43

1861 Kelimeler
Bu sefer ön görülerim beni doğru yöne götürmemişti. Belki de bu gördüklerim ön görülerimin bir parçası değildi. Belki de sadece normal bir insan gibi kâbus görmüşümdü. Normal bir insan gibi diyorum çünkü ön görülerim beni diğer insanlardan ayırıyor. Bu durumun beni diğer insanlardan ayırması olumlu yansımıyor bana. Çünkü gördüğüm kâbus yüzünden en yakın dostumdan, arkadaşımdan, sevdiğim insandan şüphe ettim. Bunun vicdanı ile yaşamak çok kolay olmayacak, bundan maalesef eminim. Benim vicdanım, düşmanımın yakalayacağı en büyük açıktır. Düşmanımın en büyük açığımı bilmesi ise benim için büyük bir tehlike içeriyordu. Bunun için bir önlem almama gerek var mıydı? Şu an bunu sorgulamam gerektiğini fark ettim. Eğer benim en azılı düşmanımın en büyük açığını bilseydim, onu yıkmak; yıkamasam da onu fazla derecede yıpratmak için elimden gelen her şeyi ama her şeyi yapardım. Damla’nın açığı var mı diye düşünmeye başlamıştım. Aslında onun en büyük açığı annesiydi. Fakat onun annesi benim de annem olduğu için onu buradan vurmak bana yakışan bir şey değildi kesinlikle. Eğer onu annesi ile vuracak olursam kendimi de vurmuş olurdum. Bu yüzden buna hiç gerek yoktu. Damla’yı yakından tanıma fırsatı hiç bulamamıştım. Belki de o bana bu fırsatı vermedi ya da vermek istemedi diyebilirim. Onu ve çevresini yakından tanıyamamam bana oldukça garip gelmişti. Şimdi şöyle bir düşününce o bana dair her şeyi biliyordu fakat benim ona ve çevresine arkadaşlarına yaşantısına dair bildiğim şeyler çok ama çok kısıtlıydı. Peki, o benim hakkımda bu kadar bilgiyi nereden biliyordu? Bunu sorgulama vakti gelmişti sanırım artık. Damla hiçbir zaman benim yanımda ya da yakınımda bulunan, beni tanımaya çalışan bir insan olmamıştı. Bundan dolayı benim ile ilgili olan bilgileri birinci ağız tarafından yani bu demek oluyor ki benden almamıştı. İkincil kişi ağzından benim hakkımda bilgileri alması kuvvetle muhtemeldi. Fakat bu ikincil kişi kimdi? Bunu sorgulamam, çeşitli ipuçlarından hareketle bu kişiye ulaşmam gerek. Eğer ulaşamazsam bu ikincil kişi benim ipimi çekebilecek imkânlara sahip. Düşünmeye başladım, benim Damla haricinde başka düşmanım var mıydı? Sınıftan beni sevmeyen kızlar tabii ki de vardı. Çünkü benim de sınıftan sevmediğim birçok kız vardı. Her sınıfta birbirini sevmeyen, birbirine karşı ön yargısı olan ve sebepsiz yere kin besleyen bir kız grubu vardır. Bunu inkâr etmek çok doğru olmaz. Sınıftaki kızları düşündüğümde benden haz etmeyen ve haz almayan iki ya da üç kız vardı fakat bunların benden haz almama derecesi düşman olacak kadar değildi, yani en azından ben öyle düşünüyordum. Benden hoşlanmasalar bile sırf beni düşürmek için Damla ile iş birliği yapacak olan kimseyi tanımıyorum çevremden. Biraz daha zihnimi zorlayınca aklıma şöyle bir şey geldi; Damla’nın benim hakkımda bilgi aldığı kişi ya beni sevip gözüküp içinden bana kin besleyen birisiyse? İşte eğer böyle bir durum gerçekten de mevcut ise benim ciddi bir problemim var. Ancak çevremde böyle bir şey yapacak kimseyi tanımıyorum ben. Benim samimi olduğum insanlar belirli sayıdadır. Öyle herkese gönlümü açmam. Hele ki herhangi birisine benim açıklarımı gösterecek kadar içimi açmam. Bu durum sadece benim için değil tüm aklı başında olan insanlar için geçelidir. Artık bu fikirden bir şey çıkmayacağını anlamaya başlamıştım. Fakat bir anda zihnimde bir karışıklık oldu, beynimin kıvrımlarının acıdığı ve yandığını fark etmiştim. Beynimde ansızın bir şimşek çakmıştı. Fakat çektiğim acı bu şimşeğin bana olumsuz bir şeyleri hatırlatacağının habercisiydi. Kafamın içi biraz sakinlemişti fakat zihnimde, algılarımda yine Çakır’ın yüz ifadesi vücudunun silueti belirmişti. Yine başa mı dönmüştük? Ben kendi içimde bu konuyu kapattığımı düşünmüştüm. Fakat demek ki kapanmayan bazı şeyler vardı. Zihnim bana hatırlamam ya da anlamam gereken bir durumu vurguluyor olabilir. Çakır… Damla’yı bıraktıktan sonra gösterdiği hal hareket ve tavırlar beni derinden etkilemişti. Onu bana ihanet etmek ile suçlamak en kötüsü onu öyle bir damga bastırıp ona içimde kin duymam, kendi içimde kendimi affedebileceğim bir durum değildi. Ancak Çakır’ın masumluğundan tam da emin olamamıştım. Belki de sadece Çakır’ın bana ihanet etmesini kendime yediremiyordum, ona bu yakıştırmayı yapamamamın temel sebebi sadece budur. Fakat şöyle bir düşününce hem beni hem de Damla’yı tanıyan kaç kişi vardı bu evrende? Bir ilk olarak annemiz, onun da artık laf taşıma gibi bir durumu olamaz bu dünyadan göç ettiği için, bir de Çakır. Kendime yediremesem de Çakır’a karşı tavrımı değiştirmeli miydim? Sanırım bunu düşünme sırası gerçekten gelmişti. Yoksa düşüncelerimin içinde kayboluyordum. Şüphelerim hem kendimi hem de sevdiğim insanları yıpratıyordu. Durduk yere Çakır’dan şüphelenmeye başlamıştım sırf bu boktan ön görme yeteneğim yüzünden. Belki de gerçekten de yanılma durumu olabilirdi. Sonuçta hiçbir şey kusursuz değildi. Gerçekten de ön görülerim değil de zihnimin bana oynadığı bir oyuna yani bir kâbusa yenik düşmüşümdür. Sonuçta ben de bir insanım ve gün boyunca hem koktuğum hem de düşündüğüm şeyleri uykumda görebilirim. Bundan daha doğal ne vardı ki? Ancak Çakır’ın üstünde hemen hemen her zaman gözüm olması lazımdı. Sonuçta ben markete gittiğimde Çakır ile Damla evde yalnız kaldılar fakat geldiğimde ikisi de yoktu. Damla’nın o halde ve durumdayken kaçması gerçekten imkânsız bir şeydi. Birisinin yardımını alması onun ile birlikte evden kaçması ve uzaklaşması lazımdı. Peki, evde benden başka kim vardı? Çakır… Damla'nın elimizden kalmasının üzerinden bir kaç gün geçmişti. Çakır'a karşı her ne kadar mesafeli ve dikkatli duruyor olsam da yavaş yavaş oma karşı olan şüpheciliğim yerini güvene bırakmaya başlamıştı. Böyle şüphecilikle bir yere varmak mümkün değildi. Kaçtığı günden bu yana Damla'dan herhangi bir haber alamamıştım. O da herhangi bir hamle yapmadı. Bir kaç gündür sözler üzerine çalışıyorum. Yazmaya, Damla'dan önce tamamlamaya çalışıyorum fakat bir türlü tamamlayamıyorum. Bazen bazı kelimeler geliyor aklıma. Daha önce hiç duymadığım hiç kullanmadığım kelimeler bunlar onlar üzerinden şarkıyı kurgulamaya çalışıyorum ama biraz ilerledikten sonra tıkanıyorum. Buruşturup attığım kağıt sayısı kaç oldu artık saymayı bıraktım. Sürekli aklım Damla'nın kaçmasına takılıyor ve kaçtıktan sonra neden hala hiçbir şekilde hamle yapmamış olmasına takılıyor. Geçen bir kaç gün Damla için uzun bir süre. Onun bu bir kaç günde kötülük yapmadan duruyor olduğu fikri çok da mantıklı gelmiyor bana ama her ne yapacaksa aklında her ne kötülük ne hinlik varsa ona karşı dikkatli olmalıyım ve karşı koymanın yolunu bulmalıyım. Damla gittikçe saldırganlaşıyor ve gittikçe tehlikeli bir hal alıyor. Onun bir kez daha eline düşersem önceki kadar şanslı olmayabilirim. Artık Çakır'a da eskisi kadar güvenmiyorum. Bu yüzden tek başıma da ne yapacağımı düşünmeliyim. Kendi kendimle konuşmaya dalmışken Çakır kapıyı çaldı. "İmral müsait misin? Girebilir miyim?"   "Gelebilirsin tabii ki Çakır müsaitim."   "Sabahtan beri buradasın hiçbir şey de yemedin. Akşam yemeği için bir şeyler yaptım gel de beraber yiyelim." Beynimdeki, kafamdaki tilkiler Çakır'ın yaptığı bir şeyi yeme konusunda tedirgindi ama o tilkileri susturmam gerekiyor. Çünkü bir hayli acıktım. O yüzden Çakır'ın teklifini kabul ettim ve onunla beraber masaya oturdum. Çakır restaurantına gelmiş bir asilzade gibi davrandı bana. Önce sıcak başlangıç ardından ara sıcak sonrasında ana yemek ve en son da tatlı getirdi önüme. Ne yalan söyleyeyim hayatımda bu kadar fazla yediğim çok az öğün olmuştur. Sanırım bugün 2 kilo almışımdır. Yedikten sonra masayı kaldırmasında Çakır'a yardım ettim. Yardım ederken Çakır'ın Damls hakkında hiç konuşmaması aksine Damla gibi bir sorunumuz hiç yokmuş gibi davranması benim canımı biraz sıkıyordu. Dayanamayıp sordum. "Çakır Damla kaçtığından beri neden onunla ilgili hiçbir şey söylemedin? Sanki o kaçmamış hatta hiç öyle bir problemimiz yokmuş gibi davranıyorsun. Bu durum senin bu rahatlığın benim sinirlerimi son derece geriyor. Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?  Çakır elindeki tabağı çanağı tezgaha bıraktı ve kaşlarını çatarak bana baktı. "Rahat olduğumu mu düşünüyorsun İmral? Gerçekten mi? Beni bu zamana kadar hiç tanımamış gibi davranıyorsun. Rahat falan olduğum yok. Aksine içim içimi yiyor. Damla ne zaman bize karşı bir hamle yapacak diye içim içimi yiyor. Gece uyku uyuyamıyorum. Biz uyurken bir şey yapar seni koruyamam diye. Evet hiç bir problemimiz yokmuş gibi davranıyorum çünkü öyle olsun istiyorum. Hiçbir problemimiz olmasın mutlu olalım. Yarını düşünmeyelim istiyorum. Son bir kaç gündür sürekli bu iğneleyici sürekli bu suçlayıcı tavırların gerçekten beni üzüyor ve sinirlendiriyor. Evet Damla kaçtığında evde olmam ve ona engel olmam gerekiyordu. Evet Damla'nın kaçmış olmasında dolaylı yoldan suçluyum ama onu bilerek bırakmadım. Onu bilerek salıvermedim. Böyle bir şeyi neden yapayım? Damla'nın benim de hayatımı mahvedeceğini biliyor olmama rağmen böyle bir şey yapmamın bana ne gibi bir faydası olur söyler misin? İster inan ister inanma. İstersen beni suçlamaya ağzımı aramaya devam et ama Damla'nın kaçmış olmasında aptal olmam dışında bir suçum yok. Onu bilerek bırakmadım. Bunu anla artık ve kabul et. Beni aptal olduğum için suçlamak istersen suçla. Beni dikkatsizlikle suçlamak istersen onla da suçla ama beni ihanetle suçlama artık çünkü ben sana ihanet etmedim. Ben her zaman ama her zaman doğrunun yanındayım İmral. Bunu sakın unutma. Ben her zaman doğrunun yanındayım. Çakır'ın gözleri dolu dolu olmuştu ve gözlerini kırpmadan doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. Sanki ağzımdan çıkacak kelimelere bağlıydı yaşaması ya da ölmesi. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Sonuçta ortada bu zamana kadar hiç yanılmamış ön görülerim var. Ama Çakır'a da inanmıyorum desem yalan olurdu. O yüzden bu son söylediklerinden sonra artık onun ağzını aramayı bırakmaya karar verdim. "Özür dilerim Çakır. Sanırım bu şüpheciliğim sana haddinden fazla zarar verdi. Asla seni ihanetle suçlamak istemedim. Sadece anlarsın ya bir daha o duruma düşmek istemiyorum. Artık Damla'dan kurtulmak istiyorum. Şu sözleri yazmak ve sonrasında Damla'dan kurtulabilmek sıradan bir hayata sahip olabilmek istiyorum." Çakır söylediklerinden sonra biraz daha rahatlamış gibi görünüyordu. Elleriyle gözlerini ovuşturdu. Ardından yüzünde gülümsemesiyle masada kalanları almak için koridora gitti ben de peşinden yardım için gittim. Beraber masayı topladıktan sonra salonda oturduk biraz. Her şeyden uzaklaşıp hayal kurduk. Durum bundan farklı olsaydı. Tepeden tırnağa belaya batmış olmasaydık bize ne olurdu? Nasıl olurduk? Daha mutlu mu olurduk? Gelecekte nasıl bir hayat hayal ediyoruz. Bunların hayalini kuruyorduk. Güzel bir sohbet oluyordu. Ta ki kapı çalıncaya kadar. Dalmış olmalıyım ki kapı çalar çalmaz oturduğum yerden bir korkuyla irkildim. Ben korkunca Çakır da bir an şaşırmış gibi oldu. Çakır sakin ol İmral. Sadece kapı çaldı. Sen istersen burada kal ben bakıp geleyim dedi. Olduğum yerde sessiz ve tedirgin bir şekilde oturdum. Çakır kapıda yaklaşık 1 dakika konuştuktan sonra elinde bir zarf ile içeri geldi. Ne olduğunu sorduğumda bilmediğini söyledi. "Bilmiyorum. Mektuba benziyor ama ne pulu var. Ne gönderen ismi ne de gönderici ismi. Sadece alıcı adresi olarak burası yazılmış o kadar." "Açsana belki önemli bir şeydir." Çakır zarfı istemsiz bir şekilde açtı ve içinden 1 sayfalık bir mektup çıktı. Kimden olduğunu sorduğumda o kan dondurucu cevabı aldım.  "Damla'dan." Neden tam da şuan gelmişti ki bu mektup? Tam bir nebze olsun bu durumdan uzaklaşmışken normal bir insan gibi hissediyorken Damla yine bu anımı bozmayı ve bana normal bir insan olmadığımı hatırlatmayı kusursuz bir şekilde başarmıştı. Öyle bir canavar ki bir dakika bırakın bir dakikayı bir saniye bile mutlu olmama müsade etmiyordu. Sanki hissediyor gibiydi ne zaman mutlu hissettiğimi. Ne zaman mutlu hissetsem hemen bir şey yapıyor ve durumu tam tersine çeviriyordur. Aklımı da okusa şaşırmam o dereceye geldim artık bu kıza karşı. Yine kendi kendime düşünürken daldım gittim. Çakır'ı ve Damla'nın gönderdiği mektubu unuttum. Çakır'a dönüp ne yazmış okusana dedim. Çakır'ın öylesine beti benzi atmıştı ki sanki yıllar önce ölmüş birini karşısında görmüş gibiydi adeta. Bir kaç kez daha tekrarlamak zorunda kaldım beni duyması için. "Çakır okusana." "Çakır okusana." Hiçbir tepki yoktu Çakır'dan. "Çakır oku artık şu mektubu." Çakır hala tepkisiz bir şekilde kağıda bakıyordu ve sabrım tükenmişti. Bu yüzden ayağa kalktım ve elinden mektubu çekip aldım. "Ver şu kahrolası mektubu bana. Kendim okurum." Mektubu elime aldıktan sonra sanki ben de Çakır gibi olmuştum. İkiye katlanmış kağıdın bir tarafını kaldırp yazanları okumam gerekiyordu altı üstü ama bir anda üzerime bir ağırlık çökmüştü. Sanki kağıdı kaldırmaya gücüm de takatim de kalmamıştı. Ama kağıdı kaldırdım ve mektubu okumaya başladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE