53

1431 Kelimeler
Ay ışığı gecenin ıssız karanlığını bölüyordu. Bu ılık hava ve küçük cırcır sesleri ayın ışığına eşlik ediyordu. Bu gece öyle bir geceydi ki sanki sonsuza kadar devam edeceğe benziyordu. Çünkü az sonra olacaklara dair kimsenin hiçbir fikri yoktu. Eminim Damla benim burada olduğumu bilseydi beni yakalayıp bir şekilde etkisiz hale getirmek için elinden geleni ardına koymazdı. Benim burada olduğumu öğrense zamanı geriye sarıp markete gitmemeyi tercih ederdi. Şu içimde ayların bıraktığı atıkları kusmam gerektiğinin farkındaydım. Ödenecek bedeller de vardı. Herkes yaptıklarının bedelini ödemeliydi. Hikâyede sadece bir kazanan olmalıydı. Çakır her zaman ne diyordu bana? “Ben bu hikâyede doğrunun yanındayım İmral!” İşte tam da bu yüzden bu gece Çakır ile yüzleşmem gerekiyordu. Daha öncesinde Çakır’ın yaptığı şeylerden emin olamıyordum. Aslında belki de emindim fakat bunu kendime yediremiyordum. Sonuçta bu güne kadar Çakır bu evrende sonuna kadar güvendiğim birkaç kişiden birisiydi. Ancak işler değişmişti, neyin ne olduğu, kimin kim için neler yapacağı anlaşılmıştı. Çakır’ın da ne halt olduğunu Damla’nın ne halt olduğunu anladığım gibi anlamıştım. Artık yüzleşme vaktiydi ki bu yüzleşmeyi yapmak için geç bile kalmıştım. Çakır’ın karşısında çıkacağım ve ona ne diyeceğim? Onun bana diyeceği sözler karşısında benim vereceğim tepki ne olacak? Bunların hepsi tam bir muamma, bu öyle bir muamma ki sonunu hepimiz biliyoruz. Sözcüklerim hislerimin müdafaası olacak işte bunu biliyordum. Cesaretim ve kendime olan güvenim yerindeydi. Son nefeste gözüm açıldı ve yaptığım hataların farkına vardım. Bu yarayı kapatmanın, hesapların zamanı gelmişti. Bu gerçekleşecek yüzleşme sonunu bildiğim bir filmi izlemeye benzeyecekti. Sıkıcı ama etkileyici. Tek yapmam gereken salıp akışına bırakmam. Akışına bıraktıktan sonra her şey yolunu bulacaktı işte bundan şüphem yoktu. Damla’nın evden ayrıldığını gördükten sonra tüylerim diken diken olmuş, kalbimin ritmik atışı artmaya başlamıştı. Güzel giden bir filmde istenmeyen bir son olacaktı bu Damla ve Çakır ancak ben buraya bu oyunu bozmak için gelmiştim. Her şey bu gece sonlanacaktı. Arabanın kapısını yavaşça açtım. Hâlâ daha dikkatli davranmalıydım. Sessiz ve özenli adımlar atmalıydım ki gerçekleşecek olan şeyler çöpe gitmesin. Çakır beni görür de kaçırdıkları kişiyi bana göstermezse ve tekrardan kaçırmaya çalışırsa iş uzayıp gidebilirdi. İşin uzaması benim isteyeceğim son şey olabilirdi. O yüzden elimden geldiğince dikkatli olmalıydım. Toprak yolda küçük adımlar atıyordum. Attığım her küçük adıma bir hayal sığdırabilirdim. Benim düşüncelere dalıp gitmem kadar normal bir şey yoktu. Fakat artık hayal ya da düşüncelere yer de yoktu gerek de yoktu. Sahneyi gerçekler alacaktı ve gerekli şeyleri, gerekli kişilere gösterecekti. Bu durumdan mutlu olmayacak kişiler belliydi ama mutlu olacak kişiler de belliydi. İşte her şey şimdi bitmek için başlıyordu. Yavaş adımlar ile yürümeye devam ettim ve kapıya doğru yaklaştım. İlk önce tahtadan yapılan kapıya bir göz attım. Tokmağını mı çaksaydım yoksa parmaklarım ile mi çalsaydım kapıyı. Elim zile gitmişti ancak bu ciddi ortama yakışan bir alet değildi zil. Tak tak tak. Üç takı birer saniye ara ile vurmuştum. Resmen ürpertici bir kapıyı çalıştı. Kapıyı çaldıktan sonra kendimi özellikle de kulağımı içeriden gelen ya da gelmekte olan seslere vermiştim. Bir erkek sesi kapıya doğru yaklaşıyordu. Bu Çakır olmalıydı, Çakır’ın bu sesi serzeniş şeklinde geliyordu. Dediklerini tam anlamasam bile bir şeyden dert yandığı kesindi bunu kolayca anlamıştım. Bunu Çakır’ı tanıyan ben değil dışarıdan gelen herhangi birisi de kolayca anlayabilirdi. “Yine neyi unuttun aca…” Karşısında beni gördükten sonra diyeceği sözler boğazında takılıp kalmış olmalı ki kelimler dilini bulamadan geriye doğru yol aldı. Bu şaşırış ifadesi, bu korku, bu ne yapacağım bakışını daha önce görmek için nelerimi vermezdim ki doğrusu?  “Bir şeyi unuttuğum yok, ama sana vereceğim şeyler var. Birazcık gurur, belki biraz istersen karakter fakat eminim ki sana yakışmayacaktır!” Bu sözleri duyduktan sonra gerçekten de neye uğradığını şaşırmıştı. Bu dilimden çıkan her söz Çakır’ın gururunun tam ortasına atılan bir ok gibi saplanıyordu, ben bunu karşısından net bir şekilde görebiliyordum. Çakır’ın yerinde olmayı hiçbir insan evladı istemezdi. Haksız olduğu bir konuda kırıcı sözler işitmek ve bu sözlerin altında kalmak tam da Çakır’a göre bir şeydi. Şimdi kesinlikle masum ayağına yatacak ve kendisini duygusal bir bebek haline getirecekti. Fakat bilmiyordu ki karşısındaki İmral eski İmral değil.  “Ne? Ne diyorsun İmral! Hem sen buraya nasıl geldin? Burayı nasıl buldun? Gel dışarıda konuşalım.” “Bir akıllı sensin öyle mi? Çekil şuradan..!” Deyip onu omzundan sert bir şekilde ittim ve içeriye daldım. Ahşap odunlardan örülmüş duvar çeşitli tablolar ile süslenip püslenmişti. İçeride çok sıcak bir hava vardı fakat bu odanın sıcaklığı gelen samimiyetten değil Çakır ile Damla’nın yaptığı şeytanlıklardan dolayı cehennemden geliyordu. Bu konuşmalarımdan sonra her gün doğudan doğan güneş bir dahaki gün batıdan doğacaktı Çakır ve Damla için. Yardımlaştık sanmıştım Çakır ile. Fakat yardımlaştık sandığım an Çakır’ın kamçısının sırtımda kaldığı an ona karşı sadece tavrım değil her şeyim değişmişti. İşte şimdi de hesaplaşma zamanıydı.  “Bana söyleyeceklerin var mı Çakır?” “ Sana ne söyleyebilirim ki İmral? Ne diyeceğimi inan ki hiç bilmiyordum. Buraya geleceğin bilseydim en azından küçük bir konuşma hazırlayabilirdim bunun için. Şimdi sana ne dersem inanacak mısın söylediklerime? Yoksa sadece söyleyeceklerimi dinlemek için mi dinleyeceksin?” “Sana birçok şans verdim, sınırlarını fazla zorlamıyor musun sence de? Sen anlatacaklarını şeffaf bir şekilde anlat inanmak ya da inanmamak bana kalsın tamam mı?  “Tamam, o zaman. Senin ile iyi kötü birçok şey yaşadık senin ile biliyorsun. İyi kötü bu güzel olayların hepsi bana da sana da bir tecrübe kattı. Fakat geldiğimiz bu durum gerçekten çok üzücü. Ben bu hayatımda sana ısındığım kadar kimseye ısınmamıştım, sana güvendiğim kadar da kimseye güvenmemiştim. Fakat bu yaptıklarımdan sorumlu olan kişiler belli. Sen bunu görmüyorsun ya da görmek istemiyorsun. Bu yaptıklarımdan sorumlu ne benim ne de Damla! Bu yaptıklarımdan ve tüm bu olanlardan sorumlu olan tek kişi sensin işte sen! Ben senin gibi bir dostu, senin gibi bir arkadaşı bulmuşum neden bırakayım ha? Söyler misin bana! Sen bana yalan söyledin. Yaşadıklarını kendi çıkarın doğrultusunda kullanarak beni Damla’ya düşman etmeye çalıştın. Ki başardın da. Gerçekten büyük yalancısın seni bunun için tebrik etmem gerekiyor. Karşındaki kişiyi küçük küçük algı oyunları ile manipüle edebiliyor ve karşındaki kişiyi söylediğin yalanlara kolayca inandırabiliyorsun. Bak beni yanlış anlamanı istemem. Ben sana en baştan beri ne diyordum? Ben doğrunun yanındayım İmral. Yangının olduğu gün seni ve Damla’yı kurtardım. Birlikte eve kadar geldik Damla’yı bağladık. Damla’ya karşı çok büyük bir kin ve nefret beslediğin ve onu yangında kurtarmanın verdiği kibir ile onun ile muhatap olmak istemedin hatırlıyor musun? Bütün ihtiyaçları ile sanki bir hizmetçiymiş gibi ben ilgilendim. Evet, o güne kadar ben senin yanındaydım. O güne kadar sen isteseydin veya yapmam gerekseydi senin içinde var olduğunu zannettiğim saflık ve iyilik için kendi canımı feda edebilirdim. Fakat şöyle bir düşününce ne aptalmışım ben! Senin odanda keyif çattığın günler Damla kendi kendisine odasında konuşuyordu. Yakınlarda benim olduğunu biliyor gibi konuşuyordu. O güne kadar bütün yaşadıklarını sesli bir şekilde anlatıyordu. Ben başta kulak asamsam da bu söylediklerine bir süre sonra kulağımın istemsizce oraya odaklandığını ve söylediklerini dinlemem gerektiğini hissettim. Ki hislerime iyi ki de güvenmişim. Bugün Damla’nın anlattığı şeyleri dinlemesem halen de senin yanında bir kukla gibi olabilirdim. Fakat ben en iyisini yaparak doğruyu buldum. Damla bana gösterdiği şeyler ile senden daha mantıklı şeyler söyledi ve senin bir yalancı, duygusal bir psikopat olduğu gerçekleri ile beni yüzleştirdi. Başta bunu kabullenmek zor oldu ancak daha fazla kendimi kandıramazdım. Bak bana İmral herkesin kendi içinde inandığı doğrular vardır. İnsan bu doğrulara kendisini gereksizce kaptırır ve inandırır. Ben hem senin doğrularını hem de Damla’nın doğrularını üçüncü kişi gözlüyle dinledim ve bu doğrularınızı eğri oturup düz bir şekilde düşündüm, bunun ile birlikte bir sonuca bağladım. Bu hikâyede haklı olan taraf Damla. Kusura bakmak İmral bu gerçekler ile benim gibi senin de yüzleşmen gerekiyor. “Sen ne diyorsun ya! Belli ki Damla senin beynini söylediği yalanlar ile güzelce yıkamış. Senden umudu tamamen kesmiştim zaten pis dansöz. Hâlâ bana Damla’nın haklı olduğunu savunuyorsun. Sende hiç mi utanma yok ya? Omurgasız mısın sen? Madem Damla haklı, madem Damla doğru defolup gitsene onun yanına! Neden benim yanımda durup benimle vakit geçiriyorsun. Tabi canım beni oyalayıp Damla ile ilgilenmemi engelleyecektin değil mi? Ah ben ne saf bir günahsız kadınım!” Daha önce duyduğum, tanıdık bir ses geldi. Bu sesi çok özlediğimi ve kulağımın içinden girdiği andan itibaren nasıl kalbime dokunduğunu hiçbir kelime tarif edemezdi. Fakat söyleyecekleri o kadar çok canımı yakacak ki… Bu sesinin verdiği huzur bir anda kaybolacak ve yerini korkuya ve çekinme duygusuna alacaktı… “İmral! Sen hangi yüz ile konuşmaya devam ediyorsun? Yaptıklarından hiç mi utanmıyorsun. Gözün ile net bir şekilde gördüğün şeye yorumun hep başka, yorumun hep kendi lehine göre. Sürekli oyunu baştan sarıyorsun ve kendini yalanlarına inandırıyorsun. Senin yüzünden yüzlerce hatta binlerce insan öldü, tüm bunlar olurken sen… O sırada sol tarafımdan bir kapı açılış sesi geldi. Gelen kişi üvey kardeşim Damla’ydı. Bu eve girmeden önce her şey şimdi bitiyor demiştim fakat yanılmışım. Her şey işte şimdi başlıyor…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE