Gözlerimi araladığımda bedenimde tuhaf bir karıncalanma vardı. Algılarım zayıf bir şekilde görmeyen gözlerle etrafıma bakındım. Neredeydim? Bana ne olmuştu? Aklımdaki soru silsilesinin yarattığı baş ağrısıyla gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Sakin olup kendimi toparlamalıydım. Zihnimdeki keşmekeşe son verip düşünmeliydim. Bana ne olmuştu?
Anılar tek tek zihnime hücum etmeye başladığında nefesim kesildi. Kalbime çöreklenen acı ile inledim. Bu çok fazlaydı. Bütün bunlar olmuş olamazdı. Hayır, hepsi bir kâbus olmalıydı. Kalbimde hissettiğim acı ruhuma bir zehir gibi yayılırken yumruklarımı sıktım. Evet, tüm bunlar olmuştu. Ailemi katleden Benjamin’i baba yerine koyarak onu sevmiştim. Aileme, bir zamanlar dostu olan kişilere, ihanet ettikten sonra büyüttüğü, kızı gibi yetiştirdiği bana da ihanet etmişti.
Titrek bir nefes aldım ve gözlerimi yavaşça açtım. Kalbimdeki acı yerine keskin bir öfkeye bırakırken yattığım yerden yaralarımı umursamayarak doğruldum. Etrafıma bakındım. Bir tür yatak odası gibi bir yerdeydim. Odayı aydınlatan yanımdaki komodinin üstündeki abajurdan yayılan hafif ışıktı. Odada başka bir ışık kaynağı yoktu ve güçsüz olan bedenim yüzünden zayıflayan görme yeteneğim ile gözlerimi kısarak etrafıma bakınmaya devam ettim. Az ışık ve az olan görüşüme rağmen dört duvarın tamamının kitap dolu raflardan oluştuğunu anlayabilmiştim. Gözlerimi kitaplardan çekip yattığım yatağa baktım. Oldukça geniş ve rahat bir yataktı. Gözlerimi daha da kıstım. Neredeydim yahu ben? Kim beni kurtarmıştı? Zihnimde bulanık bir hatıra şekillenirken dudağımı ısırdım. Bir kız hatırlıyordum. Menekşe rengi kocaman gözleri olan bir kız. O mu kurtarmıştı beni?
Üzerimdeki pikeyi kenara çekip vücuduma baktım. Üstümde sadece iç çamaşırlarım vardı. Vücudumun birçok yerinde sargılar vardı. Bacaklarımda, kollarımda, dağlanmış bileklerimde… Elimi anlıma götürdüm. Orada da sıkı bir bandaj vardı. Burnum kırılmıştı değil mi benim? Parmaklarımı burnuma değdirdim. Sanırım ben uyurken iyileşmişti. Yataktan çıkmak için ayaklarımı ahşap zemine koydum ve derin bir nefes aldım. Nerede olduğumu anlamam gerekiyordu. O kızı bulmam gerekiyordu. Sormak istediğim sorular vardı. Yataktan güç alıp doğrulduğumda bacaklarımdan tüm bedenime yayılan sızı dalgası ile yüzümü buruşturdum. Dengemi sağlamaya çalışarak öne doğru bir adım attığımda bacaklarım beni taşıyamayacağına kanaat getirmiş olacak ki yere kapaklandım. Düşerken tutunacak bir şeyler aramıştım ve benim ile birlikte komodinin üstündeki abajurun da devrilmesini sağlamıştım.
‘’ Kahretsin! ‘’ Ellerimi zemine yaslayıp bedenimi kaldırmaya çalışırken odanın kapısı hızla açıldı ve içeriye hışım ile bir kız girdi. Üstünde siyah dantelli iç çamaşırları ve sabahlığı vardı. Yerde yatarken gözlerimi kırpıştırdım ve telaşla bana doğru gelmesini izledim.
‘’ Ne zaman uyandın? Niye beni çağırmıyorsun? Şu haline bak! Yaralarını tekrar açmışsın! ‘’ Ondan beklemediğim bir güç ile kalkmama yardım ederken takatsiz vücudumu ona yasladım. Beni yatağa oturturken çatık kaşlarla bakışlarını vücudumda dolaştırıyordu. Derin bir nefes alıp boğazımı temizledim.
‘’ Sen kimsin? ‘’ Sorduğum soru ile kaşları daha da çatılırken ellerini beline koydu. Ne bekliyordu? Teşekkür mü? Kim olduğunu bilmiyordum. Beni kurtarmış olmasının altında yatan niyetini bilmiyordum. Bu da Benjamin’in ya da onun patronu olan kadının bir tür oyunu olabilirdi. Bakışlarımı ondan ayırmadan şüphe ile ona bakarken bir süre daha yüzümde gezdirdi bakışlarını. Derin bir nefes alıp verdi ve oturduğum yatağın ayakucunda bulunan sandalyeye yöneldi. Kendini sandalyeye bırakıp bacak bacak üstüne attı ve kollarını göğsünde birleştirdi.
‘’ Ben senin hayatını kurtaran kişiyim. Adımı merak ediyorsan bana RV diyebilirsin. ‘’ Dedikleri ile bakışlarımı sargılarımda gezdirdim. Gerçekten de yaralarımı açmış olmalıydım. Kanlanmaya başlamışlardı. Bakışlarımı tekrar ona çevirdim.
‘’ Neden? ‘’ Sorum ile kaşları şaşkınlıkla havalandı. Kollarını çözüp öne doğru eğildi.
‘’ Ne demek neden? Seni orada buldum ve ölümün eşiğindeyken çekip aldım. Hayatını kurtardım. Minnettar olmalısın. Orada olmam senin için büyük bir şanstı. ‘’ Dedikleri ile kaşlarımı çatarak derin bir nefes aldım ve gözlerinin içine bakarak konuştum.
‘’ Çok ilginç değil mi? Şans eseri Saklı Orman’da olacak günü seçiyorsun. Tam ölmek üzereyken – ki bu senin tabirin – beni buluyorsun ve hayatımı kurtarıyorsun. Sence de fazla saçma değil mi? ‘’ Söylediklerim ile o da kaşlarını çatmıştı. Bacaklarını çözüp ayağa kalktı ve bana doğru yürümeye başladı. Tam önümde durup ellerini tekrar beline koyarak bana doğru eğildi. Kaş çatışım derinleşirken bedenim vücudumdaki yaraları hatırlatan bir şekilde gerilmişti.
‘’ Ne demek istiyorsun? Açık konuş! ‘’ Sinirlenmişti. Bu kadar çabuk kendini ele vermesi beni şaşırtmıştı açıkçası. Öne doğru eğilip yüzümü onunkine yaklaştırdım.
‘’ Diyorum ki bu oyunlardan sıkıldım artık. Benjamin’in ya da onun patronunun böyle alengirli işlerle sonumu getirmeye çalışmasından bıktım. Senin bu yeni oyundaki rolünü bilmiyorum ama artık kanmayacağım. Ya beni şimdi, hala güçsüzken öldürürsün ya da ben kendimi toparladığımda hem seni hem de emir aldığın kişileri öldürürüm. ‘’ Her kelimemi vurgularken dudaklarını ısırarak beni dinliyordu. Söyleyeceklerim bittiğinde gözlerini kırpıştırdı ve ardından birden kahkaha atmaya başladı. Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılırken sinirle soludum. Siyah bir duman kümesi yükselirken elini sallayıp dumanı dağıttı ve kahkahasını sonlandırıp bana doğru eğildi tekrar.
‘’ Üzgünüm. Gülmek istememiştim ama dayanamadım. En azından sözünü bitirmeni bekledim gülmek için, iyi yanından bak. ‘’ Dediklerinin ardından ciddileşti ve doğrularak sağ elinin işaret parmağını kendine doğrulttu.
‘’ Sence ben birinden emir alacak birine mi benziyorum? Ben birini öldürmek istesem, sözlerime inan, işimi uzatmam ve gözlerinin içine bakarak kalbini sökerim. Yani Benjamin ya da patronu dediğin kişi ile hiçbir bağım yok. Hem benim Kırmızı Topraklar ile doğru düzgün bir bağım yok. Saklı Orman dediğin yere yanlışlıkla girdim ve ardından seni buldum. Tabi biraz yardım almış olabilirim. ‘’ Dedikleri ile tek kaşımı kaldırdım ona alttan yukarı bakarken. Bir süre yüzümdeki ifadeyi inceledi ve ardından oflayarak az önce oturduğu sandalyeyi alıp tam önüme ters koyup oturdu. Kollarını sandalyenin sırtında birleştirip gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı.
‘’ Bak, sana en başın – ‘’
‘’ Beni dinle. Yeni bir yalan silsilesine ihtiyacım yok tamam mı? Seksen beş yıl önce Benjamin’in beni öldürmemiş olması onun hatasıydı. Ama bu hata onun hayatına mal olacak. Bunu git ve ona söyle. O zindanda beni öldürmek için ikinci bir şans elde etmişti. Şimdi ben onu öldüreceğim. ‘’ Sözünü keserek dediklerim ile kaşlarını çattı ve sağ elini saçının içinden geçirip gözlerini devirdi.
‘’ Yahu sen beni dinlemiyor musun? Benim Benjamin dediğin o şahıs ile hiçbir bağlantım yok diyorum sana. Saklı Orman’a peşimdeki ejderhalardan kaçarken yanlışlıkla girdim. Kırmızı Topraklar’da öyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum. Ben burada yaşıyorum. Dünyada. Toplasan üç ya da dört kez gitmişimdir Kırmızı Topraklar’a. Hem dediğim gibi senin orada, o zindanda bulacağımı bana söyleyen yaşlı bir cadıydı. Ne yapsaydım? Kurtarmasa mıydım seni? Aslında, durumun bu hale geleceğini bilseydim kurtarmazdım da. Şu hale bak! Resmen seni kurtardığım için suçlu duruma düştüm. ‘’ İsyan edercesine dedikleri ile kaşlarım havalandı. Doğru söylüyor olabilir miydi?
‘’ Bir saniye, ne? Sana orada olduğumu bir cadı mı söyledi? Bu çok mantıksız. Ejderhalar ve cadılar iyi anlaşamazlar. Bundan birkaç yıl önce çıkan bir ayaklanma ile onları sürgün etmiştik. Tüm cadıları. Niye şimdi durduk yere bir cadı benim, yani bir ejderhanın hayatını kurtarmak istesin ki? Doğamız gereği zıt canlılarız biz. ‘’ Dediklerim ile dudaklarını büzüştürdü ve kafasını yana eğdi. Gözlerini kısarak konuşmaya başladığında dediklerini dikkatle dinledim.
‘’ Aslında bunu ben de merak etmiştim. Senin gibi bende bunun bir tuzak olduğunu düşündüm. Ama o yaşlı cadı hem seni hem de beni tanıyordu. Tabi bana senin kim olduğunu falan söylemedi ama gelecekte birbirimiz için çok önemli kişiler haline geleceğimizi söyledi. ‘’ RV’nin dedikleri ile kafamı onun gibi ben de yana eğdim.
‘’ Tamam, diyelim ki sana inandım. Beni kurtardın. Şimdi ne olacak? Sonrasında ne olacak? ‘’ Sorduğum sorularla doğruldu ve gülümseyerek sandalyesinden kalkıp odada volta atmaya başladı. Bir yandan konulup bir yandan da tek tek parmaklarını sayarak kapatıyordu.
‘’ Öncelikle yaralarını tekrar sarmam gerekecek. Ardından karnını bir güzel doyurup dönüşmeni sağlamak için benim çiftlik evine gideceğiz. Sonrasında benim onunla işbirliği yaptığımı düşündüğün Benjamin adlı kişiyi bana anlatacaksın. Onu öldürmek isteme sebeplerini dinleyeceğim ve gerekirse birlikte bir intikam planlayacağız. Ama ilk olarak bana ismini söylemek ile başlamaya ne dersin? ‘’ RV’nin dediklerini dinlerken ona güvenmesem bile şu anda ona ihtiyacım olduğu gerçeğinin de bilincindeydim. Bu yabancı kıza bir süreliğine sırtımı yaslamak zorundaydım.
Gidecek kimsem yoktu. Yardım isteyebileceğim birileri yoktu. Benjamin yalnız değildi ailemi öldürürken. Eminim ki Varon soyunun asil savaşçılarını öldürebilmek için hemen hemen bir ordu gerekmişti. Yalnızdım. Kimsesizdim. Omuzlarım düşerken titrek bir nefes aldım. RV’ye baktım. Güçlü bir karakteri vardı. Bu zamana kadar ben de kendimi güçlü bilirdim. Yenilmez, yetenekli ve korkusuz savaşçı Destiny… Ama hepsi benim şişirdiğim ego balonundan başka bir şey değildi. Benjamin o balonu patlatmıştı. Ben aslında hiç kimseydim. Yine de adımı söyledim RV’ye. Güvenmesem bile şu anda onun suyuna gitmem gerektiğinin farkındaydım. Kendimi toparlayana kadar en azından rol yapmalıydım.
‘’ Benim adım Destiny. Destiny Varon. ‘’