Bölüm 10

1804 Kelimeler
"Selam millet!" diyen Uğur ile ben de Alp de ondan tarafa dönüyoruz. "Hoş geldin abi." diyor Alp, ben de kuru bir selam veriyorum. Zaten şu sıra Alp'e gıcığım üzerine bir de Uğur gelince iyice basıyor beni buralar. "Nasılsınız?" "Gördüğün gibi, sende ne var ne yok?" Alp ile ikisi konuşurken dahil olmuyorum. Tencere yuvarlanmış layığını bulmuş. "İyiyim ben de. Maili gördünüz mü, yirminci yıl yemeği olacakmış iki hafta sonra." "Gördüm gördüm, bugün kişi sayısının dönüşünü istiyorlarmış. Şeyma'yı çağırmayı düşünüyorum." "O kadar ciddi mi o iş ya? Hadi bakalım. Sen tek mi geleceksin Hazal?" Sana ne Uğur'cuğum, sana ne canımın içi(!). "Evet, yani hayır aslında. Benim artı birim zaten davetli, o yüzden kişi sayısı bir olacak onu soruyorsan." Şu nezaketimi görse ağlardı Nehir. Gel de gurur duy benimle diyeceğim ama, teyzemin evladını üzdüler. Ali, Ali... "Ooo... Kimmiş senin artı birin, yalnız kuş?" derken kaşı gözü ayrı oynuyor Alp'in. Hayır, soruyu dümdüz sorsan da bana batacaksın zaten Alp, bunca çaba niye? Her ne kadar kendisi ile aramız kötü olsa da eniştemin dedesinin cenazesine gelmedin. Bizde unutulmaz, koçum. "Nehir, Alp. Nehir ile geleceğiz, Nehir ile gideceğiz. Ben bir kahve almaya gidiyorum." Kalkıyorum masamdan. "Çağırsan gelirdik belki, biz de?" derken şirin olduğunu sanıyor herhalde Uğur. Değil. "O yüzden çağırmadım zaten." Ben de yapay bir gülümseme konduruyorum dudağıma, güldüklerine göre şaka yaptım sanıyorlar. O da öyle değil ama zaten canım burnumda, kendimi tekrar açıklama zahmetine giremiyorum. Bilmiyorum Ali. Kendi kötü gününde kapı dışarı ettiğin kuzenimin kötü gününde neler yaparsın, hiç bilmiyorum? Bilmemekten de hiç haz etmem. Aşağı inmek zül geliyor, bir Türk kahvesi alabilmek adına kattaki mutfağa yöneliyorum. Aysun ablayı çayı demlerken buluyorum. "Merhaba Aysun abla, nasılsın?" "Ay nasıl olsun be güzelim, bildiğin gibi. Sen nasılsın?" "İyiyim, bende de aynı. Türk kahvesi yapacağım, karşılıklı içer miyiz?" "Aslında işim de var ama madem senin elinden. İçeriz kız beş dakika ne olacak?" Ya senin kendini naza çekişini yesinler. "Tamamdır, sadeydi di mi?" "Sade, çiçeğim." Aysun ablayla onun kocasından, abilerimden, yeğenimden, Nehir'den derken derken Ali'den konuşurken buluyoruz kendimizi. Daha doğrusu o bilmiyor ama ben Ali'den konuşuyorum. "İnsan kötü gününde en çok sevdiğini istemez mi yanında Aysun abla ya? O tutsun elini, o sarsın sarmalasın istersin." "Biz öyleyiz çiçeğim, kadınlar için geçerli bu söylediğin. Biz düşünce yaramızdan sevdiğimiz öpsün isteriz ama erkekler öyle değil ki. Onlar zayıflık sayarlar böyle şeyleri, gurur yaparlar. Benim adam annesini gömdükten sonra bir hafta ağzını bıçak açmadı, ne bir ses ne bir damla yaş." TC erkeği, bir kere de yorma be... "Öyle diyorsan." Daha fazla uzatamıyorum, bir şey sorsa cevaplayamayabilirim. Cevaplarsam da Nehir beni sağ bırakmayabilir. "Hadi kapat fincanını da bir falına bakayım. Görelim şu adamı." Gülüyorum halime, "Adam benim değil be Aysun abla. Ama benim fincandan başkasını görebileceksen hemen kapatayım." "Yok, o kadarı beni aşar Hazal'cığım." diyor o da gülerek. "Ben döneyim artık yerime Aysun abla, çok teşekkürler. İyi geldi valla." "Bana da çiçeğim, uğra arada." Aysun ablanın yanından kalkıyorum. Yerime geçmeden bir teyzemin evladına uğramak da sakınca görmüyorum. Sonuçta ben bu şirket için gecesini gündüzüne katmış bir insanım, beş on dakika molanın lafını yapmasınlar rica ediyorum. "İki hafta sonraymış işte, gidiyoruz di mi Nehir? Heh, Hazal da geldi." diyor sağ kolum, Melek'im. Hiçbir şey bilmeden bana bu kadar destek olması, gerçek kanatları var mı diye kontrol etme ihtiyacımı kamçılıyor vallahi. Emir, sen mi arıyorsun canım? Efendim? "Gidiyoruz inşallah." derken bir yandan da hiç bu yöne bakmayan Ali'yi yokluyorum. Bıraksam asla cevap vermeyecek belli, bırakmayayım o zaman. "Ali sen de gelirsin, di mi?" "Bilmiyorum ki Hazal, bakalım." derken gözleri kısa bir an Nehir'e değdi sanıyorum ama emin bile olamadan önüne dönüyor. Sanki bütün şirketin yükü bu adamın üzerinde, şu şovlara bakar mısın ya? Hayır, yılın çalışanı ödülü var da biz mi bilmiyoruz. "Ben anlamam, hadi hepiniz dönüş yapın maile. Bugün son günüymüş öyle diyordu bizimkiler." "Birini getirecek misiniz siz?" diyen Melek'e "bunu mu sordun gerçekten" bakışımı atıyorum. CAM'ON. "Şu karşımda gördüğün bebek surat benim Kalu Bela'dan beri kavalyem, balım. Başkası yok." Nehir'e öpücük atıyorum. Ali, kuzenimin suratının gerçekten bebek gibi olduğunu görüyorsun inşallah. Bak Ali, gör Ali. Fişlerdeki Ali bile bu adamdan akıllıydı yemin ediyorum. "Doğru söze ne denir? Sen tek mi geleceksin peki, Melek hanım?" diyor benim bebek suratlım, canımın içi. Melek de bize benim bakışın bir benzeri ile cevap veriyor, "Temtek hem de." Bu kız bizdendir ya. Nasıl kıyayım kızcağıza şimdi abime alarak? Duyamıyorum seni Emir abiciğim, tüneldeyim de. Kapatıyorum, öptüm kib bye. "O zaman herkes artı birleyip dönüyor gençler, itiraz kabul etmiyorum. Ali'ciğim sen cc'ye beni de koyabilirsin istersen." Şirin şirin de gülümsüyorum, sonunda Ali de pes edip gülüyor. "Dönüyorum, Hazal Hanım. Var mı başka bir arzunuz?" Vallahi var aslında ama burası yeri değil. Teyzemin evinde kahvelerimizi içerken konuşalım bunları enişte bey, sizinki mümkünse tuzlu olsun. "Şimdilik bu kadar Ali'ciğim. Kolay gelsin canımlar, kaçtım ben." "Sana da." Bu böyle gitmez, gitmemeli. Yılın çalışanını bilmem ama şirketin en yılan çalışan ödülünü almalık projemi devreye sokacağız mecburen : Daha Büyük Kıskandırma - Emir'in Yolu jdsfhsdj. * "En sevdiğim abim!" "Emre değil Emir ben yalnız, yanlış oldu galiba." Aman n'olur herkes kendini ağırdan satsın? Herkes bana nazlansın, hatırım kalır. "Aman da aman. Kıskanıyor muymuş birileri? Çok doğru aradım, en doğru adresteyim." "Dökül hadi sıpa, söyle derdini." Peki o zaman. "Aslında dert benim değil abi, dert Nehir'in ama ha ben ha Nehir sonuçta. İstersen benim derdim de diyebiliriz adına. Sen iste yeter." "Hazal, sadede doğru alalım seni güzelim." Geleyim o zaman, "Hani anneannemde konuşmuştuk ya?" "Ha o mesele. İyice gavat yaptın kızım sen de bizi, güldük eğlendik ama ne yapacağım ben?" "Tövbe estağfurullah, ne alakası var abi? Çok bir şey değil ya. Sen bir gelsen salınsan yeter, gerisi bende." "Yorma beni abiciğim, hadi git kendi kapının önünde oyna." "Ne biçim laflar onlar öyle Emir Aymaz? Kalbim kırılırsa Emre abim kafanı kırar biliyorsun." "Tehdit demek? Kadın değil misiniz, aynı anneden bile doğsan fayda etmiyor işte." Ya he, he. "Tamam abiciğim, sonra ağlarsın. Hadi biz işimize bakalım." Abimle planı oturtmamız elli iki dakikayı buluyor, en sonunda cuma iş çıkışı görüşmek üzere kapatıyoruz telefonu. Bir de işin içine girmiyordu Emir Bey, coştukça coştu. Duş almam gerek, maske yapmam gerek, ojelerimi yenilemem gerek, ütü desen o da yapılmadı, uykum da geldi... Hadi kalk kızım. * Evin içinden gelen seslerle açıyorum gözlerimi, hava aymamış ki daha. Saate bakıyorum 4:50, kim ki bu? Odanın dört bir yanına saçılmış terliklerimi giyiyorum önce, sonra sabahlığımı alıyorum üzerime. Emir abimi görmek umuduyla salona gidiyorum. Tam abime seslenecekken gördüğüm simsiyah giysili adamla kalakalıyorum. Elim ağzımı buluyor, hırsız! Ayy! Hırsız bu! Birkaç saniye ne yapacağımı bilemeyerek duruyorum sonra hızla odama dönüyorum. Ne yapacağım?! Muhtemelen beni evde yok sanıyor. Evde olmasaydım keşke, Allah'ım! Neden evdeyim? Polis. Polisi aramalıyım. Hızlıca telefonumu buluyorum, çıkan memura çok kısık sesle durumu açıklıyorum. Emin olup olmadığımı soruyor birkaç kez. Gerçekten mi? Adam gelecek şimdi buraya, konumuza bak. Hala içeride mi acaba? İçeri mi gitmeliyim burada mı kalmalıyım? Kapıyı mı kilitlesem? Bir silah bulmam gerek, etrafı tarıyorum. Abajurda karar verip boş olan elime alıyorum. Annemi, babamı ele. Kalplerine inebilir. Emre abimi arıyorum, duymuyor. Muhtemelen Ege uyanmasın diye sessizde. Emir abimi arıyorum peşine. Meşgule atıyor, planla ilgili sanıyor kesin. Allah kahretmesin ya. Nehir'i arıyorum. Nehir duyar, Nehir duy lütfen. Yeni mi girdi acaba eve eski mi? Çıktı gitti belki de adam. Nehir de duymuyor, telefonu sabahlığımın cebine sokup silahıma sımsıkı sarılıyorum. Çok yavaşça salona doğru adımlıyorum, hala orada. Allah kahretsin! Odama geri dönüp polisi arıyorum, ekibin geleceğini söylüyorlar. Ne bir süre, ne bir konum paylaşılmıyor ne yazık ki benimle. Nehir'i tekrar arıyorum, olmuyor. Nehir ya?! Son çare, Ferhat'ı da arıyorum. Bir kişi be, bir kişi... Ben bu aileden değil miyim ya? Ben bu aileden değil miyim ya? İlhami abi, sen söyle. Ömer'i arayacağız Hazal, başka kimse kalmadı. İki kere çaldıracağım sadece duydu duydu, duymazsa Allah ne verdiyse salona dalacağım. İki kere çalıyor ve maalesef açılmıyor telefon. Yapacak bir şey yok, hırsızın bana gelmesini bekleyemem. Sakin ol kızım, arkası dönüktü zaten. Eğer hala öyleyse boynuna bir tane vuracağız. İnşallah o da edebiyle bayılacak, çünkü filmlerde hep öyle olur. Sivrisinek gibi düşün, hızlı ve odaklı tek bir hamleye ihtiyacımız var. Tam o anda telefonum çalıyor, hem de ne çalmak. Boş evde çınlıyor resmen, bittim. Bu kez bittim, salondan paldır küldür bir ses geliyor. Muhtemelen bir şeyler devriliyor. Öldürecek mi, tecavüz mü edecek? Nerede bu polisler? Abimler nerede? Telefonu açamıyorum bile, öyle çalıyor avucumun içinde. Kendi kendine susuyor, sonra tekrar çalmaya başlıyor. İrkiliyorum ve aramayı yanıtlıyorum. "Hazal? İyi misin?" "Ömer." "Ne oldu Hazal, cevap ver? İyi misin?" Bir yandan da hareket ettiğini duyabiliyorum. Odaya hala birinin gelmemesinden cesaretle kulağımdaki telefonla salona yürüyorum. "Hazal?!" "Bir dakika." Boş, gitmiş. Allah'ım gitmiş, çok şükür! Açık cama bakıyorum, hızla arkama dönüyorum. Yok. Yok, yok, yok! "Evime hırsız girmişti ama gitmiş şimdi. Sen arayınca evde biri olduğunu anlayıp korktu sanırım. Sorun yok yani, oh." Elim ayağım boşalıyor, koltuğa bırakıyorum kendimi. "Ne hırsızı? Ne demek gitmiş Hazal? Odana gir, kapıyı kilitle. Geliyorum hemen." "Gitmiş diyorum, gelmene gerek yok. Polis gelir birazdan zaten. Ben kimseye ulaşamadım, seni uyandırdım mecburen. Kusura bakma." "Tamam. Korkma sakın, telefonu da kapatma. Geliyorum." "Gelme diyorum, gerçekten gelme. İyiyim, hiçbir sorun yok. Özür dilerim ya, panik oldum. Bu saatte bir de..." Ararken iyiydi de bu işin sonunu hiç düşünemedim harbiden. Yarın sabah görecek o kan bağlılarım, biri açmadı be. Cenazemde en ön sırada ağlarlardı ama hepsi, sorsan haklar helal. "Sus Hazal. Telefonu kapatma ama sus gözünü seveyim." Asansöre bindiğini, arabasını çalıştırdığını duyuyorum. "Orada mısın?" diyor. "Evet." "Güzel, maksimum on beş dakikaya gelmiş olacağım." "Hızlı sürme, gitti hırsız zaten. Polis de gelmek üzeredir, iki kere aradım adamları." "Anlaşmamış mıydık Aymaz? İhtiyacın olunca haberim olacaktı, neden ilk beni aramadın?" "Saçmalama canım, hırsız girince ilk polis aranır. Herkes bilir bunu." "Herkes beni ilgilendirmiyor Hazal, sen ilk beni aramalıydın." Susuyoruz karşılıklı, aradım yani sonuçta. Allah Allah, ya. Beş on dakika sonra siren sesleri duyuluyor, şaka mı bu? İçinde hırsız olan eve sirenler açık mı geldiniz gerçekten? Hoş, içinde tek yaşayan bir kadın ve bir hırsız olan eve bu kadar geç mi geldiniz? Kahraman Türk polisi be(!). "Geldi polisler, ben kapatıp içeriye alayım onları olur mu?" "Üzerine bir şey al, kapıyı da açık bırak lütfen. Az kaldı, iki dakikaya oradayım." Kafamı iki yana sallarken gülüyorum. "Acele etme, iyiyim." Kaza falan yapacak şimdi, Allah korusun. "Ben iyi değilim ama Aymaz. Hiç iyi değilim, hem de." * Polislerin gelmesi, ikna olması, ifade alması, parmak izi alması, gitmesi iki saati aşıyor. Nihayet evimden gittiklerinde yorgunluktan geberiyorum ama Ömer hala burada olduğu için müsait bir yere bayılamıyorum. Başta bana izin vermek istiyor sonra beni evde tek bırakamayacağına karar veriyor. Bana hiç sormadığı ve çok sinirli olduğu için kendisiyle arasına hiç girmiyorum. En sonunda kendimi hazırlanmış bir şekilde Ömer'in evinin garajında, arabasının içerisinde üzerini değiştirip gelmesini beklerken buluyorum. O panikle bana pijamalarıyla gelmiş...Ve evet, o bile yakışmış. Ne diyebilirim ki? Bu gece bu evde iki hırsız vardı memur bey. Biri camdan girmiş, birine kapıyı ben açtım. Bildiniz, tek çalınan kalbim! * Selam, Beğenirseniz yıldız çakın, yorumlarınız başımızın üzerine! Sevgiler, saygılar, yaldızlar ve yıldızlar :*
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE