BÖLÜM 1 / İLK KARŞILAŞMA
Mutlulukla kapıyı aralarken mavilerim kalabalığı arşınlıyor , kafede boş masa bulamamanın keyfiyle doluyordum. Kapıyı kendi ağırlığına bırakarak kafeye adımladım , iki saniye sonra kapının yerine oturma sesi insanların sohbet seslerine karıştı.
Aklı başında hangi insan girdiği kafenin dolu olmasından mutlu olurdu ? Ben olurdum.
Ben kim miydim ? Ben İzel GÜLEN. 23 yaşında nihayet bitirdiği okulunun diplomasını henüz alalı iki ay olmuş , kendine iş aramak yerine bunca yıllık eğitim öğretim hayatında hem fiziken hem ruhen aldığı yıpranma payını yaklaşık iki aydır tatil ile tahsil eden taze mezundum.
Ben İzel. Ailesinin tek çocuğu , ebeveynlerinin göz bebeğiydim. Dışarıdan ota boka güldüğü görülen , girdiği ortamlara kabın şeklini alan sıvı misali uyum sağlayan , arkadaş ortamında kahkahaları en son susan kızdım. O kadar çok gülerdim ki sen hiç mutsuz olmadın mı diye gelen soruları gülüşlerimle karşılardım.
Ben İzel , arkadaşlarının başarılarına kendi başarısından daha çok sevinen , onlarla her an övünen , yakın arkadaşlarını her zaman destekleyen İzel. Çocukluk arkadaşımın iş yerinin ağzına kadar dolu olmasından en çok memnun olan kişiydim.
Montumun kapüşonunu indirip yüzüme çarpan sıcak havaya gülümsüyordum. Kafenin içini saran tatlı şekerli kokuya hakim kahve kokusu huzurdu. Tanıdık simalara gülümserken Mr. Spock'ı yarım saattir çıkmak için çabaladığı siyah şaldan kurtardım.
"Benim bebeğim üşümüş mü ?"
Dudaklarımı büzerek , hiç sevmem dudaklarını büzen insanları , cici kızlar gibi konuştum. Mr.Spock'ın beyaz tüylerini küçük bir bebeği sever gibi okşarken gözlerim etrafta dolanıyordu. Neredeydi bu kız ? Mr. Spock benim beyaz , mavi gözlü yavru kedimdi. Kendisi henüz daha dört aylıktı.
"Mr.Spock."
Tek ayak üstünde arkama dönüp müşteriye servis yapmakta olan arkadaşıma öpücük attım. Fatma aramızdaki mesafeyi birkaç adımda kapatıp Mr.Spock'ı kucağına aldı. Ben de hazır Spock rahat duruyorken içeri koşup Hakan'ın odasına daldım.
Hakan ÇINAR. Çocukluğum , sırdaşım , sırtımı koşulsuz yaslayacağım arkadaşımdı. Her kim kadınla erkek arkadaş olamaz dediyse halt etmiş , biz arkadaştan öte kardeş olmuştuk.
"Aydınınız bol günlü olsun , Hakan Bey."
Hakan masasının üzerinde uğraştığı işinden başını kaldırmış kapının önünde dikilen bana ters bir bakış atmıştı. Ters bakışına karşılık işaret ve orta parmağımı dudaklarıma götürüp ona öpücük yolladım. Öpücüğüm üzerindeki gergin havaya çarpıp zemine yuvarlandığında beni umursamadan çalışmasına kaldığı yerden devam etti.
Çocukluk arkadaşımın kaprislerine aldırmayarak üzerimdeki pembe , şişme montu çıkardım. Dün akşam ki olaya mı alındı acaba ? Diye düşünürken montumu , şalımı ve çantamı tekli deri koltuğun üzerine koydum. Çocukken de böyleydi bu çocuk , küsüp dururdu bana. Alt dudağımı sarkıtarak masaya doğru ilerlerken yavrusunu avutmaya çalışan anne moduna girmiştim.
"Sen kızdın mı bana hı ?"
Bacaklarım masaya değerken Hakan'ın yanaklarını sıkmak için masaya doğru eğildim. Dirseğim ikimizin bulunduğu çerçeveyi masaya devirmeseydi başarabilirdim de.
Ona iş yeri hediyesi olarak aldığım gümüş çerçeveyi masasının üzerinden indirmezdi hiç. Unutmamalıydı , onun tüm başarısında benim de varlığım mevcuttu. Beni ders çalıştırmak için o kadar çalışmıştı ki şu an elde ettiği hayat benim payım yadsınamazdı. Hakan mahçup gözlerime baygın bakışlar atarken ellerimi kendime çekip çerçeveyi düzelttim.
"Sakarsın İzel , sakar."
Ben sakar değildim çerçeve yanlış yerde duruyordu. Hakan'a dil çıkarıp elimi kavgaya hazır mahalle kadınları gibi bel oyuntuma yerleştirdim . Gözlerimi kısıp boştaki elimin işaret parmağını havada sallarken konuştum.
"Sen de çok huysuzsun Hakan , şuraya seni görmeye geliyorum utanmasan kovacaksın."
Utanması vardı Allah'tan da kovmuyordu. Alaylı bir hah sesi çıkarmış , omuzlarındaki gerginliği havaya usulca yayılan münakaşa balonlarına bıraktı.
"Acaba neden huysuzum ?"
Dün akşam üzeri telefonuyla oyun oynarken gelen mesajı hiç okumadan görüldü atmış , bunu yaptığımı da B12'sizliğimden Hakan'a söylemeyi unutmuştum. Ne vardı bunda bu kadar uzatacak sanki ?
"Kalıtımında sıkıntı var senin , bal küpü bir kadından böyle huysuz bir çocuk nasıl olabilir aklım almıyor. Gidiyorum ben."
Havalı bir dönüş yapıp kapıya doğru ilerlerken ayağım koltuğa takılıp sendelemeseydim keşke. Hakan'ın kıkırtısını işittiğim de anadan doğma altın sarısı saçlarımı savurarak Hakan'a doğru hızlıca döndüm. Gözlerimi kısarak ters ters yüzüne bakarken dudaklarını birbirine bastırıp laptopuna geri döndü.
"Çikolatalı sigara böreği yaptırdım , söyle hazırlasınlar."
İşte böyle de düşünceli en sevdiğim arkadaş kişisi. Sigara böreğini çikolata yorumuyla yediniz mi daha önce ?
Gülümsememi alt dudağımı içeriden kemirerek bastırmış , delici bakışlarım Hakan'ın üzerindeyken kapıyı sertçe açıp çıktım. Hemen kendi köşeme yerleşip kitabıma sarılmam gerekiyordu. Kafede çalışan birkaç kişinin günaydın İzel Hanım selamını alıp kafenin en köşesindeki cam kenarında , özel olarak seçip döşediğim masama yerleştim. Fatma beyaz yumağımı kucağıma koyup cebinden not defterini ve kalemini çıkardı.
"Hakan'ın nesi var ?"
Mr.Spock kucağıma kurulduğunda tüylerini okşamaya başladım. Spock halinden memnun bir şekilde keyifli mırıltılar çıkarıyordu. Anne kucağı burası , tabi ki rahat olacak !
"Kargo mu ne Tekirdağ'a gitmiş , burnundan soluyordu sabah."
Fazla sinir bünyeye zarardı tabi. Başımı yavaşça aşağı yukarı sallayarak gözlerimi kaçırdım. Neyse çok üstüne gitmeyeyim , muhtemelen bunda benim payım vardı. Dün ki mesele bu olsa gerekti , neyse canım gidilir alınır ne var sanki.
"Ne alırsınız İzel Hanım ?"
Fatma'nın hanım , kelimesini bastırarak söylemesiyle geniş bir gülümseme yayıldı dudaklarıma. Prensesler gibiydim arkadaşımın iş yerinde.
Her ne kadar yakın arkadaş da olsak iş yerinde herkesin başka bir kimliği vardı. Fatma benim arkadaşımdı , onu Hakan'la ve grubun çekirdek nüvesi Umut ile tanıştıran bendim. Hakan'ın yanında işe de girmişti ancak iş yerindeyken birbirlerini tanıdıklarını pek belli etmezlerdi.
"Sigara böreği varmış benim usül , yanına da limonata alayım lütfen."
Kucağıma serdiğim şalın üzerine kıvrılmış, mekanın hafif gürültüsünü bastıran Cem Karaca'nın sesiyle uyuklayan Spock'un tüylerinin arasında parmaklarımı gezdiriyordum.
Çantamdan çıkardığım kitabımı okurken bir yandan da kahvaltımı yapmakla meşguldüm. İnce yufkanın arasından taşan erimiş çikolata , muazzam lezzet !
Kitabımın karanfil kokulu sayfasını derince içime çekerek çevirdim. Bu başrol erkekler neden hep aldatmak zorunda sanki ? Ne yaptı bu kadınlar size ? Niye gururumuzla oynuyorsunuz? Ne var sanki biriniz de adam gibi sevse ? Sadakat bu kadar zor muydu be kardeşim ?
Kız kulesi baskılı ayracı kitabın arasına koyup kitabı sinirle masaya bıraktım. Pislik herifler ! Durduk yerde tadım kaçmıştı iyi mi !
Masanın üzerindeki bardağa uzanırken Spock , kucağımda hareketlenemeye başlamıştı. Bardağın dibinde kalan limonatayı kafama dikip bardağı masaya koydum. Kafenin yoğunluğu biraz azalmış , boşalan sandalyelere bakarak bir an önce dolmaları için dua ediyordum. Garsonlar arı gibi etrafta dolanırken göğsümü kabartarak etrafı izledim.
Görüş açıma yalnız başına oturan bir adam girdi. Kapı hizasında , köşede cam kenarına sinmiş bir adamdı bu. Uzun boyuyla masaya sığamadığından sandalyesini biraz geriye çekmiş , elindeki laptopla uğraşıyordu. Yapılı vücudunu saran üzerindeki salaş haki renk kazağın altına siyah eskitme kot pantolon giyinmişti. Kumral kirli sakalı yüzüne karizmatik bir hava katıyordu , özenle çizilmiş güzel burnunun üzerinde , koyu kahve tonlarındaki kaşlarının hemen altında parlayan yeşil gözlerini siyah kalın çerçeveli gözlüğün ardına saklamıştı.
Beyaz fincanını dudaklarıyla kavuşturmuş , içtiği sıvıdan büyük bir yudum almıştı. Belirgin adem elması inip kalkmış , kirli sakallı çehresinde bir erkeğe oranla etli ve kırmızı dudakları ıslanmıştı. Bir insana günlük yaşamımdan ayırmam gereken bir saniyeden fazlasını harcamıştım bu adamda. Bir sebebi var mıydı , yoktu.
Kalın camların ardından mekanı tarayan koyu yeşil gözleri uzaktan dahi belirgindi. Bu resimde eğreti duran tek omuzlarına dökülen , uzun sarı saçlarıydı. Saçlarını biraz kısaltsa alımlı bir beyefendiydi.
Allah sahibine bağışlasın , bana neyse. Gözlerimi fazladan mesai yaptıran adamdan çekip kafenin huzurlu havasına çevirdim.
Hakan'ım benim be ! Nasıl da mükemmel idare ediyor mekanı ! Oğlunun tıp kazandığını duyan anneler gibiydim. Her an ayağa kalkıp benim oğlum buranın müdürü ya , diye bağırabilirdim. Gözlerim etrafta Fatma'yı ararken Spock uykusunu almış , ön patilerini şala bastırarak geriniyordu. Başımı mekandan alıp karnıma doğru sürtünen kedime çevirdim.
"Acıktın mı sen ?"
Şu teyzeyi bulalım da bize yemek versin. Sağ elimi büküp küçük bir zemin oluşturdum Spock için. Spock'ın sivri kulaklarıyla oynarken sessiz miyavlamaları kulağıma dolarken gülümseyerek en sevdiğim yol arkadaşıma bakıyordum. Nasıl daha önce bir hayvan sahiplenmemiştim ?
"Bebeeeek kediiiiii !"
Çığlığa benzeyen bağırışla oturduğum koltukta zıpladım. Üzerimize doğru koşturan tombul , altı yedi yaşlarında , beyaz bir kazak üzerine vizon renk bir salopet giymiş bir kız çocuğuydu. Ben şok içinde elma yanaklı kıza bakarken Spock bir anda kucağımdan fırlayıp koşmaya başladı.
"Spock !"
Yavrusunu kartal kapmış küçük çöl faresi gibiydim. Tabi her şey benimle ve Spock'la sınırlı kalmamıştı. Koltuktan fırlayıp Tom'un Jerry'nin peşine düştüğü telaşla Spock'ın peşine düştüm.
Spock kahvaltı tepsisi taşıyan Sibel'in bacak arasından geçerken Sibel korkuyla çığlık atıp elindeki tepsiyi masaya koymak yerine müşterinin üzerine devirmişti. Bu talihsiz müşteri mavilerimin uzun mesai yaptığı yeşil gözlü adamdı. Adam hızla ayağa kalkıp kahve dökülmüş kazağını çekiştirerek vücudundan uzaklaştırdı.
Her şey bir anda olup bitmişti. Tamamen yardım maksatlı , yanımdaki masanın üstündeki yarısı dolu bardağı adamın üstüne savurdum. Bardağın içindeki suyun dörtte üçü suratına , kalan dörtte biri boynuyla göğsüne gelmişti. Tutturamamıştık iyi mi ?
Alt dudağımı dişlerken kazağını sinirle çekiştiren adam gözlerini kapatmış , dişlerini sertçe sıkıyordu. Çenesinden gelen sesle içimden küfür ettim. Sinirlendi galiba biraz.
Kazağına atmam gereken suyu adamın yüzüne atmıştım. Ellerini yumruk yapıp sıkan adam , gözlerini açmadan duruyordu. Derince yutkunup olacakları izlemeye koyuldum. Garsonlar adamın gömleğini temizlemeye çalışırken kükremesiyle yerimde sıçradım.
"Kesin şunu !"
Sinirden kıpkırmızı kesilmiş yüzü her an tüm kafeyi dövecek kadar korkutucuydu. Adam seri bir hareketle Hamdi'nin elindeki peçeteyi alıp yüzünden boynuna doğru akan su damlacıklarını sildi. Elindeki peçeteyi sert bir şekilde masaya fırlatıp Sibel'e döndü.
"Bir tepsiyi bile düzgünce taşımayı beceremiyorsan ne işin var burada !"
“Özür dilerim.”
Sibel özür dileyip gözyaşlarına boğuldu. Ya sabır ! Üslubuna soktuğum adam her ne kadar kırıcı da olsa şu an haksız olan bendim. Bütün bu karmaşa ne yazık ki benim evladımın başının altından çıkmıştı , ebeveyni olarak sorumluluğu almam gerekiyordu. Ah Spock ! Bacağıma dolanan yaramazı alıp adama doğru bir adım attım.
"Onun bir suçu yok."
Yatıştırmasını umduğum bir sakinlikle yüzüne baktım. Sahneye girişimle beraber tüm gözler bana dönmüştü. İlk kez bu kadar sessizleşmişti kafe. Herkes olayın şokuna ayak uydurmuş olacakları bekliyordu.
"Siz bu işe karışmayın."
Kibar kelimelerle örülü cümleyi dişlerinin arasından tehditvari bir şekilde dile getirmişti. Hamdi'yi yana iterek yeşil gözlerinden alev püsküren adamın tam karşısında dikildim. Bana ne yapacağımı söyleyemez kimse ! Mr.Spock'ı adamın suratına doğru kaldırıp sert çıkmasını ümit ettiğim ses tonuyla konuştum.
"Suçlu Mr.Spock , kargaşaya biz sebep verdik. Özür dilerim."
Adam mavi gözlerimle Mr.Spock'ın mavi gözleri arasında mekik dokurken elini birden masaya vurdu. Korkuyla geriye doğru sıçradım , Spock'ı kendime çekip sıkıca sarıldım.
"Bir de utanmadan benimle dalga mı geçiyorsunuz !"
Dişlerimi sıkıp Spock'ı atarcasına yanımda dikilen Fatma'nın göğsüne bastırdım. Fatma Spock'ı hızla kucağına aldı.
"Bakın beyefendi burada sizden özür diliyorum , neyini uzatıyorsunuz ? Olabilir kazadır ne yapalım yani zamanı geri alamam ya."
Üfleyerek mi kurutayım kazağını ne yapayım ? Bu kadar da abartıydı canım , cana gelmesin.
Çok sakin karşılık vermiştim aferin bana. Sahada beklenmeyen hareketlerdi bunlar. Başını aşağı yukarı sallayarak aramızdaki bir adımı kapatmış , tepeden bana dik dik bakmayı sürdürdü. Soluk borumdan ciğerlerime akan koku… Etrafımızı saran kokusunu duymamak imkansızdı , konumuz bu değil İzel !
Göz bebeklerinden yansıyan yeşil alevleri görmüyor musun kızım ! Ne kokusu Allah aşkına !
"Aptal bahanelerinizi merak etmiyorum küçük hanım , beni gerçek bir muhatapla görüştürün. Bu saygısızlığın izahını bekliyorum !"
Küçük hanım kelimesinden sonra bakışlarını benden almış , Sibel’e dikmişti. Bu kadarı da yeterdi ! Şehir züppesi , kimsin sen bana sesini yükseltecek ? Hem de benim çocukluk arkadaşımın mekanında ! Benim sayılan mekanda.
Fatma koluma girmiş , beni arkaya çekiştirmeye çalışıyordu. Artık çok geçti , geri adım atmayacaktım.
"Üslubunuza dikkat edin beyefendi. Kuyruğuna basılmış dana gibi bağırıyorsunuz , burası nezih bir kafedir."
Sinirli bir gülüş etli dudaklarına yerleşti , kirli sakalının gizleyemediği iki çukur yanaklarında kısa bir an göründü. Kıvılcımlar çakan yeşil hareleri mavilerime sıçradı , berrak bir nehrin kaynağından doğan mavilerim alev aldı. Bu ateş ikimizi de yakardı.
"Ne yaparsınız ? Bu defa kafama su mu fırlatırsınız. Aaa doğru ya onu da yapmıştınız !"
İşaret parmağımla kapıyı gösterip gözlerimi kıstım.
"Yediğiniz içtiğiniz başımızın gözümüzün sadakası olsun."
Cümlemin sonuna koyduğum nokta gözlerinin kocaman açılmasına neden oldu.
“Neler oluyor burada ?” Hakan’ın kulağıma dolan şaşkın sesi etkisizdi. Dönüşmez o yol ayrımına girmiştik , hepimizi o yola sürükleyen bendim , ben değil Mr. Spock’tu.
“Sadaka ?”
Alaylı gülüşü gözlerine ulaşmamış , yüzüme kuduz bir köpek gibi saldırgan bakıyordu. Hal etmişti , çok bile sabretmiştim.
“Sizin üslupsuzluğunuza karşılık hak ettiğiniz muamele. Mekanı terk edin lütfen tatsızlık çıkmasın.”
Hakan’ı çağırıp dövdürürüm seni dememiş , dilimi tutmuştum. Dayak yemek istemiyorsa şansını zorlamamalıydı.
“Kim olarak beni kovuyorsunuz ?”
İstanbul beyefendisi moduna geri döndü şehir züppesi , geri adım atacak mıydım ? Hayır. Sinirli konuşunca haksızken haklı konuma geçemezsin öğretememişler.
“İzel ?”
Bir adım arkamda duran Hakan bir çakmak çakılsa bomba gibi patlayacak gergin havaya temkinli yaklaştı.
“Problem nedir ?”
Ellerimi göğsümde bağlayıp kibirli bir şekilde önümdeki ukalaya bakıyordum. Bak hala duruyor !
“Beyefendi hizmetimizden memnun kalmamış , kendisine kapıya kadar eşlik ediyordum.”
Adam gülerek başını yana eğmiş , dudaklarından silinen gülüş yerini saf öfkeye boyanmış ifadesiyle yüzüme doğru eğildiğinde başımı indirmedim , dayak yiyeceğimi bilsem kuyruğu indirmezdim. Mesele kuyruktu , dik , daima dik !
Hakan kolumu tutup beni geriye alana dek burun mesafesinde soluklandığım adamın yeşil hareleri bir sarmaşık gibi mavilerime dolandı.
“Mesafenize dikkat edin.”
Hakan’ın kibar tavrına işleyen siniri görmemek aptallıktı. Müdürü olduğu mekanında çizgisini bozmamış ancak bunun sınırına dayandığını görüyordum.
“Problem ne ise odamda konuşalım , garsonum adına sizden özür dilerim.”
Gözlerini kısmış, Hakan’ı duymazlıktan gelen adam hırsla bana bakıyordu , beni parçalarsa rahatlayacaktı zannımca. Hakan’ın kaslı vücudunun ardına sinmemek için ayağımı yere daha sert bastırdım.
“Lüzum yok Hakan Bey , ben görmem gerekeni gördüm.”
Hakan’ı nereden tanıyordu bu adam ? Oysa hiç tanışıklık varmış gibi değildi.
“Çağhan Bey ?”
Çağhan Bey de kimdi , bu zibidiyi nereden tanıyordu Hakan ? Daha demin tanışık durmuyorlardı. Adam arkasını dönüp masasının üzerindeki eşyalarını hızla alarak kapıya yöneldi.
“Çağhan Bey , bir saniye konuşalım.”
Ne yapıyordu bu çocuk yahu ? Ben haklıyım burada ! Boş yere kızı azarlayan o ! Tamam tepsi düşmüşse düşmüş ne var sanki ? Ne yapalım? Kaza bu olur. Hakan'ın kolunu tuttuğumda gözlerim ukalanın üzerindeydi. O bizden özür dilemeliydi , biz değil. Adam önümüzde yürüyor , Halan ve ben arkasından gidiyorduk.
“Yeterince dinledim.”
Adamın tepkisi Hakan'ın üzerinde yıkım etkisi yaratmıştı. Adam kapıyı açıp çıktığında Hakan’ın kolundan çektim elimi. Hakan peşinden , ben de ince bluzumla peşlerinden soğuğun koynuna atılmıştım. Adam sert adamlarla yol alırken ona yetişmek için adeta koşuyordum. Ne bu şiddet bu celal kardeşim ?
Sokağın sonunda , kaldırıma sıfır park edilmiş Audi marka antrasit renginde bir jeep duruyordu. Hızla pahalı arabaya doğru hareket ediyorken Hakan adamı durdurmaya çalışıyordu.
“Çağhan bey bir saniye konuşalım , izah edeyim size durumu.”
Durumun izah edilecek bir tarafı yok Hakan mizah edilecek bir tarafı var. Bağırıp çağırıyordu bu adam bize !
Adam onu umursamadan elindeki kumandayla arabasını açmış , kapı kolunu kendine doğru çekerek araç kapısını aralamıştı.
“Lütfen biraz konuşalım , özür dilerim arkadaşlar adına. İnanın talihsizlik oldu. Onlar adına sizden özür diliyorum.”
Hakan’ın döktüğü dil benim kalbimi parçalamaktan öteye gitmemişti. Çağhan olduğunu öğrendiğim adam alev saçan yeşillerini Hakan’a çevirdi.
“Müşterilerine rezil bir hizmet sunan bir mekana isim haklarımızı vermeyiz. Anlaşma bizim tarafımızdan feshedildi.”
NE ANLAŞMASI ! Ne isim hakkı ! Ne feshedilmesi ! Adam arabasına bindiğinde aracın önüne atlayıp yolunu kestim. Benim yüzünden olmuştu , Hakan toparlayabilirdi konuyu.
Aracın motorunu çalıştıran adam elini başına götürüp kafasındaki saçlı deriyi soyduğunda şaşkınca ona bakıyordum. Sarıya çalan açık kahve saçları aracın içinde parlıyordu. Öfkesi yerli yerinde duran bakışlarını bana dikmiş , gözünü kırpmadan yüzündeki gözlüğü çıkardı. Gözlüğü yan tarafındaki boşluğa hırsla fırlattı.
Tebdil kıyafetiyle halkının arasına karışan Sultan gibi kamuflaj yapmış adam kendine ! Bu nasıl bir azimdir !
Aracını çalıştırdığında sesli bir yutkunmayla dikilmeye devam ettim. Üzerime sürüp pestilini yola yapıştırması an meselesiydi. Elini yandaki koltuğun başlık kısmına koyarak aracı geriye doğru sürdüğünde son kozum da ellerimin arasından uçup gitmişti. Yolun ortasında drift çekerek aracın yönünü ters istikamete çevirip bastı gitti. Kahretsin !
Başımı sesli bir nefes alan arkadaşıma çevirdiğimde aldığı nefesi hezimetle verdiğini gördüm. Hakan omuzları çökmüş bir şekilde başını yere eğip adamın arkasından bakakaldı Hepsi benim yüzümdendi.
“Kim bu densiz ?”
Halan gerisin geri kafeye dönmüş , başı eğik bir şekilde yürürken bir çok kez karşılaşacağım o ismi söyledi.
“Çağhan KAHVECİOĞLU. Kahvecioğlu Şirketler zincirinin veliahdı.”
Ağzım açık bir şekilde Hakan’a döndüm. Şu dillere destan şirketin veliahdı mıydı bu denyo ?
✨
Heyoooo ? Kazara Aşk’a hoşgeldiniz ?
Bakalım kimmiş bu denyo ???