Hırsız olayından sonra bir süre Emir abimin bende kalmasına karar verdiğimiz için ekmeğime yağ sürülüyor diyebiliriz. Sabahın kör vakti kalkıp bugün Nehir'i almaya gelirken getirmesi gereken çiçeği alıp masaya bırakıyorum. Giymesi gereken eşyaları da ayarlıyorum. Saatinde gelmezse hakkımı helal etmeyeceğimi anlatan tiradım sonrası evden çıkıyorum.
Gideyim de en sevdiğim kuzenimi, canımın içini, bal tanemi evinden alayım. Arabayı müsait bir yere çekip Nehir'e mesaj atıyorum.
"Aşağıdayım." 07:06
"İyi, orada kal." Teyzemin Evladı 07:06
Nasıl da tatlı, nasıl da komik? Belli ki sağından kalkmış, oh ne güzel(!). Nehir'in sevdiği bir şarkı bulayım bari. Cama aniden indirilen yumrukla sıçrıyorum. Elim damağımı bulunurken kapının kilidini açıyorum.
Söylemek istediklerimi yutup en Seda Sayan ses tonumla giriş yapıyorum, "Güüüü-naaaaay-dıııııın!"
Biraz neşeleniyor sonunda, gülerek cevaplıyor beni "Günaydın bacım."
"Nasılsın Nehir'im, ırmağım, can içim, ruh eşim?"
"Ben iyiyim de sen nasılsın?" Şüpheyle gözlerini dikiyor bana, önüme dönüp arabayı çalıştırıyorum.
"Bomba gibiyim ya." Daha çok canlı bomba ama sen şimdilik bunu bilmesen de olur balım.
"Bana söylemek istediğin bir şey olabilir mi peki?"
"Yooo, yok."
"İyi." O da önüne dönüyor, en sevdiği pastanenin önünde durana kadar hoparlörden gelen ses dışında çıt çıkmıyor arabanın içinde. El frenini çekmemle Nehir'in cırlaması bir oluyor.
"Hazal?.."
Aman iyi be, "Muhteşem bir plan yaptım, çok çok çok iyi bir plan. Yüzde doksan dokuz nokta dokuz başarıya ulaşacağız bence."
"Ve?"
"Ali'yi kıskandıracağız."
"Saçmalama, bu kadar prodüksiyon bunun için miydi? Evden almalar, sevdiğim şarkıları çalmalar, en sevdiğim pastaneden kruvasan almak istemeler... Boşa gitti güzelim, cık, oluru yok."
"Ya bir dinle be kızım. Vallahi çok bir şey yapmayacağız, daha doğrusu sen yapmayacaksın. Sen sadece Emir ile aynı arabaya binip gideceksin, gerisi bende. Lütfen?"
"Emir abiye de mi söyledin? Hazal!? Rezil ediyorsun insanı ya." Bu biraz kalbimi kırıyor, yalan yok. Ama çok üzgün olduğu için üzerinde durmuyorum.
"Abim yabancı mı Nehir? Lütfen."
"Hazal, hayır. Sür şu arabayı şirkete, kalbini kıracağım yoksa." Zaten kırdın.
"Sürmüyorum."
İkimiz de önümüze dönüp bekliyoruz bir süre. Sonra Nehir hafifçe bana dönüyor ama öyle şeytanca gülümsüyor ki, insan hiç söylenmemiş şeyleri duyabilir mi? Ben duyuyorum.
"Tamam, tek bir şartım var. Sen yaparsan ben de ne istersen yapacağım."
Bir süre sindirmem için bekliyor, cevap vermeyeceğimi bildiği için devam ediyor sonra.
"Sen Ömer Bey'e onu sevdiğini söylersen, ben de Ali için ne istiyorsan yaparım." Bu kadarını da beklemiyordum ama. Oops.
"Ama ben..." Sevmiyorum diyecek oluyorum, yemiyor.
"Hazal, yapamıyorsan yapamam de kuzen birbirimize yalanlar söylemeyelim şimdi." Yapamıyor muyum bir bakayım? Hiç istemiyorum ama bir yandan da ben yapmazsam sen yapmazsan kim evet diyecek bu adamlara. Ömer'i çok şık bir takımın içinde başkasına evet derken mi görüyorum, Allah yazdıysa bozsun. Yapıyorum lan, yapacağım!
"Kabul, önden ben gidiyorum sanırım." Önüme dönüp arabayı çalıştırıyorum.
"Yapacaksın?" Bakmadan biliyorum göz kapakları yırtılana kadar gözlerini açtığını.
"Aynen, yapacağım. Gider gitmez bitirelim şu işi sonra sana planı anlatırım."
Gaza yükleniyorum, bizim Allah'tan başka kimseden bir korkumuz, bir çekincemiz yok. Neyse yine de o gazı çok abartmayalım Hazal'cığım, daha geçen gün ceza ödedik hatırlarsan.
*
Nehir de benimle masama kadar geliyor, çantamı sandalyeme bırakıyorum. Ceketimi çıkardıktan sonra derin bir nefes alıp kuzenime dönüyorum. Nasıl beceriyor bilmiyorum ama benden daha gergin gözüküyor.
"Hadi bana şans dile, teyzemin evladı." Omuzlarımı dikleştirip göz kırpıyorum.
"Hazal, vaz mı geçsek?" Kafamı iki yana sallıyorum.
"Size de günaydın kızlar, ne oluyor?" diyen Alp'e dönemeden Ömer Bey hızlı adımlarla yanımıza geliyor. İyi insan bu kadar da mı lafının üzerine artık? Teknoloji aldı başını gidiyor.
"Hazal?!" Sesiyle ürksem de cevap verirken belli etmemeye çalışıyorum.
"Efendim Ömer Bey?"
"Açık arttırma sisteminde dün açık oluşmuş, tekliflerin tamamını katılımcılar da görüntüleyebilmiş. Analizleri, canlıda testleri yapılmamış mıydı bu işin?" Açık arttırma sistemleri bende değil, bırak lead etmeyi proje ekibinde bile yokum. Muhtemelen açık eksiltme sistemleri ile karıştırıyor, o bende çünkü.
"Ömer Bey, aslında-" Müsaade etmiyor,
"İşin ciddiyetini mi anlatamadım sana acaba, çocuk oyuncağı mı sanıyorsun? Genel Müdür Yardımcısı seviyesinde takip ediliyor bu iş, sabahtan beri susmadı telefonum. Hanımefendi güzellik uykusundan kalkıp da anca teşrif ettiği için nereden bilsin tabi?" Anlıyorum sinirli ama hem sadece on dakika geç geldik hem de iş benim değil be adam. Bugün dünya Hazal'ın kalbini kırma günü mü canım?
"Bir karışıklık-" Yine orta yerinden bölüyor cümlemi,
"Açıklama duymak istemiyorum. Zamanı geri alabiliyorsan onu dinleyebilirim ama. Var mı mümkünü?" Bir de durup ciddi ciddi cevap bekliyor benden. Madem sorusuna cevap istiyor sadece, istediğini veriyorum.
"Öyle bir yeteneğim yok."
"Ben de öyle tahmin etmiştim. Tekrarı olmasın Hazal, böyle aptalca hatalara yer yok benim ekibimde. Babamın oğlu olsa taviz göstermem."
O kadar sinirleniyorum, onun yerine o kadar utanıyorum ki hem ellerim titriyor hem gözlerim doluyor. Ağzımı açarsam ya ağlayacağım ya küfredeceğim, bu yüzden sadece başımı sallıyorum. Bir an duraksıyor, çok kısa bir an, sonra siktirip gidiyor. Cehenneme kadar yolu var! Ne diyordu aptal mıydım ben? Öyle gerçekten, aptalsın Hazal. Kocaman bir aptal.
"Hazal?" diyor çok kısık bir sesle Nehir. Ortalık ölüm gibi sessiz olmasa duymam mümkün olmazdı muhtemelen.
"Karıştırdı herhalde yalnız kuş, ben gider-" Alp'in cümlesini tamamlamasına izin vermiyorum.
"Sakın."
Sonra Nehir'e dönüyorum, "Sonra konuşalım Nehir, bana biraz bi' müsaade et lütfen."
Koşar adımlarla uzaklaşıyorum bizim kattan. Gerçekten yalnız kalabileceğime inandığım tek yer olan arabama gidiyorum. Kendimi ön koltuğa atıp kapıları kilitledikten sonra göz yaşlarımı serbest bırakıyorum. Beynimin içinde her bir cümlesi tekrar tekrar dönerken, çok ağırıma gidiyor.
Babasının oğluna bile taviz göstermezmiş.
Çocuk oyuncağı mı sanıyormuşum?
Güzellik uykusunda mıymışım?
*
Yüzüme birkaç kez soğuk su çarpıp çıkıyorum kadınlar tuvaletinden, sakin adımlarla masama geçiyorum. Alp bir an konuşacak gibi olsa da yüz ifademle karşılaşınca vazgeçiyor. İsabetli bir karar.
Nehir'den gelen mesajlara, iyi olduğuma ve öğle arasında konuşacağımıza dair bir dönüş yapıyorum. Emir abimden gelen birkaç mesaj daha görüyorum, bir de o vardı. Onu arayıp planı iptal etmeyi de öğle arasına erteliyorum.
Sonra işimin başına dönüyorum, olması gerektiği gibi. Önce sabah için kendime bir izin girişi yapıyorum, geç geldim ya. Sonra da bugüne ve yarına mesai giriyorum, madem işin ciddiyetini anlayamamışım. Ondan sonra da patlak veren açık arttırma sistemleri için, kontağımıza bugüne bir toplantı daveti iletiyorum. Öğrenelim bakalım derdi neymiş bu kadar şu toolun?
Alp bir ara ortadan kayboluyor sonra elinde iki kahve ile tekrar beliriyor. Masama bırakılan kahveden bir yudum alırken sakinleşiyorum.
"Teşekkür ederim."
"Afiyet olsun. Biraz daha iyi misin?"
"İyiyim merak etme." Güven verici bir gülümseme bulup çıkarıyorum arşivden. Alp de bana gülümsüyor ve ekliyor.
"Sen patrona aldırma. Sinirlenince gözü bir şey görmüyor, birkaç saate anlar hırsını yanlış kişiden aldığını."
Omuz silkiyorum, "Sorun yok, ben üzerime alınmadım zaten şaşırdım sadece."
"Dün bütün gece sistemdeki sorunu çözmeye çalışmışlar, hem onu çözememişler hem de repütasyon zedelenmiş bir kere. Geçmiş olsun senin anlayacağın. Sabahın kör vakti de hem yönetim kurulunun hem CEO'nun katıldığı kriz masası toplantısı yapılmış. Adamın kafa gitmiş belli ki."
Öğrendiği an arasaydı beni, hadi beni aramadın bir tane developera sormaz mı insan kim sizin kontağınız diye? Geçelim bunları, o beni yakmak istedi. Onunkilerden farklı olarak benim gerçekten canım yakıldı üstelik. "Doğru ismi bir yerden öğrense iyi olurmuş, ne diyeyim Alp? Canı sağ olsun, hadi biz işimize bakalım. Bir uyarı daha almak istemiyorum bugün."
Elini omzuma koyup sıkıyor, sonra kendi masasına geçiyor Alp. Öğle arasına kadar sessizce çalışıyoruz, tam araya çıkmadan peş peşe üç mail düşüyor ekrana. İlk ikisinde izin talebim ve mesailerim reddedilmiş. Son mailin konusu özür dilerim. Mailde ne yazdığını bile doğru düzgün okumuyorum, ezberden veriyorum ben yanıtımı. Talepleri tekrar açacağımı, bu kez onaylamasını rica ediyorum. Teşekkürler, İyi çalışmalar. Göndere basıp ayaklanıyorum.
Nehir beni beklediği için Alp'e bugün Nehir ile baş başa yiyeceğimizi söylüyorum, o da halden anlıyor. Teyzemin evladı ile hiç konuşmadan yemekhaneye iniyoruz, sessizce yemeklerimizi alıp boş bir masa buluyoruz. Tam çorbamdan ilk yudumumu aldığımda püskürtmeme sebep olan o cümleyi kuruyor.
"Anlat bakalım planı."
Yesss bee!
*
Emir abimden çıktığına dair gelen mesajla yerimde kıpırdanıyorum, muhtemelen şu an Nehir'i de çıktım geliyorum diye aramıştır. Doğalı budur çünkü, first date heyecanıyla hep aranır.
Başlıyoruz. Abime gelmeye on dakika kala bana yine mesaj atması, gelince Nehir'i araması gerektiğini ve çiçekleri unutmamasını yazıyorum. Gerçi bin kere söylesem de unutacağı varsa unutuyor orası ayrı. Nehir'in yanına gidip o telefonla konuşurken Ali'nin yüzünü görmek için ayaklarım kaşınsa da kendimi tutuyorum. Durup dururken işkillendirmeyelim adamı şimdi.
Yine de abim aramış mı diye telefonunu çaldırmadan duramıyorum, o kadarını göremez sonuçta. Meşgul. Ayy! Birkaç dakika sonra Nehir'den mesaj geliyor.
"İşlem tamam, tuvaletteyim." 18:40 Teyzemin Evladı
Hemen ayaklanıyorum, o sırada Ömer Bey'in de odasının kapısı açılıyor. O tarafa hiç bakmadan, kazasız belasız geçip gitmek niyetiyle hızlanıyorum.
"Hazal?" diyen sesiyle duruyorum. Çünkü olur da durmazsam, bu kez de hala büyüyemediğimi haykırabilir ulu orta.
"Efendim Ömer Bey? Tuvalete gidiyordum sadece, merak etmeyin işten kaytarmıyorum." Soğuk bir gülümseme oturtuyorum yüzüme.
"Yapma böyle Aymaz. Yaptığım doğruydu demiyorum ama mantıklı açıklamalarım var. Bir kez dinle sonra ne istersen yapabilirsin kabulüm."
"Zamanı geri alabiliyor musunuz Ömer Bey?" Sesim istediğim kadar güçlü çıkmasa da cümlemi başım dik bitiriyorum en azından. Bu da bir şeydir.
Yüz hatları kasılıyor, ağzı açılıp kapanıyor ama bir cevap veremiyor. Üzerimizde bakışlar hissettiğim için buna bir son veriyorum. Asla o üzüldüğünde hala aptal gibi üzüldüğüm için değil canım, ne münasebet.
"İzninizle." Onu arkamda bırakıp Nehir'in yanına gidiyorum. Tuvalet kapısından girerken Ömer Bey'i zihnen de arkamda bırakıyorum.
"Anlat çabuk?!" diye şakıyorum Nehir'i görünce.
"Hakan adını duyunca hemen kulaklarını dikti, biraz da kikirdedim nazlandım falan işte. Yani bozuldu bence. Allah affetsin öz kuzenime neler yapıyorum?"
"Nayss. Abim gelmeye yakın bana haber verecek, sonra ben gelip sizi hava almaya ikna edeceğim. Zaten moralim de bozuk, reddetmezler bence beni. İyi denk geldi aslında." Tabi Hazal, iyi ki yerin dibine soktu Ömer Bey seni (!).
"Ne iyi ki Hazal? Hem o konuyu bir-"
"Şşşt! Beni boş veriyoruz, lütfen görevimize odaklanalım. Ne diyordum? Heh Sonra siz bir aynı arabaya binip gidin, ben Melek ile dedikoduya girişip işi bitireceğim."
"Bana bak, suyunu çıkarma sakın."
"Merak etme , bende o iş diyorum."
"O yüzden merak ediyorum zaten."
"Ha ha." Tam dil çıkarıp arkama döndüğüm sırada tuvalete giren Neslihan ile karşı karşıya kalıyorum. Haklı bir şaşkınlıkla bakıyor bana, kendisine bir baş selamı verip tuvaletten çıkmadan Nehir'e son kez bağırıyorum,
"Telefonuna bakar ol."
*
"Hazal, Hazal, Hazal!" diyen Melek ile kafamı ondan yana çeviriyorum. Bu şekilde beni yeteri kadar endişelendiremediğine karar vermiş olmalı, etrafı kolaçan edip hiçbir açıklama yapmadan Alp'in sandalyesini yanıma çekip oturuyor.
"Melek? Çatlatmasana kızım insanı."
"Ayy! Dur bir dakika, dışarı mı çıksak acaba gerçi burası da baya boş. Ömer Bey'in de bizi dinleyecek hali yok sonuçta." Evet, hala gitmedi.
"Ne oldu, söyleyecek misin artık?" Melek'i buraya getirecek ne olmuş olabilir?
"Tamam, tamam. Ali galiba Nehir'den hoşlanıyor." Habere değil ama kaynağına epey şaşırıyorum. O da halimi yanlış yorumlayıp açıklamaya girişiyor.
"Sen gittikten sonra ne hikmetse Ali bir hata almaya başladı. Yardım teklif ediyorum kabul etmiyor falan neyse. En sonunda az önce Nehir'i aradı, getirtiyor kızı buraya. Lokmasını yutmasına izin vermedi vallahi." dedikten sonra gülüyor.
Ben de beşlik simit gibi sırıtıyorum, "Bu kadarını beklemiyordum Melek. Bu yoktu bak." Arkama yaslanıyorum keyifle, oh be.
"Sen...Siz...Biliyordunuz yani? Kıskansın diye mi yaptın, Hazal?"
Başımı sallıyorum, "Hı hı."
"Senden korkulur." Eliyle de pes yapıyor bizim ex gelin.
"Senin korkmana gerek yok ama Melek'im. Seni seviyorum." Öpücük atıyorum kendisine, bu kez kahkaha atıyor.
"Hazal, iyi ki geldin ya."
Söylediği ile Ömer Bey'in açık kapısına kayıyor bakışlarım; gözleri ekranda, gömleğinin yakasını açmış, kollarını kıvırmış, kaşları çatık. Böyle tüm yakışıklılığıyla sakin sakin otururken sabahki adam olduğuna inanmak çok zor. Ama oydu, Hazal! Tam gözlerimi çekecekken kafasını kaldırıp bana bakıyor.
İyi ki mi geldim gerçekten?
*
Selam,
Beğenirseniz yıldız çakın, yorumlarınız başımın üzerine!
Sevgiler, saygılar, öpücükler, yıldızlar :*