54

585 Kelimeler
Damla'nın odaya girmesiyle Çakır aniden sustu. Damla'ya koşulsuz, şartsız bir teslimiyet gösteriyordu. Bu yüzden yaptığı hareket şaşırtıcı değildi. İmral, Damla'nın odaya girişiyle beraber Çakır'a olan hakaretlerinin yönünü Damla'ya yöneltmişti. Damla ise İmral'in içinde bulunduğu çaresiz durumdan oldukça memnun olduğu için ettiği hakaretleri, kötü sözleri hiç mi hiç umursamıyordu.  "İmral boş boş hakaret etmeye devam edeceksen eğer Çakır'a ağızını kapatmasını söyleyeceğim. Eğer insan muamelesi görmeye devam etmek istiyorsan sesini hakaretlerine bir ara vermek zorundasın." "Sana dünyanın tüm hakaretlerini etsem az kalırlar Damla." İmral'in söylediği Damla'nın komiğine gitmişti. Damla önce ufak ufak gülmüş daha sonrasında hızını alamayıp kahkaha atmaya başlamıştı. Nedendir bilinmez İmral'in söylediği şey Damla'nın katıla katıla gelmesine sebep olmuştu. Damla yavaş yavaş sakinleşiyordu. Çakır, İmral ve İmral ve Damla'nın babası ses çıkarmadan öylece oldukları yerde duruyorlardı. Hiçbiri bir şey söylemiyordu. Sessizliği bozan bir kaç saniye sonra Çakır oldu. Arkadan gelen sesi sadece ben mi duydum? İçinde durdukları eski, yıkık dökük, harabenin arka bahçesinden ayak ve konuşma sesleri gelmişti. Damla hemen irkildi ve eski ciddiyetine bürünüp hızlı bir şekilde arka bahçeyi gören odaya doğru yürüdü Çakır ile beraber. Odaya girdikten sonra gizlice camdan dışarı doğru baktılar. Belli belirsiz yedi tane asker görünümlü adam vardı dışarıda. Hafif sarı bir ışıkla parlayan kaskları vardı. Damla Çakır'a dönerek: "Bu ucubeler de kim böyle? Işıklı kaskla takmışlar. Buraya ne zaman geldiler? Gelirken nasıl oluyor da hiç seslerini duymuyoruz?" "Hiçbir fikrim yok Damla. Sen ne biliyorsan ben de onu biliyorum. Yani hiçbir şey ama hiç de dost canlısı gibi durmuyorlar." Tam da o sırada askerlerden bir tanesi Damla ve Çakır'ın baktığı pencereyi işaret etti yanındaki diğer askerlere. Askerler koşmaya başladı. Askerlerin koşmaya başladığını görünce Damla ve Çakır da hızlıca öteki odaya geçtiler ve İmral ve babalarını alıp evden çıkmak için. Damla İmral'in ayaklarını çözdü ve koluna girdi. Çakır ise babalarının koluna girdi. İmral ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Damla son derece telaşlı duruyordu. Yaşlı adamın ise bir şeyden haberi var gibi durmuyordu. İmral Damla'yı itiştirerek; "Ne oluyor Damla? Ne işler çeviriyorsun yine nereye gidiyoruz?" "Bir şey çevirdiğim yok gerizekalı. Hayatını kurtarıyorum. Peşimizde değişik kasklar takmış, değişik silahlı askerler var. Sesini kes de yürü." İmral Damla'nın yalan söylemediğine ikna oldu. Hızlıca ön kapıdan çıktılar fakat çıktıklarında Damla'nın arabasının dört tekerleğinin de patlak olduğunu gördüler. "Lanet olsun. Lastikleri kesmişler mahvolduk şimdi. Kim olduğunu bilmediğimiz askerler bizi rehin mi alırlar kurşuna mı dizerler hiçbir şey bilmiyoruz." O sırada İmral lafa girdi: "Yüz metre ileride ağaçların arasında benim arabam var. Sizi takip etmek için kullandığım. Onunla uzaklaşabiliriz buradan." Damla İmral'in söylediğini saniyesinde onayladı. Çakır'a önden yürümesi için başıyla emir verdi ve İmral'in arabasına doğru yürümeye başladılar. Arkalarından da ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Evin olduğu yolun köşesini döndükleri an arkalarından onlara seslendiler. "Durun! Uzay-Zaman Bütünlüğünü Koruma ve Müdahale Departmanı tarafından tutuklusunuz. Kaçmaya çalışırsanız ateş edeceğiz." "Yürü Çakır yürü. Sakın durma. Uzay, zaman müdahale ne boksa dinleme sadece yürü." Arkalarındaki ayak sesleri her geçen saniye yakınlaşıyordu. Sonunda arabanın ışıkları görüldü. Bunca saattir ışıkları açık duruyordu Damla umarım aküsü bitmemiştir eğer bittiyse mahvolduk diye düşündü. Arabanın yanına geldiklerinde İmral ve yaşlı adamı arka koltuğa oturttular ve Damla Çakır'a direksiyona geçmesini işaret etti. Ardından kendisi de diğer ön koltuğa oturdu. Tam kapıyı kapattığı an hemen yanından geçen bir sıcaklık hissetti ve sonrasında arabanın yan aynası kırıldı. Arkadaki askerler yetişmişti ateş ediyorlardı. Çakır tüm gücü ile gaza yüklendi ve araba hareketlenmeye başladı. Araba ivmelendikçe uzaklaşıyordu ama arkadaki askerler ateş etmeye devam ediyordu. Herkes kafasını eğdi yaşlı adam dışında. Yaşlı adam kafasını kaldırdı ve geriye doğru baktı. Daha sonra önüne döndü ve tek bir cümle söyledi: İŞTE ŞİMDİ BAŞIMIZ ÇOK BÜYÜK DERTTE.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE