16.SAKINMAK

1033 Kelimeler
Bölüm Müziği: The Irrepressibles - Submission Neurosis - Oliver Riot Ölsem Yeridir - Yüzyüzeyken Konuşuruz ** Merhaba, Bol bol yorumlarınızı okumak istiyorum. ** MİSAL - 16. B Ö L Ü M ₪ SAKINMAK Savurduğum ve nereye saplanacağını hesaplamadığım o küçük, bilenmemiş meyve bıçağı, gözlerimde anlık tepkilerimi görüp, suskun kalan adamın, ayak bileğinin kemiğine denk geldi. Bıçak, kemiğin sertliğine çarpıp yere fırladı. Elim, kemiğin sert dokusundan dolayı acımıştı. Sırım gibi vücudunu, meyve bıçağının keskinliğiyle yıldıramayacağımı biliyordum, ona zarar vermemi izin verdiğini de biliyordum. Fakat suskunluğunun sebebi neydi? Bileğimi sıcak ıslaklık lekeledi, kanı: el bileğimden dirseğime uzun bir damlayla yol aldı. İnlemesini işitmek istedim; yüzü buruşmalı, gözlerini gözlerimden indirip kesiğine bakmalıydı. Fakat o sustu. Suskunluğu, boyun eğici asla değildi. Çünkü gözlerimde durmakta olan siyah evreni, ekseninden fırlamış, ölçüsüz ve eylemsiz bir korkutuculuğa giriyordu. Emir Sayer, suskunluğunu silahlandıran birisiydi. Bu yüzden suskun geçen her saniye, büyüyen korkulara, ne zaman patlayacağını bilmediğim bir silaha ve patlayacağına eminlik duyduğum bir sabırsızlıkla; bir an önce bitmesini umduğum, patlamasını istediğim şeye dönüşüyordu. Suskunluğu sona erecekti, onun gibi adamların suskunluğu kısa sürerdi. Ben, o adamları iyi tanırdım. Onun gibi adamlar? Onun gibi adamlar kimdi? Belalı mı? Veya korkutucu? Ya da zebani kılıklı mı? Vardığım kanı, onda adlandıramadığım bir benzersizliğin olduğuydu. Bu adamın suskunluğu, herkesin suskunluğunun ötesinde bir şey hissettiriyor, düşündürüyordu. Suskunluğu en büyük ödüldü; konuşsa ürkerdim aynı zaman da suskunluğu da en büyük cezaydı. Çünkü ben suskunluğundan da ürküntü duymuştum. Annemin, çocukluğumda bir kez bile bana ödül vermeyişini ama ceza da vermeyişi aklıma düştü, Emir Sayer'in suskunluğuyla ortak bir noktadaydı. Annem, tecrübesiz deneyimlerinden yola çıkarak derdi ki: 'Bir çocuğa ödül verdiğinde cezadan farksız kalır. Demek istediğim, ödül neyse, ceza da odur, kızım.' Küçük yaşımda neden söylediğine akıl sır erdiremesem de şimdi söylediklerini, bir adamın suskunluğunda ürkekçe yaşıyordum. Suskunluğu ödüldü, suskunluğu cezaydı. Suskunluğu kaçıp kurtulmama taviz mi veriyordu? Yoksa yerime sinmemi mi ön görüyle uyarıyor muydu? İki seçenekte sıkışıp kalmışken, daha on dakika önce Emir Sayer'in, 'Kaç, belki kurtulursun.' Deyişi kulaklarımda yankılandı. Söyledikleri ne kadar güvenilirdi tartışılırdı ama benim de aklıma yatan seçenek, kaçmaktı. Kaçarsam kovalamayacaktı, kurtulursam aramayacaktı ve karşılaşmayacaktık. Buna inanmak istiyordum. Bedenim, mutfağın soğuk fayans taşlarından avuçlarımla güç alarak yerinden fırladı ve ayağa dikildiğinde kör cesaretle karanlığın koyuluğuna daldı. Hol, pencere görmediğinden, mutfaktan çok daha karanlıktı. Koşar adımlarımın sesine, asker botunun iç gıcırdatan adımları bütünleşti, "Doğru zaman." Diyerek bağırdı. Kapı eşiğinin tümseğini atlayıp merdivenlerin olduğu duvara hızdan, dengemi kaybedip iki kolumun üstüne yığıldım. Gücümü duvara verip, iki üç merdiven basamağını atlamama yarar sağladım. O arkamdaydı, nefeslerinin hızlanışını duyacak kadar peş peşeydik. Merdivenlerin başındaydı, ben sonundaydım, diğer katın merdivenlerinin başına koşacakken, tırabzanlara tutunup, kafamı onun olduğu yere bakmak için kaldırdım. O da ona baktığımı, koşar adımlarımın sesi kesildiğinden anladı ve tırabzanlardan sarkıp bana baktı. Yüzü, istemediği bir işle uğraşır gibi tatsızdı, işaret parmağını sallayıp, "Beni uğraştırma Gökyel. Aptalı da oynama, neler yapabileceğimin farkındasın." Diyerek hareketlerine son verdi. Küçük, önemsiz bir şeyle uğraştığını mı düşünüyordu? Bedenimi kıpırdattım ama yerimden kıpırdamadım, yine kaçacağımı anladığında, "Seni yakalamayayım, dikkatli ol." Omuzları öne atıla atıla konuşuyordu; şu halinden öfkeye olan meylinin derecesini görebiliyordum. Yüzümde derme çatma onunkisine benzer aşağılayıcı tebessümle, onun öfkesine karşılık verdim. Yüzünün ifadesi değişti ama çağrışım yapamadan merdivenleri bacaklarımın son kuvvetiyle indim. Yalnızca pes etmediğimi gördüğünde dudaklarının düz çizgi aldığını, tırabzanları yerinden sökecek kadar güçle sıktığını, parmak çizgilerinin beyazlaştığını görmüştüm. Onun sinirlerini bozmaya başlamış görünüyordum. Veya kedi ailesinin en asil bulduğum hayvanı puma gibi, küçük, önemsiz bir ava gereğinden fazla ter dökmek istemiyor, bir ava değeri kadar çaba sarf ediyordu. Onun için, Gökyel'dim, küçük, önemsiz, karın doyurmayacak bir av. Bu av, kurban olmamak için Emir Sayer'in hiç yere zamanını öldürüyordu. Fakat ben küçük değildim, önemsiz değildim ve avlandığım zaman karın doyurmayacak bir av da değildim. Soyadım atıldığında, geriye Sena kalırdı, bana göre benim değerim tam oradaydı. O beni mızrağın sivri ucuyla avlayamazdı; zekâ, mızraktan ve yırtıcı hayvanın dişlerinden daha sivriydi ve kıskıvrak öldürürdü. Doğruyu gösterme, kendini kanıtlama ihtiyacının açtığı hırsla; soluklarım tükense de beni yakalamak isteyen tehlikeyi göz ardı edemedim, hayatımda göstermediğim koşma kondisyonuyla koştum. Burun deliklerim kocaman oluyor küçülüyordu, göğüs kafesim zayıflığımdan sırtıma batarak genişleyip daralıyordu. Tırnak izleri açılan avuçlarımı soğuk korkuluklara sürterek iniyordum. Bacaklarım birbirine karışıyor, dolanıyor; dizlerim birbirine vuruyor, yolumu kesiyordu. Zaten koşu anlamında hiçbir halt bilmezdim, yeri ne zaman öperim dediğim anda dizlerim yere çapıp, avuçlarım mermer zemine yapıştı. Gelişigüzel koştuğumdan, olması gerekenden sert düştüm ve engelleyemeden, acıyla inledim. Yere düştüğümden termal sıcaklığımı algılayamayan otomatik lamba, söndü. Kafamı bana yetişecek telaşıyla indiğim merdivenlere döndürdüm, saçlarım gözümün önünü kapatsa da üst kat ait otomatik lamba açıldığını görebildim, yani tehlike az uzağımdaydı. O, "Baban bana fena kızacak," dedi inlememi duyduğunu belirten sahteliğiyle. "Biricik kızının kılına zarar gelmemesini söylemişti." cık cıkladı. "Aksi takdirde benden bilecek, ona çocuk gibi benden kaçarken düştüğünü söyleyeceğim." Sesinin gürlüğü, sesinin olgun tonlaması güçlüydü ve bu bile beni korku içinde kalmış zihnimi tetikliyordu. Yumruğumu mermere indirerek ayakkabımın ucunu öfkeyle yere vurdum. Ayağa kalkıp yeniden bedenimdeki güç kırıntılarıyla zemin kata tek nefesle koştum. Hızımı durduramayıp ağır çıkış kapısının oraya tosladım, alnımdaki Bursa'ya geldiğim ilk günkü onun sebep olduğu kazadan oluşan zedelenme, beynimin içi, yontuluyormuş gibi acıdı. Elimi acıyan yere bastırıp tek kolumun kuvvetiyle kapıyı kendime çektim. Dar aralıktan tüyerken, gömleğin uçlarını bağladığımdan, açıkta kalan karnımı soğuk ısırdı. Tüm bedenim gecenin çiğ soğukluğuyla diken diken oldu. Soğuğa alışırken dirseğimin üzerinde kol kaslarımı ezen bir baskı hissettim. Bedenim şiddetle duvara yapıştığında şaşkınlığın etkisiyle kirpiklerimi birkaç defa kırptım. Akciğerlerim alıp verdiğim nefeslere yetişemedi, kalbimin ritmi bozuldu. Anla gelen tepkiselliğim bittiğinde nefeslerimizin buharı ardından gözlerimiz buluştu. Kollarımdan ellerinin baskısını yok etmek istercesine onu itmeye çalıştığımda, bedenimi iki kolu arasına aldı. Kafasını gözlerime hizalamak için indirdi, yüzü yüzüme yaklaştı, "Hadi." Diye dudağının köşesini kaldırdı alayla. Lamba söndü, gözlerinin aşağılayıcı parlaklığıyla göz bebeklerinin kin barındıran ışığı, göz perdemi yaktı: o yakıcılıkla göz pınarlarıma ıslaklık doldu. "Kurtulsana." Dedi kafasını hareket ettirerek. Belirgin elmacık kemikleriyle, sivri çenesinin ucu sokak lambasının turuncu ışığını aldı. Kafamı rahat bir edayla duvara dayadım, çenem kalkık, burnum havada ve çehremi tırmalayan kaygısızlıkla, "Sobe demelisin." Diyerek onun tehlikeli tavrını inandırıcı bulamadığımı gösteren genişlikle tebessüm ettim. Kaygısızlığım hoşuna giderken daha geniş gülümsedi. İçten içe deli gibi korkuyordum, içten içe geçmişin açtığı onun da bulunduğu o korkulardan saklanıyordum ama ben hiçbir zaman hissettiklerini dışarıya yansıtamamıştım. Kollarımı tuttuğundan ellerim omuzlarına yakındı, iki elimle göğsüne baskı yaptığımda, "Hadi." Diye fısıldadım genizden gelen bir sesle. "Sobe desene." Kışkırtıcıydım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE