Zihnime çöken yorgunluk ve tenimde hissetiğim soğuk yanan ateşten gelen çıtırtılar. Göz kapaklarımdaki ağırlığı zorlukla def edip zorla açtım gözlerimi karanlık soğuk bir zeminde yatıyordum. Korkuyla yerimden doğruldum nerde olduğumu ve buraya nasıl geldiğimi düşündüm beynimi zorladım. Hatırladıklarımla dehşete düştüm buraya nasıl gelmiştim son hatırladığım soğuk bakan o gözler ve duyduğum son kelimeler. Hemen doğrulup etrafa göz gezdirdim yanan ateşin ve etraftaki mesalelerden buranın bir mağara olduğunu anladım. Etrafa göz gezdirirken arkamdan bir ses duydum.
"Uyandın mı?"
Dedi arkamı döndüm korkuyla ve onla göz göze geldik bunlar o ela gözlerdi. Elleri tavandan zincirli ayaklarında prangalar vardi üstündeki kıyafetler yırtılmış vücudunun bir çok yerinde yaralar vardi bazıları yeniydi daha kan sızıyordu bu pespaye görüntüsüne rağmen oldukça etkileyici ve yakışıklı bir yüzü vardı. Geniş omuzları koyu renk saçları hoş bir aurası vardı. Onu incelediğimi anlamış olacakki dudakları yukarı kıvrıldı.
"Demek beni hala etkileyici ve yakışıklı görüyorsun" dedi gözlerim şokla açıldı düşüncelerimi mi okuyordu.
"Evet düşüncelerini okuyabiliyorum" ben daha ilk şoku atlatamadan ikinci şoku yaşamıştım. Kimdi bu böyle birşey mümkün mü? Ben buraya nasıl geldim kafamda tonlarca soru.
"Merak etme bütün sorularını cevaplıyacağım ayrıca bedenin burda değil sadece ruhen burdasın."
"Kimsin sen buraya nasıl geldim." Gözleri yüzümü taradı birşey arar gibi bir süre gözlerime baktı.
"Ben Ahraz buraya seni ben getirdim sana anlatmam gereken seyler var beni iyi dinle fazla vaktimiz yok. " dedi ciddiyetle.
"Seni tanımıyorum beni buraya nasıl getirdin bilmiyorum ama gitmek istiyorum yokluğum fark edilirse arkadaşlarım meraklanır ortalığı birbirine katarlar."
"Merak etme senle konuştuktan sonra seni geri göndericem ama şimdilik sevgili eşim" nee ne saçmalıyor bu adam.
"Ne saçmalıyorsun ne eşi"
" Merak etme Ametis herşeyi anlatıcam"
"Benim adım Simay Ametis deyil önce bu konuyu açığa kavuşturalım." Dedim dişlerimin arasından tıslarcasına.
"Senin adın Ametis sadece hatırlamıyorsun ve benim eşimsin sen karanlık ve aydınlığın prensesisin." durdu derin bir nefes aldı devam etti.
"Sen ve ben bir lanete kurban edildik ve seni farklı bir bedene ve başka bir boyuta hapsettiler benide tartarusun dibindeki bu mağaraya hapsettiler. Her seferinde farklı bir döngüde buldum seni ama tam herşey bitti derken lanet kandini yeniledi." başını öne eydi sanki eziliyor gibiydi omuzları çöküyordu.
"Bu son döngü ve bizim son şansımız bizi bu döngüden ve lanetten sadece sen kurtarabilirsin."
Ben şaşkınlık ve korkuyla onu dinliyordum ama yüzünde herhangi bir ciddiyetsizlik yoktu ve gözlerindeki umut ne diyeceğimi bilemedim.
"Bak anlattıkların çok saçma ne laneti ne döngüsü ben anlamıyorum sen deli falanmısın hen tartarus eski yunan mitolojisinde cehennem çok saçma burası hiç cehenneme benzemiyor." Dedim sanki daha önce cehennemi görmüş gibi kendimden emin bir şekilde ama korkudan kalbim durmak üzere. Dudakları yukarı kıvrıldı belirli belirsiz sırıttı.
"Sen sadece görmeni istediğim kadarını görüyorsun gerçeği kaldıramasın Ametis"dediğinde kendi etrafımda döndüm ama birşey yoktu işte.
"Bak buraya nasıl geldim bilmiyorum ama ben Ametis değilim lütfen beni geri gönder nasıl yapacaksan artık çünkü ben nasıl gideceğimi bilmiyorum" dedim.
"Sana Ametis olduğunu ispatlarsam bana yardım edermisin" dedi kendinden emin şekilde.
"Ispatlarsan aklımda şüphe kalmazsa inanırım" dedim.
"Tamam" dedi ve derin bir nefes aldı.
"Senin sırtında omuzlarının ortasında mühür var senin karanlık ve aydınlığın prensesi olduğunun kanıtı. Senin ve benim imparatorluk mührümüz var nekadar düğünümüz yarim kalsada yeminlerimizi etmiştik tam kalbinin üstünde" şok olmuştum çünkü gerçektende sırtımda nezaman yapıldığını bilmediğim büyük bir döğmem vardi ve kalbimin üstünde de işin garibi bunu kimse bilmiyordu. Durdu yüzüme baktı ve devam etti.
"Her gece rüyanda seni çağıran bendim fiziksel olarak senle temasa geçemem ama ruhen senle irtibata geçebilirim benim rüyalara müdahale etme gücüm var bu sayede senle irtibata geçebilirim" derin bir nefes aldı. "Senin etrafındaki insanların çoğu koruyucuların seni korumakla görevliler" dedi güldüm dalga geçiyor umarım.
"Demek koruyucu peki senin bu koruyucuların ben yetimhanede dayak yerken, açlıktan bayılırken, hakarete uğrarken nerdelerdi ben beni koruyan kimseyi görmedim." Dedim öfkeyle çünkü kaç gece aç uyudum kaçkere dayak yedim arkadaşlarım dışında kimsem yoktu ne koruyucusundan bahsediyor.
Benim konuşmam bitince yüzümü ona döndüm yüzü değişmişti. Saf öfke vardı yüzünde bana bakışları değişmişti suçluluk ve pişmanlık vardi yüzünde.
"Sana" dedi öfkeyle sesi titriyordu.
"Sana vurdularmı senin canını mı? Yaktılar buna kim cesaret edebildi sen acı çekince koruyucuların nerdeydi neden güçlerini kullanıp kendini korumadın " dedi öfkesi sesine yansıyordu ama benim takıldığım konu başkaydı ne gücünden bahsediyordu.
Aidiyet sizlik nekadar ağırdır. Varlığın veya yokluğun pek bir anlam ifade etmez insanlar tarafından. Kendi benliğinle savaşırsın kendini bir yere ait his edemezsin.Sığdıramazsın benliğini bu dünyaya ağır gelir yaşananlar. Sonra bir gün küçük bir tohum ekersin umut bahçelerine ve filizlenir kök salar derinlere büyürsün, büyütürsün umutlarını ve tomurcuklanır çiçek açar umudu yeşertirsin tekrar en derin karanlıklarda.
Ben kimim. Benliğim ve ruhum neden bukadar savaş içinde bulunduğum bu ikilem beni daha fazla içine çekiyor. Zihnimi toparlamaya çalışıyorırken konuştu.
"Ametis özür dilerim seni koruyamadığım için her seferinde canın yandığı için affet beni bu defa buna izin vermeyeceğim sana söz veriyorum bu defa bu laneti tamamen kaldıracağız birlikte seni bir daha kaybedemem. " Dedi ben daha önce söylediklerinin etkisinden çıkamazken üstüne yenisi ekleniyordu.
"Bir daha derken ne demek istiyorsun demin de döngü demiştin bunlar ne demek oluyor ne laneti bu düzgün anlat aklım almıyor çünkü. " Dedim söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum.
"Bak anlatıcam ama fazla zamanımız yok seni daha nekadar kalkanın içinde tutabilirim bilmiyorum. " Sustu birden surat ifadesi değişti acı çekiyordu sanki.
"Bak Ametis ikimiz bir kehanetle lanetlendik senin baban karanlıklar tanrıçası Nyx 'in oğlu Momus'un bir ışık perisinden olan kızısın sen hem karanlığı aynı zamanda ışıgın temsilcisinin baban ölümün tanrısıydı. Annen hayatın kaynağı ışığın perisiydi. Sen bir melezsin ve imkansız sayılan bir kana sahipsin kanında hem ölümü hem de yaşamı taşıyorsun. " Dedi ben daha nekadar hayret edecektim bilmiyorum konuşmak için ağzımı açıyordum ama söyleyecek bir şey bulamıyorum.
"Bak farkındayım anlattıklarım sana şuan ağır geliyor ama inanmak zorumdasın binlerce yılldır seni bekliyorum zamanım kısıtlı seni daha fazla burda tutamam kendi boyutuna dönünce kahine söyle zamanı geldi boyut kapısını açıp seni hayat ağacına getirsin seni bulduklarına göre artık güvende değilsin Anteros ve boreas'a söyle harekete geçsinler ve sana olanlan biteni anlatsınlar kalkanı daha fazla tutamam. " Dedi göğsünden yoğun bir şekilde kan akmaya başlamıştı acı çekiyordu.
"Şimdi seni ahh geri göndericem kahine söyle Koruma kalkanı yapsın yoksa seni koruyamazlar ben seni burdan daha ahh fazla koruyamaya bilirim sen hatırladığında beni bul Ametis seni çok seviyorum bunu asla unutma beyin unutur ama kalp unutmaz ahhh hatırla sevgili hatırla. " Bunlar son sözleri oldu gerisi yine koyu karanlık.
Ve ben yine bilinmezlikte savruluyorum kimim ben Simay mı? Ametis mi? Daha anca 27 sinde görünen biri beni nasıl yüzyıllardır beklıyor olabilir. Ben ve benim geniş hayal dünyam tabi yine hangi filmin etkisinde kaldım kim bilir. Okadar mitolojik film izlersen olacağı bu ne bekliyorsun. Artık uyanmam lazım bu rüyadan ben nerdeyim neden uyanamıyorum kafamı yere sağlam çarptım sanırım bana bukadar oyun oynadığına göre.