1. Bölüm
Güne her zamanki tempoda başlamıştım. Sabah hocam Mert beyin aramasıyla uyandım yeni başladığımız kazıda bulunan bir kitapla alakalı toplantı talep etmişti.
Bende iş arkadaşlarım aynı zamanda en samimi dostlarım olan Defne, Suna,Pera,Ege ve Ayaz'ı aradım bizim ekibin sorumlusu bendim. Hepsi işinde başarılı ve akademik açıdan donanım sahibidirler. Ben, Defne ve Ege eski yazıtları okuma ve çeviri konusunda başarılıydık.
Nasıl yapıyordum bilmiyorum ama eski yazıtları ve hiyeroglifleri çok kolay şekilde okuyup tercüme ediyordum. Çocukluğumdan gelen merakla araştırmayı çok seviyordum ve bu merakım beni bugüne getirmişti. Kurumun önüne geldiğimde herkes benden önce gelmişti. Defne ve Pera bana doğru gülümseyerek yürümeye başladılar kollarımı açıp bende onlara doğru yürüdüm 1 Hafta olmuştu onları görmeyeli özlemiştim. Pera,Defne, Ayaz ,Ege ve ben çocukluk arkadaşıyız beşimiz de aynı yetimhanede büyümüştük ve birbirimizi kardeş bilmiştik. Onlarda benim gibi araştırmacı ve meraklıydı aynı üniversiteyi kazanınca çok mutlu olmuştuk onlar benim koruyucu meleklerim oldu her zaman.
Kızlarla sıkıca sarıldıktan sonra ekibin geri kalanıyla da selamlaştık Ege beni kolunun altına çekip kafamı öptü bu hareketle ona daha çok sokuldum.
"Dinlene bildinizmi Simay hocam" diye sordu Suna çekingen bir tavırla ekibe sonradan dahil oldu bana asistanlık yapıyordu.
"Ah inan okadar iyi geldiki bu tatil çok yorulmuşum meğersem" diye cevap verdim.
"Bu defaki araştırma sizi zorladı sanırım Simay hocam" dedi.
"Biraz öyle oldu ama değecek hele kitap elime geçsin ben inceleyeyim daha iyi olucak hepimiz için" dedim.
"Evet iyi olucak bu kitap ve kazı alanında bulduğumuz eserler bizim için iyi isim olucak her yerde bizden bahsedecekler" dedi Ayaz haklıydı bu büyük bir projeydi aslında proje başka bir ekibindi ama nedense Mert bey ısrarla bize verdi sebebini sorduğumda benim bu araştıma için daha donanımlı olduğumu söyledi.
Toplantı odasına geldiğimizde kapıyı çalıp içeriden "gel" komutu gelince içeri girdik masada Mert bey ve diğer kurul üyeleri vardı eğer dilekçem onaylandıysa kazıda çıkanları araştırma işine başlayabilecektim.
"Merhaba hocam umarım iyi haber vardır" dedim Mert beye hitaben.
"Gel Simay hocam gel hoş geldiniz haberler iyi merak etme araştırma projesi sen ve ekibinde gözünüz aydın başlaya bilirsiniz" dediğinde sevinçten bütün ekip birbirimize sarıldık.
"Hocam bu muhteşem bir haber vakit kaybetmeden başlamak istiyoruz müsaadeniz olursa" dedim heyecanla.
"Musade sizindir hocam ama iki gün sonra başlaya bilirsiniz anca çünkü bulunanların kayıt altına alınacak iki gün sabredin artik" ederdik herhalde yada edemezdik bilmiyorum bulduğumuz eşyalar ve kitap çok ilgimi çekmişti çünkü hiç bir medeniyete ve döneme ait bir iz yoktu çok farklıydı buda beni çok heyecanlandiriyordu farklı bir enerjisi vardı.
"Biz gereken kayit ve beyanlarımızı yapalım ohalde bugün hocam gerekli araştırma malzemelerimizi de hazırlayalım" dedim.
"Tabi hocam başlayın gerekli prosüdürleri haledin ımza işi bende" dedi ve ekibe döndü.
"Size güveniyoruz bu işi halledin ve dünyamızı kurtarın" dediğinde ne demek istediğini anlamadım.
Hocalar odadan çıkınca bizde odadan çıkıp imza işlerini halletik. Arkadaşlarımla vedalaşıp eve gitmek için arabamı almak için otoparka gittim. Otoparka girdiğinde içim ürperdi. Karanlıktı ve bu karanlık normal değildi sensörlü ışıklar yanmıyordu hâlbuki geldiğim zaman yanıyordu.
Birkaç adim daha attığımda karşıda gördüğüm karartılarla olduğum yerde durdum ve dikkatlice karşıya baktım.
Ama gördüğüm karartıların belirli bir sırada olduğunu fark ettim.
"Kim var orda" dedim ama ses veren olmadı. Tekrar seslendim.
"Kimsiniz heyyy" ama yine bir tepki veren yoktu bu daha çok korkmama sebep oldu. Normalde korkak biri değilim ama son zamanlarda gördüğüm rüyalardan ve duyduğum fısıltılar sebebiyle artık paranoya haline gelmişti bende.
Telefonun fenerini açtım ve ellerim titrerken karşıya tutum. Ve gördüğüm manza karşısında beynimde şimşekler çaktı sanki. Karşımda baştan aşağıya üstlerinde siyah pelerin olan 10 kişi vardi. Yüzleri görünmüyordu sadece dudaklarını görebiliyordum aralarından biri yakalayın gitmemiz lazım gözcüler gelmeden.
Ne diyordu bunlar ne yakalaması ne gözcüsü ne diyordu bunlar yahu. Bana doğru yürümeye başladılar. Etrafa baktığımda kimse yoktu. Bağırıp birilerine sesimi duyurmam lazımdı.
"İmdat yardım edin" diye bağırdım ama sesimi duyan kimse yoktu.
"Çabuk olun gözcüler varlığımızı anlamak üzereler eğer gelirlerse bu fırsatı birdaha yakalayamayız" dediler birden etrafımı sardılar.
Kafamı ellerimin arasına alıp olduğum yere diz çöktüm. Omuzuma değen elle çığlık attım eli buz gibiydi.
Başka biri ellerimi tutup iple bağlamaya çalıştı liderleri olduğunu düşündüğüm kişi bana yaklaşıp işaret parmağını şakağıma koyup konuşmaya başladı.
"Merhaba prenses bak yine karşılaştık" dediğinde anlamadım ne prensesi bu kimdi.
"Ne saçmalıyorsun kimsin" dedim çekingen bir sesle. Gözlerini kısıp bana bakıyordu.
"Ah ne acı hatırlamıyordun değilmi prenses unutmuşum" dedi tiksinir şekilde.
"Bakın kimsiniz bilmiyorum beni başkasıyla karıstırıyorsunuz" dedim gözlerimden yaşlar akarken yüzüne bakmaya başladım ama ne yazıkki yüzünü göremiyordum.
"Olympos'ta herkese diz çöktüren prenses Ametis şimdi ayaklarımın dibinde ne acı bir görüntü ama değilmi" dediğinde ne demek istediğini anlayamıyordum algılayacak durumdada değildim.
"Bakın benim adım Ametis değil Simay bir başkasıyla karıştırıyorsunuz ben düşündüğünüz kişi değilim" aglamalarım hıçkırıklara dönmüştü artık.
"Zelos onu neden burda öldürmüyoruz bukadar uğraşmaya gerek varmı"diye sordu içlerinden biri.
"Onu öldürebileceğini mi? Sanıyorsun her nekadar Olymposta olmasakta o asil kandan onu öldürürsen Olympos yok olur yıkım olur" demişti bunlar ne saçmalıyordu.
"Peki ne yapıcaz Melagros onu öldürmek için istemiyormu zaten" dediğinde adının Zelos olduğunu öğrendiğim kişi çatık kaşlarla karşısındaki kişiye baktı.
"Yeter çok konuşmayın geçit açılmak üzere" dediği zaman gözlerim faltaşı gibi açıldı ne diyor bunlar.
Tam karşı çıkacağım sırada ensende hissetiğim acıyla inledim. Kollarımdan tutup kaldırdıkları zaman bilincim daha kapanmamıştı.
Birden kollarımdan tutanlar birden yaprak gibi savunuldu. Zelos küfür ederek anlamadığım şekilde birden yok oldular. Ensemdeki acıyla ayağa kalkıp bir adım atacaktım ki düştüm ama yere temas etmeden havalandım gözlerimi zorla açmaya çalıştım sadece gördüğüm buz gibi soğuk bakan ela gözler oldu. Duyduğum dek şey o kişinin sesi.
"Geldim değerlim geldim yetiştim kapat gözlerini güvendesin Ametisim" dediğini duydum ve kendimi karanlığa bıraktım kimdi bu insanlar benden ne istiyorlardı Ametis diyorlardı Ametis kim Olympos neresi o ela gözler neden okadar soğuktu.Benliğimle verdiğim savaş ne zaman bitecekti bu o saçma rüyalardan biri miydi ve ben yine yanlızlıktan kendi hayal dünyamda kendime yeni hayaller mi kurdum.