmesi bir günden daha az sürmüştü. Ne yapmıştı, nasıl öğrenmişti bilmiyorum ama oldukça yorgun gözüktüğünü de görebiliyordum. Onu çalışma odasında yalnız bıraktığımdan beri hepi topu on yedi saat geçmişti ama sanki günlerdi uyumamış, yemek yememiş gibiydi. Büyülü kâseden Jackson’a ulaşmış, Jackson da beni almak için karargâha gelmişti. Her şeye burnunu sokmaktan zevk alan Richard da gelmek için ısrar etmişti. Benim için endişelendiğini bilmesem onu oracıkta döve döve bayıltırdım ama gözlerinden her şey anlaşılıyordu. Hatta şu anda bile sırtını kapıya yaslamış bir şekilde bakışları üzerimde tırnaklarını yiyordu. Bakışlarımı ondan çekip RV’nin hazırladığı iksiri inceleyen Jackson’a çevirdim. Şişeyi burnuna götürüp derin bir nefes aldığında anında yüzü buruşmuş ve aldığı gibi masaya geri bırakmıştı. Ona baktığımı fark ettiğinde yüzündeki iğrenen ifadeyi gülümsemesinin altına saklayarak başparmağını ve işaret parmağını birleştirip o şeklini aldırtmıştı. Bana ‘ Beğendim, gayet güzel. ‘ demeye çalışıyordu ama yemezlerdi canım. Buraya bile geliyordu o karışımın burun direğimi sızlatan kokusu. ‘’ Destiny, iksiri ayakta içsen iyi olur. Midenin kabul etmeme durumuna karşı önlem olarak. Burnunu da kapat istersen. ‘’ RV oldukça yorgun çıkan sesi ile az önce Jackson’ın bıraktığı şişeyi alarak yanıma gelirken dedikleri ile oturduğum sandalyeden kalktım. Uzattığı şişeyi alıp bir kez daha düşünmeme fırsat vermeden nefesimi tuttum ve bir dikişte hepsini içmeye çalıştım. Nefesimi tutmak işe yaramıyordu gerçekten. Yemek borumdan aşağıya akan sıvı geçtiği yerleri yakanken midemin burkulduğunu hissettim. Son damlasına kadar yuttuktan sonra midemden ağzıma doğru yükselmeye çalışan safra tadını hissetmem ile gözlerimi yumdum ve yavaşça nefes alıp vermeye başladım. RV bilmediğim bir dilde bir şeyler mırıldanırken gözlerimi aralayıp arkadaşlarım üzerinde bakışlarımı gezdirdim. Richard yaslandığı kapıdan ayrılıp bana doğru yaklaşmış, aramızda birkaç adım mesafe bırakmıştı. Gözlerinde endişeli bir ifade ile bakışlarını üstümde gezdiriyordu. Herhalde tuhaf bir uzvumun falan çıkmasını bekliyordu. Jackson’a baktım. Onun bakışları bir bana bir de hala daha büyüyü söylemekte olan RV’ye dönüyordu. Bakışlarımı RV’ye çevirdiğimde gözlerini yummuş bir şekilde büyüyü söylerken güç almak için sağ elini masaya – pardon – masanın üstündeki kitaba koymuş olduğunu gördüm. Ayakta zor duruyor gibiydi. Midemdeki çalkalanma tuhaf bir karıncalanma hissi ile vücuduma yayılmaya başladığında RV büyüyü bitirerek gözlerini araladı ve bana baktı. Gözlerinde heyecan ve endişeli ifadenin yanında bariz bir yorgunluk da vardı. ‘’ Kendini nasıl hissediyorsun? ‘’ Sorduğu soru ile dejavu hissi yaşarken bir süre nasıl hissettiğimi kavramaya çalıştım ama… Aynıydım. Omuz silktim. ‘’ Bir fark yok RV. Üzgünüm. ‘’ RV verdiğim cevap ile kaşlarını çatıp abisi Jackson’ın oturması için çektiği sandalyeye çöktü ve sol elini saçlarının içinden geçirdi. ‘’ Nasıl ya? İşe yaramalıydı. ‘’ RV hayal kırıklığı ile konuştuğunda onu üzdüğüm gerçeği ile yumruğumu sıktım. Bir dakika? Kafamı aşağı eğip yumruk yapmaya çalıştığım sağ elime baktım. Hafif kıpırdanmalar dışında elimi kontrol edemiyordum. Bedenimdeki karıncalanma git gide artarken ensemde şiddetini arttırmaya başladığında kaşlarımı çattım. Bakışlarımı RV’ye çevirdiğimde odanın tuhaf bir şekilde hareket ettiğini gördüm. Yer ve tavan kayıyor, duvarlar üstüme geliyormuş gibi hissederken Richard’ın sesini çok uzaklardan duyuyordum. ‘’ Destiny? İyi misin? ‘’ Bakışlarımı RV’den ayırmadan konuşmaya çalıştım. Bedenim git gide hissizleşirken ve beynim bedenimin kontrolünü kaybederken nasıl konuşmam gerektiğini unutmuş gibiydim. Oysa ben az önce konuşmamış mıydım? ‘’ Elimi. Hissetmiyorum. Bedenim. Uyuşuyor. ‘’ Her bir kelimeyi zar zor telaffuz ederken anlaşılıp anlaşılmadığımdan emin bile değildim. Yer ayaklarımın altında tehlikeli bir şekilde hareket ederken yerinde sabit duran RV’den bakışlarımı ayıramıyordum. Onun bedeninin etrafını tuhaf bir aura kaplarken çatık kaşlarımı mümkünmüş gibi daha da çattım. Önce tuhaf bir beyazlık vardı bedeninin etrafında. Ardından beyazlık yerini gümüş rengine bıraktı. En son aurası siyahlaştığında gözlerim de karardı. Gördüğüm son şey RV’nin yerinden fırlamasıydı.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE