Korkuyorum. Her şeyden, herkesten korkuyorum. Kendimden, etrafımdaki herkesden deli gibi korkuyorum. Ben, korkak bir insan mıydım daha önce bilmiyordum. Ben kendim hakkında ne biliyordum ki? Neydim ben, kimdim? Bir insan kendini ye keşfedebilir miydi? Bu nasıl bir kaderdi? Bu neyin cazesıydı bana. Ben neyin acısını çekiyordum. Bunca olan şeyler bana fazlaydı. Çok fazla.
Dün gece olanlar kafayı yememi sağlamıştı resmen. Kendimi nasıl eve atıp, düşüncelere daldığımı hatırlamıyorum. Ben kendimi bulmak isterken, dün gece olanlar beni korkutmuştu. Hemde çok korkutmuştu. Bir anda bunların olması beni büyük bir boşluğa itmiş, işin içinden çıkmamı engellemişti. Öyle beter bir haldeydim ki sabah babam yüzümün halinden korkmuş evde dinlenmem gerektiğini üstüne basa basa söylemişti.
Birden böyle karmaşık bir olayın içine düşmem beni dehşete sürüklemişti. Bir anda anne, yenge ve birinin karısı olmuştum. Bu doğal olarak herkesi korkutur ki hafızasını yitiren bir insanı hem korkutmuş hemde dehşete sürüklemişti.
Olabilir miydi? Böyle bir şey gerçekten olabilir miydi? Ben kendimi bilmiyordum. Ama gerçekten onlar beni bilir miydi? Bu durum gerçek olabilir miydi? Gerçekten onlar benim ailem, unuttuğum geçmişim olabilir miydi? Aklım karmaşıktı. Aslında içimi sın sıcak eden tek bir nokta vardı. Her şey bana soğuk gelirken o küçük çocuklar beni sım sıcak etmişti ve bu benim iyice kafamı karıştırıyordu.
Oturduğum yere sığamadığımı hissettiğim anda koltuktan kalkıp cama doğru ilerledim. Elimi cana dayadığım an bahçe kapısının önünde siyah bir araba gördüm.
Dikkatimi oraya verdiğim de kaşlarım çatıldı. Böyle bir arabanın bizim mahallede olası yada birinin sahip olması tuhaftı. Çünkü yaşadığım mahalle küçük kendi çabalarıyla yaşamaya çalışan insanların barındığı yerdi. Bizim oturduğumuz evde müstakil tek katlı 3 odalı bir evdi. 2 oda bir küçük oturma odası vardı. Daha dikkatli baktığım da camların sim siyah olduğunu gördüm. Derin bir nefes aldığım kollarını göğsümde bağlayıp geri döndüm. Başımı geri atıp bu düşünceler den sıyrılmak istediğim de sanki her şey daha çok aklıma doluyordu. Daha fazla evin içinde kalamayacağımı anladığım da kararlı adımlarla kaldığım odaya gidip üzerime yataktaki yünlü hırkamı alıp geçirdim. Saçlarımı hırka nın dışına çıkardığım da komidinin üzerindeki çantamı boynumdan geçirip odadan çıktım. Dış kapıya ulaştığımda ayakkabılıktan spor ayakkabılarımı alıp ayağıma giydim. Anahtarı delikten çıkarıp dış kapıyı açtım. Kendimi dışarı attığım da soğuk hava birden bedenimi titretti. Kış ayına girmek üzere olduğumuz aklıma gelince kapıyı çekip anahtarı cebime soktum. Hırkanın önünü çekiştirip daha çok sarıldım. Bahçe kapısını açtığım da çaprazda ki araba gözüme çarpsa da onun tam tersi istikametine doğru yürümeye başladım. Yürüdükçe temiz havayı içime çektikçe sanki kendime geliyordum. Yürüdüm. Mahalledekş çocuklarla sohbet ede ede, komşularla konuşa konuşa yürüdüm. Yürüdükçe açıldım. En sonunda gülümsedim. Gülmeyi seviyordum. Babamın da en çok bana kattığı şeydi gülümsemek. Yaşadıklarım dan sonra hep surat asmıştım ama babam benim tabularımı yıkıp beni güldürmeyi başarmış en sonunda sevdirmişti.
Yeniden o parka gelince derin bir nefes aldım. Bu park benim rahatla yerimdi sanki. Her gün mutlaka geldiğim bu park benim bir parçam olmuştu artık. Nefes alma sebebim gibiydi. Denizi izlemek, dalgaların sesini dinlemek, kokusunu ciğerlerime hapsetmek alışkanlıklarım arasındaydı artık.
Oturdum. Bana göre uzun bir süre oturdum. Düşündüm. Kendimi, dünü, yaşadıklarımı, hatırlayamadıklarımı.. Uzun uzun her şeyi düşündüm. Sonra bir ses böldü düşüncelerimi. "anne" diye bağıran bir ses. Sanki kulaklarım bu sene alışkındı. Yerini, kişisini bilir gibi hemen döndüm sağıma.
Arya bana doğru koşa koşa geliyordu. Ardından Asrın paytak adımlarla koşmaya çalışıyor, dün bana karım diyen adam ise oğlunun düşmesinden korkar bir şekilde oğlunu dikkatle takip ediyordu.
Arya'nın daha da yaklaştığını gördüğüm de ayaklarım benden bağımsız kıpırdadı sanki. Oturduğum yerden kalktığım da o adamla göz göze geldik. Birden Asrın 'ı kucağına alıp daha hızlı adımlarla yaklaşmaya başladı. Bacaklarıma dolanan kollarda irkilip başımı eydim. Arya gülen yüzüyle bana bakıyordu. Yeniden "anne" dediğinde yutkundum. Sanki bu kelime alışkın ama bir o kadar da uzaktım. Arya' nın hemen ardında bir çift ayakkabı gördüğüm de başımı yavaş yavaş kaldırdım. Takım elbisesinin içinde elinde bir oğlan çocuğuyla olan bu adam o kadar tuhaftı ki. Orman yeşili gözleri gözlerimin içine öyle derin bakıyordu ki gözlerimi kaçırma istediği doluyordu sanki içime.
"merhaba" diyen o bariton ve kalın sesi duyduğum da titredim. "merhaba " diye fısıldadığım da bir ince ses " ayne" diyerek araya girdi. Başımı hızla kaldırdığım da Asrın kollarını açmış babasının kollarında çırpınıyordu. Anne demesi o kadar güzel geldi ki bir an kulağıma. Küçük ağzından çıkan anne kelimesi hem peltek gibiydi ve kelimeleri tam çıkaramıyordu. Yüzümde benden bağımsız bir gülümseme oluştu. Şuan burada neden oldukları aklımın ucundan geçmiyordu sadece Aslı'nın bana uzanan kollarını tutup kendime çekmek istiyordum ve öyle de oldu. Asrın 'ı kucağıma aldığım da karşımdaki adam da Arya' yı kucağına almıştı.
Ardımdaki banka oturduğum da yeniden saçlarımı sım sıkı tutan erkek çocuğunun o mis gibi kokan şaçlarına bir öpücük kondurdum. O adamla yanıma oturduğun da sessiz kaldık ne o ne ben konuştuk. Uzun bir süre bizimle beraber çocuklarda sustu.
Daha sonra "bahar" diye fısıldadı adam. Bana döndüğünü hissettim. "Bahar'ım" diye yeniden fısıldadığında ona döndüm. Öyle derin bakıyordu ki gözlerimin içine bir an ne yapacağımı bilemedim. Ben Bahar değildim. Emindim. Bahar.. Farklı geliyordu bana. Ben Dolunay'dım. Aslında bana Dolunay ismi de farklı geliyordu. Bana bütün isimler farklıydı. Sanki hiçbir isme ait değil gibiydim. Tuhaftı. Hiçbir şeyi yakıştırmıyordum kendime.
Adam gözlerimin içine hala bakmaya devam ederken ben düşüncelere dalmıştım. Daha sonra adam bana bir mesafe daha yaklaşıp gözlerini kapatıp üzerime eğildi. Öyle bir nefes aldı ki benim ciğerlerim tıkandı. Nefesimi tutmuş adamın üzerinde bakışlarım takılı kalmıştı. Kısa bir süre sonra geri çekildiğinde " kokun hala aynı" diyen adamla gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırdım.
Asrın kucağımda kıpırdamaya başladığında hızlıca kendimi toparladım. Ellerini saçlarımda hissettiğim çocukla gülümsedim. Daha dün bir bugün iki bu çocuklara alışmıştım. Nasıl oldu bilmiyordum ama hemen alışmıştım. Başımı yeniden yanımda oturan adama çevirdiğim de bize öyle bir ifadeyle bakıyordu ki içim titredi. Gözlerim yüzündeki o eşsiz gülümseme de takılı kaldı. Kendime ne kadar itiraf edemesem de bu adam çok yakışıklıydı. Dün o sinirle fark edememiştim ama şimdi her şeyin farkına varıyordum. Ciddi derece yakışıklıydı bu adam. Ben onu incelerken yanımdaki adam beni sanki özlemle inceliyordu.
Biz birbirimize bakarken Arya "baba salıncağa binebilir miyim?" diye sordu. İkimizde Arya'ya döndüğüm de "tabi babacım" dedi. Sonra bir anda iki adam belirdi yanımızda. Ben onlar tarafından korkup gerilirken Arya babasının kucağında zıpladı. Asrın da dilinin döndüğü kadar "ben" dediğinde diğer adamda Aslı'nın kucağına alıp yanımızdan uzaklaştı.
"Bahar"
Giden çocukların ardından bakarken yanımdaki adamın yeniden Bahar demesiyle derin bir nefes alıp "ben Bahar değilim" dedim. Kararsız bir şekilde ona döndüğüm de "bana hepiniz yabancısınız" diye fısıldadım bakışlarımı ellerime çevirdiğim de.
Büyük bir eli ellerimin üzerinde hissettiğim de başımı kaldırdım. Gözlerimin içine acıyla bakan adama diktim gözlerimi. "sana ne yaptılar" diye acıyla fısıldayan adama kaşlarımı çatarak baktım. "sana nasıl kıydılar" diye yeniden konuşan adama "anlamıyorum " diyerek cümlesini kestim.
"beni bilmiyorsun, hatırlamıyorsun."
Ellerimi ellerinden kurtardığım da telaşla "neyden bahsediyorsun " dedim. Sesimin yüksek çıkması şuan umrumda değildi. Adam ellerimi yeniden avuçlarının içine aldığında "güzelim" diye fısıldadı. Korkuyla gözlerinin içine baktığım da "ben senin kocanım" dedi. Dişlerimi birbirine baktırdığım da "onlar bizim evlatlarımız" dedi. Ellerimi ellerinin arasından çektiğim de "yalan söylüyorsun bu halimden faydalanmak istiyorsun. Ben ne evliyim ne de çocuğum var!" diyerek hızla ayağa kalktım. Etraftaki insanların bize bakması umrumda değildi. Şuan hiçbir şey umrumda değildi. İnanmıyordum. Belki de hafızamı kaybetmek beni her şeyin yalan olduğuna itiyordu. Babam dikkat etmem konusunda çok uyarmıştı beni. Hafızamı kaybettiğimi kimseye söylememi, bunu kötüye kullanan insanların etrafta olabileceğini, eğer öyle bir iddia olursa onunla görüştükten gerektiğini söylemişti. Gerekirse polise gideceğimizi. Çünkü daha önce böyle bir olay olmuştu ve babam sayesinde kurtulmuştum. Yoksa az daha fuhuşa sürükleniyordum. Evet o koca çınar yaşına başına bakmamış benim için oradan oraya sürüklemişti. Ve kurtulmuştum. Ya yeniden böyle bir şey başıma gelecek olursa? Korkum yeniden gün yüzüne çıkıyordu.
Telaşla etrafıma baktığım da adamda ayağa kalkıp karşıma dikilmişti. "Bahar sakin ol" dediğinde ellerim titremeye başlamıştı. Yeniden sinir krizi geçirecektim. Bunun sinyallerini alıyordum. Sinir krizi geçirmem ilk değildi. Bir kaç defa daha olmuştu. Fakat kazadan öncesine ait demişlerdi bana bunun. Yeni olan bir şey değildi.
Bedenin hızlıca titreyip uyuşmaya başladığında ayaklarımın bağı çözüldü. Bir beden beni kollarının arasına aldığın da bazı sesler uğultu gibi geliyordu kulağıma. Titremem geçmek yerine daha da artıyordu. Biliyordum bunun sonu karanlıktı. Kendimi kontrol edemezsem bayılacağımı biliyordum. Gözlerim kararırken burnuma deniz kokusu doldu. Yoğun gelen kokuyla başım iyice dönerken gözlerimin yavaş yavaş kapandığını hissediyordum. Havalandığımı hissettiğim de tamam ne bilincimi yitirdim. Koku zihnime hücüm ederken beni kapandım.
-bölüm sonu