Bölüm 9

1887 Kelimeler
Hamburger yediğimiz bir saat boyunca Ege sayesinde, Ömer Bey'in de iki erkek yeğeni olduğunu öğreniyorum: Rüzgar ve Çağrı. Biri sekiz, diğeri yedi yaşındaymış. İkisi de mi okuma biliyormuş, vay canına! Onlarla futbol oynuyor muymuş peki, Ege babası ve dayısıyla hep oynarmış çünkü? Halası da geliyormuş bazen ama o kız olduğu için komik oynuyormuş, kikiki. İsterse bir gün o da Yüzgar ve Çağrı ile gelebilirmiş. Yeğenim hiç susmadan konuşurken ona sabırla yaklaşan adama bakıyorum. Benim de aklımda tonlarca soru var ama Ege gibi üç yaşında ve dünya tatlısı (Maşallah!) olmadığım için rahat rahat soramıyorum tabi bunları. Buradan yola çıkarsak ablası kaç yaşında şimdi? İki çocuk doğurduktan sonra nasıl o dümdüz karına sahip? Ve bir yaş fark mı gerçekten, planlı olması mı olmaması mı onu daha deli yapıyor bilemedim? "Dondurma yiyebilir miyiz?" diyen Ege'nin sesi dikkatimi tekrar onlara vermemi sağlıyor. Cevap vermeden önce bana bakıyor Ömer Bey, başımı olumsuz anlamda sallıyorum ama ona cevap vermesi için fırsat tanımıyorum. İlk günden kötü olmasınlar şimdi. "Yiyemeyiz aşkım, annen henüz izin vermiyor." "Yaa ama neden Hazal?" Bunu söylerken tüm zaaflarımı bildiğini ispatlamak ister gibi kollarını uzatarak onu kucağıma almamı istiyor. Kucağıma alıyorum ama fikrim değişmiyor maalesef be Ege'm. Annen beni çıplak elle boğar, hiç bilmiyorsun. "Bebeğim geçen hafta hasta olmuştun ya, doktor bir süre dondurma yemesin demiş." "Ama ben iyiyim ki artık, bebeğim." Küçük papağanımın yanağından öpüyorum önce, "Annen ve baban da yemeni istemiyor ama Ege, kızarlar sonra bana." "Söylemeyiz ki hala, sır olur? Lüften." Kıkırdadıktan sonra elleriyle ağzını kapatıyor. Öyle sevimli ki dayanamayıp ben onu yiyeceğim ama, olmaz. Minik ellerini ağzından çekip öpüyorum. "Olmaz bebeğim." "Ama sen dedin ya bugün bana, annenlere söylemeyeceğiz diye?" Bunu söyledikten sonra bir de Ömer Bey'e bakıyor. Aaa-a! Sakın söyleme, sakın. "O öyle bir şey değildi aşkım, hadi filme gidelim biz artık. Çıkışta dondurmacı açık olursa alırız." "Söz mü hala?" "Söz halacığım." Nasılsa kapatmış olacak diye rahat rahat konuşuyorum sonra Ömer Bey'e dönüyorum. Yerine iyice yerleşmiş gülerek bize bakıyor, oh. "Cık cık, çok ayıp Aymaz." diyor Ömer Bey kalkarken kulağıma doğru eğilip. Omuz silkiyorum sadece, sen asıl Ege ağzını açsa görürdün ayıbı. Benim kara civciv az daha bizimle birlikte olduğunu evdekilere söylememesi gerektiğini yumurtluyordu. * Yanağıma konan öpücükle gözlerimi açıyorum, "Ömer?" Kucağımdaki Ege kikirdiyor sorum üzerine, "Yaa, Ömer abi değil ki benim hala. Ege." Hafifçe doğruluyorum koltuktan, üzerimdeki Ege'yi de tutuyorum düşmemesi için. Kafamı kaldırınca ayakta bizi bekleyen Ömer Bey'i görüyorum. Dalga geçmesini bekliyorum ama bir tepki vermiyor. "Uyuya mı kalmışım?" "Tüm ikinci yarı boyunca." Allah bilir ne halde uyudum. "Off...Kusura bakma bebeğim, dün gece pek uyuyamadım." derken Ege'yi kucağımdan indiriyorum. Ben de ayaklanıp ceketimi üzerime geçiriyorum. Ege'nin kusura falan baktığı da beni dinlediği de yok halbuki, "Hadi dondurma bulalım." diyerek koşturuyor. Hiç mi unutmaz bir çocuk? Ben de peşinden gidecekken Ömer Bey durduruyor, "Benimki o kadar masum olmazdı, Aymaz." Neyi kast ettiğini anlayamıyorum bu kez. Zaten yeni uyandım, ışıklar kısık ve dibimdesin be adam; biraz merhamet et. "Efendim, Ömer bey?" "Öncelikle Ömer, Hazal. Beyi mecbur olmadığın sürece duymamayı tercih ederim." Bey dediğimi o söyleyene kadar fark etmiyorum bile. Ağzım alışmış bir kere, zor olacak ama uzatmıyorum. Başımla onaylıyorum. "Diğer konuya gelince, buydu." dedikten sonra yanağımda dudaklarını hissediyorum. "Seni uyandıracağım zaman bu kadar masum olmaz ama." Göz kırptıktan sonra Ege'nin peşinden gidiyor. Aklımı da mı alıp gitti o? Peki. * "Aaa...Allah rahmet eylesin ya. Kendisi mi söyledi size Nehir?" "Söylemedi bana bir şey. Gelmeyince sabah aradım, mesaj da attım ama dönmedi asla. En son toplantı çıkışı Alparslan Bey'e sordum, artık rezillikse de rezillik." "Saçmalama canımın içi, niye rezillik olsun? Ali de o kargaşa da dönememiştir eminim. Gece mi kalp krizi geçirmiş dedesi?" "O kadar bilmiyorum. Neyse cenazeyi ikindiye yetiştireceklermiş, ekipçe gidelim dedik." "Ben de geleceğim, tek araba gideriz." "Tamamdır, ben şimdi gidiyorum işleri toparlayayım. Cenazeden sonra dönmem buraya muhtemelen, başım çok ağrıyor. Benim arabayla gideriz, ben seni bırakıp eve geçerim." "Tamam canım, ilaç aldın mı?" "Attım bir tane. Hadi görüşürüz kuzen." "Görüşürüz teyzemin evladı." Ay Allah sabır versin ya, çok üzülmüştür bizim damat. Dede bu yani. Allah korusun, Allah bildirmesin. Nehir'e de kızamıyorum ki, insan iki eli kanda olsa sevdiği kadına bir cevap yazmamalı mıdır ya? Bu kız da kötülüğünü istemiyor canım senin. Endişelenmiş, üzülmüş. Bırak da teselli etsin. "Off...of." Masama otururken yanımdaki Alp ile bakışıyoruz. Tek kaşı havada soruyor, "Hayırdır Hazal? Kötü bir şey mi oldu?" "Ali'nin dedesi vefat etmiş." "Allah rahmet eylesin. Neden ölmüş?" "Kalp krizi." "Allah sabır versin." "Amin inşallah. Nehir'ler ekipçe gidiyorlarmış cenazeye, ben de onlarla gideyim diyorum. Sen gelmek ister misin?" Ali ile bir tanışıklıkları var sonuçta. "Kalabalık yapmayayım şimdi Hazal, konuşurum ben onunla sonra." Kafamı sallıyorum, keyfi bilir. Canım sıkıldı bir kere, duramıyorum ki. Kalkıp hem Nehir'e hem bana bir kahve almaya karar veriyorum. Normalde gitmeden Alp'e de bir şey ister mi diye sorardım ama içimden gelmiyor şu an. Kalabalık yapmayayım ne demek ya? Adamın dedesi ölmüş orada, bir baş sağlığı dilemek bu kadar mı zor? İki orta boy Americano'yu kucaklayıp dönüyorum bizim kata. Bizim kızı hırsını klavyeden çıkarırken buluyorum, şu anda ona ne yapsam fayda etmeyeceğini bildiğimden kahvesini bırakıp belamı bulmadan ayrılıyorum yanından. Ömer Bey'in, Ömer'in kapısını açık görünce bir saatlik izin alma işini halletmek için şansımı deniyorum. Kapı açık da olsa kenarına iki kez vuruyorum, bakışları bilgisayarından ayrılıp beni buluyor. Gözlerinin rengi çok iyi be. "Gelebilir miyim?" "Lütfen, gel." derken gülümsüyor. Son günlerde bir şirinleşti sanki bu adam. "Öğleden sonrası için bir saat izin alabilir miyim?" "Tabi ki. Kötü bir şey mi oldu?" "Ali'nin, Ali Özay'ın dedesi vefat etmiş. Cenazeye gideceğim." "Allah rahmet eylesin." "Amin." "Birlikte gideriz, ikindide mi olacakmış cenaze?" "Evet ama birlikte gidemeyiz. Nehir ile sözleştik." "Tamam, o da gelsin." Ay asla anlamıyor ama öyle tatlı anlamıyor ki. "Bizim konuşacaklarımız vardır şimdi." derken gülüyorum, o da sırıtarak başını sallıyor. "Anlaşıldı, Aymaz. En azından birlikte çıkabiliyor muyuz?" "O olur bak, haber veririm ben sana." "Çok incesin." "Her zaman, ben gidip çalışayım o zaman artık." "Eh, iyi olur." Tam çıkarken ona kahve almadığım aklıma geliyor. Öküzsün Hazal. Masasında hiçbir zaman kupa görmediğim için kendi masama geçip kahvenin yarısını kupama döküyorum. Kendi kupamı alıp sakince tekrar odasına gidiyorum, inşallah dikkat çekmiyorumdur. Ne var canım, adamın canı kahve istedi belki veriyorum? Kime olsa verirdim hem(!). Bu kez kapıyı çalmadan giriyorum, kafası hızla kalkıp beni buluyor. "Bu kadar hızlı özlemeni beklemiyordum." derken hovarda bir sırıtış tutturuyor. Yakışmış, sevmedim. "Yok, ayakta rüya görüyorsun diye kahve getireyim dedim." Kupayı masasına bırakıyorum. "Seviyor musun dövüyor musun belli değil, Aymaz?" Cevap benden bile gelmiyor, çok güzel denk geliyor sadece. Thanks God. Kupamın yazılı yüzünü Ömer Bey'in görebileceği şekilde döndürüyorum. it depends https://pin.it/3Gk8IGM "Kupa sizde kalabilir Ömer Bey." * İlk kez gittiğim bir cenazede üzülmek yerine sinirleniyorum. Bu yepyeni deneyimden hiç mutlu değilim orası ayrı. Ali yedi kat elmişiz gibi kabul ediyor taziye dileklerimizi. Benim yüzüme bakmasın hiç problem değil ama şu kız sizin aileye gelin girecek, bu mu hak ettiği muamele gerçekten? Bir teşekkür ederim Nehir ve soğuk tokalaşma. Sen kötü olduğun için dolan gözlerinden, yaş akmasın diye göklere bakan kuzenime bunu yapamazsın Ali. Baş ağrısı ve dert sahibi oldu yavrum senin yüzünden. Sağ ayağını titrete titrete ayıracak bedeninden şimdi, Allah korusun. Kadının acısı olmasa gidip annesine şikayet edeceğim vallahi. Bakın teyzeciğim şu gördüğünüz kız benim kuzenim olur, tertemiz bir aileden geliyor güzelliği zaten meydanda. Mühendis, arabası var. Gözünüzü seveyim böyle kısmet tepilir mi? Hak vermezse ben de Hazal değilim ya, gelsin imam yüzüme tükürsün. Buradaki en yetkili isim o sonuçta. Elimden hiçbir şey gelmeden izliyorum Nehir'in üzülmesini. Çok canımı sıkıyor bu durum. Yapacak bir şey yok, bize müsaade artık. Biz yine kendi yaralarımızı kendimiz saracağız, ezbere bildiğimiz yollarla. Gidip Ömer Bey'i bulayım bari. Onu da Alparslan Bey ve şirketten birkaç kişiyle biraz daha geride ayakta beklerken buluyorum. Tek olsa daha iyiydi ama ne yapalım? "Merhaba." diyorum hepsine hitaben. Selamımı alıyorlar, sağ olsunlar. Yanıma çağırsam hiç olmayacak şimdi, "Nehir ve ben gidiyoruz da haber vermek istedim. Bir de ben de yarım gün izin alabilir miyim Ömer Bey, Nehir'in baş ağrısı iyice arttı yalnız kalmasın şimdi." "Tabi Hazal, başka bir sorun yok değil mi?" Gözleri daha fazlasını sormak için can atıyor ama yapamıyor. Böylesi daha iyi oldu belki de. "Hayır, bir problem yok söylediğim gibi. Teşekkür ederim, o zaman sonra görüşürüz." dedikten sonra yanlarından ayrılıyorum. "Gidiyoruz canım." derken ürkmesin diye hafifçe sırtına da dokunuyorum Nehir'in. Dalgın bakışları beni buluyor, kafasını sallıyor. Birlikte arabasına geçiyoruz. "Anneanneme gidelim diyorum ne dersin? Bizimkileri de ararız bu gece hep birlikte orada kalalım." diyorum emniyet kemerimi takarken. "E şirkete gitmeyecek misin sen?" Biraz neşelensin diye eline koz veriyorum, "Bebeğim, patron bana aşık sen daha ne soruyorsun?" Biraz uçmaktan ne çıkar? Hafifçe gülmek dışında tepki vermiyor. Ulan Ali! Ali. Senin gibi küçük küçük Ali'lerden çek diyeceğim ama annelerini çok severim dilim varmıyor. "O zaman önce bize sürüyorum, birkaç parça kıyafet alırız yarın için benden, öyle geçeriz." "Durduğun kabahat." Gelen bildirim sesi ile telefonuma bakıyorum, "Bir şeye ihtiyacınız olursa haberim olsun." Ömer Sancaktar 17:03 İçimden geçen "Ali'yi bir temiz dövebilir misin lütfen?" olsa da bambaşka bir şey yazıyorum, "Benim de haberim olacaksa neden olmasın?" 17:04 "Anlaştık o zaman." Ömer Sancaktar 17:04 * Emir abim, Nehir, Ferhat ve ben; biraz üşüsek de balkonda Uno oynuyoruz . Annemler mutfakta, dedem akşam haberlerini uzun tutan bir kanal bulmuş onu izliyor. Herkes anne evine kocasını bırakıp da gelmiş yine. Yaşım beş, keyfim paşada yok şu anda. Çok şükür be! Bir de hanımcılar kulübü fahri başkanı gelebilseydi. Ferhat'ın elinde tuttuğu cips kasesine uzanıyorum, kaçırıyor serseri. "Versene oğlum, iki tanecik alacağım." "Kilo alırsın kilo, kız dediğin bu kadar yer mi ya? Evde kalırsınız sonra bak." Nehir karnına bir tane indirip kaseyi çekip benim kucağıma bırakıyor. "He erkekler her boku yesin, biz iki cips yiyemeyelim. Oh ne ala!" Sonra da elindeki kartları bırakıp içeriye geçiyor. Gitti oyun. Bu çıkışı, ben dahil, kimse beklemediği için arkasından bakakalıyoruz. "Nesi var bunun?" diyor Ferhat kaş göz yaparken. Omuz silkip geçiştirmeye niyetleniyorum ama Emir abim omuzlarımdan tutup beni kolunun altına alıyor. "Dökül sıpa." "Ne sıpası ya, saçım acıdı ayrıca? Biraz nezaket mi öğrenseniz artık?" Büyük büyük çıkışırsam işe yarar diye umuyorum ama yok. Zaten acınası bir çırpınıştı. "Hadi abiciğim, güzeller güzelim benim, bir tanem. Lütfedip bizimle de paylaşabilir misin, çok rica ediyorum?" Aptal ya, yine de amacına ulaşıyor dayanamayıp gülüyorum. "Şimdilik mevzu bende beyler, halledemezsem ilk size geleceğim. Söz veriyorum." diyorum ortam daha fazla coşmasın diye. Bir de annemlerle uğraşmayalım. "Ha bir mevzu var yani? Çok şükür Allah'ım, ne büyüksün sen ya!" dedikten sonra ellerini göğe açıyor Ferhat. Aa-a?! Hareketlere bak. Ayağımla dizine bir tane indiriyorum. "Vurma kız çocuğa, haklı." diyen Emir abim rahat bir nefes alarak arkasına yaslanıyor, daha doğrusu beni de çektiği için birlikte yaslanıyoruz. Onun da kolunu ısırıyorum. Hiç sallamayıp elimdeki kaseden bir cips atıyor ağzına. "Seni de üzen birileri var mı inşallah abiciğim? Yanlışlıkla gözü değen falan, hı? Bir hayat belirtisi? " Rezil, reziller rezili. "Bu ailenin erkekleri olmamış, cık. Bakıyorum, hiç olmamışsınız siz. Bırak beni kalkacağım." "Oyy üzüldün mü sen?" diyerek sulu bir öpücük bırakıyor sol yanağıma. Salyalarını silerken yüzüne kötü kötü bakıyorum ama nerede? Nerede o anlayış? "Hazal, yemeyin şu cipsleri yemekten önce kızım. Üçüncü kaşıkta tıkanıyorsun sonra. Hadi gel sofraya yardım et." diye bağırıyor annem. Ay canıma minnet ya. Kurtuluyorum abimin kollarından, cips kasemi de alıp kalkıyorum. "Geldim Nihankuşum." Çıkmadan dönüp dil çıkarmayı da asla ihmal etmiyorum. "Yok, bizimkinden hiç umut yok Ferhat. Siz Nehir'i de görüştürmeyin bence artık Hazal'la." Ağzıma bir cips atıyorum sonunda, Sen Melek'i anca rüyanda görürsün artık Emir Bey. * Selam, Beğenirseniz yıldız çakın, yorumlarınız başımızın üzerine! Sevgiler, saygılar, yaldızlar ve yıldızlar :*
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE