"Kahvecioğluymuş , haspam ! Senden olsa olsa Kahpeoğlu olur. İnsan müsvettesi , kendini bir şey sanan dingil ! Sen kimsin de benim Hakan'ımın başarılı kariyerini bitireceksin ? Kimsin de onun emek emek işlediği kafesinin yoluna taş koyacaksın ! Densiz hödük ! Adi denyo !Ben de İzel'sem bunu senin yanına bırakmam."
Mutfakta tek başıma geçireceğim güzel akşam yemeği için salata hazırlarken bir taraftan da söyleniyordum. Görgüsüz, edep adap bilmeyen densiz herif !
Salatalığı tahtaya yatırmış , keskin bıçağı idam sehpasına yatırılmış mahkumun son nefesini alırcasına bastırıyordum. Salatanın son malzemelerini de cam kaseye koyup iki kaşıkla karıştırdım. Annemler Bursa'ya dedemlerin yanına gitmişlerdi ve beni çağırma zahmetine dahi girmeyip evi terk eden eş modunda bir not kağıdı bırakmışlardı. Ebeveynlerim eve dönmüş olmama hâlâ alışamamışlardı anlaşılan.
Elimdeki kaseden büyük bir kaşığı ağzıma yuvarlayıp kaseyi hazırladığım masaya bıraktım. Ne kadar da yetenekli bir kızım ben ya ! Kendi kendime evde zeytinyağlı yaprak sarma hazırlamış , her birinin serçe parmak boyutunda olmasına özen göstermiştim. Yaprak sarma , Hakan ne olur beni affet temalı çabamdı. Hakan , Çağhan denen öküzün basıp gitmesiyle kafeden ayrılmış , peşinden gitmeme müsade etmemişti.
Şimdi yemek de yememiştir kesin , telefonumu elime alıp 23 defa aynı kişiyi aradım. Telefonu hâlâ kapalıydı. Ah Hayko ah ! Arama sesli çağrıya döndüğünde telefonu kulağımdan çekip dudaklarıma yaklaştırdım.
"Yalnızlığına doyduysan konuşmamız lazım , yanına geliyorum."
Geliyoruz ; ben , yaprak sarmam ve başıma dert açanım. Üç sıra sarma dizdiğim küçük tencereyi bez , market poşetine yerleştirip salatanın kapağını kapadım. Salatayı da bez torbaya yerleştirdim.
Ayağıma dolanan Spock'la küçük ev arkadaşımın da en az Hakan kadar aç olduğunu anımsadım. Tezgahın üzerinde duran mama kutusunu alıp balkon kapısının yanındaki kaba mamasını koydum. Spock gözlerini ayırmadan hareketlerimi takip ediyordu. Kabı elime alıp masanın yanına koydum.
"Spock , hepsi senin yüzünden. Yemeğini yedikten sonra Hakan abine gidip ondan özür dileyeceksin."
Miyavlayarak ayağıma sürtünürken sırnaşmasına kulak asmadım.
"Ben seni böyle mi yetiştiriyorum annem ?"
Spock benden ilgi bulamayınca vazgeçmiş , yemeğini yerken kaçan iştahımla koridora çıktım. Neredesin be Hakan ? Bez torbayı portmantonun üzerine bırakıp odama girdim. Açık mavi jeanı altıma , beyaz , kayıkçı yaka bir kazağı da üzerime geçirdim. Odamdan çıkıp ayakkabılıktan çıkardığım topuklu yandan fermuarlı bej renk süet , bileğimin üç santim üzerinde biten botu ayağıma geçirdim. Pembe montumu portmantodan alıp üzerime geçirdim. Spock mamasını yerken sırtımı kapıya yaslamış , Hakan'a mesaj çekiyordum.
'İki gözüm neredesin ?'
'Elma dersem çık armut dersem de çık Hayko !'
'Acilli görüşmemiz lazım.'
Gönder tuşuna basıp telefonun ekranını kararttım. Spock mutfaktan çıkıp kapının yanındaki sepetine girdi. Tıpkı tüyleri gibi bembeyaz minderinin üstüne kıvrılıp mavi gözlerini aynı rengin daha açık tonunu taşıyan gözlerime dikti. Bu güzel sahne dudaklarımda tatlı bir tebessüm olarak yer edindi. Hayvanlar sizi anlamıyor değiller , siz onların hislerini anlamıyorsunuz kendinizi.
Siyah şalı Spock'ın üzerine örtüp telefonumu arka cebime attım. Annemlerin evde olmayışlarının rahatlığıyla Spock'ın sepetini bir elime , bez poşeti ve anahtarı diğer elime alıp kapıyı arkamdan kapattım. Annemler birkaç günlüğüne Bursa'ya gittiler. Anneannem ikisini birden önemli bir şey görüşmek için çağırmış. Bizimkiler de fırsattan istifade kafa dinlemeye gitmişler. Ve beni burada bırakma nedenleri iş bulmam konusunda evde yalnız daha rahat odaklanırmışım. Onlar iş bakmadığımdan haberdar değildiler , ne yapalım.
Tam burslu okuduğum Iletişim Fakültesi Reklamcılık bölümünden yeni mezun işsiz , İzel GÜLEN. Geçen sene yazın ismi pek duyulmamış , küçük bir şirkette staj aldım. Reklam departmanında bir ay gibi kısa bir süre içerisinde iş hayatına adım attım. Genel müdürü sekreteriyle bastığım daha doğrusu karısına bastırdığım gerekçesiyle staj döneminde şirketten atıldım. Canı çıksın özel sektörün deyip KPSS'ye girdim. Bir darbe de devletten yiyince iş hayatına henüz hazır olmadığıma kanaat edip bu bir seneyi kendime tatil ilan ettim. On altı sene okudum bir sene yatsam çok mu ?
Tabi bu planımdan ailemin henüz haberi yok. Onlara etrafa bakınıyorum deyip kafede vakit geçiriyorum , sahilde yürüyorum, müze müze dolaşıyorum, mağaza mağaza geziyorum...
Sokak lambalarının aydınlattığı sokakta tek tük insan vardı. Montun kapüşonunu kafama geçirip hızlı adımlarla Hakan'ın iki sokak ilerideki evine yürümeye başladım. Bizimkiler evde olsa gecenin bir yarısı, hem de tek başıma çıktığımı duysalar alnımdan öpmezler , başka yerlerimden öperlerdi.
Hakan'ın evine donmadan varabilmiştim nihayet. Apartmanın elektriği sıkça kesildiğinden giriş kapısının önüne kaldırım taşı koyuyorlardı. Kapıyı açarak girdim, merdivenleri ikişer ikişer tırmanarak Hakan'ın evinin önüne geldim. Zile ısrarla basarak kapının açılmasını bekledim. Açan olmadı. Yumruk yaptığım elimle kapıya vuruyordum.
"Hakan , tamam bak özür dilerim. Spock'a sahip çıksam böyle olmazdı. Aptalım ben , eşeklik ettim hadi aç kapıyı. Bak söz bir dahakine daha dikkatli olacağım."
Zile seri basarken apartmanda yankı bulan zil sesine aldırış etmedim.
"Bir yolunu bulacağız , boktan bir nedenden insan işinden edilir mi ? Çok üzgünüm , bir daha Spock'u getirmeyeceğim. Hatta ben de gelmem valla bak ! Hayko aç artık şu kapıyı içeride olduğunu biliyorum ! "
Soğuktan buz tutmuş ellerimle kapıyı yumruklarken arkamdan gelen sesle yerimde sıçradım.
"Tutamayacağın sözler verme."
Hakan tasarruflu çocuktur. Gereksiz yere harcanan şeylerden nefret eder ; su , para , zaman... En nefret ettiği şey elektriğin boşa harcanmasıdır. Hakan'ın içeride olduğuna o kadar inanmıştım ki dışarıda olması olanaksızmış gibi geliyordu. Işıkları açık bırakacak kadar dalgınsa işin boyutu değişirdi. Omzumun üstünden sebep olduğum enkaza baktım. Yoluna bir hiç uğruna taş koymuştum , kendi ellerimle. En sevdiği aksesuarı kravatıydı , şimdi boş olan boynuna üzgün bir bakış yolladım.
"Özür dilerim."
Kalbim üzüntüsünü sesimin tınısına yansıtmış , öfkesini ses tonumu kısarak çıkarıyordu. Cılız bir af fısıldadım geceye , o affetse de ben affetmezdim kendimi.
"Buraya tek mi geldin ?"
Kaşlarını çatmış sinirle bakıyordu. Omuz silkerek gülümsedim. Ufak bir sorunumuz daha vardı ki Hakan kendini benim abim sanıyordu. Arkamda sakladığım Spock'ı yüzüne doğru uzatıp tatlı tatlı gülümsedim.
"Merhaba desene dayısı."
Spock çipil çipil parlayan mavi gözlerle Hakan'a bakıyordu büyük ihtimalle. Hakan ellerini havaya kaldırıp ya sabır ! Çekti.
"Düş önüme , Niyazi amca yok diye rahat olduğunu sanma."
Hakan'a göz devirip diğer elimdeki bez torbayı havaya kaldırdım.
"Sana bir şeyler getirdim."
Aramıza bıraktığı üç adımı kapatmış, elimdeki torbayı almıştı.
"Sağol."
Omuzlarım düşmüş , yüzümdeki ışıltı kara bir bulutla pusmuştu. Birikmek için an kollayan hayal kırıklığını meraklı bir soruyla defettim.
"Bakmayacak mısın ne olduğuna ?"
Dudakları hafif bir kıvrılmayla yukarı seyir ettiğinde gülüşü dudaklarıma ayna oldu.
"Apartmandan buram buram sarma kokusu geliyor İzel. Bu kokuyu nerede olsa tanırım."
Torbayı biraz önce benim yaptığım gibi havaya kaldırdı.
"Özellikle de sen yapmışsan."
Gülüşüm daha da büyüdü dudaklarımda.
"Ne zaman bir haltlar karıştırsan yaptığın tek iyi şeyi yapıp sarma sarıyorsun tanımamak mümkün mü ?"
Haklıydı , ne zaman canını sıksam bir tencere yaprak sarmayla yanında biterdim. Sarma mıydı dayanamadığı yoksa benim onu daralmam mıydı bilmiyorum.
Gözlerimi kısarak sahte bir alınganlıkla karşılık verdim.
"Firesiz okul bitirdiğimi unutuyorsun. Diplomam var benim , hatırlatırım."
Yaptığım tek iyi şeymiş peh ! Benim bu hayatta yaptığım en iyi şey iyi dostlar biriktirmekti. Yine de bunu dile getirmedim. Şımarmasın hemen.
"Şu kırtasiyeden çıkarttığın diploman mı ?"
Yüzündeki gülüş büyürken yana kayarak başıyla merdivenleri işaret etti.
"Yok , internet kafeden çıkarttığım."
Dil çıkarıp merdivenden çıkan komşulara baş selamı verdim.
"Hava buz gibi ben giderim senin gelmene gerek yok." Başını aşağı yukarı sallayarak ceketinin iç cebinden çıkardığı anahtarı yuvasına yerleştirdi. Kapıyı açarken omzunun üzerinden bana cevap verdi.
"Tamam , eve varınca yaz bana."
"Tamam abi." Merdivenleri seri adımlarla inmiş , aralık kapıyı açarak soğuğa bedenimi bıraktım. Neyse ki yüzü gülüyordu , bu da bir şeydi tabi ama beni gece gece eve yalnız başıma göndermesi normal değildi.
Apartmanın girişindeki merdivenleri inerken Spock'ı sıkıca sardım. Ardımdan kapı açıldığında gelenin kim olduğuna bakma gereksinimi duymadım. Hakan'dı. Ne olursa olsun gelirdi , ne kadar kızgın olsa da ne kadar kırgın olsa da yanımda yürürdü. Biz hep beraber yürürdük.
Birlikte yıldızlarla dolu gecede eve doğru yürürken ilk kez bu kadar sessizdi. Onu bu hale düşürdüğüm için kendimden nefret ediyordum.
Hakan sahip olduğum en kıymetli insandı , arkadaşım , sırdaşım , dostum , benimle kavgaya giren , kabahatleri hiç düşünmeden üstlenen , kötü dahi olsa her zaman yaptığım şeyleri destekleyendi. Hakan , benim sahip olamadığım , yıllar evvel kaybettiğim kardeşimdi.
"Kendini suçlama , kötü zamana denk geldi."
Başımı öne eğip yürümeye devam ettim. Nasıl suçlamam kendimi? Her şey benim suçumken nasıl durayım her şey normalmiş gibi.
"Özür dilerim Hakan , haberim olsaydı gelmezdim yeminle."
"Benim bile haberim yoktu İz , nereden bilecektin ?"
Tadım tuzum kaçmıştı yine. Her şey bir dakika içinde gerçekleşmişti , oysa ne kibar ne sabırlı davranmıştım adama. Hödük herif ! Ne uzatıyordu her şeyi ! Uzatan insandan nefret !
"Nereden rast geldik denyoya ?"
Ayağımla yerdeki çalış taşlarına vurarak hareketlendirdim.
“Bir de tebdil kıyafetle gelmiş. Sanarsın İstanbul Fatih’i.”
Ah onu elime geçirsem lime lime yerdim. Hakan omuz silkmekle yetindi. Sessizlik dolu yolculuk apartmanımızın önünde son bulduğunda Hakan'ın karşısında dikildim.
"Üzgünüm , böyle olsun istemezdim."
Hakan eliyle saçlarımı karıştırıp buruk bir tebessüm bıraktı vedamıza.
"Senin bir kabahatin yok."
Vardı , talihsizlik de olsa sebebi bendim. Kedime sahip çıksaydım veya hiç getirmeseydim ne kaza gelirdi meydana ne de ciğeri beş para etmez adam yüzünden iş anlaşmasından olurdu Hakan.
“Ben her şeyi halledeceğim minik , aklın kalmasın.”
Yaşıt olduğumuzu unuttu yine. Zeliha teyze bu çocuğa niye kardeş yapmadıysa ?
“Zaten ne zamandır aklımdaydı. Memlekete gideceğim.”
Ne ?
Daha büyük bir NE ! Mümkün değildi ! Yalan söylüyordu ! O İstanbul'a aşıktı. Çorum'a gidemezdi.
Leblebiden nefret eden bir Çorumlu'ydu Hakan.
"Ne yapacaksın leblebi işine mi gireceksin ?"
Zira Çorum da leblebi dışında yapılacak başka iş olmadığını söyleyen Hakan'dı.
“Harita da yerini göster desem bir düşünürsün kalkıp Çorum'a mı gideceksin ? Saçmalama , oraya gitmek istemediğini ikimizde biliyoruz.”
Omuz silkmekle yetindi. Haklı olduğumu biliyordu çünkü. Hakan'ın çalan telefonuyla sohbetimiz sonlanmıştı.
“Sen eve gir öyle gideceğim.”
Kafamı aşağı yukarı sallayıp sıkıca dostuma sarıldım. Sarılışıma küçük bir karşılık verip çenesini saçlarıma dayadı. Temas sevmezdi Hakan , bense sarılma bağımlısı bir deliydim. Bana ses etmediğinden olur olmadık yerlerde sarılırdım , ne vardı arkadaşımdı. Beraber büyümüştük , yıllarımdı, kardeşimdi.
“Gitme fikrini çıkar aklından ben ikimize de uygun iş bulacağım.”
Tatil devri resmî olarak sona ermiştir. Ellerini belimden çektiğinde bir adım uzaklaştım.
“Sarmalarını da bitir , yarın gelip kontrol edeceğim.”
Kafasını aşağı yukarı salladığında apartmana doğru yürürken kendime bir söz verdim. O kahpeoğlu bu yaptığına çok pişman olacak ! Tükürdüğünü yalatmazsam sana , bana da İzel GÜLEN demesinler !
Selam hayalbekçileri :) size iyi geceler bölümü bırakayım dedim ♡
İzel ?
Mr.Spock ?
Hakan ?
Bakalım neler olacak ?